- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Aliya İzzetbegoviç ve İslam: Bir Medeniyet Düşüncesinin Direnişle Buluşması
Aliya İzzetbegoviç ve İslam: Bir Medeniyet Düşüncesinin Direnişle Buluşması
0 dk
Yazan: Mehmet Tevfik Yücesoy
Bismillah…
Bugün camide, yanı başımda mübarek Bilge Lider Aliya’yı hissettim; sanki aynı safta duruyor, aynı nefesle âleme bakıyorduk. Ruhaniliği omzuma dokunan bir esinti gibi geçti. Cuma çıkışı içimde bir çağrı belirdi:
Onu yazmalıydım dedim.
Kalbime doğan bu hissi kelimelere emanet etmek istedim. Kusurlar, eksiklikler bana aittir; güzellikler ise ondan, o bilge gönlün izinden gelen bir lütuftur.
Mukaddime makamında:
Aliya Bir Nida, Bir Vicdan, Bir Medeniyet Hatırlatmasıdır
20. yüzyılın son çeyreğinde yeryüzünde bir halk, tarihin unutulmuş sayfalarından yeniden ses vermeye çalışırken, bu sesin en berrak ve en vakur tonu Bosna’dan yükseldi. Bu ses, yalnızca bir siyasetçinin, bir devlet başkanının ya da bir komutanın sesi değildi. Bu, kendi varlığını medeniyetin temeline bağlamış bir düşünürün, bir bilgenin, bir Müslüman entelektüelin sesiydi: Aliya İzzetbegoviç.
Savaşın kara bulutları, yıkılan şehirler, harabeye dönen tarihî eserler arasında o, insanın ve inancın onurunu korumaya çalışan bir vicdan olarak ayakta kaldı. Aliya, İslam’ı yalnızca bir inanç değil; modern dünyanın ruh boşluğuna karşı bir medeniyet iddiası, bir ahlak çağrısı ve bir özgürlük manifestosu olarak okudu. Bu yüzden onun düşüncesi yalnızca Bosna’ya değil, bütün Müslüman dünyaya da aittir.
1- Aliya’nın Erken Dönemleri: Sessiz Bir İnşa
Aliya’nın gençliği, Balkan coğrafyasının fırtınalı bir dönemeçten geçtiği zamanlara rastlar. Avrupa’nın bir uçtan diğer uca ideolojilerin laboratuvarına döndüğü bu dönemde, totaliter ideolojilerin baskısı altında yetişmek, onda iki şeyi netleştirdi:
İnsanın değeri ve özgürlüğün kutsiyeti.
Bu yıllarda kurulan “Genç Müslümanlar” teşkilatı, Aliya’nın İslam’ı bilinçli bir kimlik olarak seçme sürecinde kilit rol oynadı. Bu teşkilat, İslam’ı yalnızca ibadete indirgemeyen, toplumsal hayatın bütününe dokunması gereken bir ahlak sistemi olarak gören bir hareketti. Bu yönüyle Aliya’nın gelecekteki düşüncelerinin mayası, daha gençlik yıllarında atılmıştı.
2- Aliya’nın Dini Çerçevesi:
İnsan, Ahlak ve Vahyin Bütünlüğü
Aliya’nın İslam anlayışı, klasik fıkıh ya da kelam disiplinlerinin sınırlarını aşarak insana dair geniş bir varoluş felsefesine dönüşür. Bu felsefe üç temel sacayağı üzerinde yükselir:
2.1 İnsan: Toprak ile Gökyüzü Arasında
Aliya, insanı iki kutuplu bir varlık olarak görür:
• Toprak tarafı, insanın biyolojik, sınırlı ve dünyevî yönüdür.
• Gökyüzü tarafı, insanın ruhani, sonsuz ve aşkın potansiyelidir.
İslam ise bu iki yönün savaş alanında insanın nereye yöneleceğini belirleyen bir pusula gibidir. Ona göre:
“İnsanı yalnızca bilimle açıklamak, melekle hayvanı aynı çerçeveye sıkıştırmak gibidir; ikisini de eksiltir.”
Bu nedenle modern dünyanın insana yönelik salt biyolojik, materyalistik açıklamalarını reddeder. İnsanın özgür iradesi, sorumluluğu ve ahlaki duruşu, Aliya’nın insan merkezli teolojisinin omurgasıdır.
2.2 Ahlakın Merkezi Rolü
Aliya’ya göre İslam’ın en önemli mesajı ahlaktır. İbadetler bile bu ahlaki dönüşümü beslemek içindir. Dinin amacı, insanı dönüştürmek, yükseltmek ve çürümeye karşı korumaktır.
Bu yüzden Aliya için:
• Ahlak yoksa din şekilciliğe dönüşür,
• Ahlak yoksa siyaset zorbalığa dönüşür,
• Ahlak yoksa medeniyet hegemonyaya dönüşür.
Onun ahlak anlayışı, yalnızca bireysel erdemleri değil, toplumsal sorumluluğu da kapsar: adalet, haysiyet, merhamet ve özgürlük.
2.3 Vahiy ve Akıl Arasında İslam’ın Yolculuğu
Aliya, İslam’ın vahyi merkeze alırken aklı dışlamayan, aksine akla bir sınır değil ufuk çizen bir din olduğunu savunur. Bu çerçevede İslam, dogmatik bir ideolojiye indirgenemez; aksine düşünceyi, sorgulamayı ve anlamayı teşvik eder.
O, “Doğu ve Batı Arasında İslam” adlı başyapıtında bu noktayı şöyle özetler:
• Doğu mistiktir, ama çoğu zaman pasiftir.
• Batı akılcıdır, ama çoğu zaman ruhsuzdur.
• İslam ise hem ruha hem makuliyete kök salar.
3. Siyasi Analiz: Aliya’nın Mücadele Yılları ve İslam’ın Siyasetteki Yeri
Aliya’nın siyaset felsefesi, Batı tipi laik milliyetçilikten de, Doğu tipi teokratik devlet anlayışından da ayrılır. Onun siyaset anlayışı ahlaki bir siyasettir.
3.1 Savaşın Gölgesinde Ahlak Siyaseti
1992–1995 Bosna Savaşı, yalnızca askeri bir mücadele değil; insanlık onurunun da sınandığı bir dönemdi. Aliya, hem kendi halkı hem de düşmanları açısından savaş hukukuna muhafazakâr bir titizlikle bağlı kaldı.
O, ordusuna şöyle talimat vermişti:
“Düşmanınız zalim bile olsa, siz zalim olmayın.”
Bu cümle, hem İslami hem de insani bir siyasetin özlü ifadesidir.
3.2 Ulus-Devlet Tasavvuru Değil, Medeniyet Devleti Tasavvuru
Aliya’nın hedefi yalnızca bağımsız bir ulus-devlet kurmak değildi. Onun devlet anlayışı, farklı inanç ve etnik grupların birlikte yaşayabileceği bir medeniyet toplumu kurmaya dayanıyordu.
Bu yönüyle Aliya, İslam dünyasında dar etnik milliyetçiliğe karşı önemli bir örnek sundu.
3.3 Özgürlük: Siyasetin ve İmanın Kökü
Aliya’ya göre özgürlük imanla doğrudan ilişkilidir. Zorlamayla iman olmaz; zorlamayla düzen de kalıcı olmaz. Bu nedenle Aliya, otoriter bir siyaset tarzını hem İslami hem insani açıdan reddeder.
Onun özgürlük vurgusu, Sovyet totalitarizmi ile Batı’nın güç merkezli siyaset anlayışı arasında özgün bir yer tutar.
4. Aliya’nın Entelektüel Mirası: İslam ve Modernliğin Yeniden Okunması
Aliya’nın düşünceleri, modern İslam düşüncesinin temel sorunlarına yanıt arar:
Müslüman toplumlar neden geri kaldı? Modern dünya neden ruhsuzlaştı? Medeniyet nasıl inşa edilir?
4.1 İslam’ın Yenilenme İmkânı
Aliya, İslam’ın modern dünyada rekabet edebilmesi için fikrî yenilenmeye, bilgiye, ahlaki tutarlılığa ve özgüvene ihtiyaç olduğunu savunur. Ona göre:
• Müslüman toplumlar teknik ilerlemeyi ihmal etti.
• Batı ise ruhu ve ahlakı ihmal etti.
• İslam’ın görevi bu iki alanı yeniden dengelemektir.
4.2 İslam Dünyasına Yönelik Eleştirileri
Aliya, Müslüman toplumların içine düştüğü ataleti, cehaleti ve bölünmüşlüğü acımasızca eleştirir.
Ona göre sorun, dinin kendisi değil; dinin daraltılması, klişeleştirilmesi ve edilgen bir kültüre dönüştürülmesidir.
4.3 Batı’ya Yönelik Eleştirileri
Batı medeniyetinin bilim ve hukuk alanındaki başarılarını takdir eden Aliya, Batı’nın aynı zamanda materyalizm ve sömürgecilik gibi ağır yıkımlar ürettiğini de belirtir.
Ona göre Batı’nın en büyük krizi, ruh krizidir.
5. Edebi Bir Dokunuş: Bilge Kral’ın Dili
Aliya’nın metinleri yalnızca felsefi değil; aynı zamanda edebi bir yoğunluğa sahiptir. Kimi zaman su gibi berrak, kimi zaman ağır bir şiir gibi derindir.
Savaş günlerinde yazdığı şu satırlar, hem bir liderin hem bir şairin kalbinden doğmuştur:
“Biz hem burada, hem hiçbir yerdeyiz.
Çünkü yeryüzü bize vatandır; gökyüzü ise ebedî evimiz.”
Onun dili, bir medeniyetin hafızasını taşıyan bir hatırlatma gibidir.
Sözün Özü: Aliya’nın çağrısı bir medeniyetin yeniden uyanışıdır.
Aliya İzzetbegoviç, yalnızca Bosna’nın değil; bütün İslam dünyasının modern çağdaki en önemli entelektüel yüzlerinden biridir. Onun hayatı, düşüncesi ve mücadelesi bugün üç büyük mesaj verir:
1. İslam bir medeniyet iddiasıdır—sadece ritüel değil, ahlaki bir yolculuktur.
2. Özgürlük hem siyasetin hem imanın temellerinden biridir.
3. Ahlakî tutarlılık olmadan ne devlet ne toplum ne de birey ayakta durabilir.
Aliya’nın sesini duymak, yalnızca bir düşünürü anlamak değildir; bir medeniyetin yeniden konuşmasına izin vermektir. O, ölmeden önce şöyle demişti:
“Benim ülkem Bosna değildir; benim ülkem özgürlük, adalet ve insanlıktır.”
Bugün İslam dünyası yeniden kendi medeniyet iddiasını arıyorsa, Aliya’nın bıraktığı işte bu miras hâlâ yol gösterici bir ışık gibi parlamaktadır.
Son sözüm, Aliya’ya karşı
taşıdığım duyguların
harflere dönüşmesi olsun...
Bilge Kral’ın Yürek Duası
(Aliya’ya ithafen)
Bosna dağları bombalarla çınlarken,
Bir şehrin kalbi hâlâ çarpıyordu,
Bir milletin alnında secde teri,
Yerden yankılanan nurani bir dua gibi semaları yarıyordu…
Saraybosna’da yağmur,
Bir yetim gözyaşı gibi düşerken toprağa,
Aliya susmadı haykırdı…
Haykırdı şefkatle mazluma,
Zulme, ihanete, yalnızlığa meydan okudu.
O, tek başına orduydu.
Dağılmış orduyu tek başına ayağa kaldırıyordu.
O bir lider değildi sadece,
O bir kalpti,
Kur’an'la yoğrulmuş bir vicdan,
Özgürlük için kıyama durmuş bir mümin insan.
Mezarı başında rüzgâr durur,
Güller sessizce eğilir toprağına,
Çünkü onun duası hâlâ dolaşır
Drina’nın serin sularında…
Ve biz,
Dönüp baktığımızda tarih denen aynaya,
Aliya’yı görürüz,
Bir milletin başı dik yürüyüşünde.
Ey Bilge Kral,
Sana selam olsun.
Bu mısralar,
Sana olan muhabbetimizin
Sessiz, ama sonsuz duası bir mührü olsun…
Selam ve dua ile…
M. Tevfik Yücesoy
Aralık 2025/ İstanbul
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor