EURO
1
  • EURALL
    95.24 0.00%
  • EURTRY
    53.08 0.00%
  • EURMKD
    61.63 0.00%
  • EURRSD
    116.58 0.00%
  • EURUSD
    1.15 0.00%
  • EURGBP
    0.86 -0.35%
  • EURCHF
    0.91 -0.35%
  • EURSEK
    10.82 0.00%
  • EURAUD
    1.63 0.00%
Haberler aranıyor...
Aramak için en az 2 karakter yazın.

Sizden Gelenler

NASA'nın "sessiz" süpersonik jeti X-59 ses duvarını ilk kez aştı
NASA'nın uzun burunlu deneysel jeti X-59, gerçekleştirdiği ilk süpersonik uçuş testinde ses hızını başarıyla geçerek havacılık tarihinde yeni bir milada imza etti.  NASA'nın Quesst (Sessiz Süpersonik Teknoloji) programının merkezinde yer alan X-59 araştırma uçağı, havalanarak ilk kez ses duvarını aştı.  California'daki Edwards Hava Üssü'nden yerel saatle 14:08'de havalanan deneysel jetin kokpitinde NASA test pilotu Jim "Clue" Less yer aldı. Gökyüzünde toplam 81 dakika kalan X-59, uçuş sırasında maksimum 43 bin 400 fit (yaklaşık 13 bin 228 metre) irtifaya ulaştı. Test esnasında saatte 1.147 kilometre hıza erişen süpersonik jet, ses hızının 1,1 katını (Mach 1,1) görerek hedeflenen performans sınırını başarıyla yakaladı.Gözler ikinci test uçuşunda X-59 geliştirme ekibi elde edilen bu ilk başarıyla yetinmeyerek, önümüzdeki birkaç gün içinde uçağı ilk "görev koşulları" uçuşuna göndermeyi planlıyor. Bu yeni aşamada jetin 55 bin fit (yaklaşık 16 bin 764 metre) yüksekliğe çıkması ve Mach 1,4 maksimum hıza ulaşarak kendi rekorunu tazelemesi hedefleniyor. Bu uçuşlar sırasında elde edilecek veriler, karadaki insanların uçağın çıkardığı hafif "gümleme" sesini nasıl algıladığını ölçmek için kullanılacak.Ticari süpersonik uçuşların önü açılıyor ABD Federal Havacılık İdaresi (FAA), insanları ve mülkleri yüksek ses patlamalarından korumak amacıyla kara üzerindeki süpersonik uçuşları 1973 yılında yasaklamıştı. Lockheed Martin Skunk Works tarafından inşa edilen X-59 ise geleneksel süpersonik uçakların yarattığı kulak tırmalayıcı patlama sesleri yerine, sadece hafif bir "tıkırtı" üretecek şekilde özel olarak tasarlandı. NASA, bu testlerden toplanacak gürültü verilerini ulusal ve uluslararası düzenleyici kurumlarla paylaşarak kara üzerindeki ticari süpersonik uçuş yasağının kaldırılmasını ve bu pazarın yeniden canlandırılmasını amaçlıyor.
1 gün önce
0
Devamını Oku
Jared Kushner Olmasaydı Kimsenin Umurunda Olmazdı
Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy    Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Sazan Adası’nda planlanan lüks turizm projesine yönelik artan tepkileri reddederek, protestoların siyasi amaçlarla yürütüldüğünü savundu. Rama’ya göre projenin uluslararası gündeme taşınmasının temel nedeni, yatırımcılar arasında Jared Kushner’ın bulunması.   AB–Batı Balkanlar Zirvesi kapsamında Karadağ’ın Tivat kentinde Politico’ya konuşan Rama, “Eğer Jared olmasaydı, Arnavutluk’ta olup bitenlerle kimse ilgilenmezdi” ifadelerini kullandı. Başbakan, projeye yönelik eleştirilerin özellikle Donald Trump karşıtları tarafından büyütüldüğünü öne sürdü.   Bazı medya kuruluşlarının “Flamingo Devrimi” olarak adlandırdığı protestolar, Sazan Adası ve Zvërnec bölgesinde inşa edilmesi planlanan dev turizm kompleksine karşı düzenleniyor. Projenin yaklaşık 10 bin otel odası ve villadan oluşabileceği belirtiliyor.   Çevreci kuruluşlar ise yatırımın flamingoların yaşam alanları başta olmak üzere 200’den fazla göçmen kuş türünü, Akdeniz foklarını ve deniz kaplumbağalarını tehdit edebileceği uyarısında bulunuyor.   Rama, yabancı yatırımları ülkenin ekonomik kalkınmasının temel unsuru olarak gördüğünü belirterek, “Yabancılar önceliğimizdir çünkü Arnavutluk’a ve Arnavut vatandaşlarına para getiriyorlar” dedi. Başbakan ayrıca, 2013 yılında göreve gelmesinden bu yana ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının üç kat arttığını savundu.   Kushner ve eşi Ivanka Trump hakkında ortaya atılan iddiaları da reddeden Rama, “Jared ve Ivanka’nın bu tartışmalarla hiçbir ilgisi yok. Bunların tamamı uydurma ve kurgulanmış hikâyeler” ifadelerini kullandı. Projede Katarlı ve Arnavut yatırımcıların da yer aldığını vurguladı.   Arnavutluk Başbakanı ayrıca, proje hakkında ortaya atılan ve bölgede Gazze’den Filistinlilerin yerleştirileceğini öne süren iddiaların bir dezenformasyon kampanyasının parçası olduğunu belirterek, İran’ın da bu süreçte yürütülen hibrit bilgi savaşında rol oynadığını ileri sürdü.   Turizm yatırımları ile çevrenin korunmasının bir arada yürütülebileceğini savunan Rama, Avrupa Birliği liderlerinin bu proje nedeniyle Arnavutluk’un Avrupa yolculuğunu sorgulamayacağını söyledi.   “Flamingolar ile kalkınmanın uyum içinde bir arada yaşayabildiğini herkes kendi gözleriyle görecek” diyen Rama, projeyi savunmayı sürdürdü.
1 gün önce
0
Devamını Oku
Körfez'de tansiyon yükseliyor: Masada müzakere, sahada karşılıklı saldırı
ABD ordusu Hürmüz Boğazı'nda İran'a ait İHA'ları düşürüp radar tesislerini vurduğunu açıklarken, İran Devrim Muhafızları Ordusu Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD üslerine füze saldırısı düzenleyerek misilleme yaptı.  Tahran ve Washington hatlarında müzakerelerin ilerlediğine dair sinyaller gelse de sahada askeri gerilim tırmanmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı ve çevresinde son saatlerde yaşanan sıcak çatışmalar, bölgedeki güvenlik endişelerini artırdı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Hürmüz Boğazı'nda seyreden İran'a ait 4 insansız hava aracının (İHA) ABD güçleri tarafından düşürüldüğünü duyurdu. Yapılan açıklamada, ABD güçlerine yönelik olası saldırıları engellemek amacıyla İran'ın Goruk ve Keşm Adası'ndaki kıyı gözetleme radar sistemlerinin de hedef alındığı bildirildi. CENTCOM, söz konusu operasyonlara ilişkin görüntüleri de kamuoyuyla paylaştı.İran'dan balistik füze misillemesi ABD'nin saldırı haberlerinin ardından Kuveyt ve Bahreyn'de bulunan ABD üslerinde siren sesleri yükseldi. İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD'nin eylemlerine yanıt olarak bu iki ülkedeki Amerikan askeri tesislerinin balistik füzelerle hedef alındığını açıkladı. Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, ABD'nin "saldırgan eylemlerini" sürdürmesi halinde Hürmüz Boğazı'nın petrol ve doğal gaz ihracatına tamamen kapatılabileceği uyarısı yapılarak, yaşanacak küresel sonuçlardan doğrudan ABD'nin sorumlu olacağı vurgulandı.Füzelerin çoğu engellendi CENTCOM, İran'ın misilleme saldırısına ilişkin güncel bilgileri paylaştı. Yapılan açıklamada, İran tarafından Kuveyt ve Bahreyn'deki üslere toplam 7 balistik füze fırlatıldığı kaydedildi. ABD savunma sistemlerinin bu füzelerden 6'sını havada imha ettiği, 1 füzenin ise hedefine ulaşmadan düştüğü belirtildi. Bölgedeki diplomatik kaynaklar, bir yandan müzakere masasında ilerleme kaydedilmeye çalışılırken diğer yandan askeri çatışmaların yaşanmasının, bölgedeki hassas dengeleri her an bozabileceğine dikkat çekiyor. İran, ABD üslerini füzelerle hedef aldı İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ABD ordusunun Sirik ve Keşm Adası'na yönelik saldırısı sonrası, bölgedeki ABD üslerinin füzelerle hedef alındığını duyurdu.  İran devlet televizyonuna göre, Devrim Muhafızları Ordusu, bölgedeki ABD üslerinin hedef alınmasına ilişkin bildiri yayımladı. Bildiride, "Çocuk katili ve terörist ABD ordusunun Sirik ve Keşm Adası'na yönelik saldırısı sonrası, düşmanın bölgedeki üsleri Hava ve Uzay Kuvvetlerinin füzeleriyle vuruldu." ifadelerine yer verildi. Devrim Muhafızları Ordusundan karşılıklı saldırıların detayına ilişkin yapılan açıklamada ise 4 petrol tankerinin yerel saatle 01.30’da Hürmüz Boğazı’ndan izinsiz geçmeye çalıştığı, bunun üzerine 4 petrol tankerinden birisinin hedef alındığı ve ardından yine yerel saatle 02.00’de ABD’nin Sirik ve Keşm Adası’ndaki iki iletişim kulesine füze saldırısı gerçekleştirdiği belirtildi. Açıklamada, yaşanan bu gelişmelerin ardından Devrim Muhafızları Ordusunun ABD'nin Kuveyt'teki Ali es-Salem Hava Üssü ile Bahreyn'deki Beşinci Filo Karargahını hedef aldığı kaydedildi. ABD, Hürmüz Boğazı'nda 4 İran İHA'sını vurdu ABD ile İran arasındaki müzakerelerde ilerleme kaydedilse de sahada tansiyon hala yüksek. ABD ordusu, Hürmüz Boğazı'nda İran'a ait 4 İHA'yı düşürdüğünü ve İran'a ait radar tesislerini vurduğunu duyurdu. Gelişmelerin ardından Kuveyt ve Bahreyn'e saldırılar düzenlendi.   ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM'dan yapılan açıklamada, ABD ordusunun Hürmüz Boğazı üzerinde bölgesel deniz trafiğine acil tehdit oluşturan 4 İran İHA’sını düşürdüğü belirtildi. ABD ordusunun, "daha fazla saldırıya karşı savunma amacıyla" Goruk bölgesi ve Keşm Adası’ndaki İran kıyı gözetleme radar tesislerini de vurduğu kaydedildi. Gelişmelerin ardından Kuveyt'ten de patlama sesleri gelmeye başladı.  Kuveyt ordusu, ülkeye yönelik füze ve İHA saldırıları sebebiyle hava savunma sistemlerinin devreye girdiğini duyurdu. Kuveyt'teki saldırının ardından Bahreyn'de de sirenler çaldı ve halka güvenli yerlere gitmeleri çağrısı yapıldı.
1 gün önce
0
Devamını Oku
Hırvatistan’da Müslümanların Bayram Kutlaması Neden Hedef Haline Geldi?
Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy   Zadar’da Kurban Bayramı kutlaması için salon kiralayan işletmecilere tehdit: 51 yaşındaki şüpheli gözaltına alındı   Hırvatistan’ın Zadar kentinde Kurban Bayramı kutlamaları için salonunu kiraya veren bir işletmeci ailesi, tehditlere maruz kaldı. Olayla ilgili yürütülen soruşturma sonucunda 51 yaşındaki bir Hırvat vatandaşı gözaltına alınarak hakkında ceza davası açıldı.   Polis açıklamasına göre şüpheli, 27 Mayıs’ta telefonla aradığı 35 yaşındaki salon sahibine, mesleki faaliyetleri nedeniyle ciddi tehditlerde bulundu. Gözaltına alınan şahsın alkollü olduğu tespit edilirken, işlemlerinin ardından savcılığa sevk edildi.   Olayın arka planı   Zadar kamuoyu, Kurban Bayramı kapsamında düzenlenen toplu namaz görüntülerinin sosyal medyada paylaşılmasıyla bu etkinlikten haberdar oldu. Müslümanların bayram kutlaması için kiralanan düğün ve etkinlik salonunda gerçekleştirilen ibadet görüntüleri, bazı çevrelerde tartışma yarattı.   İmam: “İzole bir olay olduğunu düşünüyorum”   Zadar İslam Birliği’nin baş imamı Ćamil Bašić, salon sahibine yönelik tehditlerden haberdar olmadığını belirterek şunları söyledi:   “Zadar’daki İslam topluluğu şimdiye kadar ciddi bir olumsuzluk yaşamadı. Bu tehdidin münferit bir olay olduğunu düşünüyorum.”   Bašić ayrıca son yıllarda Zadar’daki Müslüman nüfusun özellikle bayram dönemlerinde arttığını ifade etti. Bu artışın büyük ölçüde yabancı işçiler ve turistlerden kaynaklandığını belirtti.   Göç karşıtı siyasetçinin paylaşımı tartışma yarattı   Namaz görüntülerini ilk paylaşan kişilerden biri, göçmen karşıtı söylemleriyle tanınan bir Zadar siyasetçisi oldu. Siyasetçi paylaşımında, insanların dini bayramlarını kutlamalarının normal olduğunu söylemekle birlikte, kentte çok sayıda yabancının bulunmasından duyduğu şaşkınlığı dile getirdi.   Paylaşımın ardından sosyal medyada yüzlerce yorum yapıldı. Bazı kullanıcılar İslam karşıtı ve yabancı düşmanı ifadeler kullanırken, bazıları da din özgürlüğünü savundu.   Toplumdan farklı tepkiler   Yorumlar arasında: * “Başka dine mensup insanlardan neden nefret ediyorsunuz?” diyenler, * “Kimse kimseye zarar vermediği sürece ibadet etmek herkesin hakkıdır” görüşünü savunanlar, * “İster camiye ister kiliseye gitsin, önemli olan insan olmaktır” ifadelerini kullananlar yer aldı.   Diğer yandan bazı kullanıcılar ise Müslümanlara ve göçmenlere yönelik aşağılayıcı ve nefret içerikli yorumlar yaptı.   Genel değerlendirme   Olay, son yıllarda turizm ve iş gücü göçü nedeniyle yabancı nüfusun arttığı Hırvatistan’da, özellikle göçmenler ve Müslüman topluluklara yönelik toplumsal hassasiyetlerin zaman zaman gerilime dönüşebildiğini gösteriyor. Ancak polis makamlarının tehdidi suç olarak değerlendirip hızlı şekilde müdahale etmesi ve Zadar İslam Topluluğu’nun olayı münferit bir vaka olarak görmesi dikkat çekiyor. Bu durum, ülkede din özgürlüğünün hukuki olarak korunduğunu ve nefret temelli tehditlere karşı resmi makamların harekete geçtiğini ortaya koyuyor.
1 gün önce
0
Devamını Oku
 Türkiye zirvede neden yok!?
Karadağ’da Avrupa Zirvesi Genel Değerlendirme    Türkiye zirvede neden yok!?   (Mufassal haber analiz: M.Tevfik Yücesoy)   Karadağ’ın Tivat kentinde 5 Haziran 2026’da düzenlenen AB–Batı Balkanlar Zirvesi, son yılların en önemli genişleme toplantılarından biri olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ana teması “AB ile Batı Balkanlar’ın ortak refahı ve istikrarı” idi. Toplantıya AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Batı Balkan ülkelerinin liderleri katıldı.     Zirvenin en önemli sonucu: AB üyeliğini hızlandırma arayışı   AB liderleri, Batı Balkan ülkelerinin tam üyeliği beklerken bazı AB kurumlarına, programlarına ve ortak pazara kademeli olarak dahil edilmelerini öngören yeni bir yaklaşımı tartıştı. Almanya ve Fransa’nın sunduğu plana göre aday ülkeler reformları yerine getirdikçe tam üyelik beklenmeden bazı AB haklarından yararlanabilecek. Bunlar arasında:   * AB ortak pazarına kısmi erişim, * Erasmus ve araştırma programlarına daha geniş katılım, * Enerji ve sanayi politikalarına entegrasyon, * Bazı AB bakanlar toplantılarına gözlemci olarak katılım, gibi başlıklar bulunuyor.     Bu yaklaşımın temel amacı, yıllardır yavaş ilerleyen üyelik sürecine somut faydalar kazandırmak ve bölgedeki reformları teşvik etmek olarak açıklandı.     Batı Balkanlar için “Büyüme Planı” yeniden teyit edildi   AB’nin 6 milyar avroluk Batı Balkanlar Büyüme Planı’nın uygulanması zirvenin merkezindeki konulardan biriydi.  Plan: * Bölgeyi AB tek pazarına yaklaştırmayı, * Bölgesel ekonomik entegrasyonu artırmayı, * Hukuk devleti ve yargı reformlarını hızlandırmayı, * AB üyeliği öncesi ekonomik yakınlaşmayı güçlendirmeyi amaçlıyor.     AB yetkilileri, fonların reform performansına bağlı olduğunu özellikle vurguladı. Reformları gerçekleştirmeyen ülkelerin mali destekten tam olarak yararlanamayacağı belirtildi.     Karadağ ve Arnavutluk öne çıktı   Zirvede en fazla ilerleme kaydeden aday ülkeler olarak: * Karadağ (Montenegro) * Arnavutluk (Albania) öne çıkarıldı.   Karadağ, müzakere başlıklarının tamamını açmış ve önemli bir kısmını kapatmış durumda. AB çevrelerinde Karadağ’ın 2028’e kadar üyeliğe en yakın ülke olduğu görüşü dile getirildi.     Sırbistan’a örtülü eleştiriler   Zirve öncesinde ve sırasında AB tarafı, Sırbistan’ın: * Rusya’ya yaptırım uygulamamasını, * Demokratik reformlardaki yavaşlığı, * Kosova ile ilişkilerde ilerleme sağlayamamasını üyelik sürecinin önündeki temel engeller arasında gösterdi. Avrupa Konseyi Başkanı Costa, reformların hızlandırılması gerektiğini açıkça ifade etti.     Güvenlik ve jeopolitik boyut   Toplantıda Rusya ve Çin’in bölgedeki etkisi de gündeme geldi. AB liderleri, Batı Balkanlar’ın Avrupa güvenliği açısından stratejik öneme sahip olduğunu ve genişlemenin artık yalnızca teknik değil aynı zamanda jeopolitik bir mesele haline geldiğini vurguladı.     Tivat’taki gerginlik   Zirveye, Karadağ makamlarının 87 Sırp vatandaşını güvenlik gerekçesiyle ülkeye almaması ve ardından Belgrad-Podgorica hattında yaşanan diplomatik gerilim gölge düşürdü. Aynı dönemde Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in güvenliğiyle ilgili tartışmalar da gündeme geldi.     Zirvenin genel değerlendirmesi   Bu zirvede tam üyelik konusunda yeni bir tarih verilmedi. Ancak üç önemli siyasi mesaj ortaya çıktı:   1. AB’nin genişleme süreci yeniden hız kazanıyor. 2. Batı Balkan ülkeleri üyelik öncesinde AB sistemlerine aşamalı olarak entegre edilecek. 3. Reform yapan ülkeler (özellikle Karadağ ve Arnavutluk) ödüllendirilecek, reformları geciktiren ülkeler ise geride kalacak.     Özellikle Almanya-Fransa girişimi, Batı Balkanlar’ın AB’ye tam üyelikten önce “yarı entegrasyon” modeline geçebileceğini göstermesi bakımından zirvenin en dikkat çekici gelişmesi olarak değerlendiriliyor.     *Notlarım*   Türkiye’nin Zirvede Yer Almaması !?   Tivat’taki AB–Batı Balkanlar Zirvesi’nin resmî formatı, AB ile Batı Balkanlar arasındaki genişleme sürecine odaklanıyordu. Katılımcılar yalnızca altı Batı Balkan adayıyla sınırlandırıldı: Arnavutluk , Bosna Hersek , Karadağ, Kosova, Kuzey Macedonia ve Sırbistan. Zirvenin gündemi de genişleme, ekonomik entegrasyon, güvenlik ve 6 milyar avroluk Büyüme Planı üzerine kurulmuştu.     Bu nedenle teknik açıdan Türkiye’nin davet edilmemesi olağan görülebilir. Ancak stratejik açıdan bakıldığında farklı bir değerlendirme yapmak mümkündür.   Türkiye Balkanlar’da Sadece Komşu Değil, Bir Aktördür   Son yirmi yılda Türkiye; * Balkan ülkelerinin çoğunda en önemli yatırımcılardan biri haline gelmiş, * NATO çerçevesinde bölgesel güvenlikte etkili rol üstlenmiş, * Özellikle Bosna-Hersek, Arnavutluk, Kosova, Karadağ ve Kuzey Makedonya’da güçlü siyasi, ekonomik ve kültürel nüfuz oluşturmuş, * Ulaştırma, enerji, bankacılık ve savunma alanlarında bölgesel ağlar geliştirmiştir.   Dolayısıyla Batı Balkanlar’ın geleceğinin konuşulduğu bir toplantıda Türkiye’nin tamamen dışarıda kalması önemli bir eksikliktir.   AB’nin Jeopolitik Yaklaşımındaki Çelişki   Zirvenin temel söylemlerinden biri, Rusya ve Çin etkisine karşı Batı Balkanlar’ın Avrupa sistemine daha sıkı bağlanması gerektiğiydi. Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve AB yetkilileri genişlemeyi artık yalnızca bürokratik değil, aynı zamanda jeopolitik bir mesele olarak tanımladılar.     Burada dikkat çekici soru şudur:   Eğer mesele gerçekten jeopolitikse, Balkanlar’da Rusya ve Çin’den daha yoğun tarihî, ekonomik, kültürel ve askerî varlığı bulunan Türkiye’nin süreç dışında tutulması ne kadar gerçekçidir?   Bu soru birçok Avrupa uzmanı tarafından da zaman zaman gündeme getirilmektedir.   Türkiye’nin Aday Ülke Statüsü ile Ortaya Çıkan Paradoks   Türkiye resmen AB aday ülkesidir. Buna rağmen üyelik müzakereleri fiilen donmuş durumdadır.   Öte yandan Tivat Zirvesi’nde Almanya ve Fransa tarafından savunulan yeni model, aday ülkelerin tam üyelik öncesinde AB programlarına, ortak pazara ve bazı kurumsal mekanizmalara kademeli biçimde dahil edilmesini öngörmektedir.     Bu noktada eleştirel bir bakış açısı şöyle ifade edilebilir:   Türkiye onlarca yıldır aday ülke olmasına rağmen üyelik perspektifi sürekli ertelenirken, daha yeni adaylar için alternatif entegrasyon modelleri geliştirilmesi Ankara’da “çifte standart” algısını güçlendirebilir.   Bu görüş özellikle Türk dış politika çevrelerinde sıkça dile getirilmektedir.   Finlandiya’dan Gelen Açıklamaların Önemi   Son yıllarda bazı Kuzey Avrupa siyasetçileri, Türkiye’nin Avrupa güvenliği, NATO ve enerji koridorları açısından vazgeçilmez bir ülke olduğunu ve Avrupa’nın Türkiye’yi tamamen dışlayan bir strateji kuramayacağını ifade etmektedirler.   Bu görüşler AB içinde çoğunluk görüşü olmasa da Türkiye’nin Avrupa mimarisindeki yerinin tamamen göz ardı edilemeyeceğini göstermektedir.   Türkiye’nin Yokluğu Ne Anlama Geliyor?   Burada iki farklı yorum mümkündür:   Birinci yorum (AB perspektifi)   AB açısından bu zirve yalnızca Batı Balkan genişlemesine yönelik teknik bir toplantıdır. Türkiye farklı bir dosya olarak görülmektedir. Bu nedenle davet edilmemesi doğal kabul edilir.   İkinci yorum (jeopolitik perspektif)   Türkiye;   * NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip, * Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Balkanlar arasında köprü konumunda, * Bölgedeki birçok ülkede ciddi ekonomik ve siyasi nüfuza sahip bir aktörken,Balkanların geleceğini tartışan bir masada yer almaması, Avrupa’nın bölgesel gerçekliği eksik okuduğu şeklinde yorumlanabilir.   Sonuç   Tivat Zirvesi’nin resmî amacı Batı Balkan ülkelerinin AB üyeliğini hızlandırmaktı ve bu nedenle Türkiye’nin katılmaması prosedürel olarak şaşırtıcı değildir. Ancak Balkanlar’daki tarihî bağları, ekonomik yatırımları, NATO içindeki konumu ve bölgesel etkisi dikkate alındığında Türkiye’nin hiçbir şekilde gündemin merkezinde yer almaması dikkat çekicidir.     Bu nedenle, “Türkiye’nin toplantıda yer almaması Avrupa Birliği açısından stratejik bir eksikliktir” görüşü bir siyasi yorum olarak savunulabilir; ancak bunun karşısında, “zirvenin formatı zaten yalnızca Batı Balkan adaylarına yönelikti” argümanının da bulunduğunu belirtmek gerekir. Her iki yaklaşım da mevcut veriler ışığında tartışılabilir pozisyonlardır.
2 gün önce
0
Devamını Oku
“Karadağ’daki suç klanları beni öldürmeyi planladı”: Vučić’e yine suikast iddiası mı?
(Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy)   Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, Perşembe günü Tivat’ta düzenlenen Avrupa Birliği – Batı Balkanlar Zirvesi kapsamında gazetecilere yaptığı açıklamada, Karadağ’daki suç örgütlerinin kendisine suikast düzenleme niyetlerini gizlemediklerini söyledi. Bu konuda Sky adlı şifreli iletişim uygulamasındaki yazışmalarda kayıtların bulunduğunu belirtti.   “Bu büyük bir sır değil. Sky kayıtlarında da vardı; yazışmalarda birilerinin suikastı gerçekleştirmesi için talepte bulunuyorlardı” diyen Vučić, iki başkent arasındaki siyasi gerilimlerin durumu daha da karmaşık hale getirdiğini ifade etti.   “Podgorica ile Belgrad arasında siyasi gerilimler olduğunda herkes karşı tarafı suçlu ilan ediyor. Daha akılcı ve daha dikkatli olmamız gerekir” dedi.   Sırbistan İstihbarat Teşkilatı’nın (BIA) Karadağ ziyareti sırasında olası güvenlik riskleri konusunda yaptığı uyarıya ilişkin bir soru üzerine ise Vučić, kendisini güvende hissettiğini söyledi.   “Profesyonel koruma ekibim vardı ve hâlâ var; bunlar Kobre özel birliğinin mensuplarıdır” diyen Vučić, ev sahibi ülkenin güvenlik kurumlarıyla iş birliğine güvendiğini ve herhangi bir olay beklemediğini belirtti.   Potočari ve önceki suikast iddiaları   Ancak Vučić’in hayatına yönelik tehdit açıklamaları yeni değil.   11 Temmuz 2015’teki Srebrenitsa Soykırımı Anma Töreni öncesinde, Sırp güvenlik servisleri kamuoyuna Srebrenitsa’ya çok sayıda aşırılık yanlısı kişinin geldiği yönünde bilgiler vermiş ve Vučić’e güvenlik durumunun karmaşık olduğu bildirilmişti. Buna rağmen Vučić törene katılmıştı.   Metinde yer alan iddiaya göre, daha sonra yürütülen soruşturmalarda olayın bir suikast girişimi olmadığı ortaya çıktı.   Eski Sırp kriminal polis memuru Milan Dumanović, o gün gizlice Potočari’de bulunduğunu ve yaklaşık 150 taraftar ile Pančevo merkezli “Srpska Sparta” adlı grubun üyelerinin bölgeye getirildiğini öne sürdü. Dumanović, bu kişilerin resmi polis kimlikleri taşıdığını iddia ederek şu ifadeyi kullandı:   “Potočari’de bir saldırı yaşandı, ancak bir suikast girişimi yoktu.”   Dumanović, aynı yıl “Potočari Operasyonu” nedeniyle görevinden uzaklaştırılmıştı.   Haberin yorumu   Haberde, aradan geçen 11 yılın ardından Vučić’in siyasi ihtiyaç duyduğunda yeniden “suikast” söylemini gündeme getirdiği ve bu kez tehdit kaynağı olarak Karadağ’daki suç örgütlerini işaret ettiği ileri sürülmektedir.   ⸻   Not: Haberin son kısmındaki “olayın tamamen kurgulandığı”, “suikast söyleminin siyasi amaçlarla yeniden kullanıldığı” gibi ifadeler haber kaynağının yorumları ve iddialarıdır; bunlar bağımsız olarak doğrulanmış olgular olarak değil, haberde yer alan değerlendirmeler olarak okunmalıdır.
2 gün önce
0
Devamını Oku
Zelenski'den Putin'e mektup: Ukrayna savaşı için yüz yüze müzakere çağrısı
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e doğrudan hitap eden açık bir mektup kaleme alarak yüz yüze müzakere çağrısında bulundu. Zelenski, görüşmenin tarafsız bir üçüncü ülkede yapılmasını önerirken, ABD Başkanı Donald Trump iki tarafın da "tavizler vermesi" gerektiğini belirtti.  Zelenski'nin, Rusya'nın 2022 yılında başlattığı geniş kapsamlı işgalden bu yana Putin'e doğrudan ve kamuoyuna açık şekilde yazdığı ilk mektup olan metin, Rus liderin 26 yıllık iktidarına yönelik kapsamlı eleştiriler içerdi. Ukrayna Devlet Başkanı, ABD'nin değişen önceliklerine dikkat çekerek, Washington'ın ağırlıklı olarak İran savaşına odaklandığı bu dönemde, Ukrayna'daki savaşı sonlandırmak için Trump yönetiminin dikkatini yeniden bu bölgeye vermesini beklemenin yanlış olacağını ifade etti. Zelenski mektubunda, "Bir toplantı öneriyorum." sözlerine yer verdi. Ukrayna liderinin bu hamlesi, Kiev'in uzun menzilli vuruş kabiliyetlerini artırarak Rusya'nın ilerleyişini zorlaştırdığı ve sahada belirli bir denge kurmaya başladığı döneme denk geldi. Moskova ise Kiev'in eksikliklerinden ve balistik füze saldırılarına karşı savunmasızlığından yararlanmak amacıyla Ukrayna genelinde hava saldırılarını yoğunlaştırdı.Putin hava savunmasını güçlendireceklerini açıkladı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, perşembe günü yaptığı açıklamada, Ukrayna'nın son dönemde Rusya topraklarının derinliklerine kadar ulaşan dron saldırılarına karşı hava savunma sistemlerini güçlendireceklerini belirtti. St. Petersburg'daki ekonomik forum öncesinde gerçekleşen Ukrayna dron saldırıları, şehirdeki bir petrol terminalinde yangın çıkmasına neden oldu ve yakınlardaki bir deniz üssünü vurdu. Uluslararası haber ajanslarının yöneticileriyle bir araya gelen Putin, saldırıların verdiği hasarı kabul ederek, bazı dronların savunma sistemlerini aştığını, bu doğrultuda Rusya'nın hava savunma sistemini geliştireceklerini ve güçlendireceklerini ifade etti. Putin ayrıca, Donald Trump ile Anchorage, Alaska'da gerçekleştirdiği zirvede varılan mutabakatlar doğrultusunda Ukrayna konusunda bir uzlaşıya açık olduklarını ve çatışmanın sona ermesi için Ukrayna'nın bu şartları kabul etmesi gerektiğini dile getirdi. Trump ve ABD Temsilciler Meclisinden hamleler ABD Başkanı Donald Trump, Zelenski ile Putin'in bir araya gelmesinin "harika" olacağını belirterek, her iki tarafın da tavizler vermesi gerektiğini savundu ancak bu tavizlerin içeriğine dair ayrıntı vermedi. Oval Ofis'te gazetecilere açıklamalarda bulunan Trump, "Görüşme ihtimalinden memnunum, bunda bizim de büyük payımız olduğunu düşünüyorum. Getirilen tavizleri ben önerdim." şeklinde konuştu. Bu sırada ABD Temsilciler Meclisi, Cumhuriyetçi liderlerin tasarının müzakereleri baltalayacağı yönündeki uyarılarına rağmen, Ukrayna'ya yardımı içeren ve Rus ekonomisinin kilit sektörlerine yaptırım öngören yasa tasarısını 195'e karşı 226 oyla kabul etti. Demokratlar tarafından sunulan tasarı, Kiev'e 1 milyar dolardan fazla güvenlik ve yeniden yapılanma yardımı ile krediler yoluyla 8 milyar dolarlık savunma desteği sağlamayı amaçlıyor. Tasarının yasalaşması için Senatodan da geçmesi gerekiyor ancak destekçileri bunun düşük bir ihtimal olduğunu kabul ediyor. Zelenski'nin mektubundaki detaylar ve Kremlin'in yanıtı Zelenski mektubunda, önerilen görüşmeler için Moskova ve Kiev seçeneklerini dışarıda bırakarak, İsviçre, Türkiye veya Arap ülkeleri gibi tarafsız bir üçüncü ülkenin ev sahipliği yapabileceğini belirtti ve net bir tarih belirlenmesini önerdi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Putin'in mektubu henüz görmediğini ifade ederek, Zelenski'nin görüşme istiyorsa Moskova'ye gelebileceği yönündeki açıklamayı yineledi. Ukrayna istihbaratının verilerine değinen Zelenski, Rusya'nın savaşı 2027 ve 2028 yıllarına kadar uzatmayı planladığını, kara harekatında elde edemediği başarıyı balistik füze saldırılarıyla kompanse etmeye çalıştığını iddia etti. Moskova'yı, Belarus'u çatışmanın içine çekmeye çalışmakla ve Transdinyester bölgesindeki durumu istikrarsızlaştırmakla suçlayan Zelenski; dron saldırıları, ekonomik baskılar, yakıt sıkıntısı, artan fiyatlar ve yeni askeri mobilizasyon ihtiyacı nedeniyle Rusya'nın savaşın bedelini her geçen gün daha fazla hissettiğini savundu. Sadece mayıs ayında 30 binden fazla Rus askerinin öldüğünü veya ağır yaralandığını ileri süren Zelenski, bu kayıplara dair video kanıtlarına sahip olduklarını iddia etti. Ukrayna'nın da acı kayıplar vermeye devam ettiğini belirten lider, müzakereler süresince tam bir ateşkes uygulamaya hazır olduklarını, ilk adım olarak "hepsiyle herkes" formülünde bir esir değişimi ve kaçırılan siviller ile çocukların iadesini teklif etti.  
2 gün önce
0
Devamını Oku
İran: İsrail, Lübnan topraklarından çekilmeden bölgede barış olmayacak
İran Devrim Muhafızları Ordusu, İsrail ile Lübnan arasında varılan ateşkes anlaşmasına tepki göstererek, İsrail’in işgal ettiği Lübnan topraklarından çekilmemesi durumunda bölgede barışın olamayacağını belirtti. İran devlet televizyonuna göre Devrim muhafızları Ordusu, İsrail’in Lübnan'a yönelik saldırılarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, uluslararası kurumların, ülkelerin ve dünya halklarının karşı çıkmasının Tel Aviv yöneticileri üzerinde hiçbir etki yaratmadığı, ABD’nin müdahalelerinin de İsrail’in işlediği suç ve soykırımlarda artıştan başka bir sonuç vermediği belirtildi. ABD ve Avrupa ülkelerinin desteğine rağmen İsrail’in bölge halkının gönlünü kazanamadığı ve viran edilmiş topraklara hükmettiği aktarılan açıklamada, İsrail’in her gün Filistinli ve Lübnanlıların evlerini yıktığı vurgulandı.İran: Tüm cephelerde ateşkes sağlanmalı Açıklamada, "Lübnan halkı, gaspçı rejimin savaşta başaramadığını, çocuk katili Amerikan rejimi tarafından dayatılmış bir sözleşmenin desteğiyle başarmasına izin vermeyecektir." ifadeleri kullanıldı. İran’ın ateşkesi kabul etmesinin Lübnan dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkes sağlanmasına bağlı olduğu aktarılan açıklamada, "Düşman, Lübnan halkına yönelik saldırılarını derhal durdurmalı, işgal altındaki Lübnan topraklarını boşaltarak uluslararası sınırlara çekilmeli ve Lübnan'ın toprak bütünlüğünü tanımalıdır.” ifadelerine yer verildi. Devrim Muhafızları Ordusu, İsrail’in işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmeden bölgede barış sağlanamayacağını vurguladı.
2 gün önce
0
Devamını Oku
Yunanistan'da polis protestoculara karşı aşırı güç kullanıyor
Avrupa Parlamentosu Google yerine Fransız arama motoru Qwant'a geçiyor
Diğer Haberler Yükleniyor...
© 2006 - 2026 Kosova Haber. Tüm Hakkları Saklıdır..

Designed and Developed by: Dmarketing