- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Arnavut-Türk Kültürel İlişkileri- Emir Hukallo
Arnavut-Türk Kültürel İlişkileri- Emir Hukallo
0 dk
Bir toplumun kültürel özellikleri maddi oldukları kadar bir okadar da manevidirler, kişisel oldukları kadar da bir okadar toplumsaldırlar.
Malouf'a göre kültür, "Ben"-dir, Huntington'a göre ise "Biz"-dir. Genel olarak Arnavut ve Türk kültürünü gözetlersek ortak yanların farklılıklardan daha çok olduklarını farketmiş oluruz. Söz konusu kültürlerin ortak noktalarını belirleyen zaman dilimi ise 1389-1912 yılları arasında ümmet bütünlüğü ve zihniyeti içerisinde bu coğrafyanın insanlarının bir arada yaşamalarıdır. Zamanın geçmesiyle, kültür araştırmalarına da konu olan bir ümmetin evlatları arasında Biz' ve Siz' yaklaşımın nedenlerini ve yayılmasını araştıracak olursak şöyle bir ayna karşımıza çıkıyor.
Ortaçağda Avrupa ülkeleri birbirleri ile 60, 70 hatta 80 yıl süren savaşlar yaptılar ve bu işin böyle devam etmesi doğru değil deyip, bundan yola çıkarak 1789 yılında icra edilen Fransız ihtilalinden itibaren ulusları ortaya çıkarıp Osmanlı'nın içerisinde 600 yıl boyunca ahenkte yaşayan toplulukların farklılıklarını ön plana çıkarıp birbirleri ile ötekileştirdiler.
Arap dünyasına vehhabiliği ve Balkanlarda ulusçuluğu yayarak, dili ve etnik kişiliği olan her toplumun kendi devletine sahip olması gerektiği yaklaşımını elit tabakalara yayarak ve işbirlikçilerine maddi ve silah desteğinde de bulunarak Balkanlar'da yaşayan etnik toplulukları devletlerini kurma yolunda adımlarını atmaları için teşvik ettiler.
Diğer tarafta söz konusu uygulamaların mevcut Arnavut ve Türk milletlerine olan etkilerini araştıracak olursak, aslında baştaki insanları kontrol atlında tutarak siyasi açıdan değişikliklerin yapılmasına rağmen, ümmetçi zihniyetin zamanın akışı boyunca etkisini görmek mümkündür. Bunu neye dayanarak iddia eiyoruz?
Arnavutluğun bağımsızlığı 1912 yılında ilan edildiyse de 1914-1915 yılları arasında icra edilen Çanakkale savaşında 600 civarında Arnavutların şehid olmaları, müslümanların kalplerinin derinliklerinde olan ümmet bilincinin, alınan siyasi kararlarla sökülemeyeceğinin en büyük kanıtıdır.
İki dünya savaşı arasında literatürde Diktatörlükler Devri' olarak geçen zaman dilimi boyunca Balkanlar'dan Müslümanların Türkiye'ye doğru göç etmeleri söz konusu Devire damgasını vuran gelişmelerden yer alıyor. İkinci Dünya Savaşı ile 1989 (Berlin duvarının yıkılması) yılları arasında Soğuk Savaş döneminde Türk-Arnavut ilişkilerin en çok koptukları zaman dilimi karşımıza çıkıyor.
Türkiye'nin geleneksel olarak Almanya ile yakınlığından, her iki devletin de komünist ülkelere karşı tutum sergilemelerinden dolayı ve İkinci Dünya Savaşı boyunca Almanya'nın komünistlerle savaşması, komünistlerin "Düşmanımın dostu düşmanımdır" ilkesinin uygulamaları için uygun zemin oluşmuştu. Bundan yola çıkarak ideodojilerini yaymak için kullandıkları araç, yani okullarda, 1990-2014 yılları arasında Kosova ve Arnavutluk'ta öğrencilerin okuduklları tarih kitaplarını yazan komünistler olduklarından dolayı Osmanlıyı Balkanlar'da işgalcı olarak göstermek için ellerinden geleni yapıyorlar.
26 Ocak 1997 yılında Yunanistan'ın istihbaratı girişimi ile Arnavutluk'ta iç kargaşaların ateşlenmeleri, güneyin Yunanistan ile birleşmesi için teşkilatlanan, yönetimi elde etmeye çalışan çetelerin bastırılıp, Arnavutluk'un toprak bütünlüğünün korunması için oluşturulan ve aralarında Türkiye'nin de dahil edildiği Koruma Gücü' çok uluslu birliklerin 15 Nisan tarihinde Arnavuluk'a müdahale etmeleri ile dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan tarafından alınan ve ümmetin evlatlarına sahip çıkma yolunda atılmış olan en somut ve etkisi devam etmekte olan karardı. Diğer taraftan Bülent Ecevit'in Başbakanlığı boyunca 24 Mart 1999 NATO müşterek kuvvetleri tarafından Sırbistan'a karşı Hava Harekatı başlatıldı. Söz konusu harekata Türkiye katılarak bir milletin yokoluşunu engelledi. Savaştan sonraki zaman boyunca her iki taraftan, sayısı 2000 civarında olan Osmanlı'dan kalan tarihi eserlerin restorasyonu ve muhafaza edilmeleri ana konuyu oluşturmakta. Yüzyıllar boyunca bu eserlerin ayakta kalmaları ve zamanın zorluklarına direnmeleri, o zamanlar bunları inşaa eden insanların samimiyetlerini yansıtmaktadır çünkü bu insanlar üçkağatçı olsaydı eğer o zaman bu eserler günümüze kadar direnmezdi. Son olarak diyebiliriz ki sadece atalarımızın yaptıkları ile gurur duyup kendimizin bu duvarın üstüne atmamız gereken taşları eklemezsek o zaman gelecek nesillerin bizimle gurur duyabilecekleri hiçbir şey kalmaz. Mevcut ilişkileri geliştirme görevi, geleceğin lider adayları olan gençlerin sorumluluğudur.
Emir Hukallo
Kullanılan literatür:
Siyasi Tarih; Dr. Rifat Uçarol,
Balkanlarda İzlerimiz; Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran,
Misha Glenny; Balkan Tarihi (1804-1999),
Dr. Ali Muhamed Salabi; Osmanlı İmparatorluğu.
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor