EURO
1
  • EURALL
    92.17 0.00%
  • EURTRY
    56.26 0.00%
  • EURMKD
    61.52 0.00%
  • EURRSD
    117.33 0.00%
  • EURUSD
    1.16 0.00%
  • EURGBP
    0.86 0.00%
  • EURCHF
    0.94 0.00%
  • EURSEK
    11.12 0.00%
  • EURAUD
    1.62 0.00%
Haberler aranıyor...
Aramak için en az 2 karakter yazın.

Tüm Haberler

2. Uluslararası Türkçe Tiyatro Festivali 8 Eylül’de Perdelerini Açıyor
Kültür Sanat
Art Theatre ve Yunus Emre Enstitüsü iş birliğiyle düzenlenen Prizren 2. Uluslararası Türkçe Tiyatro Festivali, 8–13 Eylül 2026 tarihleri arasında tiyatroseverlerle buluşacak. Festival kapsamında Türkiye, İtalya, Kuzey Makedonya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kosova’dan tiyatro toplulukları ve sanatçılar Prizren’de bir araya gelecek.  Festival öncesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Yunus Emre Enstitüsü Kosova Koordinatörü Ramazan Yılmaz, geçen yıl büyük gayretlerle başlatılan festivalin ikinci yılında Balkanlar’daki etkisini artırarak Türk dünyasını da kapsayan daha geniş bir yapıya kavuştuğunu söyledi. Festivalin kalıcı bir kültür-sanat etkinliğine dönüşmesini hedeflediklerini belirten Yılmaz, ilk festivalin çok sayıda ödüle layık görüldüğünü hatırlattı. Yunus Emre Enstitüsü’nün Türkçenin öğretilmesi ile kültür ve sanat faaliyetlerinin desteklenmesini temel çalışma alanları arasında gördüğünü ifade eden Yılmaz, bu yılki festivale Yunus Emre Enstitüsü ve Türkiye’den farklı kurumların temsilcilerinin de katılacağını açıkladı. Yılmaz, festivale bu yıl aralarında Türkiye Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Tamer Karadağlı’nın da bulunduğu çok sayıda üst düzey yetkilinin katılmasının beklendiğini duyurdu. Prizren’in Türkçe tiyatro açısından önemli bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Yılmaz, festivalin önümüzdeki yıllarda gelişerek devam etmesi ve kalıcı hale gelmesi için desteklerini sürdüreceklerini kaydetti. ART Theatre Direktörü Sonay Buş ise festival hazırlıklarının mart ayından bu yana devam ettiğini belirterek, festivale katılmak üzere 123 tiyatro topluluğunun başvuruda bulunduğunu söyledi. Başvuruların değerlendirilmesinin ardından yapılan seçki sonucunda festival kapsamında 27 farklı etkinliğin gerçekleştirilmesinin kararlaştırıldığını aktaran Buş, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Tiyatrolarının da festival programında iki özel oyunla yer alacağını ifade etti. Buş, açılış gecesinde İzmir Devlet Tiyatrosunun “Majestik”, kapanış gecesinde ise Ankara Devlet Tiyatrosunun “Göğe Yazılmış Bir Alp” adlı oyunları sahneleyeceğini belirtti. Festival kapsamında yaklaşık 200 sanatçının görev alacağını söyleyen Buş, tiyatro oyunlarının Prizren’in yanı sıra Priştine, Mamuşa, Gilan, Yakova, İpek ve Mitroviça’da da izleyiciyle buluşacağını bildirdi. Festival programında farklı ülkelerden tiyatro topluluklarının oyunları da yer alıyor. Program kapsamında Sui Generis’in “Cambazın Cenazesi”, Naif Bey Kumpanyası’nın “Naif Bey ve Yaveri”, Karma Sahne’nin “Antigone”, Serlay Tiyatro’nun “Nihayet Bitti”, Nafis Gürcüali Türk Tiyatrosu’nun “Bavul”, Üsküp Milli Kurum Türk Tiyatrosunun “Amadeus”, Düşişleri Tiyatrosunun “Düşişleri Bakanlığı” ve Soytarı Sanat’ın “Kral Cıbıldak” adlı oyunları sahnelenecek. Festivalin ev sahibi ART Theatre da kendi yapımı olan “Şeçer Pare” adlı oyunla programa katılacak. Tiyatro oyunlarının yanı sıra festival kapsamında farklı yaş gruplarına yönelik gösteriler de düzenlenecek. İlhan İnan’ın Karagöz ve Hacivat gösterisi ile Ecem Yüksel’in “Ecem ile Çilek” adlı çocuk gösterisi izleyiciyle buluşacak. İtalya’dan Silence Teatro ise festival kapsamında çeşitli sokak gösterileri gerçekleştirecek. Festival süresince tiyatro gösterilerinin yanı sıra çeşitli sanatsal etkinlikler, sanatçı buluşmaları ve özel konukların katılacağı programlar da düzenlenecek. Organizasyonla, Kosova’da Türkçe konuşulan farklı bölgelerde tiyatro sanatının daha geniş kitlelerle buluşturulması ve kültürel etkileşimin artırılması hedefleniyor. Organizatörler, festivalin farklı ülkelerden sanatçıları bir araya getirmenin yanı sıra yerel sanat üretimini desteklemesini ve tiyatronun birleştirici gücü aracılığıyla yeni kültürel bağların kurulmasına katkı sağlamasını amaçladıklarını belirtti. Prizren 2. Uluslararası Türkçe Tiyatro Festivali, 8 Eylül’de başlayacak ve 13 Eylül’e kadar devam edecek.
17 saat önce
0
Devamını Oku
Prizren’de İlkokul Öğrencileri Eğitim Setlerine Kavuştu
Eğitim
Kosova Türk Öğretmenler Derneği tarafından organize edilen yardımcı eğitim seti dağıtım programı, bugün Prizren’de Sezair Surroi Spor Merkezi'nde öğrenci, öğretmen, ebeveyinler ve davetlilerin katılımı ile gerçekleştirildi. Savunma Bakan Yardımcısı ve KDTP Genel Başkan Yardımcısı Enis Kervan’ın 12 yıldır düzenli olarak destek verdiği proje kapsamında, bu yıl da Prizren genelindeki 1., 2., 3. ve 4. sınıf öğrencilerine eğitim setleri ulaştırıldı. Dağıtılan eğitim setlerinde, öğrencilerin eğitim hayatlarında kullanabilecekleri çeşitli yardımcı eğitim materyalleri yer aldı. Proje ile öğrencilerin eğitim süreçlerine katkı sağlanması ve ihtiyaç duydukları eğitim materyallerine erişimlerinin kolaylaştırılması amaçlanıyor. Programda konuşan Başbakan Yardımcısı ve Kosova Demokratik Türk Partisi-KDTP Genel Başkan Yardımcısı Fikrim Damka, Türkçe eğitime güvenen ebeveynlere teşekkür etti. KDTP olarak eğitim kurum ve kuruluşlarıyla birlikte bu güveni boşa çıkarmayacaklarını belirten Damka, eğitim setlerinin Türkçe eğitime önemli bir destek olduğunu ifade etti. Kitap alımları için sağlanan maddi desteğin Türkçe ve Boşnakça eğitim için artırıldığına dikkat çeken Damka, Türk öğrencilere yönelik tablet dağıtımının da gerçekleştirildiğini söyledi. T.C. Priştine Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Şeyda Çimeli Aydın da programda yaptığı konuşmada, insana ve özellikle genç nesillere yapılan yatırımın en değerli yatırımlardan biri olduğunu vurguladı. Türkiye’nin kurumlarıyla birlikte Kosova’daki soydaşların ve Türkçe eğitimin her zaman yanında olacağını belirten Aydın, eğitim setlerinin öğrencilere ulaştırılmasına katkı sunan herkese teşekkür etti. Savunma Bakan Yardımcısı Enis Kervan, KDTP olarak Türkçe eğitime yönelik desteklerinin sürdüğünü ve devam edeceğini söyledi. Yardımcı eğitim setlerinin sağlanmasının Türkçe eğitime verilen önemin güzel bir örneği olduğunu belirten Kervan, 12 yıldır devam eden proje kapsamında bu yıl Kosova genelinde 4.500 eğitim setinin dağıtılacağını açıkladı. Kosova Türk Öğretmenler Derneği Başkanı Akif Koro ise eğitim setlerinin öğrencilerin eğitim hayatına önemli katkı sağlayacağına inandığını ifade etti. Kosova’da Türkçe eğitimin güçlendirilmesi, daha kaliteli eğitim imkânlarının sağlanması ve öğretmenlerin çalışmalarının desteklenmesinin önemine dikkat çeken Koro, “Eğitime yapılan her yatırım, geleceğimize yapılan yatırımdır” mesajını verdi. Eğitim setlerinin dağıtımı öğrenciler ve veliler tarafından memnuniyetle karşılanırken, program kapsamında öğrencilerin yeni eğitim dönemine ihtiyaç duydukları materyallerle başlamalarına katkı sağlandı.
20 saat önce
0
Devamını Oku
Prizren'in Özlenen Sesleri "Saudade"de Buluştu
Kültür Sanat
Gazeteci ve sosyolog Mediha Yarımhoroz’un yapım ve yönetmenliğini üstlendiği “Saudade” Podcast ve Belgesel Serisi, Prizren Yunus Emre Enstitüsü’nde düzenlenen özel geceyle tanıtıldı.   Gecede serinin ilk bölümü “Şehrin Hafızası” izleyicilerin beğenisine sunuldu.   Tanıtım programına Kosova Demokratik Türk Partisi (KDTP) Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Fikrim Damka, Yunus Emre Enstitüsü Prizren Müdürü Ramazan Yılmaz, Maarif Okulları Müdürü Nedim Aslan, Türkiye’nin Prizren Başkonsolosu Fatih Topçu ile çok sayıda davetli katıldı.   Gecede konuşma yapan Mediha Yarımhoroz, dört bölümden oluşan belgesel serisinin amacının, Prizren’in kaybolmaya yüz tutmuş eski seslerini, anılarını ve şehir kültürünü yeniden ortaya çıkarmak olduğunu vurguladı.   Portekizce kökenli “Saudade” sözcüğü, geçmişte kalan bir kişiye, yere ya da zamana duyulan hüzünlü özlemi ifade ediyor. Belgesel serisi, bu duyguyu Prizren’in kentsel belleği üzerinden yeniden yorumluyor.   “Şehrin Hafızası” bölümünde Fevzi Karamuço, Ardora Çakallı, Neşe Gaş ve Jasmina Savić, Prizren’in geçmişine ilişkin tanıklıklarını ve anılarını paylaşıyor. Farklı dillere ve topluluklara mensup eski Prizrenlilerin anlatımları üzerinden kentin geçmişteki yaşamı, özlenen sesleri, gelenekleri ve şehir kültürü izleyiciye aktarılıyor.   Belgesel, Prizren’de yaşayan farklı toplulukların büyük bölümünün konuşabildiği ve birbirleriyle anlaşabildiği Prizren ağzıyla Türkçe olarak hazırlandı.   Avrupa Birliği ve BIG Project – Barabar Initiative tarafından desteklenen proje kapsamında hazırlanan seri, Prizren’in geçmişini, kültürel mirasını ve çok kültürlü yapısını kayıt altına alarak gelecek nesillere aktarmayı amaçlıyor.   Projenin post-prodüksiyonu Eris Agency tarafından gerçekleştirilirken, kamera çalışmalarını da Mediha Yarımhoroz üstlendi. Belgeselin görüntülü bölümleri Saudade’nin YouTube kanalından, sesli bölümleri ise Spotify üzerinden takip edilebilecek.
21 saat önce
0
Devamını Oku
Dehari, Kurti’nin Doğrudan Aracı Gibi Hareket Etti
Siyaset
Bosna Hersek’te yeni Reisü’l-Ulema için üç aday kesinleşti
Sizden Gelenler
Bosna Hersek İslam Birliği’nde 14. Reisü’l-Ulema seçimi için adaylık süreci tamamlandı. İslam Birliği Meclisi’nin bugün Saraybosna’da gerçekleştirdiği toplantıda *Mostar Müftüsü Dr. Salem-ef. Dedović,* *Saraybosna Müftüsü Prof. Dr. Nedžad-ef. Grabus* ve *Riyaset Din İşleri İdaresi Başkanı Hafız Prof. Dr. Mensur-ef. Malkić*’in adaylıkları kesinleşti.   _Yeni Reisü’l-Ulema 10 Ekim’de yapılacak gizli oylamayla belirlenecek._   Bosna Hersek İslam Birliği Meclisi, 14. Reisü’l-Ulema’nın seçimine ilişkin adaylıkları görüşmek üzere Saraybosna’da toplandı.   Bosna Hersek’in yanı sıra diasporada ve ana vatan dışındaki Bosniak topluluklarının bulunduğu bölgelerde yürütülen süreç kapsamında toplam 18 seçim bölgesinden adaylar belirlendi. Bugünkü toplantıda üç isim resmen aday olarak onaylandı:   * Mostar Müftüsü Dr. Salem-ef. Dedović * Saraybosna Müftüsü Prof. Dr. Nedžad-ef. Grabus * Riyaset Din İşleri İdaresi Başkanı Hafız Prof. Dr. Mensur-ef. Malkić   Toplantıda mevcut Reisü’l-Ulema Husein-ef. Kavazović de adaylara ve Meclis üyelerine hitap etti.   Kavazović: “Seçim bizim olgunluğumuzun göstergesidir”   Kavazović, Reisü’l-Ulema makamının son 140 yılda yalnızca 13 kişi tarafından yürütüldüğüne dikkat çekerek seçimin önemine vurgu yaptı.   Reisü’l-Ulema seçiminin siyasi partiler arasındaki seçim kampanyalarına benzetilmemesi gerektiğini belirten Kavazović, özellikle medya ve sosyal medya üzerinden yürütülebilecek olumsuz kampanyalara karşı uyarıda bulundu.   Kavazović, seçim sürecinde Müslümanlar ve ulema arasındaki bölünmelere izin verilmemesi gerektiğini belirterek Krajina, Hersek, Sandžak ve diaspora dahil olmak üzere İslam Birliği’nin bütün bölgelerinin eşit derecede önemli olduğunu ifade etti.   Reisü’l-Ulema makamının öncelikle bir emanet ve sorumluluk, daha sonra bir şeref, en son ise bir ayrıcalık olduğunu söyleyen Kavazović, seçim sürecinin İslam Birliği’nin birlik ve bütünlüğünü güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.   Dedović: “Reisü’l-Ulema ilk sorumlu kişidir”   Mostar Müftüsü Dr. Salem-ef. Dedović, seçim programını açıklarken Reisü’l-Ulema makamının İslam Birliği, din ve halkın hizmetinde olduğunu söyledi.   Dedović, seçilmesi halinde her şeyi bileceği veya her şeyi yapabileceği iddiasında bulunmadığını, ancak ahlaki, güvenilir ve ehil insanları bir araya getirerek sorumluluğu üstleneceğini belirtti.   Boşnakların İslami geleneğinin korunmasına, İslam’ın sahih yorumunun muhafaza edilmesine ve çağdaş sorunlarla cesur biçimde yüzleşilmesine önem vereceğini ifade eden Dedović, İslam Birliği’nin kurumsal olarak güçlü, cemaatlerinde canlı ve karar alma süreçlerinde özgür olması gerektiğini söyledi.   Dedović ayrıca vakıflara karşı sorumluluk, cemaat mensuplarına yönelik hassasiyet ve Boşnak halkının haklarına sahip çıkma konularını programının temel başlıkları arasında gösterdi.   Grabus: “Hiçbir uluslararası merkez İslam Birliği’nin kararlarını etkileyemez”   Saraybosna Müftüsü Prof. Dr. Nedžad-ef. Grabus ise İslam Birliği’nin herhangi bir bölgeye veya belirli bir gruba bağlı olmaması gerektiğini söyledi.   Grabus, İslam Birliği’nin özerkliğinin korunması gerektiğini vurgulayarak, “Hiçbir uluslararası merkez kararlarımızı etkileyemez” mesajı verdi.   Dışarıdan ve içeriden baskıların her zaman olabileceğini belirten Grabus, güçlü kurumlar ve güçlü bir teşkilat yapısıyla bu baskılara karşı durulabileceğini ifade etti.   Grabus ayrıca Avrupa ve Amerika başta olmak üzere Batı dünyasında İslamofobi, Müslüman karşıtlığı, aşırı sağ hareketlerin ve ideolojilerin yükselişinin Boşnak Müslümanları açısından dikkate alınması gereken gelişmeler olduğunu belirtti.   Sandžak ve diaspora vurgusu   Grabus’un konuşmasında Bosna Hersek ile Sancak’ın tamamının yerli Müslüman kültürünün önemli merkezleri olduğu vurgusu da dikkat çekti.   Bosniakların yaklaşık üçte birinin Bosna Hersek dışında yaşadığını belirten Grabus, Hırvatistan ve Slovenya’daki meşihatların desteklenmesi, dünya genelindeki İslam Birliği merkezlerinin geliştirilmesi ve özellikle Boşnakça konuşamayan yeni nesillere yönelik programların artırılması gerektiğini söyledi.   Grabus, imamların ve İslam Birliği kurumlarının diaspora topluluklarında kimliğin korunması ve asimilasyonun önlenmesi açısından önemli bir rol üstlendiğini ifade etti.   Malkić: “Süreklilik, geliştirme ve yenilik”   Riyaset Din İşleri İdaresi Başkanı Hafız Prof. Dr. Mensur-ef. Malkić ise adaylığını büyük bir şeref, ancak daha büyük bir sorumluluk olarak nitelendirdi.   Malkić’in seçim programı üç temel kavram üzerine kuruldu:   Süreklilik, geliştirme ve yenilik.   İyi sonuç veren uygulamaların devam ettirilmesi, geliştirilmesi gereken alanlarda iyileştirme yapılması ve yeni sorunlara yeni çözümler üretilmesi gerektiğini belirten Malkić, İslam Birliği’nin mevcut yapısının istikrarlı olduğunu ancak önümüzdeki dönemde daha fazla enerji, sorumluluk, kapsayıcılık, karşılıklı güven ve şeffaflığa ihtiyaç bulunduğunu söyledi.   Malkić, seçim sürecinin İslam Birliği’nin itibarını ve adayların şahsiyetini koruyacak şekilde yürütülmesi gerektiğini belirterek, “İslam Birliği herhangi bir şahıstan daha önemlidir” mesajını verdi.   Yeni Reisü’l-Ulema 10 Ekim’de seçilecek   İslam Birliği Meclisi Başkanı Edhem Bičakčić ise adayların sunduğu programlarda önemli ve yaratıcı fikirlerin bulunduğunu belirterek, seçim sonucunun ne olursa olsun İslam Birliği’nin gelişimine katkı sağlamasını umduğunu söyledi.   Bosna Hersek İslam Birliği’nin seçim kurulu; Meclis üyeleri, başimamlar, meclis başkanları ve İslam Birliği kurumlarının yöneticilerinden oluşuyor.   Yeni Reisü’l-Ulema, 10 Ekim 2026 tarihinde yapılacak gizli oylama sonucunda belirlenecek.   Seçim, yalnızca Bosna Hersek açısından değil, Sandžak, Hırvatistan, Slovenya, diaspora ve dünya genelindeki Boşnak Müslüman topluluklarının dini yapılanması açısından da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.   Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy   
21 saat önce
0
Devamını Oku
TİRAN–HACIBEKTAŞ
Sizden Gelenler
*Nevşehir Hacıbektaş’tan açık itiraz: “Bektaşilik siyasi bir proje değildir, Baba Mondi'nin küresel liderlik ilanı yok hükmündedir.”*   Arnavutluk’un başkenti Tiran’da kurulması planlanan “Bektaşi Egemen Devleti” projesi, Hacıbektaş’ta düzenlenen uluslararası forumun ardından yeni ve önemli bir aşamaya girdi.   Yaklaşık iki yıl önce Arnavutluk Başbakanı Edi Rama tarafından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünde duyurulan proje, bugüne kadar “dinî hoşgörü”, “ılımlı İslam” ve “dinler arası diyalog” söylemleriyle savunuldu.   Ancak Hacıbektaş’ta düzenlenen “Tarihten Günümüze Anadolu ve Balkanlar’da Bektaşilik” forumunun ardından yayımlanan bildiri, projenin en tartışmalı noktasına doğrudan müdahale etti:   Tiran’da oluşturulması planlanan siyasi bir yapı, bütün Bektaşiliğin temsilcisi olarak kabul edilemez.   Bu açıklama, projenin geleceği bakımından sıradan bir itirazdan çok daha önemli bir anlam taşıyor.   *HER ŞEY 2024’TE BM KÜRSÜSÜNDE BAŞLADI*   Projenin uluslararası kamuoyuna duyurulması 21 Eylül 2024’te gerçekleşti.   Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Tiran’daki Dünya Bektaşi Merkezi’nin egemen bir devlet yapısına dönüştürülmesi planından söz etti.   Rama projeyi; hoşgörü, ılımlılık ve barış içinde bir arada yaşama mesajı verecek yeni bir merkez olarak sundu. BM tutanaklarında da Arnavutluk’un, Tiran’daki Müslüman Bektaşi Dünya Merkezi’ni “egemen bir devlet”e dönüştürme planından açıkça söz edildiği görülüyor. (Dijital Kütüphane⁠)   Böylece mesele bir anda yalnızca Arnavutluk’un iç meselesi olmaktan çıkarak uluslararası bir tartışmaya dönüştü.   *VATİKAN MODELİ NEDEN DİKKAT ÇEKİYOR?*   Projeye göre Tiran’daki Dünya Bektaşi Merkezi çevresinde yaklaşık 11 hektarlık, yani 0,11 kilometrekarelik bir alanın egemen bir mikro-devlete dönüştürülmesi öngörülüyor.   Modelin açık biçimde Vatikan örneğinden esinlendiği ifade ediliyor.   Planın hayata geçmesi halinde ortaya çıkacak yapı Vatikan’dan daha küçük olacak.   Proje kapsamında vatandaşlığın ağırlıklı olarak din görevlileri ve devletin idari yapısında görev yapan kişilerle sınırlı tutulması da Vatikan modeline benzetiliyor.   Fakat burada çok önemli bir fark bulunuyor:   Vatikan, Katolik dünyasının tarihsel ve kurumsal merkezi olarak kabul edilirken, Tiran’daki yapı bütün Bektaşiliğin tarihsel ve manevi merkezi değildir.   İşte tartışmanın en kritik noktası tam olarak burasıdır.     *BABA MONDİ’NİN KONUMU*   Projenin diğer önemli aktörü ise Tiran’daki Dünya Bektaşi Merkezi’nin lideri Baba Mondi, yani Edmond Brahimaj’dır.   Projenin gerçekleşmesi halinde Baba Mondi’nin yeni yapının başında bulunması öngörülmektedir.   Dolayısıyla proje yalnızca bir toprak parçasına özel statü verilmesinden ibaret değildir.   Aynı zamanda:   Tiran, Dünya Bektaşi Merkezi ,Baba Mondi’nin dinî otoritesi ve egemenlik statüsü şeklinde yeni bir kurumsal model ortaya çıkarmaktadır.   Bu nedenle projenin geleceği açısından “devlet kurulacak mı?” sorusu kadar;   “Bu devlet kurulursa Bektaşi dünyasında kimi ve neyi temsil edecek?” sorusu da önem taşımaktadır.   *2026’DA PROJE YENİDEN GÜNDEMDE*   Projenin 2024’te duyurulmasının ardından kamuoyunda zaman zaman geri plana düşmüş görünmesine rağmen tamamen rafa kalkmadığı anlaşılıyor.   2026 yılında Baba Mondi’nin özel diplomatik statü talebinin gündeme gelmesi ve projenin devam ettiğinin ifade edilmesi, dosyanın yeniden hareketlendiğini gösterdi.   Ancak burada özellikle altı çizilmesi gereken husus şudur:   Bugün itibarıyla Tiran’da kurulmuş ve uluslararası alanda tanınmış egemen bir Bektaşi devleti bulunmamaktadır.   Mevcut kaynaklar, ortada bir proje, siyasi açıklamalar ve diplomatik/statü talepleri bulunduğunu; fakat egemen devletin hukuken kurulduğunu gösteren bir işlem bulunmadığını ortaya koyuyor. (Marius Comper⁠)   Dolayısıyla “Bektaşi Devleti kuruldu” şeklindeki ifadeler şu aşamada hukuken doğru değildir.   *HACIBEKTAŞ’TAN GELEN TARİHİ İTİRAZ*   Tam da bu süreçte Türkiye’den gelen açıklama büyük önem taşıyor.   4 Eylül 2026’da Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde “Tarihten Günümüze Anadolu ve Balkanlar’da Bektaşilik” başlıklı forum düzenlendi.   Forum; Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile İletişim Başkanlığı iş birliğiyle gerçekleştirildi.    Programda Anadolu ve Balkanlar’daki Bektaşi geleneğinin tarihî gelişimi, kültürel mirası ve geleceği ele alındı.   Ancak toplantının asıl dikkat çekici sonucu, yayımlanan bildiri oldu.   Bildiride, Arnavutluk’ta kurulması planlanan “Bektaşi Devleti” tartışmasına doğrudan cevap verildi.   Baba Mondi’nin kendisini küresel Bektaşi lideri olarak konumlandırmasına itiraz edilirken, böyle bir liderlik iddiasının Bektaşi inancı ve geleneği bakımından kabul edilemeyeceği belirtildi.    Bu açıklama, projenin dinî meşruiyet ve temsil boyutuna doğrudan itiraz niteliği taşıyor.   MESELE ARTIK “DEVLET KURULACAK MI?” SORUSUNDAN İBARET DEĞİL Burada yeni bir dönem başlıyor.   Çünkü şimdiye kadar tartışma büyük ölçüde şu soruya indirgenmişti:   “Arnavutluk’ta Bektaşi Devleti kurulabilir mi?”   Hacıbektaş’tan gelen açıklamayla birlikte soru değişiyor:   “Kurulması planlanan bu yapı Bektaşiliği temsil edebilir mi?”   Bu iki soru birbirinden tamamen farklıdır.   Birincisi uluslararası hukuk ve Arnavutluk anayasası meselesidir.   İkincisi ise dinî otorite, tarih, gelenek ve temsil meselesidir.   TÜRKİYE’NİN ELİNDEKİ EN ÖNEMLİ ARGÜMAN: HACIBEKTAŞ   Bektaşi geleneğinin Anadolu ve Balkanlar’daki tarihsel gelişimi dikkate alındığında Hacıbektaş’ın sembolik ve manevi ağırlığı tartışmasız biçimde projenin karşısına çıkmaktadır.   Bektaşiliğin Balkanlar’a yayılması Osmanlı döneminin tarihî süreçleriyle yakından bağlantılıdır.   Arnavutluk ise bu mirasın en önemli merkezlerinden biridir.   Dolayısıyla mesele “Türkiye mi, Arnavutluk mu?” şeklinde basit bir rekabete indirgenmemelidir.   Daha doğru soru şudur:   Balkan Bektaşiliğinin tarihî mirası ile Tiran’da oluşturulmak istenen yeni siyasi yapı arasında nasıl bir ilişki kurulacaktır?   Hacıbektaş’taki son gelişme, Türkiye’nin bu konuda kendi tarihî ve manevi referans merkezini açık biçimde ortaya koyduğunu göstermektedir.   *BALKANLAR’DA YENİ BİR DİNÎ OTORİTE MERKEZİ Mİ OLUŞUYOR?*   Dosyanın dikkat çekici taraflarından biri de budur.   Tiran’daki Dünya Bektaşi Merkezi zaten Arnavutluk’ta önemli bir kurumdur.   2026 yılında Arnavutluk hükümetinin dinî topluluklara yönelik bütçe desteği kapsamında Dünya Bektaşi Merkezi’ne de kaynak tahsis edildiği görülmektedir. (Marius Comper⁠)   Bu durum tek başına bir “devlet kuruluyor” anlamına gelmez.   Ancak kurumun Arnavutluk’taki görünürlüğünün ve kurumsal kapasitesinin güçlendiğini göstermesi bakımından önemlidir.   Bunun üzerine bir de:   * özel diplomatik statü talebi, * egemen devlet projesi, * Vatikan modeli, * Baba Mondi’nin liderlik iddiası eklendiğinde ortaya daha kapsamlı bir tablo çıkmaktadır.   *TÜRKİYE AÇISINDAN MESELE*   Türkiye açısından konu üç başlıkta dikkatle izlenmelidir.   A. Dinî temsil   Tiran’da kurulacak herhangi bir siyasi yapının otomatik olarak bütün Bektaşi dünyasını temsil ettiği kabul edilmemelidir.   B. Balkanlar   Bektaşilik, Anadolu ile Balkanlar arasında tarihî bir köprü niteliğindedir.   Bu nedenle yeni bir merkez oluşturulması, Balkanlar’daki mevcut dinî ve kültürel dengeleri etkileyebilir.   C. Türkiye-Arnavutluk ilişkileri   Türkiye ile Arnavutluk arasında son yıllarda siyasi, ekonomik, güvenlik ve kültürel alanlarda önemli ilişkiler gelişmiştir.   Bu nedenle Ankara’nın konuyu doğrudan bir “karşı çıkış” üzerinden değil, tarihî miras, dinî çoğulculuk ve Balkan istikrarı perspektifinden ele alması daha sağlıklı olacaktır.   *“MÜSLÜMAN VATİKANI” TANIMI DİKKATLE KULLANILMALI*   Projenin kamuoyunda “Müslüman Vatikanı” şeklinde tanımlanması da ayrıca tartışmalıdır.   Çünkü Vatikan’ın Katolik dünyasındaki konumu ile Bektaşiliğin yapısı arasında birebir bir kurumsal karşılık bulunmamaktadır.   Bektaşilik tarihsel olarak İslam dünyası, tasavvuf geleneği, Anadolu ve Balkan kültürleri içerisinde gelişmiş özgün bir yapıdır.   Dolayısıyla Vatikan modelinin aynen uygulanması, beraberinde şu soruyu getirmektedir:   Siyasi egemenlik, dinî otoriteyi mi güçlendirecek; yoksa mevcut dinî temsil tartışmalarını mı derinleştirecek?   Hacıbektaş’tan gelen son açıklama, ikinci ihtimalin göz ardı edilmemesi gerektiğini gösteriyor     Sözün özü: TİRAN’DA DEVLET DEĞİL, ŞİMDİLİK BÜYÜK BİR PROJE VAR   Bugünkü tabloyu doğru ifade etmek gerekirse:   Tiran’da henüz bir Bektaşi Devleti kurulmuş değildir.   Ortada 2024’te Edi Rama tarafından uluslararası kamuoyuna açıklanan bir proje bulunmaktadır.   Bu proje; egemenlik, diplomatik statü, dinî temsil ve Balkanlar’daki Bektaşi mirası başlıklarını aynı anda gündeme getirmektedir.   Ve 4 Eylül 2026’da Hacıbektaş’tan gelen açıklamayla birlikte dosyanın dengesi değişmiştir.   Artık Tiran projesinin karşısında yalnızca hukuki ve siyasi sorular değil, Bektaşi geleneğinin tarihî ve manevi temsil sorunu da bulunmaktadır.   Bu nedenle bundan sonraki süreçte üç başlık özellikle takip edilmelidir:   1. Arnavutluk Parlamentosu bu konuda anayasal veya yasal bir adım atacak mı?   2. Tiran’daki Dünya Bektaşi Merkezi’ne özel diplomatik statü verilecek mi?   3. Hacıbektaş merkezli Bektaşi inanç önderleri ile Tiran’daki merkez arasındaki temsil tartışması nasıl gelişecek?   Bütün bunların yanında Türkiye’nin Balkanlar politikasında da yeni bir başlık ortaya çıkmaktadır.   Bu başlık sadece Bektaşilik değildir.   Asıl mesele, Balkanlar’daki tarihî İslam mirasının gelecekte kim tarafından, hangi merkezden ve hangi kurumsal yapı üzerinden temsil edileceğidir.   Hacıbektaş’tan verilen mesaj bu bakımdan önemlidir:   Bir inanç geleneğinin tarihî ve manevi mirası, yalnızca yeni bir siyasi statü oluşturularak yeniden tanımlanamaz.   Tiran’daki proje gerçekleşse bile önündeki en büyük mesele belki de devlet kurmak değil, temsil ve meşruiyet meselesini çözmek olacaktır.   Kısa kronoloji   21 Eylül 2024: Edi Rama, BM Genel Kurulu’nda Tiran’da egemen Bektaşi devleti oluşturma planını açıkladı. (Dijital Kütüphane⁠)   2024–2025: Projenin hukuki altyapısına ilişkin çalışmalar gündeme geldi; Arnavutluk Anayasası’nın “üniter ve bölünmez devlet” ilkesi nedeniyle anayasal boyut tartışıldı. (Vikipedi⁠)   2026: Baba Mondi’nin özel diplomatik statü talebi ve projenin devam ettiği yönündeki açıklamalar gündeme geldi. (Marius Comper⁠)   4 Eylül 2026: Hacıbektaş’ta “Tarihten Günümüze Anadolu ve Balkanlar’da Bektaşilik” forumu düzenlendi. (Haber İstiklal⁠)   5 Eylül 2026: Hacıbektaş’tan yayımlanan bildiriyle Tiran merkezli “Bektaşi Devleti” ve Baba Mondi’nin küresel liderlik iddiasına açık itiraz geldi.    (TİRAN–HACIBEKTAŞ | DOSYA HABER – ANALİZ/ Mehmet Tevfik Yücesoy )  
21 saat önce
0
Devamını Oku
Vuçiç Başbakan Adayı Oldu, Niş’te ise Rejim Karşıtı Protesto
Siyaset
Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç, önümüzdeki seçimlerde başbakan adayı olarak gösterildi. Sırp İlerleme Partisi (SNS), seçimlere “Aleksandar Vuçiç – Birleşik Sırbistan” listesiyle katılma kararı alırken, mevcut Cumhurbaşkanı Vuçiç’i başbakan adayı olarak belirledi. Karar, SNS Merkez Komitesi’nin Niş’te düzenlenen toplantısında alındı. Vuçiç, aday gösterilmesini “büyük bir onur” olarak nitelendirirken, partisinin son yıllardaki çalışmalarını savundu. Yaklaşan seçimlere ilişkin konuşan Vuçiç, vatandaşların hükümetin çalışmalarını değerlendireceğini söyledi. Sırbistan’daki protesto ve yol kapatma eylemlerine de değinen Vuçiç, eylemlerin organizatörlerini eleştirerek ülkeyi istikrarsızlaştırmaya çalışmakla suçladı. Vuçiç ayrıca Novi Sad’daki trajedi başta olmak üzere çeşitli ağır olayların siyasi amaçlarla kullanılmaya çalışıldığını öne sürdü. Sırbistan’daki gelişmeler ve Kosova konusunda bazı Avrupalı yetkililerin açıklamalarını da eleştirdi. Niş’te Vuçiç karşıtı protesto Öte yandan SNS Merkez Komitesi toplantısının yapıldığı Niş’te, Vuçiç’in kente gelişini protesto eden vatandaşlar ve öğrenciler sokağa çıktı. Sırp basınındaki haberlere göre polis, SNS toplantısının düzenlendiği Niş Ulusal Tiyatrosu binasına protestocuların yaklaşmasını engellemek amacıyla çeşitli noktalarda güvenlik kordonları oluşturdu. Protestocular düdük, vuvuzela ve sloganlarla Vuçiç karşıtı gösteri düzenlerken, polisten toplantının yapıldığı alana ilerlemelerine izin vermesini istedi. Niş Emniyeti’nden bir yetkili, protestoculara kordonu aşmaya çalışmamaları çağrısında bulunarak, bölgede korunan kişilerin bulunması nedeniyle güvenlik önlemlerinin artırıldığını belirtti. Protestocular daha sonra Ulusal Tiyatro binasına alternatif bir güzergâhtan ulaşmaya çalıştı ancak burada da polis kordonuyla karşılaştı. Sırp televizyonu N1’in haberine göre, protestocular bir noktada polis kordonunu aşmayı başarırken, tiyatro binasına doğru ilerleyen göstericiler ile polis arasında kovalamaca yaşandı. Bölgeye Sırp jandarma birlikleri de sevk edildi. Protesto sırasında bazı göstericilerin polislere yumurta attığı, eylemcilerin ise polis ve Vuçiç yönetimi aleyhine sloganlar attığı bildirildi.
21 saat önce
0
Devamını Oku
Savaş Suçlusu Mladiç’in Belgrad’da Devlet Töreniyle Onurlandırılacağını Hiç Düşünmemiştim
Siyaset
Doğu Seyahatim
Sizden Gelenler
“Terörsüz Türkiye sürecini millet mayalamıştır ve maya da tutmuştur. İç cepheyi güçlendirmek, farklılıkları yok etmek değildir. İç cepheyi güçlendireceğiz. Farklılıklarımızla birlikte Türkiye paydasında kenetleneceğiz. Biz buna ‘Büyük Türkiye Mutabakatı’ diyoruz.” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yukarıdaki sözleri Türkiye’nin umududur. Türkiye’nin geleceğidir. ***  Yaz tatilini fırsat bilerek ülkemizin doğusunu gezdim. Elazığ’dan başlayarak Bitlis, Ahlat, Muş, Bingöl, Van, Siirt, Mardin ve Urfa’yı kapsayan seyahatimde çeşitli temaslarım oldu. Terör korkusu olmadan, huzur içinde yaptığım yolculuktan büyük bir ümitle döndüm. Bendenize göre “Türkiye Yüzyılı” şimdi gerçekten başlıyor.  Ülkemiz, “Terörsüz Türkiye” hamlesiyle yeni bir döneme kapı aralıyor. Şüphesiz ki devletimizin tüm vatandaşlarını kucaklamak adına başlattığı “huzurlu Türkiye hamlesi” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sn. Devlet Bahçeli’nin kararlı iradesi ve TBMM’nin onayıyla gerçekleşmek üzere.      *** Bölge halkı artık geleceğe ümitle bakıyor. Ülkemizin her yanında kırk yıldır yaşanan acılar artık bitti. Geçmişte bölgeye hâkim olan karamsarlık; yerini iyi niyetli ve aynı zamanda –ihtiyatlı-  bir ümide bırakmış durumda. Bölge halkının tek beklentisi; devletin Kürt halkını samimiyetle kucaklaması ve bir an önce kalıcı barışın hâkim olması.  Ankara’dan Van’a, Mardin’den Adana’ya kadar yapılan otoyolları, köprüleri, şehir hastanelerini görmekten mutlu oldum. Eski Türkiye’yi bilen biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Cumhuriyet tarihimiz boyunca, tabiri caizse seksen yılda yapılmayan/yapılamayan işler son yirmi yılda yapılmış… Olması gereken de buydu. Türkiye’nin doğusuna 1990’lı yıllarda gitmiştim. Aradan geçen yıllardan sonra ülkemizin doğu ve güneydoğusunun olağanüstü kalkınmasını, bölgeye yapılan devlet yatırımlarını yerinde görmek çok etkileyici ve ümit verici.   Çok değil, birkaç yıl öncesine kadar terörün kol gezdiği; her an ölüm korkusunun yaşandığı dağ yolları, yaylalar, mezralar piknik alanlarına dönüşmüş… Bölgeye huzur gelmiş. 2750 metre Rakımlı yaylalarda hayat normale dönmüş. Bahçesaray yolundaki yaylalardan birinde koyun sürüsünü otlatan Deham Ağabey ile tanıştım. Ağustos’ta olmamıza rağmen karlı dağların eteğinde birlikte birer sigara tüttürdük. Sağ olsun, bendenizi çadırına davet etti, yemek ikram etmek istedi. Doğuda kiminle sohbet etsem: “Aç mısın? Yemek ikram edelim, çay ikram edelim, evimizde misafir edelim” dediler. Allah hepsinden razı olsun.   *** İHA- İnsansız Hava Araçlarının sınır şehirleri ve kırsaldaki etkisi inanılmaz boyutta. Türkiye’nin askeri alandaki millî gururu dronlarımızın varlığı, bölgeyi 7/24 gözetlemesiyle birlikte eskiden çatışmalarla anılan Çatak kırsalında bile artık huzur var. Güvenli ortam, Alandeşt Yaylası başta olmak üzere tüm yaylalara, köylere, şehirlere yayılmış. Özellikle, Van’ın Bahçesaray İlçesindeki Müküs Çayı’nın çıktığı pınar bölgesini görmeliydiniz. Yüzlerce aile huzur içinde piknik yapıyordu.  Doğal güzelliğiyle İsviçre Alplerine benzeyen Doğu/Güneydoğu Anadolu yakın zamanda büyük bir değişim geçirecek. Terörsüz Türkiye hamlesiyle birlikte bölgenin doğal güzellikleri 85 Milyonun ortak paydası ve yatırım alanına dönüşecek. Ülkemizin doğusu inanılmaz derecede kalkınacak. Gabar Dağı başta olmak üzere bölgede açılan petrol kuyuları, işlenmeyi bekleyen maden yatakları, turizm potansiyeli; bölgenin zenginleşmesine, ticaretin anormal derecede artmasına sebep olacak.   Müküs Çayı, Bahçesaray-Van  Şüphesiz ki, bölge halkının hasreti boşuna değil. Ve inanın ki; Türkiye Cumhuriyeti; -bölge halkının muzdarip olduğu- geçmişin acılarını kısa zamanda saracaktır. Bin yıldır aynı topraklarda kardeş olarak yaşayan Türkler ve Kürtler, terörün ortadan kalkmasıyla birlikte tam demokratik ve kalkınmış ülkemizi geleceğe birlikte taşıyacaktır.  Malazgirt’te Bizans ordusuna karşı çekilen kılıçlar hepimiz adınaydı. Fatih’in İstanbul yolundaki “Anadolu düğümü” Bitlis/Ahlat’ta açıldı. Bizans kilidini kıran Alparslan Gazi’nin cihat çağrısı boşuna değildi. Allah adına, İslam adına çekilen kılıçlar bizleri Viyana’ya kadar götürdü.  Selçuklu Askeri Mezarlığı’nda, Ertuğrul Gazi’nin türbesinde okunan Kur’an-ı Kerim hürmetine Allah bu devlete, bu millete zeval vermesin.    Çanakkale’de; Türkler, Kürtler, Arnavutlar, Boşnaklar, Araplar birlikte şehid oldular. Mardin çarşısında tanıştığım esnaflardan birinin dediği gibiydi: “Bir savaş olsa biz Kürtler, Türklerle birlikte omuz omuza düşmana karşı savaşırız.”   *** Doğunun İncisi -VAN: Özellikle son birkaç yıl içinde kabuk değiştirmiş, küllerinden yeniden doğmuş gibiydi. Tahran-Van arası direkt uçuşlara başlaması turizm açısından önemli bir işaret. Van şehrimiz, doğunun İstanbul’u olmaya namzet. Ayanis’e kadar uzaması planlanan sahil yoluna yeni parklar ve plajlar yapılmaya devam ediyor. Kordon boyunca yürüyüş yolları, oyun alanları, sosyal donatılar, kafeler çok canlıydı. Caddelerde, çarşıda, pazarda muazzam bir pozitif enerji gördüm. Yapımı devam eden şehir hastanesi inşaatı, turizm potansiyeli ve yeni otel inşaatları, “Michelin” yıldızlı Vanlı Şef Bekir Kaya'nın 10 milyon dolarlık yatırımla hizmete açtığı Tariria Restoranı, Van’ın yarınları için güzel işaretler. İstanbul’u, İzmir’i mesken tutan doğulu işadamları bir an önce kendi doğduğu topraklara yatırım yapmalı, fabrikalar açmalı… Devlet, bölgenin refahı için ciddi olarak elinden geleni yapıyor. Bundan sonrası, bölge halkının ideolojik kısır çekişmeler yerine, hep birlikte büyük Türkiye amacına hizmet etmesidir.   “Terörsüz Türkiye” hedefine engel olmak için ırkçılık üzerinden Türkçülük yapan da, Kürtçülük yapan da bizden değildir. Bizi kardeş kılan ırkımız değil, inancımızdır.   Van Kalesi eteğindeki eski Van’ın restorasyon çalışmalarını gördüm. Osmanlı Dönemi'nde 1567-1571 yılları arasında yapılan Hüsrev Paşa Camiini ziyaret ettim. Cami avlusundan Arş-ı Âlâ’ya ulaşan enfes Kur’an tilaveti; Türklerle Kürtlerin neden kardeş olduğunu anlatan en güzel örnekti… *** Değerli Okurlar, yeri gelmişken önemli bir anekdotu dikkatinize arz etmek isterim.  Birkaç yıl önce planlanan Bitlis-Mutki otoyolunun gecikmesi üzerine dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı gecenin saat 03:00’ünde arayıp “BİTLİS MUTKİ YOLU NEDEN HALA BİTMEDİ?” diye soran, memleketin yollarını dert edinen bir Cumhurbaşkanımız var.  Bitlis’teki evinde bendenizi misafir ederek onurlandıran Azdu Aşiretinden Kâzım ŞÖLEN Bey ile tüm gece boyunca sohbet ettik. Terörsüz Türkiye hedefini sonuna kadar destekleyen Kâzım Bey aynı minvalde ilginç bir anısını paylaştı:   Azdu Aşiretinden Kâzım Şölen Bey ile-Bitlis  Bitlis-Mutki yolu Ocak 2022’de ulaşıma açıldıktan sonra bir gece vakti, 01:00’de Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisini telefonla arayıp “Bitlis-Mutki yolu bitti. Nasıl oldu, yolu beğendiniz mi? Şimdi memnun musunuz?” diye sorduğunda, Kâzım Bey çok şaşırmış…  Ülkemizde vatandaşın derdi için gece gündüz demeden çalışan; ülkenin doğusunu, batısından ayrı görmeyen Recep Tayyip Erdoğan iyi ki var.    TEŞEKKÜR NOTU: Mola verdiğimiz esnada araçlarını durdurarak yanımıza gelen, halimizi hatırımızı soran ve nezaketen gösterdikleri candan misafirperverlik sebebiyle; Halilan Aşireti Reisi Şahbaz TOMAY Bey’e,  yeğeni Şeref Ünat’a ve Mahsum Bey’e tüm kalbimle teşekkür ediyorum.  İbrahim Selamet. 04.09.2026 www.yenisakarya.com    
21 saat önce
0
Devamını Oku
PDK, Anayasal İhlallerin Normalleşmesine İzin Vermeyecek
Siyaset
Kosova Demokratik Partisi (PDK) Genel Başkanı Bedri Hamza, partisinin anayasal ihlallerin devam etmesini kabul etmeyeceğini belirterek, bugünden itibaren ülkede hukukun üstünlüğünü ve anayasal düzeni yeniden tesis etmek amacıyla siyasi, kurumsal ve hukuki açıdan yeni bir mücadele dönemine gireceklerini açıkladı. Meclis salonunda düzenlenen basın toplantısında konuşan Hamza, PDK milletvekillerinin haftalardır kurucu oturumun devam etmesini, Anayasa'ya, Anayasa Mahkemesi kararlarına ve Meclis İçtüzüğü'ne uyulmasını talep ettiğini söyledi. Yaşananların artık sıradan bir siyasi anlaşmazlık olmadığını vurgulayan Hamza, bunun PDK ile Vetëvendosje Hareketi (VV) ya da kendisi ile Başbakan Albin Kurti arasındaki bir çatışma olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. “Yaşananlar basit bir siyasi anlaşmazlık değil. PDK ile Vetëvendosje arasındaki bir çatışma da değil. Bedri Hamza ile Albin Kurti arasındaki bir çatışma hiç değil. Bu, otoriter bir yönetim anlayışı ile Kosova Cumhuriyeti'nin anayasal düzeni arasındaki çatışmadır” ifadelerini kullandı. Hamza, iktidarın Anayasa'yı, mahkeme kararlarını ve kurumsal yükümlülükleri siyasi çıkarlarına göre yorumlayamayacağını belirtti. “Demokrasilerde Anayasa hoşunuza gitmese bile onu ihlal edemezsiniz. Anayasa Mahkemesi'nin bir kararını beğenmiyorsanız, karar yokmuş gibi davranamazsınız. Kosova Yüksek Mahkemesi bir milletvekilinin aynı anda bakanlık görevini de yürütemeyeceğine hükmettiğinde, mahkeme hiç konuşmamış gibi hareket edemezsiniz” dedi. Kurucu Meclis oturumunun 9 Eylül'e ertelenmesini de eleştiren Hamza, bu tarihle birlikte Vetëvendosje'nin kendi yorumuna göre belirlediği 30 günlük sürenin dahi aşılacağını söyledi. Hamza, devlet kurumlarının herhangi bir parti veya kişinin siyasi çıkarları uğruna rehin tutulamayacağını vurguladı. “Bu kurumlar bir parti için kurulmadı, bir devlet için inşa edildi. Bu devlet hepimizden daha büyüktür. Kosova, kurumları için çok ağır bedeller ödedi. Bugün birilerinin bu kurumları kendi siyasi çıkarlarının rehinesi gibi görmesine izin verilemez” dedi. PDK'nın anayasal ihlallerin normalleşmesini kabul etmeyeceğini açıkça belirten Hamza, mahkeme kararlarının siyasi iradeye bağlı hale getirilmesine de karşı çıktı. “Anayasa ihlalinin bir uygulamaya dönüşmesini kabul etmeyeceğiz. Mahkeme kararlarının siyasi irade meselesine dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz. Kim olursa olsun bir başbakanın hangi kurumun çalışıp hangisinin çalışmayacağına karar verebilmesini kabul etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Hamza, meselenin yalnızca muhalefet ile iktidar arasındaki ilişkiden ibaret olmadığını belirterek, söz konusu tartışmanın anayasal düzen, kuvvetler ayrılığı ve yargının otoritesiyle ilgili olduğunu söyledi. “Burada mesele Cumhuriyet'tir. Anayasal düzendir. Kuvvetler ayrılığıdır. Mahkemelerin otoritesidir. Milletvekilinin görevini yerine getirme hakkıdır. Ve hepsinden önemlisi, demokrasinin en temel ilkesidir: İktidar hukuk tarafından sınırlandırılır. Hiç kimse hukukun üzerinde değildir” dedi. PDK'nın kurumsal sabrının hukuksuzluğu kabul ettiği şeklinde yorumlanmaması gerektiğini belirten Hamza, partisinin bundan sonraki süreçte farklı siyasi, kurumsal ve hukuki yöntemleri değerlendireceğini açıkladı. “Kurumsal sabrımız hukuksuzluğu kabul ettiğimiz şeklinde yorumlanmamalı. Bu nedenle bugünden itibaren PDK olarak hareket tarzımızı yeniden değerlendireceğiz” diye konuştu. Hamza, “PDK, ülkeyi bu durumdan çıkarmak ve Kosova'yı yeniden hukukun çizgisine taşımak için siyasi, kurumsal ve hukuki alanda başka eylem biçimlerini değerlendirecek” ifadelerini kullandı. PDK lideri, mevcut mücadelenin iktidarı ele geçirmekten ziyade iktidarın sınırlarını belirlemekle ilgili olduğunu söyledi. “Bu, iktidar mücadelesi değil. İktidarın sınırları için verilen bir mücadele. Bugün mesele kimin yönettiği değil, nasıl yönetildiğidir. Ülke Anayasa'ya göre mi yönetilecek, yoksa bir kişinin iradesine göre mi?” dedi. Hamza, PDK'nın bugünden itibaren yeni bir siyasi mücadele dönemine gireceğini belirtti.
1 gün önce
0
Devamını Oku
Diğer Haberler Yükleniyor...
Kosova 2011 Nüfus Haritası

Anket

Kosova’daki siyasi krize çözüm bulunacak mı?

Geçerlilik: 08.09.2026 23:29
© 2006 - 2026 Kosova Haber. Tüm Hakkları Saklıdır..

Designed and Developed by: Dmarketing