EURO
1
  • EURALL
    96.09 -0.23%
  • EURTRY
    51.08 -0.17%
  • EURMKD
    61.65 0.00%
  • EURRSD
    117.38 -0.05%
  • EURUSD
    1.16 -0.21%
  • EURGBP
    0.87 -0.13%
  • EURCHF
    0.91 -0.06%
  • EURSEK
    10.68 0.04%
  • EURAUD
    1.65 0.15%

Sizden Gelenler

Reklam Alanı
BİRLEŞMEK İÇİN  HAYALİ BİR ZAMAN BEKLEMEMELİYİZ-Raif Vırmiça
BİRLEŞMEK İÇİN  HAYALİ BİR ZAMAN BEKLEMEMELİYİZ GELİN KDTP VE TÜRKÇEMİZİN BAYRAĞI  ALTINDA BENLİĞİMİZİ PERÇİNLEŞTİRELİM Kosova’da yapılan son Meclis seçimi ardından Kosova’da ki Türk Toplumunun durum değerlendirmesi yapıldığında, ilk önce halkımızın geleceği ile ilgili olumlu sayılabilecek gelişmelerin görüldüğünü söylemek gerekir. Seçilen iki Milletvekilimizle ve ilk defa bir Türk siyasetçinin Kosova Cumhuriyeti yeni kurulan KURTİ 3 Hükümeti’nde KDTP Genel Başkanımız Sayın Fikrim Damka’nın -Topluluklar ve Ekonomik İşbirliği İşleri’nden sorumlu  Başbakan Yardımcısı görevine seçilmesiyle, Kosova Türklerine yeni bir ufkunun ve yeni bir dönemin başladığını söylemek gerekir. Bilindiği üzere her günkü yaşamımızın çoğu dönemlerinde ve toplumun çoğu fertleri içinde de Türklerin durumunda da bazı parçalanmalar güncelleşmiş ve tartılmıştır. Dolayısıyla biz Türklerin çok yönlü görüş farklılıkları nedeniyle, bugüne kadar kurmuş olduğumuz tüm birleşmelerin uzun sürmediği sebeplerini bizlerin hoşgörüyü hiçbir zaman içimize sığdıramadığımızda ve başka sebeplerde aramalıyız.  Türklerin arasında dalgalanan bu parçalanma rüzgârları beli zamanlarda bitmiş, "Birleşelim", "Barışalım", "Benliğimizi yaşatalım" diyenlerin ise, 1999 Kosova Savaşı sonrası kurulan KDTP bayrağı altında fikir üretmekle bu dayanağımızın belli ölçüde güçlenmesi sağlanmıştır ve Türk olmanın gururu beli bir ölçüde artmıştır. Dolayısıyla Türk benliği politikasını, Türk kültür hayatını, fikir hayatını artık "fikir cambazları" değil, "fikir adamları", KDTP ile birlikte yürütmektedir. Bunu bozmaya çalışanlar olmuşsa da pek başarılı olamamışlardır. Bu başarının temellerinde evvela bizim "Biz" olmayı, yani, kendi şahsiyetimize kavuşmayı, irademizi elimize almayı, KDTP’nin becermesinde yatmaktadır ve yaptığı işinde ve görevinde hiç kimsenin etkisi altında kalmamasıdır. Çünkü doğru olan KDTP bu dönemde Kosova’da kendini olduğu gibi tanıtmaya başarmıştır. Bu yüzden yüce Mevlana, "Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol" deyimini boşuna dememiştir.  Bugün Kosova Türkleri arasında mevcut olan durumun sağlanmasında ve bu bütünlüğün korunmasında sadece KDTP değil, halkımıza da büyük bir görev düşmektedir. Kimse kendisinin ve halkının geleceğinin elinden alınması konusunda seyirci kalamaz. İnsanlarımızın yaşayacakları tek bir günleri bile kalsa, bunu hak ettiği gibi yaşamaya uğraş vermeleri gerekir. Hep birlikte, el ele ve "Biz"e güvenerek, bizi "Biz" kılan dinimize ve Türkçemize güvenerek, onu yaşatmak için bir an önce bir bütünlük halinde gelecek seçimlere de çıkarak güvenimizi KDTP’ ile daha da güçlendirmeliyiz.  Önümüzdeki dönemde Kosova toplumda çözüm yollarını arama yolunda, diğerleri gibi biz de Türk Toplumu olarak daha güvenli bir biçimde yerimizi belirlemeliyiz. Bu yüzden daha geç olmadan, Türk Toplumu olarak ileriki hayatımızda elde edeceğimiz yeni başarılarımızı ve güvenliğimizi konuştuğumuz Türkçemizin bayrağı altında toplu bir destekle güçlendireceğimizi partimiz KDTP ile birlikte perçinleştirelim. Bu yönde Prizren’in başta geldiğini bildirirken, bu potansiyelin kantite ve kalite niteliğine hiç girmeden, yapılacak olan yeni seçim kampanyalarında müteakiben seçimlerde de bu potansiyeli devreye sokmak, sadece KDTP’nin değil, her Türkün bir milli görevi olmalıdır ve hiçbir Türk bu mili görevi dışında kalmamalıdır. Bugüne kadar yapılan seçimler kampanyalarında bu yöndeki KDTP’nin bugünkü platformu mevcut ve memnun edicidir, ama durumlar itibarıyla yetersiz de olabilir. Bu yüzden başta Kosova Türk Toplumuna, ana vatanımız Türkiye’ye ve mevcut olan dernek ve kuruluşlarımızın desteğine ihtiyaç duyulmaktadır.  Bugüne kadar dernekler, medya ve diğer kurumlardan KDTP’ ye verilen destek malumdur, ama belirsiz ve yetersizdir. Bu destek sadece, örneğin, dernek programı esasınca (politik parti olmadığından dolayı) konser vermekle yetinmemelidir. Aktif olarak kampanyalara katılmak, üyelerinde ve onların ailelerinde Türk bilincini uyandırmakla yapılacak olan yeni seçimlerin Kosova Türk halkı için pahası biçilmeyen önem taşıdığını ve bir dönüm noktası oluşturduğunu vurgulayarak onları doğru yola yönlendirmektir. Bunu sadece derneklerde değil, bulunduğumuz her yerde ve ortamda dile getirerek her Türk bireyimiz çaba sarf etmelidir. Yaşadığımız toplumda geleceğimizin güzel olması için, bu toplumun bireyi olarak bize düşen bu milli görevimizi mutlaka yerine getirmeliyiz. Bunu yaparken ilk önce kendimize sahip çıkmalıyız ve aramızda mevcut olan her hangi bir parçalanma durumunun üstesinden gelebilmek için, ilk önce aramızda var olan dargınlığı, nefreti, götürmezliği, bencilliği, kıskançlığı, barışla, sevgiyle, hoş görüyle, alçak gönülle, saygıyla, destekle değiştirerek, gelecek hayatımızda seçimler sayesinde bir araya gelip yarınlar için diğer halklar gibi planlar yapmalıyız.  Kosova Türk halkı, Türkçesini, dinini, tek sözle var oluşunu ve benliğini daha geniş kitleye duyurmak için güvence simgesini şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada KDTP ile mutlaka başaracaktır. Çünkü bilinçli halk olarak Türkler artık kendini beğenen üç beş kişilerin yalancı marifetlerine pek kolay aldanmamalıdır, hesap vermeyi de sormayı da ve kimin yalancı, çıkarcı, olduğunu da bilmelidir.  Kosova Türk halkı bu durumu göz önünde bulundurarak yapılan yeni seçimlerde onun kopmayan bir parçası olan KDTP ile girme kararını almıştır ve seçimlerden adı kadar umutlu olduğunu kanıtlamıştır. Çünkü Türkler bir toplumun çalışmakla, dostlukla, barışla anlamlı olduğuna inanmaktadırlar. Çünkü barış ve dostluk yoksa siz de yoksunuz bilincindedir. Kosova Türkleri dostluğun olmadığı yerde, yalanların, kandırmacıların, çirkinliklerin, soygunların ve haksızlıkların var olduğunu bilen bir millettir, çünkü geçmişte bunu yaşamıştır.  Bu yüzden Kosova Türkleri son yeni seçimler ve ileride de yeni seçimler sayesinde elde edilecek başarısıyla bu toplumun bir parçası olarak ona düşen görevini de bu yörelerde dostluk ürünlerini saçarak, sevgiyi, saygıyı, güzelliği, uygarlığı yaşatmaya çalışacaktır, halklar arasında dostluklar kurarak Kosova’nın her yönlü kalkınması için yekvücut olacaktır. Sadece Kosova Türk halkı değil, tüm Türk milleti her nerede olursa olsun her zaman beraberlik içinde yaşamanın simgesini taşımış ve halen taşımaktadır. Çünkü biz Türk olduğumuzdan ne korkarız ne de utanırız, aksine gurur duyuyoruz. Sayımız az da olsa Kosova’da oynadığımız rol çok büyüktür, bu beraberlik durum itibarıyla yapılacak yeni seçimlerden sonra ise daha da büyük olacaktır. Bu yüzden 28 Aralık 2006 yılında yapılan son seçimlerden sonra diğer halklar gibi Türklerle ilgili de çözümlenmesi beklenen kimi temel sorunların ortadan kalkması ve bugüne kadar Türklerle ilgili yapılan kimi hataların düzeltilmesi için sadece insanların birleşmesi değil, bize önemli olan siyasi oluşum ayarında bir birleşmenin gerçekleşmesidir. Yapılacak yeni seçimlerde yegâne partimiz olan KDTP’nin bütün Türk halkının desteği ile temsil edilmesi bu birliğin ve beraberliğin en önemli unsurudur ve bütün halkımız için kaçınılmaz bir gereksinimdir. Çünkü sadece bu tür birleşmeyle konuştuğumuz güzel Türkçemiz, dinimiz ve medeniyetimiz yanı sıra Türk halkının gerçek varlığı ortaya çıkacak ve daha güçlü bir konuma gelecektir.   Bunu derken ancak bu bütünleşmede herkesin gayret göstermesiyle başaracağımızı vurgularken, insanımızı hep ileriye dönük olarak, diri, uyanık, basiretli, düşünce ve aklını kullanarak durumda tutmayı amaç etmeliyiz. Tüm bunlara rağmen bu güne kadar yapmış olduğumuz çalışmalarımızla, seçilen hedef ve gayretler koşturmalarımızın ürünlerini vermiştir. Bu şartlar üzerinde ileride de yapılacak olan düzenli, tertipli ve devamlı bir çalışmayla istediğimiz şeyleri elde edebileceğimize ve daha büyük başarılara ulaşacağımıza inanmaktayım. Bunu başarmak için bu birleşmede, yöneticiler kendi görevleri dışında, topluma ve milletine olan sevgisini esirgememeli ve her zaman milletin nabzına göre hareket etmelidir derken, istenilen hedefe ulaşmada çok daha kolaylık yaratılmaktadır kanısındayım. Şu anda Türklerin ağır ekonomik durumlarını göz önünde bulundurarak, ancak birlik beraberlik ve kardeşlik muhtevasında yaşanacak toplumda ve hayatta kalabilmenin tek çıkış yolu ve varlığımızı tek yaşatacak dayanağı olduğunu da vurgularken, gelin bu yeni dönem yapılanmasında kendimize halk olarak düşen yükümlülüğümüzü bu ve her türlü diğer birleşmelerle yerine getirelim. Çünkü şahsi hedeflerimiz ne olursa olsun yaşadığımız toplum ancak birlik beraberlikle dostlukla ve barışla anlamlıdır düşüncesindeyim.  Malumumuz çok uluslu bir toplumlarda hiçbir zaman burhanlar bitmez ya da biri biterken diğeri başlar. Onun için benliğimizi ve toplumumuzun var olmasında ve gelişmesinde bu birliği ve beraberliği halkımızın, dilimizin, dinimizin ve eğitimimizin adına çok geç olmadan en üst düzeyde mutlaka pekiştirmemiz gerekir.  Eğer bu birliğimizi devam ettirmek ve en üst düzeyde pekiştirmek istiyorsak hayali bir zaman beklememeliyiz, zaman içinde gerekeni yapmalıyız, çünkü bunu yapmazsak halkımız ve Türklüğümüz için sonuçlar ağır olabilir. Zaten yazımın amacı, bir insan tanrı olmaktan vazgeçip, insan olduğunu anladığı ayrına vardığı an, kardeşçe bir yaşamın başlangıcına inanmamızın bir ifadesidir. Çünkü tüm güçlüklelerin aşılmasında birlik ve beraberliğin en önemli olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.
45 dakika önce
0
Devamını Oku
İran savaşı 6 günü geride bıraktı. Trump: Mücteba Hamaney kabul edilemez
ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasıyla başlayan İran Savaşı 6. günde devam ediyor. İran'da savaşın başından bu yana ölü sayısı bin 230 kişiye yükseldi. Trump, İran'ın yeni liderinin seçilmesine bizzat katılması gerektiğini söyledi. 00:20 TRUMP: İRAN'DAN SONRA KÜBA'YA EĞİLECEĞİZInter Miami futbol tamını Beyaz Saray’da kabul eden ABD Başkanı Donald Trump, "Önce İran'la işimizi bitirmek istiyoruz." dedi ve "daha sonra Küba'ya eğileceklerini ve bu ülkeyle ilgili adımlar atacaklarını" ekledi. 00:15 TRUMP, İRAN DEVRİM MUHAFIZLARI İLE ORDU VE POLİSE "SİLAH BIRAKMA" ÇAĞRISI YAPTIABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl Amerikan futbol ligi MLS'te şampiyon olan Inter Miami takımını Beyaz Saray’da kabul etti. Ziyarette İran savaşını değerlendiren Trump "İran Devrim Muhafızlarına, orduya ve polise silah bırakma çağrısı yaptı. Trump, "İranlılar bir anlaşma imzalamamı istiyorlar, onlara çok geç kaldıklarını söyledim. Şu anda biz onlardan daha fazla savaşmak istiyoruz." diye konuştu. İran'a ait 24 gemiyi vurduklarını belirten Trump, "İran Devrim Muhafızlarına, orduya ve polise silahlarını bırakması çağrısı yapıyorum, yoksa hepsi öldürülecek. İran halkına da ayağa kalkıp ülkelerini geri alma çağrısı yapıyorum." ifadelerini kullandı. Dünyanın dört bir yanında görev yapan İranlı diplomatlara da seslenen Trump, "İranlı diplomatları sığınma talebinde bulunmaya çağırıyoruz." dedi. 23:27 CENTCOM KOMUTANI: 30 İRAN GEMİSİNİ BATIRDIKİran'ın füze üretme kapasitesini yok edeceklerini vurgulayan CENTCOM Komutanı Brad Cooper "ABD, biri şu an olmak üzere 30 İran gemisi batırdı. Son saatlerde İran'ın dron taşıyıcılarını vurduk." dedi. İran'dan gönderilen füzelerin yüzde 90, dron saldırılarının yüzde 83 oranında engellendiğini aktaran Cooper "İran'ın kabiliyetlerine çok aşinayız. Amerika'nın muharip gücü artarken İran'ınki azalıyor. " diye konuştu.23:15 HEGSETH: İRAN SAVAŞI SÜRDÜREMEYECEĞİMİZİ SANIYORSA, YANILIYORABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM Komutanı Brad Cooper kameraların karşısına geçerek savaştaki son durum aktardı. Hegseth "İran, ABD'nin savaşı sürdüremeyeceğini sanıyorsa yanılıyor. Şu an daha kararlı biçimde savaşmaya başladık." dedi. Körgez ülkelerinin de ABD'nin yanında yer aldığını ifade eden ABD Savunma Bakanı, "Mühimmatımız dolu. Savaşı bitirmek sadece bizim kararımız" ifadelerini kullandı. Basra'da bir Amerikan uçağının düşürüldüğünü iddiasının sorulması üzerine Hegseth "Tahmin edeceğiniz gibi İran yalan yaymak için elinden geleni yayıyor. Kendi halklarını buna inandırmak için uğraşıyorlar. Daha önce de 500 Amerikan askerinin öldüğünü iddia ettiler. Bu yalanlar devam edecek. Biz de yalanlamaya devam edeceğiz." dedi.22:59 İRAN YENİ SALDIRI DALGASI BAŞLATTIİran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD ile İsrail'in saldırılarına karşılık İsrail'e yeni dalga füze saldırısı başlattığını bildirdi. Açıklamada "Tel Aviv'in kalbindeki hedeflere karşı kamikaze insansız hava araçları ve füzelerin ateşlenmesiyle saldırı dalgası başlatıldı." ifadeleri kullanıldı.22:43 ARAP ÜLKELERİNDEN ACİL TOPLANTI KARARIABD basınınından Wall Street Journal'ın bildirdiğine göre pazar günü Arap ülkelerinin dışişleri bakanları acil toplantı yapacak. 22:22 LÜBNAN'DA CAN KAYBI 123'E YÜKSELDİİsrail'in 2 Mart'ta Lübnan'a başlattığı saldırılardaki can kayıplarI artırıyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısının 123'e yükseldiğini açıkladı. 22:07 20 BİN ABD VATANDAŞI DÖNDÜABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a saldırıların başladığı 28 Şubat'tan bu yana yaklaşık 20 bin ABD vatandaşının ülkeye döndüğünü belirtti. Bu rakamın diğer ülkelere güvenli bir şekilde yerleşen veya Orta Doğu'dan ayrılıp hala ABD'ye dönüş yolunda olan birçok Amerikalıyı kapsamadığı vurgulanan açıklamada, Dışişleri Bakanlığının charter uçuş ve kara taşımacılığı operasyonlarına devam ettiği bildirildi. Bakanlık ayrıca Kuveyt'teki ABD Büyükelçiliğinin faaliyetlerinin askıya alındığını duyurdu. 21:27 İRAN: USS LİNCOLN UÇAK GEMİSİNİ DRONLA VURDUKİran Devlet Televizyonu, ABD donanmasına ait USS Abraham Lincoln uçak gemisinin dron ile vurulduğunu belirtti. 21:24 NATO: İTTİFAK GENELİNDE FÜZE SAVUNMA DURUMU GÜÇLENDİRİLDİNATO, Türkiye'yi hedef alan füzenin ardından ittifak genelinde balistik füze savunma durumunu güçlendirdiklerini açıkladı. 21:04 ERAKÇİ: ATEŞKES İSTEMİYORUZİran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Amerikan NBC kanalına verdiği röportajda, İran'ın olası bir ABD kara işgaline hazırlıklı olduğunu, Washington'la herhangi bir müzakereyi reddettiklerini belirtti. ABD'nin olası kara işgalinden korkup korkmadığı sorulan Erakçi, "Hayır, onları bekliyoruz. Çünkü onlarla yüzleşebileceğimizden eminiz ve bu onlar için büyük bir felaket olur" dedi.20:28 TRUMP: KÜRTLER KARA OPERASYONU YAPMAK İSTİYORLARSA MÜKEMMEL OLURReuters'a da röportaj veren Trump, Venezuela'da olduğu gibi İran'ın yeni liderinin seçilmesinde de rol oynayacaklarını söyledi. Kürtlere destek verip vermediği sorusu üzerine Trump, "Eğer Kürtler kara operasyonu yapmak istiyorsa bu mükemmel olur" diye cevap verdi. Akaryakıt fiyatlarının şu ana kadar pek fazla yükselmediğini belirten Trump, Hürmüz Boğazı'nın açık kalmaya devam edeceğini ifade etti. 19:25 TRUMP: MÜCTEBA HAMANEY KABUL EDİLEMEZAxios'a konuşan ABD lideri Donald Trump, İran'ın yeni liderinin seçilmesine bizzat katılması gerektiğini söyledi. Trump, "İran'da en olası halef Mücteba Hamaney ama bu kabul edilemez. Hamaney'in politikalarını devam ettirecek ve ABD'yi 5 yıl sonra savaşa zorlayacak bir İran lideri istemiyorum" dedi. Trump, "Hamaney'i oğlu hafif siklet, vakitlerini boşa harcıyorlar" ifadelerini de kullandı.
2 saat önce
0
Devamını Oku
MSB: İran'dan ateşlenen füze imha edildi
Milli Savunma Bakanlığı, "İran'dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasını geçtikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında angaje edilerek etkisiz hale getirilmiştir." açıklamasında bulundu. İletişim Başkanı Duran da, "Ülkemizin ve aziz milletimizin güvenliğini sağlama konusundaki irademiz ve kapasitemiz en üst seviyededir. Topraklarımızın ve hava sahamızın savunulmasına yönelik gerekli her türlü adım tereddütsüz atılacaktır." ifadesini kullandı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Fidan, İran'dan ateşlendikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen ve etkisiz hale getirilen balistik mühimmat konusundaki tepkisini iletti. NATO'dan yapılan açıklamada da, "İran'ın Türkiye'yi hedef almasını kınıyoruz. İran ayrım gözetmeksizin saldırılarına devam ederken NATO, Türkiye dahil tüm müttefiklerinin yanında kararlı şekilde durmaktadır. Savunma duruşumuz güçlü şekilde devam etmektedir." denildi. Milli Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "İran’dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasını geçtikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında angaje edilerek etkisiz hâle getirilmiştir." ifadeleri yer aldı. Açıklamada şunlar kaydedildi: "Hatay ili Dörtyol ilçesinde düşen mühimmat parçasının, söz konusu tehdidin havada imha edilmesi sonrasında önleme yapan hava savunma mühimmatına ait olduğu tespit edilmiştir. Olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma söz konusu değildir. Ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak konusundaki irademiz ve kapasitemiz en üst seviyededir. Türkiye bölgesel istikrar ve huzurdan yana taraf olurken kimden ve nereden gelirse gelsin topraklarının ve vatandaşlarının güvenliğini sağlamaya muktedirdir. Topraklarımızın ve hava sahamızın savunulmasına yönelik her türlü adım kararlılıkla ve tereddütsüz atılacaktır. Ülkemize yönelik her türlü hasmane tutuma karşı cevap verme hakkımızın mahfuz olduğunu hatırlatıyoruz. Tüm taraflara, çatışmaların bölgede daha da yayılmasına neden olacak adımlardan uzak durma uyarısında bulunuyoruz. Bu kapsamda NATO ve diğer müttefiklerimizle istişare içinde olmayı sürdüreceğiz." İLETİŞİM BAŞKANI'NDAN AÇIKLAMACumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran da, İran’dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasından geçerek Hatay bölgesinde Türk hava sahasına yönelen füzenin etkisiz hale getirildiğini ve kurumların süreci anlık ve tam bir eş güdüm içerisinde takip ettiğini kaydetti. İletişim Başkanı Duran, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İran’dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasından geçerek Hatay bölgesinde Türk hava sahasına yönelen bir füzenin etkisiz hale getirildiğini, bunun sonucunda ise füze parçasının Hatay’ın Dörtyol ilçesinde bir alana düştüğünü ifade etti. Duran, meydana gelen olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanmanın yaşanmadığının altını çizdi. Kurumların süreci anlık ve tam bir eş güdüm içerisinde takip ettiğini aktaran Duran, "Ülkemizin ve aziz milletimizin güvenliğini sağlama konusundaki irademiz ve kapasitemiz en üst seviyededir. Topraklarımızın ve hava sahamızın savunulmasına yönelik gerekli her türlü adım tereddütsüz atılacaktır. Karşılaşılabilecek hasmane tutumlara yönelik uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli karşılık verilecektir. Bu süreçte NATO ve müttefiklerimizle istişare ve iş birliği sürdürülecektir. Tüm taraflara, bölgede gerilimi artıracak ve çatışmaların daha geniş bir alana yayılmasına yol açabilecek adımlardan uzak durması yönündeki uyarımızı yineliyoruz. Tarafların sorumluluk bilinciyle hareket etmesi büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi. Bu süreçte medya kuruluşlarından ve sosyal medya kullanıcılarının daha hassas hareket etmeleri, teyide muhtaç ve kamuoyunu paniğe sevk edebilecek haber ve paylaşımlara itibar etmemeleri gerektiğine vurgu yapan Duran, "Resmi makamlarımız tarafından yapılan açıklamalar dışındaki bilgi ve paylaşımlara karşı dikkatli olunması önem arz etmektedir" diye konuştu. Duran, açıklamasına şöyle devam etti: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın her vesileyle vurguladığı üzere Türkiye bölgede barışın, istikrarın ve diyalogun hâkim olması için yoğun bir diplomatik çaba yürütmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemiz, gerilimin tırmanmaması, sivillerin korunması ve sorunların uluslararası hukuk temelinde barışçıl yollarla çözülmesi için aktif bir rol üstlenmektedir. Bu tür gelişmeler karşısında milletçe sergileyeceğimiz birlik, beraberlik ve dayanışma en büyük gücümüzdür. Devletimiz tüm kurumlarıyla görev başındadır. Türkiye, bölgede tansiyonun düşürülmesi ve sorunların barışçıl yollarla çözümü için üzerine düşen sorumluluğu yapıcı bir anlayışla yerine getirmeye devam edecektir." BAKAN FİDAN ARAKÇİ İLE GÖRÜŞTÜDışişleri Bakanı Hakan Fidan da, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran'dan ateşlendikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen ve etkisiz hale getirilen balistik mühimmat konusunda Türkiye'nin tepkisini ileterek, çatışmaların yayılmasına neden olacak her türlü adımdan kaçınılması gerektiğini belirtti. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre, Fidan, Arakçi ile telefonda görüştü. Fidan, görüşmede, İran'dan ateşlendikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen ve etkisiz hale getirilen balistik mühimmat konusunda Türkiye'nin tepkisini ileterek, çatışmaların yayılmasına neden olacak her türlü adımdan kaçınılması gerektiğini kaydetti. Milli Savunma Bakanlığı, İran'dan ateşlenip Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmatın, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirildiğini bildirmişti. NATO: İRAN'IN TÜRKİYE'Yİ HEDEF ALMASINI KINIYORUZNATO Sözcüsü Allison Hart da, "İran'ın Türkiye'yi hedef almasını kınıyoruz." diyerek NATO'nun Türkiye dahil tüm müttefiklerin yanında kararlı şekilde durduğunu belirtti. Hart, konuya ilişkin, AA muhabirine yazılı açıklama yaptı. NATO'nun bölge genelinde İran'ın ayrım gözetmeyen saldırılarına devam ettiği bir dönemde, Türkiye dahil tüm müttefiklerin yanında kararlı bir şekilde durduğunun altını çizen Hart, "Hava ve füze savunması da dahil olmak üzere tüm alanlardaki caydırıcılık ve savunma duruşumuz güçlüdür." ifadesini kullandı. Hart, "İran'ın Türkiye'yi hedef almasını kınıyoruz." ifadesine yer verdi. Milli Savunma Bakanlığı, İran'dan ateşlenip Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmatın, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirildiğini bildirmişti. AK PARTİ'DEN AÇIKLAMAAK Parti Genel Merkezi'nden yapılan açıklamada da, bölgedeki hassas süreç devam ederken, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi ve milli güvenliği ilgilendiren bu tür hayati konularda dezenformasyona geçit verilmemesinin büyük önem arz ettiği belirtildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: "​Bu kapsamda, başta Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı olmak üzere, ilgili resmi kurum ve kuruluşlar tarafından yapılacak açıklamalar dışındaki hiçbir kaynağa, sosyal medya mecralarında yayılan spekülatif içeriklere ve asılsız iddialara itibar edilmemesini önemle rica ederiz. Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlama konusunda tam bir irade ve sarsılmaz bir kapasiteye sahiptir. Resmi kanallar üzerinden paylaşılacak bilgilerin esas alınması, toplumsal huzurumuzun ve bilgi kirliliğiyle mücadelenin temelidir."
1 gün önce
0
Devamını Oku
Reklam Alanı
Hırvatistan Osijek’te Dinlerarası Buluşma:“Modern Dünyada Tanrı’yı ve İnsanı Nasıl Sevmeli?
Đakova-Osiječka Piskopusluğu’na bağlı Kutsal Kitap Pastoral Ofisi ile “Aziz II. Yuhanna Pavlus Yeni Müjdeleme Enstitüsü” üçüncü kez dinlerarası diyalog konulu bir yuvarlak masa toplantısı düzenledi. Bu yılki toplantının teması ise “Modern dünyada Tanrı’yı ve insanı nasıl sevmeli?” olarak belirlendi. Toplantı 26 Şubat 2026 Perşembe günü Osijek Başpiskoposluk Vekilliği’nin pastoral mekânlarında gerçekleştirildi. Katılımcılar şunlardı:      •     Hahambaşı Luciano Moše Prelević      •     Osijek Ortodoks papazı Aleksandar Đuranović      •     Judita Paljević Kraljik (Osijek Evanjelik Yüksekokulu)      •     Osijek imamı Senad Hevešević      •     Katolik rahip ve Đakovo Katolik İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Ivan Benaković Programın moderatörlüğünü Đakovo Katolik İlahiyat Fakültesi’nden Davor Vuković yaptı. Tanrı’ya ve İnsana Sevginin Yolları Moderatör Vuković açılışta sevgi emrinin ilahî vahyin merkezinde yer aldığını belirtti: Tanrı’ya sevgi ve insana sevgi. İsa’nın bu emri teyit ettiğini ve “Bütün Yasa ve Peygamberler bu emre bağlıdır” dediğini hatırlattı. Geçmişte ve bugün dinler arası düzeyde de çatışmaların yaşandığını; buna rağmen hiçbir dinin özünde nefret ve savaşı savunmadığını vurguladı. Toplantının amacının, birlik ve karşılıklı saygı ruhunu yaymak olduğunu ifade etti. “Temel Kural Sevgidir” Hahambaşı Prelević, Yahudiliğin en temel buyruğu olan “Komşunu kendin gibi sev” (Levililer 19:18) sözüyle konuşmasına başladı. İbranice’de sevginin “söz” değil “eylem” olduğunu; yani “Seni seviyorum” demekten ziyade “Senin için bir şey yapıyorum” anlamı taşıdığını belirtti. Yahudilikte sevginin temel ilke olduğunu; hem Yahudilere hem Yahudi olmayanlara karşı sevgi ve iyilik yapılması gerektiğini söyledi. Yahudi olmayanlara yapılan iyiliğin “barış yollarını (Darchei Shalom)” inşa ettiğini ve Tanrı’nın adını yücelttiğini ifade etti. Ayrıca Yahudilikte hayatı feda etmenin esas olmadığını; yalnızca üç durumda canın verilebileceğini (Tanrı’yı inkâr, küfür ve masum birini öldürmeye zorlanma) dile getirdi. Tüm insanların Tanrı’nın suretinde yaratıldığını ve komşuyu sevmenin Tanrı’nın suretini sevmek anlamına geldiğini söyledi. “Günümüz İnsanı En Çok Kendini Seviyor” Papaz Đuranović, Tanrı’yı sevmenin pratikte zor olduğunu; komşuyu sevmenin ise daha da zorlaştığını söyledi. Tanrı’yla ilişkinin üç göstergesini sıraladı:      •     Tanrı üzerine düşünmek,      •     Dua yoluyla O’nunla konuşmak,      •     Emirlerine göre yaşamak. Modern dünyada insanın çoğu zaman en çok kendini sevdiğini ve egonun güçlendiğini belirtti. Pavlus’un “Sevinenlerle sevinin, ağlayanlarla ağlayın” sözünü hatırlatarak, başkasının mutluluğuna sevinmenin zorlaştığını, başkasının acısına kayıtsız kalmanın ise daha büyük bir sorun olduğunu ifade etti. Sevgi Sadece Hak Değil, Sorumluluktur Judita Paljević Kraljik, modern kültürde sıkça duyulan “Benim hakkım var” söylemine değindi. Tanrı sevgisinin itaatle bağlantılı olduğunu belirtti: “Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getireceksiniz.” Sevginin soyut bir kavram değil, sorumluluk gerektiren bir gerçeklik olduğunu söyledi. Dijital dünyada herkesin fikrini özgürce ifade ettiğini; ancak bunun çoğu zaman başkalarını incitmeye ve hatta “öldürmeye” (karakter suikastı) dönüştüğünü vurguladı. Herkesin Tanrı’nın suretinde yaratıldığını; kimsenin manevi yolculuğunun hangi aşamada olduğunu bilmeden onu yargılamamak gerektiğini ifade etti. *İslam’da Sevgi: Sabır ve Sorumluluk Yolu* İmam Senad Hevešević, İslam’ın sevgi anlayışını anlattı. İslam geleneğinde insanın “El-İnsan” olarak adlandırıldığını; bunun “yakınlık” ve “unutmak” köklerinden geldiğini, insanın başkalarıyla yakınlık içinde insan olduğunu fakat bunu sıkça unuttuğunu belirtti. Allah isminin, “kalbin yöneldiği varlık” anlamındaki kökten geldiğini ifade etti. İslam’da 99 güzel isim bulunduğunu ve bunlardan birinin “El-Vedûd” (seven ve sevginin kaynağı olan) olduğunu söyledi. İslam’ın sevgiyi geçici bir duygu değil; sabır, sorumluluk ve pratik gerektiren bir yol olarak gördüğünü vurguladı. Tanrı sevgisinin insanlara karşı tutumda görünür olması gerektiğini, aksi halde eksik kalacağını ifade etti. “Severseniz Yanılmazsınız” Rahip Ivan Benaković, Pavlus’un “Sevgi İlâhisi”ne atıf yaptı. Yunanca’da farklı sevgi türleri bulunduğunu; özellikle:      •     Eros (en yüce sevgi arayışı)      •     Agape (fedakârlık ve kendini adama içeren sevgi) Korint Kilisesi’ndeki bölünmelere değinerek Pavlus’un “Severseniz yanılmazsınız” sözünü hatırlattı. Gerçek sevginin kişinin sahip olduğu yetenekleri yalnızca kendisi için değil, tüm topluluk için kullanmasını gerektirdiğini belirtti. Sonuç Moderatör Vuković, üç yıldır farklı din temsilcilerinin bir araya gelip konuşabilmesinin büyük bir değer olduğunu söyledi. Hristiyanlık, Yahudilik ve İslam’ın kökünde sevgi bulunduğunu; ancak mensuplarının zaman zaman bunun tersine davranabildiğini ifade etti. En büyük zorlukların cehalet, diyalog eksikliği ve savaşlar olduğunu belirtti. “Dünyayı ancak dönüşmüş bir kalp değiştirebilir.” sözleriyle programın ilk bölümünü tamamladı. Kaynak: djos. hrHaber düzenleme: M.Tevfik Yücesoy  
1 gün önce
0
Devamını Oku
Bosna-Hersek Reisü’l-uleması'ndaan Saraybosna’da bir iftar programı
Bosna-Hersek Reisü’l-uleması Husein Efendi Kavazović, Bosna-Hersek’teki büyükelçiler onuruna Saraybosna’da bir iftar programı düzenledi. Konuşmasında içinde bulunduğumuz günlerin, Allah’ın kelamını ve O’nun emir ve yasaklarının hikmetini idrak etme zamanı olduğunu vurgulayan Kavazović, orucun insana hem kendi zayıflıklarını hem de iradesinin gücünü gösterdiğini ifade etti. İftarı misafirlerle paylaşmaktan duydukları memnuniyeti dile getirerek, kendi geleneklerinde iftarın komşular, dostlar ve yakınlarla birlikte açıldığını söyledi. Ayrıca bu günlerde Ramazan orucunun yanı sıra Katolik komşuların Paskalya öncesi Büyük Perhizi (Korizma), Ortodoksların Büyük Orucu ve Yahudilerin Ester orucunun da başlamış olmasının, tek ve merhametli Allah’a olan ortak inancı hatırlattığını belirtti. Reisul-ulema, Orta Doğu’daki çatışmaların tırmanmasından duyduğu endişeyi de dile getirerek, yaşananların hiçbir şekilde meşru görülemeyeceğini söyledi. Savaş ve soykırım tecrübesi yaşamış küçük bir Müslüman topluluk olarak, şiddet sarmalının durdurulması çağrısında bulunmayı ahlaki bir sorumluluk gördüklerini ifade etti. Ramazan’ın bu mübarek günlerinde İran, Filistin ve İsrail’deki masum siviller için; ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Bahreyn, BAE, Umman ve diğer ülkelerde barış için dua ettiklerini belirtti. Bosna-Hersek’te halkın güvenlik ve barış konusunda sürekli bir endişe içinde yaşadığını, zaman zaman Müslümanlara yönelik nefret söylemi ve tehditlerin toplumsal huzuru zedelediğini ifade eden Kavazović, buna rağmen birlik ve komşuluk hukukuna bağlı kalmaya devam edeceklerini ve uluslararası toplumun desteğini beklediklerini söyledi. Konuşmasının sonunda, Bosna-Hersek’te barış ve istikrarın yalnızca bölge halkları için değil, birleşik Avrupa ideali için de hayati öneme sahip olduğunu vurguladı: “Bosna-Hersek olmadan Avrupa tamamlanmış sayılmaz. Bosna, küçük bir Avrupa’dır; farklılıkların zenginlik olarak yaşandığı bir coğrafyadır. Burada farklı dünyalar, çatışmaktan çok daha uzun süre bir arada yaşamıştır.” Boşnakların, farklılık içinde birlik fikrinin geleceğe giden tek yol olduğuna samimiyetle inandıklarını belirten Kavazović, aynı sofrayı paylaşmanın bu ortak değerlerin en güzel göstergesi olduğunu sözlerine ekledi. (Haber düzenleme: M.Tevfik Yücesoy)
1 gün önce
0
Devamını Oku
İsrail'in Lübnan'a saldırıları devam ediyor
İsrail ordusu, Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki Dahiye bölgesine yeni hava saldırıları düzenledi. İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları üçüncü gününde devam ediyor. İsrail uçakları, "Hizbullah'ın kalesi" olarak bilinen Dahiye bölgesine 2 hava saldırısı daha düzenledi. Böylece sabah saatlerinden bu yana gerçekleştirilen hava saldırısı sayısı 6'ya çıktı. Saldırılar sonrası şiddetli patlama sesleri duyulurken, bölgeden dumanlar yükseldi. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "Beyrut'ta Hizbullah'a ait altyapılara saldırılar başlatıldığı" ifade edildi.İsrail ordusu kısa süre önce Dahiye'deki Hureyk, Camus, Hedes ve Leyleki mahallelerine saldırı tehdidinde bulunmuştu. - İsrail'in Lübnan'a saldırıları İsrail ordusundan 2 Mart'ta yapılan açıklamada, Lübnan'dan füze atıldığının tespit edilmesinin ardından ülkenin kuzeyinde sirenlerin devreye girdiği belirtilmişti. Ardından, Lübnan geneline hava saldırıları başlattığını duyuran ve başkent Beyrut'u hedef alan İsrail ordusu, havadan ve denizden yoğun saldırılar düzenlediği Lübnan'da kara işgalini genişletme kararı almıştı.Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında en az 50 kişinin öldüğünü bildirmişti. İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları üçüncü gününde devam ediyor. İsrail uçakları, "Hizbullah'ın kalesi" olarak bilinen Dahiye bölgesine 2 hava saldırısı daha düzenledi. Böylece sabah saatlerinden bu yana gerçekleştirilen hava saldırısı sayısı 6'ya çıktı. Saldırılar sonrası şiddetli patlama sesleri duyulurken, bölgeden dumanlar yükseldi. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "Beyrut'ta Hizbullah'a ait altyapılara saldırılar başlatıldığı" ifade edildi.İsrail ordusu kısa süre önce Dahiye'deki Hureyk, Camus, Hedes ve Leyleki mahallelerine saldırı tehdidinde bulunmuştu. - İsrail'in Lübnan'a saldırıları İsrail ordusundan 2 Mart'ta yapılan açıklamada, Lübnan'dan füze atıldığının tespit edilmesinin ardından ülkenin kuzeyinde sirenlerin devreye girdiği belirtilmişti. Ardından, Lübnan geneline hava saldırıları başlattığını duyuran ve başkent Beyrut'u hedef alan İsrail ordusu, havadan ve denizden yoğun saldırılar düzenlediği Lübnan'da kara işgalini genişletme kararı almıştı.Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında en az 50 kişinin öldüğünü bildirmişti.
1 gün önce
0
Devamını Oku
Flynn: “İslam bir din değildir, siyasi bir felsefedir"
Banja Luka’da konuşan ABD’li emekli general ve eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn, “İslam bir din değildir, siyasi bir felsefedir” ifadelerini kullandı. Flynn, Milorad Dodik’in sorusunu yanıtlarken Avrupa’daki demografik ve siyasi değişimden söz etti. Avrupa Birliği’nin görünümünün değiştiğini savunan Flynn, İngiltere’de büyük şehirlerde Müslüman belediye başkanlarının bulunduğunu ve New York’ta da Müslüman bir belediye başkanı olduğunu belirtti. Bu durumun vatandaşların seçim süreçlerine daha fazla katılması gerektiğini gösterdiğini ifade etti. Flynn ayrıca, geçmişte radikalleşmiş bazı Müslümanlarla yüz yüze görüşmeler yaptığını söyleyerek, İslam’ın özellikle Amerika’da bir din değil siyasi bir ideoloji olarak görülmesi gerektiğini savundu. Konuşmasının sonunda “Kaderimiz, onu nasıl şekillendirirsek öyle olacaktır” dedi. Yukardaki söylemiyim ana hatlarıyla şöyle değerlendirebilirz (Balkan Bağlamı) Bu açıklama Balkanlar açısından oldukça hassas bir içerik taşır. Bosna-Hersek gibi çok farklı inançları barındıran ve çok kimlikli bir ülkede “İslam din değildir” şeklindeki genelleyici bir ifade:      •Boşnak, Arnavut ve diğer etnik kimliklerden Müslüman toplumunda haklı olarak tepkiye sebebiyet vermiştir. Bu talihsiz beyan;      •Kimlik temelli gerilimleri artırabilir,      •Zaten kırılgan olan etnik-dini dengeleri zorlayabilir. Balkan siyaseti tarihsel olarak din–kimlik–milliyet ekseninde şekillendiği için bu tür söylemler sadece teolojik bir tartışma değil, doğrudan siyasi anlam taşır. Bu açıklamayı iki ana eksende derinleştirebiliriz: Bosna-Hersek iç siyaseti ve ABD–Balkan ilişkileri. Bosna-Hersek İç Siyaseti Bağlamı Konuşmanın Banja Luka’da, yani Sırp Cumhuriyeti entitesinde yapılması ve sorunun Milorad Dodik tarafından yöneltilmesi tesadüf değil. Bosna-Hersek üç kurucu halktan oluşur:      •Boşnaklar (çoğunlukla Müslüman),      •Sırplar (çoğunlukla Ortodoks),      •Hırvatlar (çoğunlukla Katolik). “İslam din değildir” şeklindeki genelleyici ifade, Bosna’daki Boşnak kimliğini doğrudan hedef alıyormuş gibi algılanabilir. Çünkü Bosna’da İslam sadece bir inanç değil, aynı zamanda tarihsel kimliğin parçasıdır. Bu tür söylemler:      •Kimlik temelli kutuplaşmayı arttırır,      •Ayrılıkçı Sırp siyasi söylemini güçlendirir,      •Boşnak kamuoyunda dış tehdit algısını yükseltir. Balkanlar’da din çoğu zaman etnik kimliğin taşıyıcısıdır. Bu yüzden teolojik bir cümle bile siyasi sonuç doğurur. ABD–Balkan İlişkileri Açısından Konuşmayı yapan kişi Michael Flynn. Flynn, ABD’de özellikle güvenlikçi ve sert İslam karşıtı söylemleriyle bilinen bir figürdür. Ancak şu nokta önemli: Flynn şu an ABD devletini resmen temsil eden bir görevde değildir. Yine de Balkan siyasetinde ABD figürlerinin sembolik etkisi büyüktür. Bu nedenle:      •Sırp Cumhuriyeti çevreleri bunu “ABD içinde de bizi anlayanlar var” mesajı olarak kullanabilir.      •Boşnak çevreler ise Washington’un duruşunu sorgulayan bir tartışma başlatabilir. ABD’nin resmi politikası Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğü ve çok kültürlü yapısının korunmasıdır. Daha Geniş Balkan Jeopolitiği Bu açıklama şu jeopolitik hatlara oturuyor:      •Sırbistan ve Sırp Cumhuriyeti’nin Batı ile mesafeli ama Rusya’ya da tam bağımlı olmayan denge siyaseti,      •Kimlik üzerinden konsolidasyon arayışı,      •Avrupa’da artan göç ve İslam tartışmalarının Balkanlara yansıması. Balkanlar tarihsel olarak büyük güçlerin ideolojik söylemlerinin sahnesi olmuştur. Bu tür açıklamalar, yerel aktörler tarafından iç siyasette araçsallaştırılabilir. Netice-i kelam: Bu konuşma:      •Teolojik bir tartışma değil,      •Kimlik siyaseti üreten bir söylem,      •Bosna-Hersek’in hassas etnik dengesini etkileyebilecek potansiyele sahip bir çıkış olarak değerlendirilebilir. Balkanlar’da kelimeler sıradan değildir; tarih hafızası güçlüdür.Bu nedenle bu tür ifadeler sadece bir konferans cümlesi olarak kalmaz, siyasi hafızaya yazılır. (Haber analiz: M.Tevfik Yücesoy)
2 gün önce
0
Devamını Oku
Alija Djerzelez'in türbesinin yıkılması
2 Mart'ta, Boşnak geleneğinin en ünlü yerlerinden biri ve halk hikayelerinde derin kökleri olan Alija Đerzelez(Aliya Cerzelez)'in türbesi havaya uçuruldu. Türbenin kaderi, yerel bir olaydan çok daha fazlasını ortaya koyuyor: bir efsane, inanç, 1980'lerin sonlarındaki milli coşku ve savaş arifesinde Bosna Hersek kimliğine yönelik ilk sembolik saldırıların öyküsü. 1992 yılının Şubat ayının son günü ve Mart ayının ilk günü, Bosna Hersek hafızasına umut ve tehdidin aynı sokaklarda çarpıştığı an olarak kazındı. Vatandaşlar referanduma gidip bağımsız bir devlet için oy verirken, birçok bölgede yaklaşan şiddetin soğuk nefesi çoktan hissediliyordu. Saraybosna'da bir gecede barikatlar kuruldu, şehir abluka altına alındı, trafik kesildi ve halk arasında korku yayıldı. Bu sahne, siyasi krizin çok daha tehlikeli bir şeye dönüşmekte olduğunun habercisiydi. Başkent felç olmuşken, ülkenin diğer bölgelerinde de sembolik yıkım eylemleri gerçekleşiyor ve yaklaşan çatışmanın niteliğini gösteriyordu. En şok edici olaylardan biri, Šipovo'ya çok uzak olmayan Gerzovo köyünde yaşandı; Bosnalı Müslümanların kolektif hafızasında ve geleneğinde derin kökleri olan Alija Đerzelez türbesine mayın döşendi. Bu eylem sadece eski bir binanın yıkılması değildi. Bu, yüzyıllardır insanlar arasında yaşayan bir sembole, bir hikayeye, Bosna destan geleneğinin en tanınmış figürlerinden birine yapılan bir saldırıydı. Bu yerin tarihi kökleri Osmanlı dönemine kadar uzanmaktadır. Şipovo yakınlarındaki ortaçağ kenti Soko savaşında şehit düşen Osmanlı gazisi Gurz İlyas'ın hikayesi halk hafızasında korunmuştur. Ölüm yerinde mütevazı ama saygın bir türbe dikilmiş ve zamanla etrafına kahramanın adını taşıyan Gerzovo adında bir köy kurulmuştur. Nesiller boyunca, bu tarihi şahsiyet destansı bir figüre dönüşmüştür. Halk efsaneleri, şarkıları ve hikayeleri, gazi Gurz İlyas'ı insanüstü güç ve cesarete sahip efsanevi kahraman Alija Đerzelez'e dönüştürmüş ve adı Bosnalı Müslümanların kültürel kimliğinin bir parçası olmuştur. Gerzovo'daki türbe bu nedenle sadece bir savaşçının mezarı değildi. Ahireti, insanların umut, korku ve dua ile geldiği bir yeri temsil ediyordu. Yolcular onun yanında durup dua ediyor ve mütevazı bağışlar bırakıyorlardı. Türbenin içinde su dolu bir çaydanlık ve havlular vardı, çünkü halk arasında kahramanın geceleri kalkıp dua ettiğine dair bir inanç vardı. Bu tür inançlar, sembolik anlamlarından bağımsız olarak, insanların o yerle olan derin bağını gösteriyordu. İlginç olan şu ki, türbe hiçbir zaman sadece tek bir topluluğa açık kalmadı. Müslümanlar ve çevredeki köylerden Ortodokslar da ona geldiler. İnsanlar hastaların şifa bulması, haklarından mahrum bırakılanların adaleti veya sadece sıkıntı içinde huzur bulmak için geldiler. Kurak yazlarda, türbenin yanında yağmur duaları okunurdu. Yakındaki köylerden bir imam, çocukları Šipovač havzasına yağmur yağması için birlikte dua etmeye getirirdi. Özellikle Ağustos başında, Aliđun günü, türbenin çevresi farklı inanç ve kaderlerden insanların buluşma yeri haline geldiğinde büyük bir kalabalık toplanırdı. Bu nedenle, Mart 1992'de o yerin yıkılması güçlü bir sembolik ağırlığa sahipti. Eylem kendiliğinden gerçekleşmedi. Gerilimler yıllardır birikiyordu. 1980'lerin sonlarına doğru, bölgedeki milliyetçi mitingler giderek eski efsaneleri ve intikam çağrılarını gündeme getiriyordu. Şipovo'dan kalkan otobüsler insanları Kosova Savaşı'nın yıldönümüne taşıyor, yeni Sırp partilerinin siyasi mitingleri ise korku ve tehdit söylemini yayıyordu. O dönemde Şipovo, Bosna Hersek'teki radikal milliyetçiliğin kalelerinden biri haline geldi. Sırbistan'dan gelen Sırp Yenilenme Hareketi, ülkenin tamamı için karargâhını burada kurdu. Siyasi mitinglerdeki konuşmalar sık ​​sık Boşnaklara yönelik açık tehditler içeriyordu. Güvensizlik ve korku ortamı hızla yayıldı ve kısa süre sonra bölgedeki önde gelen Boşnaklara tehdit mektupları gelmeye başladı. Mesajlarda insanlar II. Dünya Savaşı'nda hiç işlemedikleri suçlarla suçlanırken, imzalayanlar intikam alacaklarını ilan ediyordu. 1991 yazında, silahların neredeyse tamamen Sırp nüfusuna dağıtılmasıyla durum daha da kötüleşti. Yerel yapılar Bölgesel Savunma depolarının kontrolünü ele geçirdikten sonra, tüfekler ve mühimmat, çatışma hakkında açıkça konuşanların eline geçti. Geceleri silah sesleri duyuluyor, çeşitli silahlardan ateş açılıyor ve Boşnak evlerine el bombası atılıyordu. Korku günlük bir olay haline gelmişti. Alija Đerzelez'in türbesi, bu atmosferin ilk hedeflerinden biri oldu. 1991 sonbaharından beri hedef alınmış ve tahrip edilmişti. Birçok kişi için, başka bir geleneğin varlığının sembolüydü ve bu nedenle ortadan kaldırılması gerekiyordu. O yılın sonbaharında, yerel Sırp hareketinin temsilcileri, İslam Topluluğu'na türbeyi, kendi deyimleriyle, "Sırp topraklarından" kaldırmaları için bir ültimatom bile verdiler. Son yıkım eylemi, Bosna Hersek vatandaşlarının bağımsızlık için oy kullandığı 1992 yılının Mart ayı başlarında gerçekleşti. Bazı yerel Sırpların böyle bir eylemin iyi bir sonuç doğurmayacağına dair muhalefetine rağmen, birkaç silahlı adam mezarları mayınlayıp yıktı. Ancak radikalizmin mantığı daha güçlüydü. Bu eylemin ardında, bölgenin tarih katmanlarını anlatan neredeyse sembolik bir olay yatıyordu. 1992 yılında Ortodoks Noel ve Yeni Yıl kutlamaları sırasında, Şipovo'da günlerce atış yapıldı. Kutlamalarda Pljeva köyünden getirilen eski bir top da kullanıldı. Bu top, Osmanlı ve Avusturya-Macaristan dönemlerinde Ramazan ayında iftar vaktini duyurmak için kullanılıyordu. 1941 yılında cami yakıldığında Pljeva'daki camiden çalınmıştı. Yarım yüzyıl sonra yeniden ortaya çıktı, ancak bu sefer güç gösterisi aracı olarak. Alija Djerzelez'in türbesi patlamada yok olduğunda, yüzyıllardır insanları birbirine bağlayan manzaranın bir parçası da ortadan kayboldu. Bu olay, kısa süre sonra Bosna Hersek'i saracak çok daha büyük trajedilerin habercisiydi. O küçük binanın kalıntılarında, kısa süre sonra yok edilecek birçok cami, kilise, ev ve şehrin kaderini hissetmek mümkündü. Kaynak: Bosna/hr(Türkçe düzenleme: M.Tevfik Yücesoy)
2 gün önce
0
Devamını Oku
*Mazlumun Âhı ve İlâhî Adaletin Tecelli Saati*
*Mazlumun Âhı ve İlâhî Adaletin Tecelli Saati* Arşı titreten mazlumların âhı, elbet Yüce Allahı’ın icabet vaktini beklemektedir. O saat gelip çattığında, zulmü kendine yol edinenlerin kapısını çalacak hiçbir imdat eli bulunmayacaktır. Zira ilâhî adalet gecikir sanılır; fakat asla şaşmaz. Her şey saatini bekler… Bu beyan, edebî bir ifade değil; vahyin, sünnetin ve hikmet ehlinin asırlardır dile getirdiği değişmez bir hakikattir. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Allah zalimleri yaptıklarından gafil sanma. Onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrâhîm 42). Bu ilâhî beyan bize şunu öğretir: Gecikme sandığımız şey, aslında adaletin kemâl vaktini beklemesidir. Yine Kur’ân’da, “Zulmedenler nasıl bir inkılâpla devrileceklerini yakında bilecekler.” (Şuarâ 227) buyrularak zulmün akıbeti kesin bir hükümle bildirilir. Demek ki zaman, zalimin lehine değil; hakikatin tecellisi için sabreden mazlumun lehine akmaktadır. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed (s.a.v.) Efendimiz ise bu hakikati şu hadisiyle kalplerimize nakşeder: “Mazlumun duasından sakının; çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.” Bu uyarı, mazlumun âhının arşı titreten bir nida olduğunu gösterir. O nida, ne bir aracıya ne de bir zamana muhtaçtır; doğrudan Rahmân’a yükselir. Hikmet ehli bu sırrı “vakit” kavramıyla açıklar. Onlara göre her şeyin bir vakti vardır; tohumun çatlaması, sabrın kemâle ermesi, adaletin tecellisi… Derviş bilir ki acele, nefsin işidir; tevekkül ise kalbin sükûnudur. Bu yüzden sabır, pasif bir bekleyiş değil; ilâhî hikmete güvenmektir. Nitekim Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, “Sabır acıdır; fakat meyvesi tatlıdır.” derken, zahirde gecikme görünen şeyin hakikatte rahmet kapısı olduğunu işaret eder. Zulüm, insanın hem Rabbine hem de vicdanına yabancılaşmasıdır. Zulmeden, önce kendi kalbini karartır; mazlum ise acı içinde bile Rabbine yönelerek arınır. İşte bu yüzden mazlumun âhı bir beddua değil; adalet talebidir. Ve adalet, ilâhî isimlerin yeryüzündeki en berrak tecellisidir. Tarih bunun şahididir: Nice zalimler kudret saraylarında ebedîlik vehmine kapılmış, fakat bir vakit gelmiş isimleri ibret levhasına yazılmıştır. Nice mazlumlar ise sabrın sessizliği içinde beklemiş, sonunda hakikat onların yüzünü ak etmiştir. Çünkü ilâhî mizan şaşmaz. Bugün bize düşen, zulmün tarafında değil; adaletin, merhametin ve hakkın safında olmaktır. Zira adalet önce kalpte başlar; kalpte başlayan adalet toplumlara sirayet eder. Mazlumun gözyaşı yerde kalmaz; zalimin saltanatı sonsuz değildir. Her şey saatini bekler… En büyük güvence, zulümden uzak bir hayat sürmek; en büyük teselli ise ilâhî adaletin mutlaka tecelli edeceğine iman etmektir. Çünkü vakit, hakikatin hizmetkârıdır. Selam ve dua ile… M.Tevfik Yücesoy Mart 2026 – İstanbul
2 gün önce
1
Devamını Oku
Dodik, Holokost’u siyasi amaçla çarpıtıyor
Times of Israel’de yayımlanan kapsamlı analizde, Bosnalı Sırp lider Milorad Dodik’in Washington’daki temasları sırasında Holokost hakkında yaptığı açıklamalar ayrıntılı biçimde incelendi. Yazıda, Dodik’in Boşnakları Holokost’un “hevesli destekçileri ve katılımcıları” gibi göstermeye çalıştığı, bunun ise tarihsel gerçeklerin seçici ve kasıtlı bir biçimde çarpıtılması olduğu savunuldu. II. Dünya Savaşı bağlamı      •1941–1945 arasında Hırvat Ustaşa rejimi (Nazi Almanyası’nın müttefiki) Sırplara, Yahudilere ve Romanlara karşı soykırım uyguladı.      •Jasenovac toplama kampında 80.000–100.000 arasında insanın öldürüldüğü belirtiliyor.      •1941’de Bosna-Hersek’te yaklaşık 14.000 Yahudi yaşarken, 1945’e gelindiğinde 12.000’i hayatını kaybetmişti. Boşnakların rolü: Tek boyutlu değil Analiz, bazı Boşnak figürlerin Ustaşa yönetiminde yer aldığını ve 1943’te kurulan SS Handžar Tümeni’ne katılım olduğunu kabul ediyor. Ancak bunun tüm Boşnak toplumunu temsil etmediği vurgulanıyor.      •Boşnakların bir bölümü Tito’nun Partizan hareketine katıldı.      •1941 sonlarında Bosnalı Müslüman dinî liderler, Ustaşa zulmünü kınayan bildiriler yayımladı.      •Bazı yerel milisler hem Ustaşa hem Çetnik saldırılarına karşı savunma amaçlı kuruldu. Yahudileri kurtarma örnekleri      •İmam Derviş Korkut, Saraybosna Agadası’nı Nazilerden sakladı.      •Hardaga ailesi, Yahudi Kabiljo ailesini korudu; 1990’lardaki Saraybosna Kuşatması sırasında Kabiljo ailesi de Hardagaları kurtardı.      •Yad Vashem tarafından “Uluslararası Dürüstler” listesinde Bosna-Hersek’ten 49 kişi yer alıyor; bunların 28’i Boşnak. Çetnikler ve Sırbistan’daki işbirlikçi yapı Analizde ayrıca, Çetniklerin bazı bölgelerde Boşnak sivillere saldırdığı; Nazi işgali altındaki Sırbistan’daki işbirlikçi yönetimin de Yahudilerin yakalanmasında rol oynadığı ifade ediliyor. Güncel bağlam Yazı, Holokost’un çarpıtılmasının (IHRA tanımına göre “Holokost inkârı ve tahrifi”) siyasi amaçlarla kullanılmasının tehlikeli olduğunu vurguluyor. 7 Ekim 2022 sonrası artan antisemitizm ortamında yarı gerçeklerin daha da zararlı olabileceği belirtiliyor. Sonuç olarak analiz, Dodik’in açıklamalarının tarihsel bağlamdan kopuk, seçici ve siyasi hedeflere yönelik olduğu görüşünü savunuyor; Holokost’un tarihsel doğruluk ve ahlaki sorumluluk çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade ediyor. (Haber düzenleme: M.Tevfik Yücesoy)
2 gün önce
0
Devamını Oku
Diğer Haberler Yükleniyor...
© 2006 - 2026 Kosova Haber. Tüm Hakkları Saklıdır..

Designed and Developed by: Dmarketing