- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Ahmet Göksan
Ahmet Göksan
0 dk
KÂRIN FEDASI
"Biz
nazarlarımızı mazinin köhne fikirlerine değil, bugünün ve yarının yeniliklerine
çevirmiş bulunuyoruz. Bozguncularla, bize engel olmaya çalışacak olanlarla
uğraşmaktan usanmayacağız korkmayacağız".
Dr. Fazıl KÜÇÜK
Ekonomik krizle boğuşan bazı ülkeler,
kendilerince zorunlu gördükleri önlemleri almaya devam ediyorlar. Dünyanın
değişik kentlerinde bir araya gelerek açmaza çıkış arıyorlar. Açmazı aşabilmek
adına yapılan açıklamaları okurken kendimizden de şüphe eder duruma geliyoruz. Açmazın
sorumlusu olduğuna kesin gözü ile bakılan ülkelerin önde gidenleri bile
karşılıklı suçlamalarda bulunuyorlar.
Sıkıntıların aşılabilmesi adına alınan önlemlerin
doğal olarak halkın tepkisine neden oluyor. Buna karşın önde gidenler, "Biz
nerede yanlış veya hata yaptık" diye sorgulayanı arayın ki bulasınız.
Dünya Bankası'nın baş ekonomisti Bay Joseph Stiglitz
ise dünya ekonomisinin geleceğini miyop' görüşlü piyasaların eline bırakmamak
gerektiğini savunuyor. Ülkelerin borçlarını azaltmak yerine uzun süreli
düşünerek borçları azaltmak için bütçelerinde az da olsa yatırımlara yer
ayrılması gerektiğini kaydediyor.
Son olarak Kanada'da bir araya gelen 20 ülkenin önde
gidenleri, aldıkları kararlarını, "Altta kalanın canı çıksın" diye özetlemek
istiyoruz. Hiç kimse de uzun yıllardır uygulanan emperyal amaçlı kapitalist
sistemin çatırdadığını ve çökmekte olduğunu dillendiremedi. Yunanistan'da
başlayan çöküş, diğer AB ülkelerinde domino etkisi yaparak devam ediyor.
Bu gerçeğe karşın AB'nde onbaşılar nöbet değiştirdi.
Şimdilerde Belçika nöbet görevine başladı. Önümüzdeki 6 aylık sürede AB'nin
geleceğine vaziyet edecek. Kendi ülkesine vaziyet edemeyenlerin AB'ne nasıl
vaziyet edeceklerini hep birlikte yaşayacağız. Brüksel ve çevresindeki lahana
tarlalarının üçe bölünmekte olduğuna ilişkin haberleri de kaydetmek istiyoruz.
Türkiye'nin AB'ne üyelik müzakerelerinde yeni bir
başlığın açıldığı duyuruldu. Her geçen gün geleceği kuşkulu bir duruma gelmiş
olan AB'ne üye olsanız ne yazar olmasınız ne yazar. Saçı dökülmüş olanın
merhemi olsa neresine süreceğini en azından biliyordur. AB için bunu bile
söylemek olası değildir.
Kendi içlerinde birlikteliklerini sağlamakta acizlik
içine düşmüş olanlar, Kıbrıs'ta Türklerle Rumları tek çatı altında
birleştirmeye çalışıyorlar. Öncelikle lahana tarlalarının bölünmesini
önlesinler. Kıbrıs'la daha sonra ilgilenirler. Açıktan taraf olduklarından gölge
etmesinler yeter diyoruz.
Kıbrıs'taki uyuşmazlığın çözümü konusunda Rumlar,
sürekli olarak çözümden yana olduklarını söylüyorlar. Adanın tek egemeni
olduklarına, Anadolu coğrafyası ve Kıbrıs Türkleri dışında hemen herkesi buna
inandırmış bulunuyorlar. Devlet olarak kabul görmenin de rahatlığı içinde
masanın ucuna adeta eğreti olarak oturuyorlar.
Kıbrıs Türkleri ise masadan kalkmamak için yapılan
bütün önerilere hayır demeden masada oturmayı yeğliyorlar. Bu ısrarlarının
temelinde ise 132 yıldır vermekte oldukları var olma mücadelesinde başarılı
olmaktır. Kıbrıs Türklerinin bu duruşlarının da doğru okunması gerekmektedir.
Rumların ısrarlarına karşın masada kalmanın anlamsızlığı her geçen
kendiliğinden ortalık yere çıkmaktadır.
Kıbrıs Türklerinin fazladan istekleri yoktur. 1959 -
60 Anlaşmaları ile kendilerine tanınan egemenliklerinin ve eşitliklerinin
tanınmasını istiyorlar. Bunun ötesinde Rumların egemenliklerini pekiştirebilmek
adına bütün dünyaya uygulattıkları izolasyon denen dışlanmışlıktan kurtulmak
istiyorlar. Çağdaş olan dünyanın bu hakkı Kıbrıs Türklerine vermelerinin zamanı
gelmiş hatta geçmiştir. Çağdışı olan bu uygulamalara karşın Kıbrıs Türkleri
direnmektedirler. Tekraren Rumların boyunduruğu altına girmeyeceklerdir. AB
marifeti ile bölgede egemenliklerini pekiştirmek isteyenlerin Kıbrıs Türklerine
verecekleri hiçbir şey yoktur. Bu güne değin boyun eğdirmedikleri Kıbrıs
Türklerine bundan sonrada boyun eğdiremeyeceklerinin artık görülmesi
gerekmektedir.
AB'nin uyuşmazlığın çözümü konusunda taraf
olduğu biliniyor. Bu nedenle çözüm BM ölçütleri çerçevesinde olmalıdır. Son
olarak Nevyork'ta yapılan görüşme sonrasında liderlerin üçlü toplantıda bir
araya getirileceği duyuruluyor. Eylül ayında yapılacağı duyurulan bu
toplantıdan olumlu bir sonucun çıkma olasılığı bir hayli zayıftır. Toprak
konusu çözülmeden adada sağlıklı bir çözüme ulaşmanın olanaksızlığı biliniyor.
Bu konunun gündeme taşındığı ilk toplantıda mendil büyüklüğündeki ülkenin
başının yaklaşımı ve tutumu belleklerdeki tazeliğini korumaktadır.
Bu güne değin yapılan görüşmelerde ortalık yere çıkan
tek bir sonuç vardır. O da Türklerden sürekli olarak istenen ödünlerdir. Karşı
tarafın konumunda herhangi bir değişiklik yaşanmazken, Türklerden fedakarlık
istenmektedir. Aynı fedakarlık Rumlardan istenmemektedir. Bu noktada Türkler,
feda'yı verirken kar'ı da Rumların oluyor. Önümüzdeki dönemde yapılacak olan
görüşmelerde siyasetçilerden hem feda'yı hem de kar'ını elde edeceklerine
inanmak istiyoruz.
SEVGİ ile kalınız... 09 Temmuz 2010 - Ankara -
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor