EURO
1
  • EURALL
    95.43 0.31%
  • EURTRY
    53.56 0.12%
  • EURMKD
    61.65 0.03%
  • EURRSD
    117.40 0.05%
  • EURUSD
    1.16 0.09%
  • EURGBP
    0.87 0.00%
  • EURCHF
    0.92 -0.02%
  • EURSEK
    10.88 -0.14%
  • EURAUD
    1.63 0.16%
Haberler aranıyor...
Aramak için en az 2 karakter yazın.
7 Haziran 2026 Kosova Erken Genel Seçimleri
00
Gün
00
Saat
00
Dakika
00
Saniye

500. Ölüm Yıldönümünde Suzi Çelebi

500. Ölüm Yıldönümünde Suzi Çelebi
30 Ekim 2024, 21:54

0 dk

Altay Suroy Recepoğlu’nun, 26.10.2024 tarihinde Prizren’de, Balkan Türk Müziği Derneğinde, “500. ölüm yıldönümünde Suzi Çelebi” başlığı altındaki konuşması.

Sayın katılımcılar. Hoş geldiniz. 

29. Ekim 2024 günü Prizrenli Suzi Çelebi’nin vuslata kavuşmasının 500. yıldönümüdür. Bu vesile ile Balkan Türk Müziği Derneği başkanı bestekâr, ses sanatçısı ve yazar Aluş Nuş’un derneğin imkânlarından yararlanmamızı sağlamasıyla Divan Edebiyatının Suzi Çelebi gibi ünlü bir şairi anmak fırsatı yaratıldı. 10. Ekim 1998 tarihinde Suzi Çelebi için Uluslararası Sempozyum düzenlemiştik. Bu vesile ile Suzi hakkında kitaplar yayınlandı, Prizren Belediye Meclisi tarafından kabrinin bulunduğu Suzi camisine götüren sokağa Suzi adı verildi ve konu üzerinde çalışmaların devam etmesine neden oldu.

Konuşmama, Suzi Çelebi’nin 1513 yılında Prizren’de tasdıklanan Vakfiyesinin girişinde yazdığı kelimelerle başlamak istiyorum:

“Allah’a hamd olsun ki, ilk insan olarak Ademi, İsa’yı erkeksiz dünyaya getirdi, güneşe ve Ay’a ışık verdi, ağaçtan ateşi çıkardı ve bu Dünya’yı bir dert ve gam yeri yaptı, ahireti kendisine minnettar kalanlara açıkladı ...”  ve devamdaki bir dörtlüğüyle (beytiyle) devam ediyorum:

Örüsi asmanun sebze–zarı 

Suvadı aftabun çeşme-sine 

 

Veya bugünkü anlamıyla: 

 

Otlaklar, gökyüzünün sebze bahçeleri (dir) 

şu gülcükleri ise güneşin çeşmeleridir.  

 

Bu mısraları yazan Suzi’yi daha iyi bilmemiz ve anlamamız için yaşadığı dönemi, dilini, sanat anlayışını, felsefesini, şiirlerindeki güzellikleri, iletme istediği iletileri incelememiz gerekiyor. Suzi’ Çelebi’ye verilen sanlar, adlar ayrı bir mana taşır. Bunların hangi dönemlerde, hangi sebeplerden dolayı kendine yakıştırıldığını incelemek gerekiyor. Abdullaoğlu Mahmud’un oğlu Mehmed’in veya Prizrenli Suzi olarak bilinen ve 29.10.1524 yılında, 500. yıl önce vefat eden şairin Molla, Mevlana, Nakşibendî, Müderris, Çelebi, Zerrin, Pürzerinli ve Suzi gibi sanların, takma adların ve mahlasların yakıştırılmasının nedenleri vardır. Araştırmalar şaire atıfta bulunulan bu mahlaslar O’nun ne kadar önemli bir kişi, değerli bir yaratıcı, eğitmen, insan sever, hayırsever kişiliğini belirtmektedir. Elimizde bulunan eserler, bugüne kadar korunan taşınmazlar Suzi’nin büyüklüğüne hayran ediyor bizi. Suzi’nin Nehari ve Sa’yi takma adlarıyla anılan şair, yazar kardeşlerinin ve Ayşe adında bir kızının var olduğunu tezkirelerden ve vakfiyesinden okuyoruz. Bunlar aynı zamanda Suzi’nin şeceresinin yapılması için ipuçlarıdır. Suzi’nin yaptırdığı ve vakfettiği eserler, O’nun ne kadar hayırsever olduğunu kanıtlarken, rüşvet yiyen Kalkandelen kadısının bir yetimin hakkını yediğini öğrenince yazdığı şiirli ihbarı Yavuz Sultan Selim Han’ın eline ulaşmasıyla bu kadının azledilmesine, Suzi’ye ise Grajdanik’teki Sultan Has’ı olan çiftliğin gelirinden %10’nunu padişah tarafından hediye edilmesine neden olmuştur. Ayrıca, haksızlıkları önlemekte ne gibi savaşım verdiğini ve her konuda şiir yazan güçlü bir şair olduğunu kanıtlamaktadır. 

Bunlar Suzi’nin incelenip araştırılması gereken önemli kişilik unsurlarıdır.

Suzi Çelebi’yi her yönüyle yaşatmalıyız. Çünkü Suzi’den bugün bile güzel yaşamak için alınacak öğütler çoktur. Suzi’nin Gazavatnamesi’ni okuyup anlayan kişi silaha sarılmaktan, can kıymaktan vazgeçer. Savaştan ibret alır. 

Kosova Türkleri olarak yüzyıl veya beş yüzyıl önce yaşamış, Türkçe eser bırakmış olan, dinimize ve ulusal kültürümüze hizmet emiş, eser bırakmış kişilere sahip çıkarak, topluluğumuzun o zamanki insani özelliklerimizin izlerine de kavuşmuş olacağız. Zaten onlara sahip çıkarak yüceliklerini, büyüklüklerini başkalarına da duyurtmuş, tanıtmış olacağız. Suzi’yi anmak, kişiliğini aydınlatmak, yaratıcılığını her yönüyle incelemek amacıyla yükseköğretim kurumlarında bilimsel çalışmalar da yapılmalıdır. Suzi, Nehari, Priştineli Mesihi, Aşik Çelebi, Şem’i gibi o dönemin şairlerinin okullarımızda okutulması için Türk dili ve edebiyatı derslerinin plan ve programlarına alınmalıdır.

Geçen yüzyıllar içerisinde insanlığa hizmet etmiş, ardına eser bırakmış büyüklerimiz nerdeyse unutulmaktalar. Bugün birçok semti, mahallenin geleneksel adları sadece bu yerlerin sakinlerince anılırken, Belediye Meclisi kararıyla da resmileşmesi gerekir. Hele burada doğmuş, eser vermiş, yaratıcıları yaşatmak için adları sokaklara ve kamu kuruluşlarına verilmesiyle kentin şairler, yazarlar, yaratıcılar kaynağı olduğu gerçeğini ebedileştirecektir.

 

Demi hoş gör ki dehrin hu’beti var 

Felek deyrin dürlü dürlü sureti var

 

Devrimizi hoş gör, bu dünyanın çeşit şeçit oyunu 

Bu alemin türlü türlü şekli var. 

 

Huruş-i ra’d sanmam bu sadayı 

Şu ahımdan felek feryada geldi 

 

Bu gürültüyü gök gürlemesi sanmayın,

Benim ahımdan felek feryad etmeye başladı 

 

Diyen Suzi Çelebi‘nin Mihaloğlu Ali Bey Gazavatnamesi akıncı beylerin hikayeleri ile ilgili doğrudan doğruya yazılmış yegane eserdir.[1]

Bu beyitler, tasavvufi ve mistik bir anlayışla dünya hayatının geçiciliğini ve insanın yaşadığı zorlukların ilahi bir düzenin parçası olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca, dünyanın aldatıcı yüzüne ve her şeyin özünde bir anlam taşıdığına vurgu yapıyor.

İkinci beyitte gök gürültüsünün aslında bir feryat olmadığı, bu yankının kişinin içsel çığlığının yansıması olduğu ifade edilmekte. Şairin ahı, evrenin de bu içsel sancıya karşılık vermesine sebep olur. Beyitlerdeki "ah" ve "feryat" gibi imgeler, insanın içsel çalkantılarını ve bu çalkantıların evrendeki yankısını anlatıyor.

 Sehi Bey tezkiresinde Suzi’nin yazdığı Fatih ve II. Bayazıt devri akıncı beylerinden Mihaloğlu Ali Bey’in savaşlarını yazdığı Gazavat-name’sinin 15000 beyten olduğunu belirtir. Mesnevi tarzında yazılmıştır. Her mısraı on bir heceden oluşur ve beyitler birbirine uyaklıdır. Günümüze kadar Gazavat-name’nin 1795 beyti bulunmuş ve Agâh Sırrı Levent tarafından 1956 yılında yayımlanmıştır.[2]

Ünlü akıncı Mihaloğlu Ali Bey’in Sırbistan, Macaristan ve Bosna seferlerini ve Ali Bey’in aşklarını anlatır. Birçok yerin güzellikleri tablo misali betimlenmektedir. Şairin duyguları da dile gelmektedir eserde. Eser edebi değerinden başka tarihi olaylarını anlatan, tarihi yazmak için değerli bir kaynaktır. Zamanın Türkçesiyle yazılmıştır ki dilcilerin Suzi’nin dilini incelemesine iyi bir fırsattır. Bugün İstanbul Millet Kütüphanesinde, Agâh Sırrı Levend’in arşivinde, Berlin’de Preussisce Staatsshibliotek’te ve Zagreb’te Bilim ve Güzel Sanatlar Akademsinde korunan nüshalar bu eserin zamanında hattatlar tarafınca çoğaltıldığını kanıtlamaktadır. Bu el yazmalardan Berlin’deki nüsha en eskidir, çünkü Hicri 937, Miladi 1530 yılında kopya edilmiştir. Bu ise Gazavatnamenin bu yıldan önce yazıldığını kanıtlamaktadır. Mesnevi beş yüzyıl önceki olayları anlatmaktadır. Suzi ise olayları görmüş ve yaşamıştır. 

"Mihaloğlu Ali Bey Gazavatnamesi", Suzi Çelebi’nin edebi yeteneği ve tarih bilgisi bu eserde açıkça görülüyor. Eserde, dönemin savaşları ve kahramanlık hikayeleri anlatılır ve aynı zamanda tarihsel bir belge niteliği taşır. Suzi Çelebi’nin edebi yeteneği, hem dili ustalıkla kullanması hem de tarihsel olayları canlı bir şekilde tasvir ettiği bu eserde ön plana çıkar.

Suzi vakfiyesini "Allah’a hamd olsun ki..." diye başlıyor. Şairin, hayatın zorluklarını dile getirdiği ve ahiret inancına vurgu yaptığı bu ifade, onun dini ve felsefi derinliğini yansıtıyor. Aynı şekilde, doğayı betimlediği "Otlaklar, gökyüzünün sebze bahçeleridir..." şeklindeki beyitleri, Suzi’nin doğa tasvirlerinde gösterdiği şiirsel gücün bir örneğidir.

Suzi’ye atfedilen “Molla, Mevlana, Nakşibendî, Müderris, Çelebi, Zerrin, Pürzerinli, Suzi” gibi unvanlar ve takma adlar, onun geniş kapsamlı bir şahsiyet olduğunu gösteriyor. Bu isimler, şairin dini, entelektüel ve sanatsal yönlerine vurgu yapıyor.

Suzi'nin sadece şair değil, aynı zamanda toplumsal bir figür olduğu, Kalkandelen kadısının haksızlıklarını şiirle ihbar ettiği ve böylece adaletin sağlanmasına katkıda bulunduğu görülüyor.

Suzi'nin vakfettiği eserlerin korunması bu açıdan da önemlidir. Suzi’nin yaptırdığı cami, çeşme, köprü gibi yapıların bugünkü durumu ele alınırken, bu eserlerin onarılması ve korunması için adımlar atılması zaruridir. Suzi'nin mirasının daha iyi anlaşılması ve yaşatılması adına bilimsel toplantıların yapılması, etkinliklerin düzenlenmesi ihtiyaç vardır.

Bu konuşma, Suzi Çelebi'nin edebi, kültürel ve dini değerlerini öne çıkararak, onu daha geniş kitlelere tanıtma ve anma amacı güdüyor. Suzi'nin 500 yıllık mirası, onun hala değerli bir örnek olduğunu ve birçok ders çıkarılabilecek bir şahsiyet olduğunu hatırlatıyor. 

1455 yılında Osmanlılar tarafından fethedilen Prizren, Kosova Sancağının önemli şehirlerinden biri haline geldi. Şehir, Osmanlı yönetimi altında önemli bir idari merkez olarak yeniden yapılandırıldı ve kısa sürede önemli bir ticaret ve kültür merkezi oldu. Osmanlılar, Prizren'de yeni idari yapılar, camiler, medreseler, hamamlar ve köprüler inşa ederek şehrin fiziki ve sosyal altyapısını güçlendirdiler. Osmanlı döneminde Prizren, Kosova Sancağına bağlı bir kaza olarak yönetildi. Şehrin idari yapısı, Osmanlı devletinin merkeziyetçi yönetim anlayışına uygun bir şekilde oluşturuldu. Yerel yönetim, kadılar (yargıçlar) ve subaşılar (güvenlikten sorumlu görevliler) tarafından yürütülüyordu. Prizren, bölgedeki diğer şehirlerle birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomik sistemine bütünleşmiş oldu. Prizren'nin ekonomisi, tarım, hayvancılık, ticaret ve zanaatla desteklendi. Şehir, Balkanlar'dan geçen önemli ticaret yollarının kesişim noktasında yer aldığı için ticaret açısından büyük bir öneme sahipti. Osmanlı döneminde Prizren'de dokumacılık, dericilik, bakırcılık ve diğer zanaatlar gelişti. Şehirde kurulan pazarlar ve kervansaraylar, ticaretin canlılığını artırdı. Sosyal ve Kültürel Hayat Osmanlı döneminde Prizren, çok kültürlü ve çok dinli bir yapıya sahipti. Müslümanlar, Hristiyanlar (özellikle Ortodoks ve Katolik) ve Yahudiler, şehirde bir arada yaşıyordu. Bu durum, Prizren'nin kültürel çeşitliliğini ve hoşgörüsünü artırdı. Osmanlı yönetimi, dini ve kültürel farklılıkları koruyarak toplumsal barışın sürdürülmesine özen gösterdi. Şehirde çok sayıda cami, medrese, tekke ve türbe inşa edildi. Prizren'deki en önemli Osmanlı yapılarından biri, 16. yüzyılda inşa edilen Sinan Paşa Camii'dir. Bu cami, Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biridir ve şehirdeki İslam kültürünün önemli bir sembolüdür. Ayrıca, Balkanların en güzel camilerinden biri olana Bayraklı Camii olarak adlandırılan Gazi Mehmet Paşa Camii, Gazi Mehmet Paşa Hamamı ve Arasta Camii gibi yapılar da Osmanlı döneminin izlerini taşır. Eğitim ve Bilim Osmanlı döneminde Prizren'de eğitim ve bilim de gelişmiştir. Medreseler, İslami eğitim veren kurumlar olarak şehirde önemli bir rol oynamıştır. Bu medreselerde Arapça, Farsça ve İslami ilimler öğretilmiştir. Ayrıca, şehrin önemli bilginleri ve yazarları da medreselerde eğitim almış ve burada dersler vermiştir. Bu dönemde Prizren, bölgenin önemli eğitim merkezlerinden biri haline gelmiştir. Divan Şairleri ve Edebiyat Prizren, Osmanlı dönemi boyunca birçok önemli divan şairi yetiştirmiştir. Bu şairler arasında Suzi Çelebi, Bahari (ö. 1551), Mümün, Nehari (ö.1522), Sa’yi (ö.1538’den önce), Sücüdi (ö.1538’den önce), Şem’i (ö.1530), Tecelli (ö.1689), Acizi Süleyman Efendi (ö.1738), Abdürrahim Efendi (ö. 1885)  gibi isimler bulunur. Şiirlerinde aşk, doğa, tasavvuf ve sosyal temalar işleyen bu şairler, şehrin kültürel zenginliğini daha da artırdı. Bu şairler, Osmanlı edebiyatına önemli katkılarda bulunmuş ve şehrin kültürel hayatını zenginleştirmiştir. 

Prizren, çok kültürlü ve çok dinli bir yapıya sahipti. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler bir arada yaşamaktaydı ve bu durum, şehrin kültürel çeşitliliğini artırdı. Sinan Paşa Camii gibi Osmanlı mimarisinin örnekleri bu dönemde inşa edildi ve şehirdeki İslam kültürünün sembolleri haline geldi. Eğitim açısından da önemli bir merkez olan Prizren, medreseler aracılığıyla İslami ilimler, Arapça ve Farsça eğitimleriyle tanındı.

Suzi Çelebi, 15. yüzyılın sonları ile 16. yüzyılın başlarında yaşamış önemli bir Türk şairidir. Prizren’de doğmuş ve burada eğitim almıştır. Şiirlerinde hem tasavvufi hem de lirik temalar işleyen Suzi Çelebi, dönemin önemli edebi figürlerinden biri olarak kabul edilir. Suzi Çelebi, aynı zamanda cesur bir vatansever ve hayırsever kişiliği ile de tanınır. Hayırseverlik ve Sosyal Katkıları Suzi Çelebi, sadece edebi alanlarda değil, sosyal hizmetlerde de önemli katkılarda bulunmuştur. Prizren’de halen kullanılmakta olan ve adını taşıyan bir cami, köprü, medrese, kütüphane ve çeşme yaptırmıştır. Ayrıca, Grajdanik köyü ovasını sulamak için su kanalı açtırmış ve bu sayede bölgenin tarımına büyük katkı sağlamıştır. Bu hayırsever faaliyetler, onun toplumsal sorumluluk bilincini ve halkına olan bağlılığını göstermektedir. 

Cesur Vatanseverliği Suzi Çelebi, adaletsizliklere karşı mücadele eden cesur bir vatansever olarak da bilinir. İnsan haklarını koruyan ve adaletsizliğe karşı çıkan Suzi Çelebi, bu mücadelelerini zamanın Sultanı I. Selim’e (Yavuz Sultan Selim) kadar ulaşan manzum ihbarnameler göndererek sürdürmüştür. Bu cesur tavrı, onun toplum nezdindeki saygınlığını artırmış ve tarih sayfalarında önemli bir yer edinmesini sağlamıştır.

Edebiyata olan ilgisi ve yeteneği, onu dönemin önemli şairlerinden biri haline getirmiştir. Lirik ve tasavvufi şiirler kaleme alarak hem manevi bir derinlik hem de estetik bir incelik taşıyan eserler bırakmıştır.

Suzi Çelebi, sadece edebi alanda değil, toplumsal ve sosyal hizmetlerde de önemli katkılarda bulunmuştur. Prizren'de inşa ettirdiği: Suzi Çelebi Camii (bugün halen hizmet vermektedir), Taş Köprü, Medrese, Kütüphane Çeşmesi ve  ayrıca, tarıma katkı sağlamak amacıyla Grajdanik köyü ovasını sulamak için su kanalı yaptırmıştır. Bu tür hayırsever eserler, onun topluma olan bağlılığını ve halkın refahını önemsediğini göstermektedir. Dilekler bu eserlerin bir an önce onarılıp korunma altına alınmasıdır.

İlerde Suzi camiinde ve cami külliyesini oluşturan yapılarda onarım ve konservatör işleri sonucu Gazavatnamesi’nin, vakfiyesinin, Sultan Selim’den verilen Temliknamenin, Suzi’ye sunulan methiyelerin, hakkında yayımlanan kitap, yazı ve diğer eserlerin teşhir edileceği Suzi müzesi açılmalıdır. Suzi çeşmesi içler acısı bir durumdadır. İçi oymalı mermer yalağı (kurnası) ve birkaç taşından başka eser kalmayan Suzi çeşmesi onarılıp eski haline getirilmelidir. Üç kemerli olan Suzi köprüsünden kalan kemerli göz yıktırılarak aslına uygun olmayan yeni bir köprü yapıldı. Grajdanik’teki Suzi mesire yerinde bulunan Delikli Taş, çeşme, türbe ve Sozi deresi ahali tarafınca korunmaktadır. Suzi değirmeni ise devletleştirilip yıkılmıştır. Cami avlusunda bulunan Suzi ve Nehari’nin yattığı türbede bulunan Suzi kabrinin baş taşı Kosova Kültür ve Tarihi Anıtları Koruma Kurumunun 632 sayılı ve 15.08.1959 tarihli kararnamesi ile devlet koruması altına alınmışsa günümüze kadar bu kurum tarafınca koruma ile ilgili en küçük bir müdahale yapılmamıştır. Kültür Eserleri Kanununa göre sadece mezarın baş taşı değil, Suzi camii, medrese ve kütüğphanenin bulunduğu bina, cami arazisi, Suzi Çeşmesi, Köprüsü ve Grajdanik’teki “Sozi” ayrı bir değerden olan tarih ve kültür eseri olarak ilan edilip devlet koruması altına alınmalıdır. Çünkü bu taşınmaz eserler yüzyıldan çok önce vardır ve bu yörede yaşayan milletlerin tarihi, kültür, sanat eserleri ve inanç yerleridir. Suzi “Aşk ateşiyle yanan” anlamındadır. Bu Sanata karşı olan tutkudur. 

Suzi Çelebi, döneminde adaletsizliklere karşı duruşuyla da bilinir. İnsan haklarını savunmuş ve adaletsiz uygulamalara karşı mücadele etmiştir. Sultan I. Selim’e (Yavuz Sultan Selim) kadar ulaşan manzum ihbarnameler göndermiş, bu yolla adalet talep etmiştir. Onun bu cesur ve ilkeli duruşu, halk arasında saygınlığını artırmış ve tarihte yer edinmesini sağlamıştır.

Suzi’nin rüşvet alıp yiyen ve bu iş için halkı sıkıştıran Kalkandelen

kadısı için yazdığı ve Sultan Selim’in eline geçen gazel şöyledir:

 

Ey kadı sana da’vacı Yezdan olacaktır

Mahşer arasatında ki divan olacaktır

Haşr içre sicillat-ı amel çün bula imza

Rüşvet rakamı namene ünvan olacaktır

Devrinde yetimin ki gözü yaşı revandır

Bir gün seni gark etmeğe umman olacaktır

Rüşvet kemiğin durmaz ilik gibi emersin

Karnın yarılıp bir gün ilik kan olacaktır

Bu sazı perdeler altında çalarsın

Sanma ki anın nağmesin pinhan olacaktır.

Günümüz Türkçesi:

Ey kadı, sana davacı Allah olacaktır.
Mahşer yerinde divan kurulacaktır.
Amel defterine imza atıldığında,
Rüşvet damgası ismine unvan olacaktır.
Senin devrinde yetimin gözyaşı akıyorsa,
Bir gün seni boğmak için deniz olacaktır.
Rüşvet kemikte durmaz, ilik gibi çıkacaktır,
Karnın yarılıp bir gün ilik kanı olacaktır.
Bu sazı perdeler arkasında çalarsın,
Sanma ki onun nağmesi gizli kalacaktır.

Bu Gazel, toplumda adaletin ve dürüstlüğün gerekliliğini vurgulayan güçlü bir ahlaki öğüt ve uyarıdır. Şair, kadıya (yargıca) hitap ederek, ahirette İlahi adaletin tecelli edeceğini, dünyada işlenen adaletsizliklerin ve alınan rüşvetlerin mahşer gününde hesap sorulacağını belirtiyor. Özellikle yetim hakkı yemek, rüşvet almak ve adaletsizlik yapmak gibi ağır günahların, hem bu dünyada hem de ahirette kaçınılmaz sonuçları olacağına dair bir uyarıdır. Adaletin İlahi boyutuna dikkat çeker ve dürüst, vicdanlı bir yönetim anlayışını savunur.

İlk beyitte, kadıya hitaben Yezdan'ın (Allah'ın) mahşer gününde davacı olacağı, yani yapılan yanlışların İlahi adaletle karşılanacağı belirtiliyor. İkinci beyitte, amellerin sicil defterlerinde yazılı olacağı ve eğer rüşvet alınmışsa bunun bir utanç vesilesi olarak kaydedileceği ifade ediliyor.

Üçüncü beyit, yetimin gözyaşlarının dökülmesinin bir gün kadıyı büyük bir sıkıntıya sokacağı uyarısında bulunuyor. Yetimin hakkının gözetilmemesi büyük bir günah olarak görülüyor ve bu durumun sonuçlarıyla yüzleşmenin kaçınılmaz olduğu söyleniyor.

Dördüncü beyit ise, rüşvetin alınmasının kişinin içini nasıl kirlettiğini anlatıyor. Rüşvet almak, bir kemiğin iliğini sömürmek gibidir ve bir gün bu kötülük kişinin açığa çıkan ilik kanı gibi dışa vuracaktır.

Son beyitte, adaletsizlik ve rüşvet gizlice yapılıyor olsa da, bunların gizli kalmayacağı, sonuçlarının bir gün ortaya çıkacağı ifade ediliyor.

Bu Gazel, kadıların (yargıçların) adaleti sağlamaları gerektiğine dair güçlü bir nasihat ve adaletin İlahi boyutunu hatırlatan bir ikazdır. Rüşvet almanın ve adaletsizliğin dünyada ve ahirette karşılığı olacağı mesajı verilir.

Aynı zamanda ihbarname olan bu şiir, iktidara yeni gelen Osmanlı Devletinin 9. Padişahı, İslam dünyasının 88. ve Osmanlının ilk halifesi olan Yavuz Sultan Selim’i o kadar etkilemiş ki Suzi’ye hediye olarak Sultan Hası olan Grajdanik’teki arazinin gelirinin % 10’nunu temlikname ile bağışlamıştır.

Suzi Çelebi'nin edebi ve sosyal katkıları, sadece kendi dönemi için değil, bugüne kadar süregelen bir mirastır.

 Prizren’de dünyaya gelmiş ve 1524 yılında Prizren’de vefat edince banisi olduğu Suzi camisinin bahçesinde abisi şair Nehari’nin kabri yanına defnedildiği kardeşi Say’i ve Nehari’nin oğlu şair Mümin ile Prizren’de Türkçe eser verenlerdendir. U dünyada güçtüler ama artlarına insanlık için eser bıraktılar. 

[1] İsen, Mustafa Prof. Dr. Suzi Çelebi, Balkan Aydınları ve Yazarları yayınları, hazırlayan Osman Baymak, Prizren, 1998, sayfa 12.
[2] Levend, Agah Sırrı, Gazavat-Nameler ve Mihaloğlu Ali Bey’in  Gazavat-Namesi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1956.

Yorumlar (0)

Yorum kurallar'ını okudum ve Onaylıyorum

Yorum Kuralları

  • Kullanıcıların birbirlerine karşı saygılı olması zorunludur.
  • Üyelerin birbirlerine yaptığı ırkçı, cinsiyetçi, homofobik ve küfürlü yorumlara müsamaha gösterilmeyecektir. Böyle durumda yorumlara müdahale edilecektir.
  • Kullanıcılar tarafından gelen, insanların dini inancına, ırkına, etnik kökenine, yaşına, sosyal durumuna, siyasi görüşüne, cinsel yönelimine, fiziksel durumuna göre kişilere veya belirli gruplara karşı nefrete teşvik edici, şiddet içeren, provokatif, aşağılayıcı içerik ve yorumları yayınlamama hakkını Kosova Haber saklı tutmaktadır.
  • Birey, kurum, kültür veya toplumları küçük düşürücü, küfür, aşağılama veya argo ifadelere izin verilmemektedir
  • Daha sağlıklı bir tartışma ortamının olması için yapılan yorumlarda kullanıcılar, diğer kullanıcıların inançlarına ve görüşlerine saygı göstermeleri zorunludur.
  • Yorumlarda büyük harf kullanılmamalıdır.
  • Site içerisindeki yorumlar Türkçe olmalıdır.
  • Herhangi bir ticari amaç ya da telif hakkı içeren yorumlara izin verilmeyecektir.
  • İnsanları kışkırtan, saldırgan bir kullanıcı adı seçilemez.
  • Spam mesajlar göndermek yasaktır. Aynı ve benzer mesajlar birden fazla kere gönderildiğinde de müdahale edilecektir.
© 2006 - 2026 Kosova Haber. Tüm Hakkları Saklıdır..

Designed and Developed by: Dmarketing