- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Avni Engüllü
Avni Engüllü
0 dk
Biz Türkiyelilerden ne istiyoruz?
Baştan belirteyim: Müstesnalar kaideyi bozmaz!
Bundandır olumlu gelişmeler yok değildir desem, yanlış olur! Hem de çok yanlış olur!
Buna rağmen, ters yönde de gelişmeler yok değil!
Bu, Balkanlarda yaşayan Türklere bile söylenebilir. Ama biz bize bakalım! Buradan da Makedonya'da kalalım!
... Ve diyorum: Biz Makedonyalı Türklerden bazıları buna müsaittir. Buna müsait olanların kimliklerinin, benliklerinin hala oluşmadığı izlenmektedir. Kişiliklerinin ağırlığını koymaya bilmeyenler, bu yanlarının hala hamlık döneminde bulunduklarını açığa vurmaktadırlar!
Ortak kültürümüzde yeri büyük olan bir ulumuz vardır: Mevlana Celalettin Rumi!
Çoğu ona Hazreti Mevlana da der ululuğundan ötürü.
Mevlâ'naysa bize der ki:
"Aşk geldi. Damarımda, derimde kan kesildi;
beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu.
Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı.
Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o..."
Burada "aşk" sözcüğü başka anlamda kullanılmıştır.
O aşk, bizi Yaratana karşı aşktır:
"Bizim peygamberimizin yolu aşk yoludur..."
demesinde bu daha da bellidir.
Makedonyalı gençlerimize dönüyorum burada. Kendi kendilerini denetlesinler... İçlerindeki duygu sıradan bir sevgi midir? Yaratana karşı sevgi midir?
Hak din olan İslam inancına göre, Yaratanı sevmek insanı sevmekten geçer!
İslam sözünün tamamı insana sevgi demektir.
Kastettiklerime (kimi kastettiğimi anlamazlar belki) benden nasihat: kalplerini dinlesinler. Kendilerine sorsunlar: "bizde bu sevgi var mıdır?"
Mevlana, daha sonra şunu belirtir:
"Bütün ömrümün hülasası şu üç sözden fazla değil:
Hamdım, pişdim, yandım."
Önde görünen gençlerimizin kimileri ham görünümünde!
Pişmelerine daha çok zaman vardır.
Bendeniz hala yandım deyemem!
Onlara yanmak nasip olur inşallah!
Mevlana, bir rubaisinde:
Yine gel, yine gel.
Her kim olursan ol yine gel.
İster kâfir ol, ister mecûsi, ister putperest.
İster yüz kerre bozmuş ol tövbeni..."
diyor ve ilâve ediyor:
"... Umutsuzluk kapısı değil bu kapı.
Nasılsan öyle gel."
Bütün bir insanlığı çağırıyor. Genişliğe bakınız!
"Gel. yine de gel, yine de...
Gel, cana can ver, imana iman,
Gel vuslatı hasretinden güç olan...
Dillerde senin adın gönüllerde sen...
Umutsuzlara umut, çaresizlere çare sen..."
Biz bu mısraların etrafa yaydığı anlamı rehber seçerek gelişirsek, durumumuz farklı olur. Bizim de insanların da! İnsanlığın da!
Oysa gördüğüm odur ki, şu anda "adlarıyla öne çıkanlar" (okuyun: geleceğimiz) bu yolda yürümek değil de, bu yoldan ciddi olarak saptıklarının farkında değiller!
Başta dedim...
Söylediklerim yanlış anlaşılmasın diye ortada da diyeyim:
Müstesnalar kaideyi bozmaz!
Ancak o kişiler önde ve başta değillerdir! Siz onları bir yerin başında görebilirsiniz. Ancak müstesna olmayanlardan ezici çoğunluk oradadır. Orada olmaları bir başka sebeptendir. Gayet kibirlidir. Tembeldir... Çalışırlar. Ama çalışmanın "ç" harfindedirler!
Bizde kibirli olmak yasaktır.
Tembel olmak yasaktır.
Evet, yasaktır diyorum tekrardan. Onların kulaklarına girsin diye. Oradan da beyinlerine gitsin!
Sezdiğim değil, gördüğüm şudur:
Onlar gereken biçimde değil, kurnazlıkla amel edenlerdir!
Kurnaz olabilmek için düşünebilmelidirler.
Akıllı olabilmelidirler.
Mesela tüccarlar akıllı ve kurnaz olmazlarsa işlerini yapamazlar.
O zaman bu gençlerimiz neyin ticaretini yapmaktadırlar?
Zahmet etmesinler.
Benim önümde af dilemesinler!
Bizi Yaratandan af dilesinler!
Benden değil, O'nun büyüklüğünden korksunlar!
Bana ve benim dediklerime değil, Ona inansınlar!
Onlar ne sanıyorlar?
Dünyada hayat onlarla mı başladı?
Eskilerde nasıl şartlar altında Türklüğün nasıl yaşatıldığını bilmezler: sözüm, haddini bilmeyen sizedir!
Zamanında aydınlarımız nerede yetiştiler sorusuyla saymaya başlayayım...
Zamanında da okullarımız vardı.
Zamanında bu okullarda öğrenci sayımız bugünkünden çoktu...
Zamanımızda öğretmenler daha fazla milli duygulara sahipti.
Zamanında ben birinci sınıf öğrencisi olarak "Arş ileri, marş ileri/ Dönmez geri Türkün askeri" sözlerini içeren marşı söyletme cesaretine sahipti öğretmenler... Ancak ne yalan söyleyeyim... Şimdiki askerimiz de dönmeyebilir. Ama işin önemli tarafı: onlar paralı askerlerdir. Savaşı parasına yönetiyorlar. Sayıları az olan askerlerdir. O zamanlardaysa herkes seferberdi. Gönüllü askerdi onlar! Milli mensubiyetimiz tehlikede görülüyordu. Göğüs gere gere savaşılıyordu. Şimdiki askerler de savaşıyorlar. Ama canları çok tatlıdır. Bir yerden bir kurşun sekmesin diye korkuyorlar! Eskiden boksörlerimiz de vardı. Onlar rakibinin üstüne açık gardla giderlerdi. Şimdi de boksör görümünde olanlar birbiriyle yarışıyorlar. Ancak kapalı gardla!
Zamanında öğretmenlerin düzenledikleri okul programları 750 kişi tarafından en az 3 defe tekrarlanırdı... Şimdiyse tiyatroda, halktan Türk seyirci görmek mesele! Tiyatro anlayışımızda ileri gidildi: o zaman temsilleri halk için yaparlardı, şimdikiler ilerlediler ve sanat için yapıyorlar!
Zamanındaki eğitim kuvvetliydi...
Zamanında Birlik gazetesi vardı...
Zamanında Sesler dergisi vardı...
Zamanında Sevinç dergisi vardı...
Zamanında Tomurcuk dergisi vardı...
Zamanında Sesler yayınları vardı...
Zamanında Sevinç dizisi vardı...
Zamanında "Tomurcuk" kitapları vardı...
Zamanında çok büyük ve kitapları okunan kütüphanemiz vardı... Kütüphanede Türkiye'den getirilen kitaplar vardı. Yücel olayının yaşanıldığı bir Makedonya'da dahi idarede bulunan Türk siyasetçileri, Türklerin kültürüne önem verip, onların yetiştirilmesi gayesiyle bu hizmette kendilerini tehlikeye atarak o kütüphaneyi Türkçe kitap doldurmaktaydılar.
Zamanında çok etkili ve Türkiye'de Trabzon'da dahi dinleyebildiğim, Türkçe Radyomuz vardı...
Zamanında etkili ve yayınları çok seyrek tekrarlayan televizyonumuz vardı...
Zamanında 750 seyircisi olan tiyatromuz vardı...
Zamanda gazetecilerimizin üyelik karnesi her kapıyı açardı... Zamanında gazetecinin
meseleye el koymasıyla sorun çözülebilirdi.
Zamanında bu etkilemeyle Ohri Lisesi'nde Türk sınıfı açıldı. Doğru o lise sonra kapandı. Ama kendine Türküm diyen biri sebep oldu. Sınıf kapatıldı. Kitabımda adı gözükecek o zatın. Hala sağdır o. Ama onun yaptıklarını nereden bilesiniz? Siz o zamanları yaşamadınız ki!
Zamanında Resne yerel radyosunu iki genç gazetecimiz açtırdı.
Zamanında milis (polis) gazetecinin peşinde olabilirdi. Ancak gazetecinin yazdığı doğruysa kimse bir şey yapamazdı.
Zamanında da sorunlarımız açıktan gazetelerde yazılır, radyolarda söylenir, televizyonda gösterilirdi.
Sıralamam çok daha uzun olacaktır. Sıralamadan vazgeçiyorum!
Bir anda bu hakları kaybettik. Sözüm ona demokrasi sayesinde.
1991 yılında sizin bugünden bildiğiniz bu Makedonya devletinin polisi resmen Sırp polisiyle işbirliği içindeydi hala! Buna rağmen Makedonya Türklerinden önce küçük bir grubun giderek büyümesiyle ve 1992 sinde 20.200 üyesi olan siyasi bir birliğimiz mevcuttu. Günümüzde üç partimizin üye sayısını toplayın, o kadar yoktur. Hakkına çalışılıyordu aramıza fitne girene kadar!
O fitne devam ediyor.
Şimdi neredeyse her yerde sorunumuz var maalesef. Oysa demokrasi geldi. Her şeyden kurtulduk! Ama biz öyle sandık. Eski sistemde cumhuriyet bütçesine katılımımızdan fazlasını alabilirdik gerektiğinde. Oysa demokrasi sonrası genel bütçeye olan katılımımız dahi alınamaz oldu!
Fazlasını alabilirdik dedim, çünkü bakanlıklarda şimdiki müdürlüklerin görevini yapan sekreterlikler vardı. Onların adı küçüktü ama bütçesi vardı. Parası çoktu. Şimdikilerinin adları büyük: müdür! Ama bütçeleri yok! Parasızlıktan dertleri çok! Önemli olanı onlar maaşlarını alıyorlar. Sonra adlarını "satılmış müdür"e çıkartıyor halk. Halk ne bilsin doğruyu!
Buraya Türkiye'den kişiler ve kurumlar gelmeye başladı.
Onların yardımıyla Kolej kuruldu
Onların yardımıyla Üniversite kuruldu.
Onların yardımıyla sağlıklı bir gazetemiz oldu... Onu Türk halkı desteklemektedir...
Onların yardımıyla bir başka gazetemiz de çıkmaktadır...
Dergimiz onların yardımıyla yayınlanmaktadır. Onların yardımıyla gayet kaliteli bir çocuk dergisi çıkarılmaya başladı. Türkler, Türkiyeli ve Türkiye'den ciddi yardım görmektedir demek. Ancak Makedonya'da çocuk dergisi kendini her masrafıyla yaşatabilir. Tabii o duruma gelmesi için lazım...
Vakıflar ve dernekler yasasına göre kurulan bir derneğin 2009'da cirosu gayet büyüktü. Ancak o dernek paraların ciddi bir kısmını diğer derneklere dağıtıyor. Hatta o derneğin başkanı bizzat bunu bana doğruladı.
Türkiye'nin önemli bir katkısıdır bu!
Türkiye ve Türkiyeliler Makedonya'da sadece Türklere yardım etmemektedir. O yardımın ciddi bir bölümü Makedonya'nın genel ekonomi kalkınmasına gitmektedir. Türkiye yardım vermekte ayrılıkçı değildir asla!
Türkiye bizlere bu yardımlarını her halde devam edecektir!
Makedonya Anayasası dahi bizi bu büyük milletin bir bölümü bilmekle yardımlara açıktır. Açık olmayı da kabul etmektedir Anayasanın girişinde daha!
Bizimkilerden çoğu bütün bu gelişmeler karşısında olumsuz kişilikleri sergilemektedir. Hatta işleri güçleri: "o şöyle, bu böyle" diyerek dedikodu yapmaktan başka bir şey değildir!
Türkiyeli yakın bir dostum bana hatırlattı...
Güzel Türkçemizde bu durumu betimleyen çok güzel ve anlamlı bir söz vardır:
"Körler ve sağırlar, birbirini ağırlar!
Başta ve ortada dedim!
Yazımın sonunda da diyeyim: "Müstesnalar kaideyi bozmaz!"
Niyetim kimseyi kırmak değildir Buradan da kimsenin adı anılmamaktadır.
Yazıya dayanarak cevap olamayacak halde cevaba benzer yazı yazmak, zaman alıp sadece değişmemizi engelliyecektir diye düşünüyorum. Asıl gereken değişmemiz olduğuna göre, o doğrultuda yardımcı olacak yazılara gerek vardır sanıyorum.
2009, Üsküp
Avni ENGÜLLÜ
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor