EURO
1
  • EURALL
    92.17 0.00%
  • EURTRY
    56.26 0.00%
  • EURMKD
    61.52 0.00%
  • EURRSD
    117.33 0.00%
  • EURUSD
    1.16 0.00%
  • EURGBP
    0.86 0.00%
  • EURCHF
    0.94 0.00%
  • EURSEK
    11.12 0.00%
  • EURAUD
    1.62 0.00%
Haberler aranıyor...
Aramak için en az 2 karakter yazın.

Sizden Gelenler

Bosna Hersek’te yeni Reisü’l-Ulema için üç aday kesinleşti
Bosna Hersek İslam Birliği’nde 14. Reisü’l-Ulema seçimi için adaylık süreci tamamlandı. İslam Birliği Meclisi’nin bugün Saraybosna’da gerçekleştirdiği toplantıda *Mostar Müftüsü Dr. Salem-ef. Dedović,* *Saraybosna Müftüsü Prof. Dr. Nedžad-ef. Grabus* ve *Riyaset Din İşleri İdaresi Başkanı Hafız Prof. Dr. Mensur-ef. Malkić*’in adaylıkları kesinleşti.   _Yeni Reisü’l-Ulema 10 Ekim’de yapılacak gizli oylamayla belirlenecek._   Bosna Hersek İslam Birliği Meclisi, 14. Reisü’l-Ulema’nın seçimine ilişkin adaylıkları görüşmek üzere Saraybosna’da toplandı.   Bosna Hersek’in yanı sıra diasporada ve ana vatan dışındaki Bosniak topluluklarının bulunduğu bölgelerde yürütülen süreç kapsamında toplam 18 seçim bölgesinden adaylar belirlendi. Bugünkü toplantıda üç isim resmen aday olarak onaylandı:   * Mostar Müftüsü Dr. Salem-ef. Dedović * Saraybosna Müftüsü Prof. Dr. Nedžad-ef. Grabus * Riyaset Din İşleri İdaresi Başkanı Hafız Prof. Dr. Mensur-ef. Malkić   Toplantıda mevcut Reisü’l-Ulema Husein-ef. Kavazović de adaylara ve Meclis üyelerine hitap etti.   Kavazović: “Seçim bizim olgunluğumuzun göstergesidir”   Kavazović, Reisü’l-Ulema makamının son 140 yılda yalnızca 13 kişi tarafından yürütüldüğüne dikkat çekerek seçimin önemine vurgu yaptı.   Reisü’l-Ulema seçiminin siyasi partiler arasındaki seçim kampanyalarına benzetilmemesi gerektiğini belirten Kavazović, özellikle medya ve sosyal medya üzerinden yürütülebilecek olumsuz kampanyalara karşı uyarıda bulundu.   Kavazović, seçim sürecinde Müslümanlar ve ulema arasındaki bölünmelere izin verilmemesi gerektiğini belirterek Krajina, Hersek, Sandžak ve diaspora dahil olmak üzere İslam Birliği’nin bütün bölgelerinin eşit derecede önemli olduğunu ifade etti.   Reisü’l-Ulema makamının öncelikle bir emanet ve sorumluluk, daha sonra bir şeref, en son ise bir ayrıcalık olduğunu söyleyen Kavazović, seçim sürecinin İslam Birliği’nin birlik ve bütünlüğünü güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.   Dedović: “Reisü’l-Ulema ilk sorumlu kişidir”   Mostar Müftüsü Dr. Salem-ef. Dedović, seçim programını açıklarken Reisü’l-Ulema makamının İslam Birliği, din ve halkın hizmetinde olduğunu söyledi.   Dedović, seçilmesi halinde her şeyi bileceği veya her şeyi yapabileceği iddiasında bulunmadığını, ancak ahlaki, güvenilir ve ehil insanları bir araya getirerek sorumluluğu üstleneceğini belirtti.   Boşnakların İslami geleneğinin korunmasına, İslam’ın sahih yorumunun muhafaza edilmesine ve çağdaş sorunlarla cesur biçimde yüzleşilmesine önem vereceğini ifade eden Dedović, İslam Birliği’nin kurumsal olarak güçlü, cemaatlerinde canlı ve karar alma süreçlerinde özgür olması gerektiğini söyledi.   Dedović ayrıca vakıflara karşı sorumluluk, cemaat mensuplarına yönelik hassasiyet ve Boşnak halkının haklarına sahip çıkma konularını programının temel başlıkları arasında gösterdi.   Grabus: “Hiçbir uluslararası merkez İslam Birliği’nin kararlarını etkileyemez”   Saraybosna Müftüsü Prof. Dr. Nedžad-ef. Grabus ise İslam Birliği’nin herhangi bir bölgeye veya belirli bir gruba bağlı olmaması gerektiğini söyledi.   Grabus, İslam Birliği’nin özerkliğinin korunması gerektiğini vurgulayarak, “Hiçbir uluslararası merkez kararlarımızı etkileyemez” mesajı verdi.   Dışarıdan ve içeriden baskıların her zaman olabileceğini belirten Grabus, güçlü kurumlar ve güçlü bir teşkilat yapısıyla bu baskılara karşı durulabileceğini ifade etti.   Grabus ayrıca Avrupa ve Amerika başta olmak üzere Batı dünyasında İslamofobi, Müslüman karşıtlığı, aşırı sağ hareketlerin ve ideolojilerin yükselişinin Boşnak Müslümanları açısından dikkate alınması gereken gelişmeler olduğunu belirtti.   Sandžak ve diaspora vurgusu   Grabus’un konuşmasında Bosna Hersek ile Sancak’ın tamamının yerli Müslüman kültürünün önemli merkezleri olduğu vurgusu da dikkat çekti.   Bosniakların yaklaşık üçte birinin Bosna Hersek dışında yaşadığını belirten Grabus, Hırvatistan ve Slovenya’daki meşihatların desteklenmesi, dünya genelindeki İslam Birliği merkezlerinin geliştirilmesi ve özellikle Boşnakça konuşamayan yeni nesillere yönelik programların artırılması gerektiğini söyledi.   Grabus, imamların ve İslam Birliği kurumlarının diaspora topluluklarında kimliğin korunması ve asimilasyonun önlenmesi açısından önemli bir rol üstlendiğini ifade etti.   Malkić: “Süreklilik, geliştirme ve yenilik”   Riyaset Din İşleri İdaresi Başkanı Hafız Prof. Dr. Mensur-ef. Malkić ise adaylığını büyük bir şeref, ancak daha büyük bir sorumluluk olarak nitelendirdi.   Malkić’in seçim programı üç temel kavram üzerine kuruldu:   Süreklilik, geliştirme ve yenilik.   İyi sonuç veren uygulamaların devam ettirilmesi, geliştirilmesi gereken alanlarda iyileştirme yapılması ve yeni sorunlara yeni çözümler üretilmesi gerektiğini belirten Malkić, İslam Birliği’nin mevcut yapısının istikrarlı olduğunu ancak önümüzdeki dönemde daha fazla enerji, sorumluluk, kapsayıcılık, karşılıklı güven ve şeffaflığa ihtiyaç bulunduğunu söyledi.   Malkić, seçim sürecinin İslam Birliği’nin itibarını ve adayların şahsiyetini koruyacak şekilde yürütülmesi gerektiğini belirterek, “İslam Birliği herhangi bir şahıstan daha önemlidir” mesajını verdi.   Yeni Reisü’l-Ulema 10 Ekim’de seçilecek   İslam Birliği Meclisi Başkanı Edhem Bičakčić ise adayların sunduğu programlarda önemli ve yaratıcı fikirlerin bulunduğunu belirterek, seçim sonucunun ne olursa olsun İslam Birliği’nin gelişimine katkı sağlamasını umduğunu söyledi.   Bosna Hersek İslam Birliği’nin seçim kurulu; Meclis üyeleri, başimamlar, meclis başkanları ve İslam Birliği kurumlarının yöneticilerinden oluşuyor.   Yeni Reisü’l-Ulema, 10 Ekim 2026 tarihinde yapılacak gizli oylama sonucunda belirlenecek.   Seçim, yalnızca Bosna Hersek açısından değil, Sandžak, Hırvatistan, Slovenya, diaspora ve dünya genelindeki Boşnak Müslüman topluluklarının dini yapılanması açısından da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.   Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy   
21 saat önce
0
Devamını Oku
TİRAN–HACIBEKTAŞ
*Nevşehir Hacıbektaş’tan açık itiraz: “Bektaşilik siyasi bir proje değildir, Baba Mondi'nin küresel liderlik ilanı yok hükmündedir.”*   Arnavutluk’un başkenti Tiran’da kurulması planlanan “Bektaşi Egemen Devleti” projesi, Hacıbektaş’ta düzenlenen uluslararası forumun ardından yeni ve önemli bir aşamaya girdi.   Yaklaşık iki yıl önce Arnavutluk Başbakanı Edi Rama tarafından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünde duyurulan proje, bugüne kadar “dinî hoşgörü”, “ılımlı İslam” ve “dinler arası diyalog” söylemleriyle savunuldu.   Ancak Hacıbektaş’ta düzenlenen “Tarihten Günümüze Anadolu ve Balkanlar’da Bektaşilik” forumunun ardından yayımlanan bildiri, projenin en tartışmalı noktasına doğrudan müdahale etti:   Tiran’da oluşturulması planlanan siyasi bir yapı, bütün Bektaşiliğin temsilcisi olarak kabul edilemez.   Bu açıklama, projenin geleceği bakımından sıradan bir itirazdan çok daha önemli bir anlam taşıyor.   *HER ŞEY 2024’TE BM KÜRSÜSÜNDE BAŞLADI*   Projenin uluslararası kamuoyuna duyurulması 21 Eylül 2024’te gerçekleşti.   Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Tiran’daki Dünya Bektaşi Merkezi’nin egemen bir devlet yapısına dönüştürülmesi planından söz etti.   Rama projeyi; hoşgörü, ılımlılık ve barış içinde bir arada yaşama mesajı verecek yeni bir merkez olarak sundu. BM tutanaklarında da Arnavutluk’un, Tiran’daki Müslüman Bektaşi Dünya Merkezi’ni “egemen bir devlet”e dönüştürme planından açıkça söz edildiği görülüyor. (Dijital Kütüphane⁠)   Böylece mesele bir anda yalnızca Arnavutluk’un iç meselesi olmaktan çıkarak uluslararası bir tartışmaya dönüştü.   *VATİKAN MODELİ NEDEN DİKKAT ÇEKİYOR?*   Projeye göre Tiran’daki Dünya Bektaşi Merkezi çevresinde yaklaşık 11 hektarlık, yani 0,11 kilometrekarelik bir alanın egemen bir mikro-devlete dönüştürülmesi öngörülüyor.   Modelin açık biçimde Vatikan örneğinden esinlendiği ifade ediliyor.   Planın hayata geçmesi halinde ortaya çıkacak yapı Vatikan’dan daha küçük olacak.   Proje kapsamında vatandaşlığın ağırlıklı olarak din görevlileri ve devletin idari yapısında görev yapan kişilerle sınırlı tutulması da Vatikan modeline benzetiliyor.   Fakat burada çok önemli bir fark bulunuyor:   Vatikan, Katolik dünyasının tarihsel ve kurumsal merkezi olarak kabul edilirken, Tiran’daki yapı bütün Bektaşiliğin tarihsel ve manevi merkezi değildir.   İşte tartışmanın en kritik noktası tam olarak burasıdır.     *BABA MONDİ’NİN KONUMU*   Projenin diğer önemli aktörü ise Tiran’daki Dünya Bektaşi Merkezi’nin lideri Baba Mondi, yani Edmond Brahimaj’dır.   Projenin gerçekleşmesi halinde Baba Mondi’nin yeni yapının başında bulunması öngörülmektedir.   Dolayısıyla proje yalnızca bir toprak parçasına özel statü verilmesinden ibaret değildir.   Aynı zamanda:   Tiran, Dünya Bektaşi Merkezi ,Baba Mondi’nin dinî otoritesi ve egemenlik statüsü şeklinde yeni bir kurumsal model ortaya çıkarmaktadır.   Bu nedenle projenin geleceği açısından “devlet kurulacak mı?” sorusu kadar;   “Bu devlet kurulursa Bektaşi dünyasında kimi ve neyi temsil edecek?” sorusu da önem taşımaktadır.   *2026’DA PROJE YENİDEN GÜNDEMDE*   Projenin 2024’te duyurulmasının ardından kamuoyunda zaman zaman geri plana düşmüş görünmesine rağmen tamamen rafa kalkmadığı anlaşılıyor.   2026 yılında Baba Mondi’nin özel diplomatik statü talebinin gündeme gelmesi ve projenin devam ettiğinin ifade edilmesi, dosyanın yeniden hareketlendiğini gösterdi.   Ancak burada özellikle altı çizilmesi gereken husus şudur:   Bugün itibarıyla Tiran’da kurulmuş ve uluslararası alanda tanınmış egemen bir Bektaşi devleti bulunmamaktadır.   Mevcut kaynaklar, ortada bir proje, siyasi açıklamalar ve diplomatik/statü talepleri bulunduğunu; fakat egemen devletin hukuken kurulduğunu gösteren bir işlem bulunmadığını ortaya koyuyor. (Marius Comper⁠)   Dolayısıyla “Bektaşi Devleti kuruldu” şeklindeki ifadeler şu aşamada hukuken doğru değildir.   *HACIBEKTAŞ’TAN GELEN TARİHİ İTİRAZ*   Tam da bu süreçte Türkiye’den gelen açıklama büyük önem taşıyor.   4 Eylül 2026’da Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde “Tarihten Günümüze Anadolu ve Balkanlar’da Bektaşilik” başlıklı forum düzenlendi.   Forum; Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile İletişim Başkanlığı iş birliğiyle gerçekleştirildi.    Programda Anadolu ve Balkanlar’daki Bektaşi geleneğinin tarihî gelişimi, kültürel mirası ve geleceği ele alındı.   Ancak toplantının asıl dikkat çekici sonucu, yayımlanan bildiri oldu.   Bildiride, Arnavutluk’ta kurulması planlanan “Bektaşi Devleti” tartışmasına doğrudan cevap verildi.   Baba Mondi’nin kendisini küresel Bektaşi lideri olarak konumlandırmasına itiraz edilirken, böyle bir liderlik iddiasının Bektaşi inancı ve geleneği bakımından kabul edilemeyeceği belirtildi.    Bu açıklama, projenin dinî meşruiyet ve temsil boyutuna doğrudan itiraz niteliği taşıyor.   MESELE ARTIK “DEVLET KURULACAK MI?” SORUSUNDAN İBARET DEĞİL Burada yeni bir dönem başlıyor.   Çünkü şimdiye kadar tartışma büyük ölçüde şu soruya indirgenmişti:   “Arnavutluk’ta Bektaşi Devleti kurulabilir mi?”   Hacıbektaş’tan gelen açıklamayla birlikte soru değişiyor:   “Kurulması planlanan bu yapı Bektaşiliği temsil edebilir mi?”   Bu iki soru birbirinden tamamen farklıdır.   Birincisi uluslararası hukuk ve Arnavutluk anayasası meselesidir.   İkincisi ise dinî otorite, tarih, gelenek ve temsil meselesidir.   TÜRKİYE’NİN ELİNDEKİ EN ÖNEMLİ ARGÜMAN: HACIBEKTAŞ   Bektaşi geleneğinin Anadolu ve Balkanlar’daki tarihsel gelişimi dikkate alındığında Hacıbektaş’ın sembolik ve manevi ağırlığı tartışmasız biçimde projenin karşısına çıkmaktadır.   Bektaşiliğin Balkanlar’a yayılması Osmanlı döneminin tarihî süreçleriyle yakından bağlantılıdır.   Arnavutluk ise bu mirasın en önemli merkezlerinden biridir.   Dolayısıyla mesele “Türkiye mi, Arnavutluk mu?” şeklinde basit bir rekabete indirgenmemelidir.   Daha doğru soru şudur:   Balkan Bektaşiliğinin tarihî mirası ile Tiran’da oluşturulmak istenen yeni siyasi yapı arasında nasıl bir ilişki kurulacaktır?   Hacıbektaş’taki son gelişme, Türkiye’nin bu konuda kendi tarihî ve manevi referans merkezini açık biçimde ortaya koyduğunu göstermektedir.   *BALKANLAR’DA YENİ BİR DİNÎ OTORİTE MERKEZİ Mİ OLUŞUYOR?*   Dosyanın dikkat çekici taraflarından biri de budur.   Tiran’daki Dünya Bektaşi Merkezi zaten Arnavutluk’ta önemli bir kurumdur.   2026 yılında Arnavutluk hükümetinin dinî topluluklara yönelik bütçe desteği kapsamında Dünya Bektaşi Merkezi’ne de kaynak tahsis edildiği görülmektedir. (Marius Comper⁠)   Bu durum tek başına bir “devlet kuruluyor” anlamına gelmez.   Ancak kurumun Arnavutluk’taki görünürlüğünün ve kurumsal kapasitesinin güçlendiğini göstermesi bakımından önemlidir.   Bunun üzerine bir de:   * özel diplomatik statü talebi, * egemen devlet projesi, * Vatikan modeli, * Baba Mondi’nin liderlik iddiası eklendiğinde ortaya daha kapsamlı bir tablo çıkmaktadır.   *TÜRKİYE AÇISINDAN MESELE*   Türkiye açısından konu üç başlıkta dikkatle izlenmelidir.   A. Dinî temsil   Tiran’da kurulacak herhangi bir siyasi yapının otomatik olarak bütün Bektaşi dünyasını temsil ettiği kabul edilmemelidir.   B. Balkanlar   Bektaşilik, Anadolu ile Balkanlar arasında tarihî bir köprü niteliğindedir.   Bu nedenle yeni bir merkez oluşturulması, Balkanlar’daki mevcut dinî ve kültürel dengeleri etkileyebilir.   C. Türkiye-Arnavutluk ilişkileri   Türkiye ile Arnavutluk arasında son yıllarda siyasi, ekonomik, güvenlik ve kültürel alanlarda önemli ilişkiler gelişmiştir.   Bu nedenle Ankara’nın konuyu doğrudan bir “karşı çıkış” üzerinden değil, tarihî miras, dinî çoğulculuk ve Balkan istikrarı perspektifinden ele alması daha sağlıklı olacaktır.   *“MÜSLÜMAN VATİKANI” TANIMI DİKKATLE KULLANILMALI*   Projenin kamuoyunda “Müslüman Vatikanı” şeklinde tanımlanması da ayrıca tartışmalıdır.   Çünkü Vatikan’ın Katolik dünyasındaki konumu ile Bektaşiliğin yapısı arasında birebir bir kurumsal karşılık bulunmamaktadır.   Bektaşilik tarihsel olarak İslam dünyası, tasavvuf geleneği, Anadolu ve Balkan kültürleri içerisinde gelişmiş özgün bir yapıdır.   Dolayısıyla Vatikan modelinin aynen uygulanması, beraberinde şu soruyu getirmektedir:   Siyasi egemenlik, dinî otoriteyi mi güçlendirecek; yoksa mevcut dinî temsil tartışmalarını mı derinleştirecek?   Hacıbektaş’tan gelen son açıklama, ikinci ihtimalin göz ardı edilmemesi gerektiğini gösteriyor     Sözün özü: TİRAN’DA DEVLET DEĞİL, ŞİMDİLİK BÜYÜK BİR PROJE VAR   Bugünkü tabloyu doğru ifade etmek gerekirse:   Tiran’da henüz bir Bektaşi Devleti kurulmuş değildir.   Ortada 2024’te Edi Rama tarafından uluslararası kamuoyuna açıklanan bir proje bulunmaktadır.   Bu proje; egemenlik, diplomatik statü, dinî temsil ve Balkanlar’daki Bektaşi mirası başlıklarını aynı anda gündeme getirmektedir.   Ve 4 Eylül 2026’da Hacıbektaş’tan gelen açıklamayla birlikte dosyanın dengesi değişmiştir.   Artık Tiran projesinin karşısında yalnızca hukuki ve siyasi sorular değil, Bektaşi geleneğinin tarihî ve manevi temsil sorunu da bulunmaktadır.   Bu nedenle bundan sonraki süreçte üç başlık özellikle takip edilmelidir:   1. Arnavutluk Parlamentosu bu konuda anayasal veya yasal bir adım atacak mı?   2. Tiran’daki Dünya Bektaşi Merkezi’ne özel diplomatik statü verilecek mi?   3. Hacıbektaş merkezli Bektaşi inanç önderleri ile Tiran’daki merkez arasındaki temsil tartışması nasıl gelişecek?   Bütün bunların yanında Türkiye’nin Balkanlar politikasında da yeni bir başlık ortaya çıkmaktadır.   Bu başlık sadece Bektaşilik değildir.   Asıl mesele, Balkanlar’daki tarihî İslam mirasının gelecekte kim tarafından, hangi merkezden ve hangi kurumsal yapı üzerinden temsil edileceğidir.   Hacıbektaş’tan verilen mesaj bu bakımdan önemlidir:   Bir inanç geleneğinin tarihî ve manevi mirası, yalnızca yeni bir siyasi statü oluşturularak yeniden tanımlanamaz.   Tiran’daki proje gerçekleşse bile önündeki en büyük mesele belki de devlet kurmak değil, temsil ve meşruiyet meselesini çözmek olacaktır.   Kısa kronoloji   21 Eylül 2024: Edi Rama, BM Genel Kurulu’nda Tiran’da egemen Bektaşi devleti oluşturma planını açıkladı. (Dijital Kütüphane⁠)   2024–2025: Projenin hukuki altyapısına ilişkin çalışmalar gündeme geldi; Arnavutluk Anayasası’nın “üniter ve bölünmez devlet” ilkesi nedeniyle anayasal boyut tartışıldı. (Vikipedi⁠)   2026: Baba Mondi’nin özel diplomatik statü talebi ve projenin devam ettiği yönündeki açıklamalar gündeme geldi. (Marius Comper⁠)   4 Eylül 2026: Hacıbektaş’ta “Tarihten Günümüze Anadolu ve Balkanlar’da Bektaşilik” forumu düzenlendi. (Haber İstiklal⁠)   5 Eylül 2026: Hacıbektaş’tan yayımlanan bildiriyle Tiran merkezli “Bektaşi Devleti” ve Baba Mondi’nin küresel liderlik iddiasına açık itiraz geldi.    (TİRAN–HACIBEKTAŞ | DOSYA HABER – ANALİZ/ Mehmet Tevfik Yücesoy )  
21 saat önce
0
Devamını Oku
Doğu Seyahatim
“Terörsüz Türkiye sürecini millet mayalamıştır ve maya da tutmuştur. İç cepheyi güçlendirmek, farklılıkları yok etmek değildir. İç cepheyi güçlendireceğiz. Farklılıklarımızla birlikte Türkiye paydasında kenetleneceğiz. Biz buna ‘Büyük Türkiye Mutabakatı’ diyoruz.” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yukarıdaki sözleri Türkiye’nin umududur. Türkiye’nin geleceğidir. ***  Yaz tatilini fırsat bilerek ülkemizin doğusunu gezdim. Elazığ’dan başlayarak Bitlis, Ahlat, Muş, Bingöl, Van, Siirt, Mardin ve Urfa’yı kapsayan seyahatimde çeşitli temaslarım oldu. Terör korkusu olmadan, huzur içinde yaptığım yolculuktan büyük bir ümitle döndüm. Bendenize göre “Türkiye Yüzyılı” şimdi gerçekten başlıyor.  Ülkemiz, “Terörsüz Türkiye” hamlesiyle yeni bir döneme kapı aralıyor. Şüphesiz ki devletimizin tüm vatandaşlarını kucaklamak adına başlattığı “huzurlu Türkiye hamlesi” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sn. Devlet Bahçeli’nin kararlı iradesi ve TBMM’nin onayıyla gerçekleşmek üzere.      *** Bölge halkı artık geleceğe ümitle bakıyor. Ülkemizin her yanında kırk yıldır yaşanan acılar artık bitti. Geçmişte bölgeye hâkim olan karamsarlık; yerini iyi niyetli ve aynı zamanda –ihtiyatlı-  bir ümide bırakmış durumda. Bölge halkının tek beklentisi; devletin Kürt halkını samimiyetle kucaklaması ve bir an önce kalıcı barışın hâkim olması.  Ankara’dan Van’a, Mardin’den Adana’ya kadar yapılan otoyolları, köprüleri, şehir hastanelerini görmekten mutlu oldum. Eski Türkiye’yi bilen biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Cumhuriyet tarihimiz boyunca, tabiri caizse seksen yılda yapılmayan/yapılamayan işler son yirmi yılda yapılmış… Olması gereken de buydu. Türkiye’nin doğusuna 1990’lı yıllarda gitmiştim. Aradan geçen yıllardan sonra ülkemizin doğu ve güneydoğusunun olağanüstü kalkınmasını, bölgeye yapılan devlet yatırımlarını yerinde görmek çok etkileyici ve ümit verici.   Çok değil, birkaç yıl öncesine kadar terörün kol gezdiği; her an ölüm korkusunun yaşandığı dağ yolları, yaylalar, mezralar piknik alanlarına dönüşmüş… Bölgeye huzur gelmiş. 2750 metre Rakımlı yaylalarda hayat normale dönmüş. Bahçesaray yolundaki yaylalardan birinde koyun sürüsünü otlatan Deham Ağabey ile tanıştım. Ağustos’ta olmamıza rağmen karlı dağların eteğinde birlikte birer sigara tüttürdük. Sağ olsun, bendenizi çadırına davet etti, yemek ikram etmek istedi. Doğuda kiminle sohbet etsem: “Aç mısın? Yemek ikram edelim, çay ikram edelim, evimizde misafir edelim” dediler. Allah hepsinden razı olsun.   *** İHA- İnsansız Hava Araçlarının sınır şehirleri ve kırsaldaki etkisi inanılmaz boyutta. Türkiye’nin askeri alandaki millî gururu dronlarımızın varlığı, bölgeyi 7/24 gözetlemesiyle birlikte eskiden çatışmalarla anılan Çatak kırsalında bile artık huzur var. Güvenli ortam, Alandeşt Yaylası başta olmak üzere tüm yaylalara, köylere, şehirlere yayılmış. Özellikle, Van’ın Bahçesaray İlçesindeki Müküs Çayı’nın çıktığı pınar bölgesini görmeliydiniz. Yüzlerce aile huzur içinde piknik yapıyordu.  Doğal güzelliğiyle İsviçre Alplerine benzeyen Doğu/Güneydoğu Anadolu yakın zamanda büyük bir değişim geçirecek. Terörsüz Türkiye hamlesiyle birlikte bölgenin doğal güzellikleri 85 Milyonun ortak paydası ve yatırım alanına dönüşecek. Ülkemizin doğusu inanılmaz derecede kalkınacak. Gabar Dağı başta olmak üzere bölgede açılan petrol kuyuları, işlenmeyi bekleyen maden yatakları, turizm potansiyeli; bölgenin zenginleşmesine, ticaretin anormal derecede artmasına sebep olacak.   Müküs Çayı, Bahçesaray-Van  Şüphesiz ki, bölge halkının hasreti boşuna değil. Ve inanın ki; Türkiye Cumhuriyeti; -bölge halkının muzdarip olduğu- geçmişin acılarını kısa zamanda saracaktır. Bin yıldır aynı topraklarda kardeş olarak yaşayan Türkler ve Kürtler, terörün ortadan kalkmasıyla birlikte tam demokratik ve kalkınmış ülkemizi geleceğe birlikte taşıyacaktır.  Malazgirt’te Bizans ordusuna karşı çekilen kılıçlar hepimiz adınaydı. Fatih’in İstanbul yolundaki “Anadolu düğümü” Bitlis/Ahlat’ta açıldı. Bizans kilidini kıran Alparslan Gazi’nin cihat çağrısı boşuna değildi. Allah adına, İslam adına çekilen kılıçlar bizleri Viyana’ya kadar götürdü.  Selçuklu Askeri Mezarlığı’nda, Ertuğrul Gazi’nin türbesinde okunan Kur’an-ı Kerim hürmetine Allah bu devlete, bu millete zeval vermesin.    Çanakkale’de; Türkler, Kürtler, Arnavutlar, Boşnaklar, Araplar birlikte şehid oldular. Mardin çarşısında tanıştığım esnaflardan birinin dediği gibiydi: “Bir savaş olsa biz Kürtler, Türklerle birlikte omuz omuza düşmana karşı savaşırız.”   *** Doğunun İncisi -VAN: Özellikle son birkaç yıl içinde kabuk değiştirmiş, küllerinden yeniden doğmuş gibiydi. Tahran-Van arası direkt uçuşlara başlaması turizm açısından önemli bir işaret. Van şehrimiz, doğunun İstanbul’u olmaya namzet. Ayanis’e kadar uzaması planlanan sahil yoluna yeni parklar ve plajlar yapılmaya devam ediyor. Kordon boyunca yürüyüş yolları, oyun alanları, sosyal donatılar, kafeler çok canlıydı. Caddelerde, çarşıda, pazarda muazzam bir pozitif enerji gördüm. Yapımı devam eden şehir hastanesi inşaatı, turizm potansiyeli ve yeni otel inşaatları, “Michelin” yıldızlı Vanlı Şef Bekir Kaya'nın 10 milyon dolarlık yatırımla hizmete açtığı Tariria Restoranı, Van’ın yarınları için güzel işaretler. İstanbul’u, İzmir’i mesken tutan doğulu işadamları bir an önce kendi doğduğu topraklara yatırım yapmalı, fabrikalar açmalı… Devlet, bölgenin refahı için ciddi olarak elinden geleni yapıyor. Bundan sonrası, bölge halkının ideolojik kısır çekişmeler yerine, hep birlikte büyük Türkiye amacına hizmet etmesidir.   “Terörsüz Türkiye” hedefine engel olmak için ırkçılık üzerinden Türkçülük yapan da, Kürtçülük yapan da bizden değildir. Bizi kardeş kılan ırkımız değil, inancımızdır.   Van Kalesi eteğindeki eski Van’ın restorasyon çalışmalarını gördüm. Osmanlı Dönemi'nde 1567-1571 yılları arasında yapılan Hüsrev Paşa Camiini ziyaret ettim. Cami avlusundan Arş-ı Âlâ’ya ulaşan enfes Kur’an tilaveti; Türklerle Kürtlerin neden kardeş olduğunu anlatan en güzel örnekti… *** Değerli Okurlar, yeri gelmişken önemli bir anekdotu dikkatinize arz etmek isterim.  Birkaç yıl önce planlanan Bitlis-Mutki otoyolunun gecikmesi üzerine dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı gecenin saat 03:00’ünde arayıp “BİTLİS MUTKİ YOLU NEDEN HALA BİTMEDİ?” diye soran, memleketin yollarını dert edinen bir Cumhurbaşkanımız var.  Bitlis’teki evinde bendenizi misafir ederek onurlandıran Azdu Aşiretinden Kâzım ŞÖLEN Bey ile tüm gece boyunca sohbet ettik. Terörsüz Türkiye hedefini sonuna kadar destekleyen Kâzım Bey aynı minvalde ilginç bir anısını paylaştı:   Azdu Aşiretinden Kâzım Şölen Bey ile-Bitlis  Bitlis-Mutki yolu Ocak 2022’de ulaşıma açıldıktan sonra bir gece vakti, 01:00’de Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisini telefonla arayıp “Bitlis-Mutki yolu bitti. Nasıl oldu, yolu beğendiniz mi? Şimdi memnun musunuz?” diye sorduğunda, Kâzım Bey çok şaşırmış…  Ülkemizde vatandaşın derdi için gece gündüz demeden çalışan; ülkenin doğusunu, batısından ayrı görmeyen Recep Tayyip Erdoğan iyi ki var.    TEŞEKKÜR NOTU: Mola verdiğimiz esnada araçlarını durdurarak yanımıza gelen, halimizi hatırımızı soran ve nezaketen gösterdikleri candan misafirperverlik sebebiyle; Halilan Aşireti Reisi Şahbaz TOMAY Bey’e,  yeğeni Şeref Ünat’a ve Mahsum Bey’e tüm kalbimle teşekkür ediyorum.  İbrahim Selamet. 04.09.2026 www.yenisakarya.com    
21 saat önce
0
Devamını Oku
BM'den dünya haritası için dikkat çeken karar
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ülkelerin yüz ölçümlerini daha doğru yansıtan Equal Earth haritasının kullanımını teşvik eden kararı kabul etti. Karar, Afrika ülkelerinin girişimiyle gündeme geldi.  “Haritayı Düzelt” adı verilen karar, BM Genel Kurulu'nda 164 ülkenin oyuyla kabul edildi. 6 ülke çekimser kalırken, yalnızca ABD karara karşı oy kullandı. Kararda, dünya haritalarında kullanılan projeksiyonların Afrika, Latin Amerika ve Güney Asya'nın olduğundan daha küçük algılanmasına yol açtığı belirtildi. Mercator yerine Equal Earth 1569'da Gerardus Mercator tarafından geliştirilen Mercator projeksiyonu, özellikle denizcilik ve navigasyonda kullanılıyor. Ancak ekvatordan uzaklaştıkça ülkelerin ve kıtaların boyutlarını olduğundan büyük gösteriyor. Örneğin Mercator haritasında Grönland, Güney Amerika'ya yakın büyüklükte görünürken gerçekte Afrika, Grönland'ın yaklaşık 14 katı büyüklüğünde. BM kararında, bu algı farklılığının Afrika ve diğer güney bölgelerinin ekonomik, jeopolitik ve kalkınma potansiyelinin de olduğundan küçük değerlendirilmesine katkıda bulunabileceği ifade edildi. 2018'de geliştirilen Equal Earth projeksiyonu ise ülkelerin ve kıtaların gerçek yüz ölçümlerine daha yakın oranlarda gösterilmesini amaçlıyor. Fransa da Mercator'dan vazgeçecek Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot da ülkesinin Mercator projeksiyonunu bırakacağını ve yüz ölçümlerini daha doğru yansıtan haritalara geçeceğini açıkladı. Karar, Afrika Birliği'nin mart ayında Equal Earth haritasını benimsemesinin ardından gündeme geldi. BM'ye sunulan taslakta dijital harita platformlarının da daha doğru projeksiyonların kullanımına yönelik çalışmalar yürütmesi çağrısında bulunuldu.
1 gün önce
0
Devamını Oku
Hollanda, 86 ton altınını Amerika'dan Londra’ya taşıdı
Nepal'deki selin ardından tünelde 9 gün mahsur kalan 2 işçi kurtarıldı
Nepal'in Çin sınırına yakın Rasuwa bölgesi ve çevresinde meydana gelen selin ardından hidroelektrik tünelinde mahsur kalan 2 işçi, 9 gün sonra kurtarıldı.  Nepalli Milletvekili Shri Ram Neupane, sosyal medya hesabından, selin vurduğu bölgede bulunan hidroelektrik tünelindeki arama kurtarma çalışmalarına ilişkin bilgi paylaştı. Neupane, tünelde 26 Ağustos'tan bu yana mahsur kalan 2 işçinin kurtarıldığını duyurdu. Yerel basındaki haberlerde işçilerin hastanede gözlem altına alındığı kaydedildi.Tünelde 115 işçinin mahsur kaldığı tahmin ediliyor Nepal İletişim Bakanı Bikram Timilsina, yetkililerin tünelden daha fazla işçinin kurtarılacağına inandığını belirtti. Bağımsız Elektrik Üreticileri Birliğine göre işçilerin kurtarıldığı Trishuli 3A Hidroelektrik Projesi kapsamında inşa edilen tünelde 115 işçinin mahsur kaldığı tahmin ediliyor. Nepal'in Rasuwa bölgesinde 26 Ağustos'ta meydana gelen sel nedeniyle düzinelerce köprünün yıkıldığı, yolların hasar gördüğü ve arama kurtarma çalışmaları için helikopterlerin sevk edildiği bildirilmişti. Selde bugüne kadar 1254 kişi yaşamını yitirdi, kayıp 4 binden fazla kişi için arama kurtarma çalışmaları sürüyor.Uzmanlar, buzul çökmesine işaret ediyor Sel öncesi bölgede ilk olarak deprem meydana geldiğini açıklayan ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi, verilerini güncelleyerek 5,2 büyüklüğündeki sismik hareketin kaynağının buzul çökmesi olduğunu duyurmuştu. Merkezi Katmandu'da bulunan Uluslararası Dağlık Kalkınma Merkezi'nde görevli uzmanlar, selin bölgedeki dağlık alandan kopan buzul parçalarının tetiklediği çığ nedeniyle meydana geldiğini belirtmişti.
1 gün önce
0
Devamını Oku
Rusya, Goethe Enstitüsünün şubelerini kapatacak
İngiltere, patlayıcı düzeneği içerdiği değerlendirilen insansız hava aracının (İHA) Almanya'daki Leipzig-Halle Havalimanı'nda bulunmasıyla ilgili Rusya'nın Londra Büyükelçiliği maslahatgüzarını Dışişleri Bakanlığına çağırdı.  İngiltere Dışişleri Bakanlığı sözcülüğünden yapılan açıklamada, "İngiltere, Rusya'nın Leipzig'deki havalimanına yönelik korkunç ve pervasız saldırısı karşısında Almanya'yla tam dayanışma içinde." ifadeleri kullanıldı. NATO müttefiklerine ve Ukrayna'ya verilen desteğin sarsılmaz olduğuna vurgu yapılan açıklamada, "Rusya'nın birliğimizi bozmaya yönelik saldırıları beyhudedir. Bu, Rus devleti tarafından ortak güvenliğimizi açıkça hedef alan son saldırıdır." değerlendirmesine yer verildi. Açıklamada, "Rusya'nın Londra Büyükelçiliği maslahatgüzarını bakanlığa çağırarak söz konusu saldırıyı en güçlü şekilde kınadık. İngiltere, Avrupalı ve NATO üyesi müttefikleriyle Rusya'nın saldırgan eylemlerini her seviyede açığa çıkarmaya devam edecektir." ifadeleri yer aldı.Leipzig-Halle Havalimanı'nda İHA bulunmuştu Almanya'daki Leipzig-Halle Havalimanı'nda 4 Ağustos'ta Ukrayna'ya ait nakliye uçağının yakınında patlayıcı düzeneği içerdiği değerlendirilen İHA bulunmuştu. ABD istihbaratı, bulunan patlayıcı yüklü İHA'nın özelliklerinin, Rus askeri istihbaratına "özgü" olduğunu iddia etmişti. Almanya olay nedeniyle Rusya'yı suçlamış, dün Bonn'daki Rus Başkonsolosluğunun 18 Eylül itibarıyla kapatılması, Berlin'deki Rus Evi ile ilgili sözleşmenin feshedilmesi gibi tedbirler açıklamıştı.
2 gün önce
0
Devamını Oku
İngiltere, Rus maslahatgüzarını Dışişleri Bakanlığına çağırdı
İngiltere, patlayıcı düzeneği içerdiği değerlendirilen insansız hava aracının (İHA) Almanya'daki Leipzig-Halle Havalimanı'nda bulunmasıyla ilgili Rusya'nın Londra Büyükelçiliği maslahatgüzarını Dışişleri Bakanlığına çağırdı.  İngiltere Dışişleri Bakanlığı sözcülüğünden yapılan açıklamada, "İngiltere, Rusya'nın Leipzig'deki havalimanına yönelik korkunç ve pervasız saldırısı karşısında Almanya'yla tam dayanışma içinde." ifadeleri kullanıldı. NATO müttefiklerine ve Ukrayna'ya verilen desteğin sarsılmaz olduğuna vurgu yapılan açıklamada, "Rusya'nın birliğimizi bozmaya yönelik saldırıları beyhudedir. Bu, Rus devleti tarafından ortak güvenliğimizi açıkça hedef alan son saldırıdır." değerlendirmesine yer verildi. Açıklamada, "Rusya'nın Londra Büyükelçiliği maslahatgüzarını bakanlığa çağırarak söz konusu saldırıyı en güçlü şekilde kınadık. İngiltere, Avrupalı ve NATO üyesi müttefikleriyle Rusya'nın saldırgan eylemlerini her seviyede açığa çıkarmaya devam edecektir." ifadeleri yer aldı.Leipzig-Halle Havalimanı'nda İHA bulunmuştu Almanya'daki Leipzig-Halle Havalimanı'nda 4 Ağustos'ta Ukrayna'ya ait nakliye uçağının yakınında patlayıcı düzeneği içerdiği değerlendirilen İHA bulunmuştu. ABD istihbaratı, bulunan patlayıcı yüklü İHA'nın özelliklerinin, Rus askeri istihbaratına "özgü" olduğunu iddia etmişti. Almanya olay nedeniyle Rusya'yı suçlamış, dün Bonn'daki Rus Başkonsolosluğunun 18 Eylül itibarıyla kapatılması, Berlin'deki Rus Evi ile ilgili sözleşmenin feshedilmesi gibi tedbirler açıklamıştı.
2 gün önce
0
Devamını Oku
Almanya son yıllarda artan sabotaj ve hibrit saldırılardan Rusya'yı sorumlu tutuyor
Almanya'da son yıllarda Rusya'nın sorumlu tutulduğu siber saldırılar, sabotaj girişimleri ve dezenformasyon operasyonları art arda gündeme gelirken özellikle 4 Ağustos'ta Leipzig-Halle Havalimanı'ndaki patlayıcı yüklü insansız hava aracının (İHA) bulunması Berlin'in Moskova'ya yönelik suçlamalarını yeni bir aşamaya taşıdı.  Alman makamları Rusya'nın, yalnızca siber saldırı ve dezenformasyon yöntemlerine değil, kritik altyapı ve askeri tesisleri hedef alabilecek sabotaj faaliyetlerine de başvurduğunu ileri sürüyor. Hükümet üyelerinin ve yetkililerin çeşitli olaylara ilişkin açıklamalarında Rus istihbaratının Almanya'daki faaliyetlerine dikkat çekilirken, bazı vakalarda Rusya bağlantısı henüz kanıtlanmış değil. Alman Federal Meclisinin (Bundestag) bilişim sistemleri Mayıs 2015'te geniş çaplı bir siber saldırının hedefi oldu. Saldırı nedeniyle Meclisin bilişim altyapısının önemli bölümü günlerce kullanılamadı. Alman hükümeti daha sonraki yıllarda saldırının arkasında Rus askeri istihbarat servisi GRU'ya bağlı APT28 grubunun bulunduğunu açıkladı. Rusya'nın 2022'de Ukrayna savaşını başlatmasının ardından Almanya'nın kapsamlı dezenformasyon operasyonlarının da hedefi haline geldiği ileri sürüldü. Mayıs 2022'den itibarenkKoordineli dezenformasyon kampanyası olduğu iddia edilen olayda Spiegel, Frankfurter Allgemeine Zeitung, Bild, Welt, Süddeutsche Zeitung ve Tagesspiegel gibi Alman medya kuruluşlarının internet siteleri taklit edilerek sahte haberler yayımlandı. Sosyal medya üzerinden de sahte hesaplar, manipüle edilmiş videolar ve gerçek siyasi açıklamaların değiştirilmiş versiyonları kullanılarak Ukrayna, enerji fiyatları, göç ve Alman hükümetine yönelik güven gibi konularda kamuoyunun etkilenmeye çalışıldığı savunuldu. Nisan 2024'te Almanya'da iki Alman-Rus çifte vatandaşının Rus istihbaratı adına sabotaj hazırlığı yaptığı iddiasıyla gözaltına alınması, Moskova'ya yönelik suçlamaların fiziksel saldırı hazırlıkları boyutuna taşındığını gösterdi. Şüphelilerin Almanya'nın Ukrayna'ya verdiği askeri desteği hedef alabilecek eylemler planladığı, askeri tesisler ile ABD'nin Grafenwöhr'deki askeri eğitim merkezinde keşifler yapıldığı iddia edildi. Leipzig-Halle Havalimanı'nda Temmuz 2024'te DHL kargo merkezinde bir paketinin alev alması, Almanya'daki sabotaj tartışmalarını yeni bir boyuta taşıdı. Paketin içinde kendi kendine devreye giren bir yangın düzeneği bulunurken, benzer paketlerin İngiltere ve Polonya'da da yangına yol açması üzerine olayların koordineli bir sabotaj operasyonunun parçası olabileceği değerlendirildi. Alman güvenlik makamları, olayların arkasında Rus istihbaratı tarafından kullanılan "düşük seviyeli ajanların" bulunabileceği ihtimali üzerinde durdu. Alman Hava Trafik Kontrol Kurumunun (DFS) idari bilişim sistemleri de Ağustos 2024'te siber saldırıya uğradı. Saldırının hava trafiğini doğrudan etkilemediği açıklanırken, Alman makamları saldırıyı GRU bağlantılı APT28 grubuna atfetti. Olayın, Almanya'daki hükümet kurumları ve şirketleri hedef alan daha geniş bir Rus siber casusluk kampanyasının parçası olduğu iddia edildi. Almanya hükümeti, iktidar ortağı Sosyal Demokrat Partinin (SPD) yönetim kadrosuna yönelik siber saldırının da APT28 tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı. Federal Başsavcılık, üç Alman-Rus vatandaşına Rus istihbaratı adına faaliyet gösterdikleri suçlamasıyla dava açtı. Sanıklara, sanayi tesisleri ve askeri altyapıya yönelik patlayıcı ve kundaklama saldırıları hazırlama suçlamaları yöneltildi. Soruşturmada ana şüphelinin Rus istihbarat mensubu olduğu belirtilen bir kişiyle Almanya'daki sabotaj eylemlerini görüştüğü öne sürüldü. Alman makamları, Rusya bağlantılı "Storm-1516" adlı dezenformasyon ağına da dikkat çekti. Operasyonda sahte haber siteleri, yapay olarak üretilmiş görüntüler, sahte tanık anlatımları ve sözde araştırmacı gazetecilik içerikleri kullanıldığı belirtildi. Alman hükümeti, kampanyayı Rusya ile ilişkilendirerek operasyonun 2025 Bundestag seçimlerini etkilemeyi ve Almanya'nın siyasi istikrarını zayıflatmayı amaçladığını açıkladı. Almanya'daki Rusya suçlamalarının en son ve dikkat çekici halkalarından biri Leipzig/Halle Havalimanı'nda yaşandı.  4 Ağustos 2026'da havalimanı yakınında, Ukrayna'ya ait kargo uçaklarının bulunduğu bölgede patlayıcı yüklü bir İHA bulunduğu bildirildi. Alman hükümeti 1 Eylül'de olayın arkasında Rusya'nın bulunduğunu açıkladı. Berlin, olayın yöntem ve organizasyon bakımından Rusya'nın daha önceki hibrit operasyonlarıyla benzerlik taşıdığını belirtti. Bu açıklama, Almanya'nın Rusya'yı kendi topraklarında gerçekleşen fiziksel bir saldırı girişiminden doğrudan sorumlu tuttuğu en ciddi son örneklerden biri olarak öne çıktı. Alman Anayasayı Koruma Teşkilatı, Rusya'nın Almanya'ya karşı sabotaj, siber saldırı, casusluk, siyasi nüfuz operasyonları ve dezenformasyon yöntemlerini birlikte kullandığı uyarısında bulunuyor. Teşkilata göre kritik altyapı, ekonomi, siyaset, toplum, bilim, ordu ve dijital altyapı, Rusya kaynaklı faaliyetlerin hedefleri arasında bulunuyor.
2 gün önce
0
Devamını Oku
Ali Efendi Dermaku Romanların Müftüsü olarak atandı
Belgrad merkezli Sırbistan İslam Birliği Riyaseti, tarihinde ilk kez Roman topluluğundan bir imamı müftülük görevine getirdi.   Bujanovac’ta görev yapan imam Ali Efendi Dermaku, Sırbistan’daki ve diaspora ülkelerindeki Roman Müslümanlardan sorumlu müftü olarak atandı.   Riyaset tarafından yapılan değerlendirmeye göre bu atama, yalnızca sembolik bir adım değil, Roman Müslümanların ihtiyaçlarına doğrudan cevap veren önemli bir karar niteliği taşıyor.   Dermaku’nun, hizmet vereceği toplumu yakından tanıması; Roman diline, kültürüne, geleneklerine ve günlük hayatın ihtiyaçlarına hâkim olması, atamada önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.   Riyaset, bu kararla Roman Müslümanlar arasında da ilim, itibar ve sorumluluk sahibi kişilerin bulunduğunu ve bu kişilere İslam Birliği içerisinde en üst düzey görevlerin emanet edilebileceğini ortaya koydu.   Görev alanı diasporayı da kapsayacak   Yeni müftünün sorumluluk alanı yalnızca Sırbistan’daki Roman Müslümanlarla sınırlı olmayacak. Diasporada yaşayan Roman Müslümanlar da Ali Efendi Dermaku’nun görev alanına dahil olacak.   Bu yönüyle atama, Sırbistan İslam Birliği’nin farklı ülkelerde yaşayan mensuplarını da aynı dini çatı altında görme anlayışının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.   “Müftülük bir makam değil, hizmettir”   Atamayla ilgili değerlendirmede, müftülük görevinin bir makam veya ayrıcalık değil, sorumluluk ve hizmet olduğu vurgulandı.   Roman toplumu tarih boyunca birçok ülkede sosyal ve ekonomik açıdan toplumun çeperinde bırakılmış topluluklardan biri olarak görülürken, bu atamanın İslam Birliği içerisinde Roman Müslümanların temsili açısından daha geniş bir toplumsal anlam taşıdığı ifade edildi.   İslam’ın eşitlik anlayışına da dikkat çekilen değerlendirmede, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde insanlar arasındaki üstünlüğün soy, renk veya etnik kökene değil, takvaya dayandığına ilişkin mesajına vurgu yapıldı.   Sırbistan İslam Birliği, bu anlayış doğrultusunda bütün Müslümanlara eşit şekilde hizmet etme ilkesini sürdürdüğünü belirtti.   Ali Efendi Dermaku’ya yeni görevinde başarı dileklerinin iletildiği açıklamada, Allah’tan kendisine sağlık, güç ve başarı vermesi; hizmetinin Roman Müslümanlara, Sırbistan İslam Birliği’ne ve bütün ümmete hayırlı olması temennisinde bulunuldu.   Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy  
2 gün önce
0
Devamını Oku
Diğer Haberler Yükleniyor...
Kosova 2011 Nüfus Haritası

Anket

Kosova’daki siyasi krize çözüm bulunacak mı?

Geçerlilik: 08.09.2026 23:29
© 2006 - 2026 Kosova Haber. Tüm Hakkları Saklıdır..

Designed and Developed by: Dmarketing