EURO
1
  • EURALL
    96.09 -0.23%
  • EURTRY
    51.08 -0.17%
  • EURMKD
    61.65 0.00%
  • EURRSD
    117.38 -0.05%
  • EURUSD
    1.16 -0.21%
  • EURGBP
    0.87 -0.13%
  • EURCHF
    0.91 -0.06%
  • EURSEK
    10.68 0.04%
  • EURAUD
    1.65 0.15%

Söyleşi

Reklam Alanı
Okullarda Özel Mahkeme Konulu Dersler Tarih Yazımını Yeniden Şekillendirme Girişimi
Hava Parçalı Bulutlu ve Yağışsız
Hükümet, RTK Maaşları İçin Bütçe Ayırıyor
Reklam Alanı
Belirli Seçmen Grubunun Kayıt Süresi Bugün Sona Eriyor
Kosova ile Türkiye Arasındaki İlişkiler Tarihi ve İnsani Bağlar Üzerine Kurulu
Kosova ile Türkiye arasındaki ilişkiler, tarihi, kültürel ve insani bağlar üzerine inşa edilmiştir. Bu bağlar, günümüzde siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında süregelen iş birliğine dönüşmüş durumda. Türkiye, Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olmuş ve stratejik ortak olarak desteğini sürdürmektedir. Bu değerlendirme, Türkiye’nin Kosova Büyükelçisi Tunç Angılı tarafından Telegrafi.com’a verdiği özel röportajda dile getirildi. Büyükelçi Angılı, iki ülke arasındaki ilişkilerden Türk yatırımlarına, güvenlik projelerinden Kosova Güvenlik Gücü’ne verilen desteğe kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. Görev süresinin iki yılı geride bıraktığını hatırlatan Büyükelçi Angılı, Kosova-Türkiye ilişkilerini şöyle tanımladı: “Kosova ile Türkiye arasındaki ilişkiler çok yakın ve güçlüdür. Çünkü bu sadece hükümetler arası bir ilişki değil, aynı zamanda halklar arası bir bağdır. Türkiye’de Arnavut kökenli büyük bir Türk diasporası var. Çoğu Kosova kökenli. Bu yüzden Kosova’da yaşanan her gelişmeyi yakından takip ediyorlar. Ya hala burada akrabaları var ya da köklerinin burada olduğunu hissediyorlar.” Bu duygusal bağın, Türk kamuoyunda Kosova’ya karşı büyük bir sempati oluşturduğunu belirten Angılı, bu nedenle Kosova’nın Türkiye’de güçlü bir lobiye sahip olduğunu söyledi. Türkiye ile Arnavutlar arasındaki tarihi yakınlığa da dikkat çeken Angılı, özellikle Osmanlı sonrası süreçte Arnavutların modern Türk kimliğinin oluşumuna katkı sağladığını vurguladı. “Örneğin Sami Frashëri, Türk edebiyatının ilk romanının, ilk Türkçe sözlüğün ve ilk Türkçe-Fransızca sözlüğün yazarıdır. Bugün bile Türkiye’de okullarda okutuluyor. Mezarı hala İstanbul’dadır. Oğlu, Türkiye’nin en büyük futbol kulüplerinden birini kurdu. Ayrıca, Türkiye’nin milli marşının yazarı Mehmet Akif Ersoy da Kosova kökenlidir. Babası İpek yakınlarındaki bir köyde doğmuştur.” Büyükelçi Angılı’ya göre, bu tarihi bağlar Kosova’nın Türk halkının zihninde ve kalbinde özel bir yere sahip olmasına neden oluyor. Kosova’nın Bağımsızlığı Balkanlar’ın İstikrarı İçin Önemlidir Günümüzde Türkiye’nin Kosova’nın bağımsızlığını Balkanlar için olumlu bir gelişme olarak gördüğünü belirten Angılı, şu ifadeleri kullandı: “Kosova’nın bağımsızlığı bir tehdit değil, tam tersine bölge istikrarı için olumlu bir gelişmedir. Bu nedenle Kosova’nın devletleşme sürecini destekliyoruz. Bağımsız ve egemen bir Kosova, sadece halkı için değil, tüm Balkanlar için de faydalıdır.” Üst Düzey Siyasi Diyalog ve Ziyaretler Devam Ediyor İki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin üst düzeyde sürdüğünü ifade eden Angılı, çok sayıda üst düzey ziyaretin gerçekleştiğini belirtti: “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, her yıl düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu gibi uluslararası platformlarda bir araya geliyor. Başbakan Albin Kurti, son iki yılda iki kez Türkiye’yi ziyaret etti. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan geçen yıl Kosova’ya geldi. Aramızda mükemmel bir siyasi diyalog var. Mesajlarımızı iletmek için aracıya ihtiyacımız yok.” Kültürel İş Birliği ve Bölgesel Girişimlere Destek Büyükelçi Angılı, röportajında kültürel iş birliğinin yanı sıra, diasporanın rolü ve Balkanlar’ın uzun vadeli kalkınması için başlatılan bölgesel girişimlerin önemine de değindi. Güvenlik Sadece Askeri Değildir, Enerji ve Gıda da Birer Güvenlik Meselesidir Kosova ile Türkiye arasındaki ekonomik ve güvenlik alanlarındaki iş birliği her geçen gün daha da derinleşiyor. Türkiye’nin Priştine Büyükelçisi Tunç Angılı, Telegrafi.com’a verdiği röportajda iki ülkenin ortak projeleri ve güvenlik anlayışı üzerine dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Kosova’nın eski bir millet ama genç bir devlet olduğunu vurgulayan Büyükelçi Angılı, bu nedenle güvenliğin genellikle sadece askeri savunma olarak algılandığını ifade etti. Ancak güvenlik kavramının çok daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini belirtti: “Bugün birçok ülke için enerji güvenliği, silahlardan bile daha önemli bir mesele haline geldi. Kosova için de enerji güvenliği kritik önemde. Aynı şekilde, COVID-19 pandemisinden sonra gıda güvenliği de ulusal bir mesele oldu. O dönemde ülkeler sınırlarını kapatıp buğday ihracatını durdurdu. Ama Türkiye, Kosova’yla olan yakın ilişkileri nedeniyle sadece Kosova için bir istisna yaptı ve buğday ihracatına izin verdi.” Angılı, güvenliği sadece askeri bir mesele olarak görmenin yanlış olacağını şu benzetmeyle anlattı: “Güvenliği sadece savunma yönüyle ele almak, tek ayakla yürümeye ya da tek eli bağlı şekilde boks yapmaya benzer.” Sorunlar Diplomasiyle Çözülmeli Türkiye’nin Balkanlar’daki istikrarı çok önemsediğini ifade eden Angılı, sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini belirtti. Bu çerçevede, 26 Temmuz’da Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ev sahipliğinde İstanbul’da önemli bir diplomatik toplantı gerçekleştirildiğini söyledi: “Sırbistan, Kuzey Makedonya, Kosova, Arnavutluk, Bosna-Hersek ve Karadağ dışişleri bakanları İstanbul’a davet edildi. ‘Balkan Barış Platformu’ adı altında yapılan bu gayriresmi toplantıda, basın açıklaması olmadan, açık bir şekilde konuşma imkânı sağlandı. Çünkü Balkanlar’da yaşanacak bir istikrarsızlık doğrudan Türkiye’yi de etkiler. Hem tarihi bağlarımız hem de büyük diasporamız nedeniyle bu bölgeyle iç içeyiz. Ayrıca Avrupa Birliği bizim en büyük ticaret ortağımız ve Avrupa’yla olan tüm ekonomik-sosyal bağlantılar Balkanlar üzerinden geçiyor.” Kosova Güvenlik Gücü ve KFOR’a Desteğimiz SürecekTürkiye’nin, Kosova Güvenlik Gücü-KGG’ye desteğini NATO çerçevesinde, ABD, İngiltere, Arnavutluk ve Hırvatistan gibi ülkelerle birlikte sürdürdüğünü belirten Angılı, KFOR’a da güçlü destek verildiğini vurguladı: “KFOR, Kosova ve Balkanlar’ın istikrarı için kritik bir yapı. Bu nedenle desteğimizi sürdürüyoruz. 3 Ekim itibariyle KFOR Komutanlığı tekrar Türkiye’ye geçecek. Bu, bizim bu görevi ikinci kez üstlenişimiz olacak.” Angılı, Türkiye’nin güvenlik alanındaki iş birliğini hiçbir üçüncü ülkeye karşı değil, tamamen bölgesel istikrarı sağlama hedefiyle yürüttüğünün altını çizdi. Kosova ile Sırbistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, Balkanlar’daki barış ve güvenlik açısından kritik önemde. Türkiye’nin Priştine Büyükelçisi Tunç Angılı, Telegrafi.com’a verdiği özel röportajda, Ankara’nın bu sürece yaklaşımını değerlendirdi. Diyalog ve Diplomasi Tek YoldurTürkiye’nin Kosova-Sırbistan ilişkilerinde kalıcı ve gerçek bir normalleşmeden yana olduğunu belirten Angılı, bu röportajında çözümün tek yolunun diyalog ve diplomasi olduğunun altını çizdi: “Elbette ki Kosova ile Sırbistan arasında gerçek bir normalleşme istiyoruz. Sorunların çözümünde diyalog ve diplomasi dışında bir yol yoktur. KFOR’un rolü de, güvenliği sağlayarak diyaloga zemin hazırlamaktır.” Ancak sadece resmi temasların yeterli olmadığını, daha açık ve samimi bir siyasi iletişime ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Angılı, bu nedenle “Balkan Barış Platformu” girişimini başlattıklarını hatırlattı. AB’nin Yeni Temsilcisi Daha Gerçekçi Bir Yaklaşım SergiliyorAvrupa Birliği aracılığıyla yürütülen diyalog sürecinin şu anda tıkandığını ifade eden Büyükelçi Angılı, yeni AB Özel Temsilcisi Peter Sorensen’in yaklaşımını desteklediklerini söyledi: “Sorensen’in, büyük hedeflere hemen ulaşmak yerine küçük ama somut adımlarla ilerleme vizyonunu destekliyoruz. Önce güven inşa edilmeli. Her ülkenin kendi iç politikası, kırmızı çizgileri ve ulusal güvenlik öncelikleri var. Eğer hedefler çok yüksek belirlenip başarılamazsa, hayal kırıklığı kaçınılmaz olur. Bu nedenle bu pragmatik yaklaşım doğru bir yoldur.” Türkiye Balkanlar’ın Dışında Değil, Bir ParçasıdırBüyükelçi Angılı, Türkiye’nin bu sürece yaklaşımının sadece bir dış aktör refleksi olmadığını da vurguladı: “Unutmayın, Türkiye de bir Balkan ülkesidir. Biz bölgenin dışından gelen bir oyuncu değiliz. Barış ve istikrara katkı sunmak bizim tarihi ve coğrafi sorumluluğumuzdur. Bölgesel sahiplenme olmadan kalıcı çözümler üretmek zordur.” Kosova ile Ekonomik İş Birliğimizi Derinleştirmeliyiz – Türk Yatırımları 500 Milyon Euroyu Aştı Türkiye ile Kosova arasındaki ekonomik ilişkiler, hem mevcut potansiyel hem de gelecek fırsatlar açısından dikkat çekici bir gelişim içinde. Türkiye’nin Priştine Büyükelçisi Tunç Angılı, Telegrafi.com’a verdiği bu röportajda iki ülke arasında artan ekonomik iş birliğini, Türk yatırımlarını ve gelecekteki vizyonu değerlendirdi. Büyükelçi Angılı, Türkiye’nin Kosova’daki yatırımlarının 500 milyon euroyu aştığını belirterek, bu yatırımlar sayesinde 10 binden fazla kişiye istihdam sağlandığını söyledi. Ayrıca, iki ülke arasındaki ticaret hacmi de yıllık yaklaşık 1 milyar euro seviyesinde. “Ama daha fazlasını yapabiliriz, hatta yapmalıyız. Artık ‘gaz pedalına’ daha fazla basmamız gerekiyor.” Geçtiğimiz yıl İstanbul’da düzenlenen Kosova-Türkiye Ekonomi Forumu’nu hatırlatan Angılı, bu yıl ikinci forumun Priştine’de yapılmasını istediklerini açıkladı: “Forumda Başbakan Kurti ve Türkiye Ticaret Bakanımız da yer aldı. İkinci edisyonun Priştine’de düzenlenmesi, iş dünyaları arasında kurumsal iş birliği çerçevesi oluşturmak açısından çok değerli olacak.” Ayrıca, Türkiye ile Kosova arasında geçen yıl ekonomik iş birliğini kapsayan bir Mutabakat Zaptı imzalandığını da hatırlattı. Büyükelçi Angılı, iki ülke arasında sanayi ve üretim odaklı yatırımların artırılması gerektiğini vurgulayarak, özel bir öneride bulundu: “Kosova’da ortak bir serbest ekonomik bölge kurulabilir. Türk yatırımcılar burada üretim yaparak ürünlerini AB, Balkan ülkeleri ve hatta ABD’ye ihraç edebilirler.” Kosova ekonomisinin güçlü bir hizmet sektörü, işleyen bir bankacılık sistemi ve mali istikrarla dikkat çektiğini belirten Angılı, üretim ve sanayi alanında ise gelişmeye ihtiyaç olduğunu söyledi: “Kosova ekonomisi şu anda büyük ölçüde diaspora havalelerine dayanıyor. Ama üçüncü ve dördüncü nesil yurtdışındaki gençler büyüdüğünde, bu havaleler azalacak – aynen 1980’lerde Türkiye’de olduğu gibi. Bu nedenle bugünkü dönemi üretime yatırım yaparak değerlendirmek çok önemli. İnşaatın ötesine geçmeliyiz. Türkiye, sanayi konusunda hem bilgi hem tecrübeye sahip mükemmel bir ortak olabilir.” Bu Vizyonun Hayata Geçmesi İçin İşleyen Bir Hükümet GerekliOrtak ekonomik bölge gibi büyük fikirlerin gerçekleşmesi için Kosova’da işlevsel bir siyasi yapı gerektiğine dikkat çeken Angılı, şunları kaydetti: “Bu fikri güçlü şekilde destekliyoruz. Ama bunun için Kosova’da çalışan bir hükümete ihtiyaç var.” Meclis Başkanı Seçildi, Bu Olumlu Bir GelişmeKosova’daki mevcut siyasi durumu da değerlendiren Angılı, son olarak Meclis Başkanının seçilmesini olumlu bir adım olarak değerlendirdi: “Bir büyükelçi olarak, Kosova Meclisi’nin başkanını seçmesini memnuniyetle karşıladım. Bu, hem Kosova için hem de dostları için iyi bir gelişmedir.” /Telegrafi/
6 ay önce
0
Devamını Oku
Sırbistan'da Vučić'e Karşı Çıkan Protestocuların Sayısı, Türklere Karşı Çıkanlardan Daha Fazlaydı
14 Ağustos'ta polis tarafından gözaltına alınan Belgrad Siyaset Bilimi Fakültesi öğrencisi Nikolina Sinđelić, daha sonra Belgrad medyasına verdiği demeçte, sorgu sırasında Özel Kişi ve Nesneleri Koruma Birimi komutanı Marko Kričko'nun kendisini tecavüzle tehdit ettiğini, fiziksel ve zihinsel şiddet uyguladığını söyledi. Röportajı Yapan: Tamara Nikčević - Bunun ardından, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić rejimine yakın kişiler ve medya tarafından sosyal medyada kendisine yönelik hakaretler geldi.  - ⁠Tüm frenler mi çöktü? Sırbistan'daki eski Vatandaş Koruyucusu avukat ve güvenlik uzmanı Saša Janković, Vijesti./ba'ya,"Frenler gevşemedi, frenler artık yok. Maskeler düştü. Bu, Vučić hükümetinin on üç yıldır istediği ve yarattığı iktidar aygıtının gerçek resmidir," dedi. - Kasım 2016'da, aralarında seçkin yazarlar, üniversite profesörleri, sanatçılar ve gazetecilerin de bulunduğu yüz kamu figürü, Saša Janković'i destekleriyle gelecekteki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde parti dışı aday olarak yarışmaya davet eden bir çağrı imzaladı. Janković'in adaylığı, çeşitli sivil toplum örgütleri tarafından desteklendi. - Rejim medyasının eşi benzeri görülmemiş "sıcak tavşanından" geçen Saša Janković, 2 Nisan 2017'de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partizan olmayan bir aday olarak oyların %16,36'sını kazandı. Siyasi rakibi, iktidardaki Sırp İlerici Partisi adayı Aleksandar Vučić ise ilk turda oyların %55,08'ini alarak seçimi kazandı. " Ben onların evindeydim, onlar da benim evimdeydi. Bahsettiğiniz kişi "eski" bir polis değil; gelip bu rejim sırasında şimşek gibi ilerledi. Bu insanlar Vučić'in gerçek yüzü. Bu hükümette olduğu sürece hesap vermeyecek, ilerlemeye devam edecek," diye düşünüyor Janković. - Bir zamanlar siz de Cumhurbaşkanı Vučić rejiminin sert bir medya kampanyasının hedefi olmuştunuz. 2017'deki ve bugünkü kamuoyu istismarı yöntemleri arasında bir fark var mı? Rejim bu anlamda da ilerledi mi? - JANKOVIĆ: Rejim geriledi, çünkü bu tür rejimler sadece geriler, gelişmez. Halkın farkındalığı arttı. O zamanlar, ateşli rejimi ülkenin cumhurbaşkanlığına ciddi bir adaylıkla tehdit etmiştim. İnsanlar beni ilk Vatandaş Koruyucusu olarak tanıyordu, bu yüzden başıma gelenleri şaşkınlıkla ve çoğunlukla kenardan izliyorlardı. Yine de o zamanlar onlar için farklı bir dünya, yeni bir durumdu. Onlar gibi bir şeyin asla olamayacağını düşünüyorlardı. Birçoğu muhtemelen bu yalanların en azından bir kısmının doğru olduğundan şüpheleniyordu - üst üste 300 günden fazla bir süre rejimin ana magazin gazetesinin manşetindeydim - bugün hastalık yayıldı, başını kaldırıp omurgasını gösteren herkes etkileniyor; sıradan insanlar bile kamu figürlerinden daha kolay etkileniyor. - Bunu nasıl yorumluyorsunuz? - JANKOVIĆ: Hastalık, virüs taşımadığını hissettiği herkese saldırıyor; nerede, ne zaman ve nasıl olacağını seçemiyor. Şiddet ve her türlü anormallik normalleşti - dayak, hakaret ve tehdit haberleri artık haber değil, sıradan medya içeriği. Ancak bugün çoğu insan yarın kendilerinin, çocuklarının, kız kardeşlerinin, erkek kardeşlerinin... olacağını anlıyor ve yalanlara daha az inanıyorlar. Kendilerini ve birbirlerini savunmaya başladılar. Sonunda! - Tutuklu öğrencilerin, duvara dönük, tiksintiyle diz çökmüş, bağlı haldeki fotoğrafları bölgesel ve batı medyasında yayınlandı. Sırbistan ve bölgedeki halkın bir kısmı, 1990'lardaki saldırganlık savaşları sırasında Sırp güçleri tarafından istismara uğrayan, işkence gören ve öldürülen Hırvat, Boşnak ve Arnavut sivillerin benzer fotoğraflarını hatırladı. Sırp toplumunun büyük bir kısmı buna asla inanmadı. Polisin ve holiganlarının Sırp öğrencilere ve vatandaşlara yönelik şiddeti ve zulmü, toplumun geçmişle yüzleşmesine yardımcı olabilir mi? - JANKOVIĆ: Sorunuzda, bazı Sırpların doksanlarda işlediği ve diğerlerinin inanmadığı veya inanmak istemediği suçlar nedeniyle bölgede bastırılmış bir öfke seziyorum. Ama ben onlardan biri değilim. Bu nedenle, Sırbistan'daki bugünkü durumla ilgili olarak, gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim: Polisin vahşeti kötüdür ve gençler ve tüm toplum üzerinde kalıcı travmalar bırakır. Bu kötülükten herhangi bir iyilik çıkmasını beklemek bir hatadır. Herkes için. - Sorumu beğenmediğiniz izlenimine kapıldım ve bunu tam da sizin ikisinden de olmadığınızı bildiğim için soruyorum. - JANKOVIĆ: Sorunuzda daha da kötü suçlardan bahsediyorsunuz... Herkesin bunlarla yüzleşmesinin yolu, her şeyden önce, 1990'larda gerçek yüzlerini gösteren suçlu milliyetçi politikaların doğrudan veya dolaylı yaratıcılarının ve mirasçılarının iktidarda olmamasıdır. Ve sonra, geçmişle nasıl yüzleşeceğini bilenler, kamusal alana ve devletin desteğine kavuşurlar. Bu, gelecek nesillerin sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacağı yeni bir kötülük değil, bir yoldur. - Cumhurbaşkanı Vučić, vatandaşları ve öğrencileri şiddetle suçluyor ve "devletten güçlü bir yanıt" tehdidinde bulunuyor. Bu mesajı nasıl anladınız? Ne tür bir güçlü yanıt beklenebilir? - JANKOVIĆ: Bu bir tehdit, ne ilk ne de son. Ve hepimiz onu anlıyoruz, tekrarlamasına gerek yok. Korkarım çoğu insanın artık bundan korkmadığını anlamıyor. - Olağanüstü halden mi korkuyor? İsyankar vatandaşlar erken seçim talep ediyor, Sırbistan Cumhurbaşkanı olağanüstü hâlden bahsediyor. Sırbistan neye daha yakın? - JANKOVIĆ: Resmî bir olağanüstü hâl pek mümkün değil. Rejim, bu sayede zaten huzursuz olan uluslararası toplumun dikkatini daha da çekecek ve halihazırda kullanmadığı tek bir baskı aracına bile sahip olamayacak. Öte yandan Vučić, hırsızlık ve adam kaçırma gibi yollarla bir daha seçim kazanamayacağını görürse seçim çağrısı yapmayacak ki bu da giderek daha az olası. İyi bir adım atamıyor ve bu yüzden ortalıkta dolaşıyor - bugün seçim ilan ediyor, yarın olağanüstü hâl, öbür gün diyalog çağrısı yapıyor... Bana göre, öğrencilerin tavrı, açıklamalarının sürekli analiz edilmesinden çok daha iyiydi: kısacası - "Sen yetkili değilsin". Ve sen benim başkanım değilsin. - Evet, Sırbistan Cumhurbaşkanı, daha önce onlara "terörist", "çete" vb. demesine rağmen, öğrencileri televizyonda düelloya davet etti ve öğrenciler bunu reddetti. Peki, bu taktik planının asıl amacı neydi? - JANKOVIĆ: Bu çağrı, açıkça reddedileceği ve daha sonra bir mazeret olarak kullanılacağı niyetiyle yapıldı. Sırbistan'da, genellikle yüzeysel olarak sunulduğu gibi, toplumda esaslı bir bölünme yoktur; esas çatışma, istediklerini istedikleri kadar ve istedikleri kadar çalmak isteyen bir partinin seçkinleri ile "Yeter!" diyen vatandaşlar arasındadır. Diyaloğa değil, kanunun uygulanmasına ihtiyaç vardır. Ve kanun ancak yeni bir hükümet tarafından uygulanabilir. - Muhalefetteki Özgürlük ve Adalet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Borko Stefanović, Bosna-Hersek Mahkemesi Temyiz Kurulu'nun kararıyla artık RS yönetiminin cumhurbaşkanı olmayan Milorad Dodik'in bir sonraki seçimlerde Sırbistan cumhurbaşkanlığına aday olma seçeneğinin değerlendirildiğini söylüyor. Bu ne kadar gerçekçi, ne düşünüyorsunuz? - JANKOVIĆ: Hadi canım! Dodik, Batı ile oynadığı maçlarda Vučić'in kozu oldu ve şimdi de Sırbistan'daki muhalefetin elinde bir koza dönüştü. - Dodik hangi anlamda muhalefetin kozu? - JANKOVIĆ: Halkı rahatsız ederek onlara dokunuyorlar. Vučić de amacına ulaştı ve Dodik'i mevkisinden uzaklaştırarak takımdan bir puan daha aldı. Rakip takım kendi sahasında bir puan aldı: Dodik, Belgrad'daki spor arenasında sert bir şekilde yuhalandı. Ne yapacağını ve kiminle yapacağını kendi hatasıydı, ama en azından onu neyin beklediğinin farkında olarak o salona girme cesaretini gösterdi. Vučić'in böyle bir cesareti yok. Ve ben Dodik için endişelenmiyorum, RS ve tüm Bosna-Hersek için endişeleniyorum. İkisine de en iyisini diliyorum. - Batı'nın en etkili medya kuruluşlarının birçoğu, son zamanlarda Belgrad'daki rejimi sert bir şekilde eleştirdikleri metinler yayınladı, ancak aynı zamanda kendi hükümetlerinin Sırbistan'da olup bitenlere yetersiz tepki vermelerini de eleştirdiler. Batı'nın Cumhurbaşkanı Vučić rejimine karşı tutumu nihayet değişiyor mu? - JANKOVIĆ: Evet, değişiyor ve bunun nedeni, yabancı gazetecilerin bunu fark etmesi değil, Sırbistan halkının yeni bir sayfa açmaya başlaması. Ancak Sırbistan halkı, Batı'nın Vučić'i bunca yıldır desteklemesini ve ikiyüzlüce onun parmaklarının arasından bakmasını hâlâ affedemiyor. Dünyanın -insanlar arasında değil, devletler ve otoriteleri arasında- çıkarlar tarafından yönetildiğini ve her ulusun önce kendisi için savaşabilmesi gerektiğini, böylece başkalarının toplumunda eşit olabilmesi gerektiğini hâlâ anlayamıyor. Artık hepimiz küçük milletleriz, Yugoslavya otuz yıldır yok. - Batı'yı Sırbistan'daki isyanın arkasında dolaylı olarak olmakla suçlayan Cumhurbaşkanı Vučić, Avusturya başbakanıyla yakın zamanda yaptığı bir görüşmenin ardından, yakında Çin ve Rusya devlet başkanlarıyla görüşeceğini duyurdu. Bu tür bir tehdit yalnızca Batı'ya mı yönelik, yoksa Sırbistan'daki isyancı vatandaşlara ve muhalefete de mi? - JANKOVIĆ: Bildiğim kadarıyla, Vučić'in Batı'daki ikinci pazar versiyonu, Sırbistan'daki protestoların arkasında Moskova'nın olduğunu söylüyor ve Sırbistan'ın tam ve nihai, hatta askeri anlamda "Batılılaşmasını" vaat ediyordu. Vučić sürekli aynı oyunu oynuyor, yeni bir şey yok. Asıl soru, onun ne olduğu ve ne yaptığı değil -ki bu uzun zamandır ciddi çevrelerde biliniyor- bir alternatif yaratıp yaratamayacağımızdır. - Alternatif -Sırbistan'daki hükümet karşıtı göstericiler- Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yaptığı açıklamada vahşiler olarak nitelendirildi. Rusya'nın Sırbistan ve bölgede nasıl bir rolü var? - JANKOVIĆ: Bu açıklama tüm sınırları aştı ve toplumlarında temel adalet arayışıyla aylardır sokaklarda olan tüm Sırbistan vatandaşlarına bir hakarettir. Diplomatik temsilcilerinin resmi Moskova'yı gerektiği gibi eleştirebildiği bir ülkede yaşamak isterdim. Çünkü protestolar onlara karşı olsa bile, ki öyleler, Sırbistan'ın itibarını savunuyor olacaklar, koltuklarını değil. Ne yazık ki, Sırp Ortodoks Kilisesi Patriği de dahil olmak üzere en üst düzey temsilcilerinin Moskova'ya, Çin'e, Amerika'ya, Brüksel'e giderek Sırbistan vatandaşlarını şikayet edip dava açtığı bir ülkede yaşıyorum. İyi bir hükümetimiz olsaydı, diğerleri bize iyi davranırdı. - Cumhurbaşkanı Vučić'e siyasi bir alternatiften bahsediyorsunuz... Öğrenci ve sivil ayaklanmalar Sırp muhalefetini daha da marjinalleştirdi mi? - JANKOVIĆ: 2018'de, esas olarak muhalefetteki ilişkilerim nedeniyle siyasetten emekli olduğum bir sır değil. Rejim ile nasıl başa çıkacağımı biliyordum, ancak muhalefet ve yarı muhalefetle nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum. Aynı zamanda, zaten bölünmüş olan muhalefet seçmenlerini daha da bölmek istemedim; zira her iki tarafın da yürüttüğü kampanyalar nedeniyle otoritem zaten sarsılmıştı. Siyaseti bıraktığımda yazdığım "veda mektubumda" bundan bahsetmiştim. Ne yazık ki o zamandan beri pek bir şey değişmedi, bu yüzden muhalefette bir şeyleri iyileştirecek güce ve etkiye sahip değilsem, sessiz kalmam daha iyi. - Sırbistan ve bölgeden bazı analistler, Cumhurbaşkanı Vučić'in iç ve dış kamuoyunun dikkatini ülkesindeki kaostan uzaklaştırmak için şiddeti bölge ülkelerine "aktarabileceğini" iddia ediyor. Sizce bu tür tahminlerin bir temeli var mı? - JANKOVIĆ: Sırbistan'daki iç ayaklanma Vičić'i o kadar zayıflattı ki, şimdi bir şeyler deneyebilir, ancak bunu yapacak gücü yok. Sırbistan tarihinde hiçbir zaman bu kadar çok insan -ve bu kadar ısrarla- kötü bir hükümetin yerine geçmedi. *Evet, Vučić tarihe geçti ve amacı da buydu: Slobodan Milošević'e karşı bile bu kadar çok insan protesto etmedi; Türklere karşı yapılan ayaklanmalarda daha az isyancı vardı. Eğer hala birazcık vicdanı ve aklı varsa, sessiz sedasız, şiddet kullanarak değil, istifa etmesini bilecektir. M.T.Y  
6 ay önce
0
Devamını Oku
Ethem Baymak’tan: “Balkanlar’da Yaşayan Türklerin Edebiyatında Mektuplar”
Mektuplarda Süreyya Yusuf ve Necati Zekeriya’nın mektupları ağır basarken, Yugoslavya dönemi Türk edebiyatı konusunda tarihe not düşen bir eser.  Kosovalı Türk yazar, şair, ressam Ethem Baymak, 2024 yılının son günlerinde yayınladığı yeni kitabı “Balkanlar’da Yaşayan Türklerin Edebiyatında Mektuplar” adlı kitabında, uzun yıllar öncesinde Balkanların farklı şehirlerinde yaşayan Türk edebiyatçıların birbirine gönderdikleri mektuplara yer vererek, okuyucuya anlamlı bir eser kazandırmış oldu. Kosova Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı destekli yayınladığı yeni kitabı ve çalışmaları hakkında kendisiyle yaptığımız röportajımızda, bu kitabın, bu topraklarda verilen toplumsal mücadeleler açısından önemli bir eser olduğuna vurgu yaptı.  Öncelikle okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınızx? “Ben Ethem Baymak. 1952 yılında, Kosova’nın tarihi kenti olan Prizren’de doğdum. İlk, orta ve liseyi Türkçe bitirdim. Ondan sonra Hukuk Fakültesi’ne, Sırp-Hırvatça devam ettim. Onu bırakıp, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldum. Yüksek lisansı da orda tamamladım. Doktorayı ise Kiril ve Metodiy Üniversitesi, “Halk Bilimleri” Bölümünde savundum. Hem edebiyat, hem de resimle uğraşıyorum. Aşağı-yukarı 20 kadar kitabım var. 100’e yakın kişisel sergi açtım. 10’dan fazla sayıda da karma sergilere katıldım.” Balkanlarda Yaşayan Türk Edebiyatında Mektuplar… Günümüzde teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte edebiyat alanında değişiklikler oldu. Niye konu olarak mektupları seçtiniz? “Mektuplara, aslında belgeler diyebiliriz çünkü bir arşivin belgesi ne kadar zenginse, arşiv de o kadar kaliteli ve kalıcıdır. Mektupları, belge olarak nitelersek, çok önemli bir iş yapmış oluruz. Mektuplar aslında belgeler olarak dosyamda durdu. 40 yıl bu olayı izledim.  Mektuplar, yok olmaya mahkum artık. Teknoloji acımasız. Özellikle bu dönemlerde, son yüzyıl içerisinde teknolojinin daha da hızlı gelişmesi ile mektuplar artık tarihe karıştı. Kitap içerisinde aslında, Yugoslavya’nın bütün olduğu dönemlerde edebiyatçılarımızın mektuplarının dışında, edebî tartışmaları da görüyoruz. Tarihsel olarak edebiyatımızın gelişmesini de mektuplarda görme imkanımız var.  Ben yangından, çok önemli bir dosyayı ya da bir belgeler dosyasını kurtardım diye düşünüyorum. Bu kitap aynı zamanda bir araştırma kitabıdır. Bu kitapta, mektupların otantikliğine dokunulmamıştır. Belgeler olarak da, dergiler bölümünde el yazmalarını görmek mümkün.” Bu mektupları nereden elde ettiniz? “Süreyya Yusuf’un monografisini yazdığım zamanlarda, yazarın yazdığı çalışmaları içinde mektupları da vardı. Mektupları yazmaya oradan başladım. Sonra diğer yazarların da mektuplarını yazmaya devam ettim. Öyle ki, 40 yıl içerisinde özene bezene bunları toplamaya ve yayınlamaya giriştim. İnşallah devam eder.  Fahri Kaya’nın, Necati Zekeriya’nın daha da mektupları var ve çok da kaliteli mektuplar. İnşallah yeni kuşak bu mektupları da bir araya getirir. Bizim var olan mektuplarla daha güzel bir eser elde etmiş olur.”  Bu mektuplarda kimler var? Bir ana konusu var mı? Her mektup farklı bir konuyu taşıyor mu? “Mektupların ana konusu edebiyat. Balkanlar’dan Türkiye’ye gidenler burdan kopmadılar. Mesela Yaşar Nabi Nayır onlardan biri. Türkiye’ye göç ediyor, Varlık dergisini kuruyor ama her şeyi Balkanlarda… Hatta daha derinlere gidersek Yahya Kemal’i de burada adlandırabiliriz.  Süreyya Yusuf ile Aziz Nesin arasında ilginç bir diyalog var. Süreyya Yusuf, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde hoca. Dolayısıyla samimi oldukları için o dönemde de Süreyya Yusuf’u, Komünist Partisinin baskıları yüzünden rahatsız ediyorlar. Bu ara içerisinde artık Türkiye’ye göç etmek istiyor Süreyya Yusuf… Aziz Nesin’e bir mektup yazıyor; ‘Benim bir kızım, bir oğlum var. Onların geleceği için ben Türkiye’ye göç etmek istiyorum. Ne diyorsunuz?’ diye. Aziz Nesin de, ‘Aman, sakın! Biraz daha sabret, şimdi durum iyi değil…’ gibisinden bir yazı yazıyor. Hem samimi, dostane, hem de edebî bir yazı. Mesela, Mahmut Makal’la birlikte Süreyya Yusuf, Orhan Kemal’i ziyaret ediyor. Oradaki o diyaloğun hatta tiplemelerin hepsi mevcut. Kitapta ağırlıklı olarak, buradan giden edebiyatçılarla ama Türkiye’de de var olan edebiyatçıların mektupları var. Süreyya Yusuf gibi veyahut da Necati Zekeriya gibi, Agim Rifat Yeşeren ve Fahri Mermer’in, Nevzat Hüdaverdi ve Necati Zekeriya’nın mektuplaşmaları mevcut.”Bu mektupların dışında yayınlamadığınız başka malzemeler de var mı? “Evet, tabii ki çalışmaya devam ediyoruz. Şu anda Balkan Türk edebiyatında Tuna ile ilgili ağırbaşlı, uzun yıllar üzerinde durduğum bir çalışma var. Özellikle Balkanlarda yaşayan Türk edebiyatçılarının Tuna’yla var olan diyaloğu o araştırmada mevcuttur.  Ressam, harfleri çizdi, artı bir çocuk şiirler kitabı da basıma hazır. Onun dışında, “Kosova ve Makedonya’da Türk Halkı Efsaneleri” doktora tezimin yayınlanması için görüşüldü. Bu üç eser, yayınlanmak için hazırda bekliyor.  Edebiyatın dışında resim alanında da çalışmalarımız devam ediyor. Özellikle uluslararası çapta düzenlenen ressamlar buluşması çalıştayı var. Kısa bir zaman önce İstanbul’da, Mersin-Tarsus’ta uluslararası çalıştaylar vardı. Bu çalıştaylarda ressamlar olarak hem birbirimizi tanıyoruz, hem de temsilen özellikle Balkanlar’dan giden ressamlar buraları anlatıyorlar, bu açıdan da önemli. Zaman zaman ressamları Balkanlar’a davet ediyoruz. Böyle bir köprü kurduk, devam ediyor.” Sanatla Uyanmak Festivali’niz de var. Ondan biraz bahseder misiniz? Sanatla Uyanmak Festivali bu yıl 23. kez düzenlenecek. Aralık vermeden bunu her yıl sürdürdük ve çok da başarılı geçti diyebiliriz çünkü bu zor şartlarda festival düzenlemek hayli zor, hele azınlık olarak Türkler için daha da zor. Ama bunu başarılı bir şekilde noktaladık. Geçen yıl yazar Ayşe Kulin’i davet ettik. Halk tarafından çok güzel karşılandı, imza günü yapıldı. Onun dışında TÜRKSOY’la da işbirliğimiz var. Onlar özellikle Türk dünyasından müzik korolarını, ekiplerini getiriyorlar. Ama ağırlıklı olarak, Balkanlarda yaşayan Türk ressamları bir araya getiriyorum. Her çalıştayda, mutlak takdirde Balkanlardan yeni yetişen ressamlar, tecrübeli ressamlar bu çalıştayda yer alıyor. Ressamlar dışarıda, manzara önünde resimlerini yapıyor. Festivalimiz Ağustos ayının son haftasında düzenleniyor.”  Son olarak neler eklemek istersiniz? “Yeni kuşak, Makedonya’da yavaş yavaş ayağa kalktı diyebiliriz, güzel, sevindirici bir haber. Kosova’da da o genç kuşağı görmek istiyorum. Şimdilik ortalıkta yok ama inşallah en yakın zamanda, yeni genç kuşak şairler, yazarlar yetişir. Bizim başlattığımız bu yolu onlar devam ettirirler.”      Mürteza Sulooca /Yeni Balkan/
12 Şubat 2025, 13:52
1
Devamını Oku
2024’te Priştine’de 2.700’den Fazla Kişi Gözaltına Alındı
Geçtiğimiz yıl Priştine Polisi’ne 20 binin üzerinde ihbar yapıldı. 2024 yılında ise 800’den fazla operasyon planı uygulanarak 2.700’den fazla kişi gözaltına alındı. Bu veriler, Priştine Bölgesel Polisi’nin yıllık rapor sunumunda kamuoyu ile paylaşıldı.  Raporda ayrıca, başkentte kamu güvenliğinin istikrarlı olduğu vurgulandı. Ancak, uyuşturucu ile ilgili suçlarda artış yaşandığı açıklandı. Priştine Emniyet Müdürü Basri Shabani, kent genelinde güvenliğin artırılması ve bölge kontrolünün sağlanmasının öncelikli hedefleri olduğunu belirtti. Shabani ayrıca, cana ve mala karşı işlenen suçlarda azalma yaşandığını, bunun da modern ve önleyici polislik anlayışının bir sonucu olduğunu ifade etti. Trafik güvenliği konusunda farkındalık artırma çalışmaları da geçtiğimiz yıl boyunca yoğun şekilde yürütüldü. 192 Acil Durum Hattına 2023 yılı boyunca 300 binin üzerinde çağrı yapıldığı açıklandı. Priştine Belediye Başkanı Përparim Rama, güvenliği artırmak amacıyla "Akıllı Şehir" projesini hayata geçireceklerini duyururken bu proje kapsamında, kent geneline kamera sistemlerinin kurulacağını ve bu kameraların polis merkezinden izleneceğini söyledi. Rama’ya göre, Kosova Polisi bünyesinde "Başkent Emniyet Müdürlüğü"-nün oluşturulması, güvenliğin sağlanmasında önemli bir adımdır. Başkan Rama bundan başka polis teşkilatının teknik ve lojistik kapasitesinin artırılacağını, ekipmanların modernize edilerek daha hızlı ve etkili hizmet sunmalarına destek olunacağını da sözlerine ekledi.
30 Ocak 2025, 15:48
0
Devamını Oku
Başarılı Bir Eğitim Yılı Ardından Gayemiz Bir Türkçe Sınıfın Daha Açılmasıdır
Başarı ve zorluklarla 2024/2025 Eğitim Öğretim yılının ilk yarısı da tamamlandı. 2024 yılı Kosova’daki Türkçe eğitim için olumlu geçmesine rağmen bu yıl özellikle Ders Kitaplarının sağlanmasında sıkıntı yaşandı. Priştine’de 2024 yılı Türkçe Eğitim için nasıl bir yıldı, konuyla ilgili Priştine’nin “Elena Gjika” İlköğretim Okulu Müdür Yardımcısı Agnesa Raşit Globoder ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu sorumuza Müdür Yardımcısı Globoder şöyle yanıtladı: 2024 yılı zorlu bir yıldı, ister şahsi görevde, çünkü ikinci dönemimi devraldım, değerlendirilmem açısından bayağı meşakkatli bir süreçten geçmek zorunda kaldım. Eğitim açısından bu yıl okulumuzda sorunsuz geçti, yılın başından bugüne kadar bir dizi başarı kaydettik. Öğrenci sayısında sürekli artışlar var, bildiğiniz gibi anasınıftan 9. sınıfa kadar okulumuzda 230 öğrenci mevcut. Ancak Eylül ayına başladığımızda çok zorlandık. Bu zorluk kitap sorunuydu. Maalesef 21. yüzyılda  ve bu yıl gibi zorluk çektiğimiz kitap sorunuyla ben 10 yıldır bu görevdeyim  gerçekten böyle bir zorluk yaşamadık. Biliyorsunuz, basından kitaplarımız çıkmadı, çok kısıtlı bir sayıda vardı ve baş döndürücü fiyatlarla satıldı. Özellikle Türkçe ve Boşnakça kitapların fiyatları fahişti. Gerçekten Ekim ayının sonlarına kadar kitapları temin etmek için çok zorlandık. Mecburi olan kitapları seçtik ve velilere aldırdık, diğerleri için ise yine Türkiye Cumhuriyeti bize sahip çıktı. Türkiye’nin Kosova Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği 1-9 sınıflar için Türkçe Dersi kitaplarını renkli olarak fotokopisini yaptırdı ve bir kolaylık sağladı. Ayrıca Matematik kitaplarının da fotokopisi yapıldı, çünkü çok pahalıydı, tanesi 32 Euro idi; Türkiye Büyükelçiliğinin sayesiyle bu zorlukları aştık ve bu eğitim yılının birinci dönemini tamamladık. Öğretmen Kadrosuyla durum nedir ve öğrencilerin başarısından söz eder misiniz? Gerçekten başarılı çocuklarımız var, kalifiyeli ve azimli bir kadromuz var. Her konuda kararlılıkla devam ediyorlar. Öğrencilerimiz Priştine ve Kosova çapında spor, resim, Fizik ve Matematik, Türkçe yarışmalarında birinciliğe, ikinciliğe üçüncülüğe layık görüldü. Onların başarısı bizi onurlandırdı. Başarılarımız ve çalışmalarımız boşa gitmedi. Her zaman gayemiz ikinci bir sınıfı açmaktır. Her sınıfımızda 25’in üzerinde öğrenci var ve bu memnun edicidir. Her yıl Priştine” Elena Gjika” İlköğretim Okulunda öğrenci sayısında artış oluyor, unu nasıl değerlendiriyorsunuz? Çalışmalarımız ve azmimiz sayesinde bu artış ve başarılar oluyor. Ve bu çalışmaların tanıtımı sizlerin medyanın sayesiyle oluyor. Her başarı ve sorunumuzu dile getirmemiz gerekiyor ve halkımızın, velilerimizin işbirliğiyle ve aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin desteğiyle dimdik ve güçlü ayakta duruyoruz. Biliyorsunuz öğrencilerimiz için servisimiz devam ediyor ve bu yıl daha da kolaylık sağlandı, TİKA sayesiyle sağlanan üç minibüsle  alt sınıflardaki çocukların taşımacılığı  gerçekleşiyor ve çocuklar zamanında okula gelip, evine gidiyor. TİKA’ya teşekkür ederiz. Öğrencilerin başarısı ve ortalama notu nasıl, memnunmusunuz? Dediğim gibi bu yıl başarılı geçti. Çünkü Arnavut öğrencilerle birlikte belediye çapında yarışmalara katıldı ve elde edilen başarı ile gurur duyuyoruz. Tabi ki 1-5 sınıfların ortalama notu daha yüksek, çünkü bir öğretmenle çalışarak daha kolay kontrol ediliyorlar, 6-9 sınıfları ise doğal olarak bir geçiş sürecinde bulunduğu için biraz zorluk çekiyoruz, ancak buna rağmen ortalama not 4.5’in üzerindedir. Başarılı bir kadroyla başarılı bir nesil yetiştiriyoruz. Sonunda birşey eklemek istiyorsanız, buyrun söz sizin. Yine tekrarlıyorum tek dileğimiz ikinci bir sınıfın daha açılmasıdır. 2025/2026 öğretim yılı başladığı zaman inşallah ikinci bir sınıfa ulaşmamız sağlanır, öğrenci sayımız 40’a ulaşır veya kanunlar diğerleri için olduğu gibi bize de uygun şartlar yaratır, çünkü Arnavutlarda 5 sınıf var ve bir sınıfta 20 öğrenci bulunuyor. Bizim ise dördüncü sınıfta 34 öğrencimiz var, diğer sınıflarda da 30 öğrenci var. Bize topluluklara tanınan bu kural kırılsın, ikinci bir sınıf 20 öğrenci ile rahatlıkla açılabilir ve çok daha kaliteli ders yapılabilir. Bu hedefimizin gerçekleşmesi için  toplumca çabamızı göstermeliyiz. Biz tek başına yapamayız, bu daha yüksek mevkilerin çabası olmalıdır. Bu başarılı çalışmalar için öğretmen, veli ve öğrenci işbirliğinin devamını dilerim. Bu fırsatla medyaya teşekkür etmek istiyorum. Çünkü her zaman yanımızdaydınız. Meslektaşlarım olarak sizlerden çok şey öğrendim, sizlerden o eğitimi alarak burada da başardım diyebilirim. Yönetici gücünü sizden aldım. RTK-Kosova Radyosu’nda büyüdüm, o zorlukları ve Türklük nasıl ayakta durur onu sizlerden meslektaşlarımdan öğrendim. Radyo çalışanlarına özellikle Redaksiyon Şefi Ekrem Safçı, gazeteciler Zümrüt Süleyman, Güner Şaban, Raif Kırkul ve merhum Erol Şilek’e teşekkür etmeyi borç biliyor, sağlıklı bir emeklilik diliyorum.    
31 Aralık 2024, 10:39
1
Devamını Oku
Diğer Haberler Yükleniyor...
© 2006 - 2026 Kosova Haber. Tüm Hakkları Saklıdır..

Designed and Developed by: Dmarketing