Bazen bir kıssa, yaralı bir gönle bin hisse verebilir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadis-i şeriflerde kıssaların anlatılması elbette boşuna değildir. Zira kıssa; sözü kısaltır, mânâyı derinleştirir, gönle dokunur ve insanı tefekküre davet eder.
Mevlânâ’dan Ferîdüddîn Attâr’a, Sa‘dî-i Şîrâzî’den İbn Atâullah el-İskenderî’ye, Hâfız-ı Şîrâzî’den Nizâmî-i Gencevî’ye; İbn Sînâ’dan Fârâbî’ye, Sokrat’tan Eflatun’a, Konfüçyüs’ten nice bilge ve düşünürlere kadar insanlık, hakikati bazen uzun izahlarla değil, kısa bir hikâye, bir kıssa, bir temsil ve bir ibret vesilesiyle anlatmayı tercih etmiştir.
Çünkü hikmet ehli bilir ki insan, her zaman doğrudan verilen nasihati hatırlamaz; fakat bir kıssayı yıllar sonra bile hatırlayabilir. Bir hikâye, zihinde bir iz bırakır; o iz zamanla gönülde bir mânâya dönüşür.
Kıssa hem kısadır hem hatırda kalır; ibret verir, düşündürür, insanı kendi hâliyle yüzleştirir ve tefekküre bir kapı aralar. Bazen uzun bir nasihatin anlatamadığını, birkaç satırlık bir kıssa anlatıverir. Söz akıldan kalbe iner; kalpte yer eder ve insanı kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarır.
Hele ki gönlü yaralı, yüreği yorgun, ümidi incinmiş bir insana anlatılan güzel bir kıssa; bazen bir teselli, bazen bir işaret, bazen de yeniden ayağa kalkmak için bir vesile olur.
Gel, şu bir demet kıssayı birlikte okuyalım; tefekkür edelim, fikredelim. Her kıssada kendimizden bir hisse, hayatımızdan bir iz, gönlümüzden bir hâl bulmaya çalışalım.
Belki bir kıssa bizi düşündürecek, bir diğeri teselli edecek, bir başkası unuttuğumuz bir hakikati hatırlatacak. Kimi zaman bir evliyanın sözü, kimi zaman bir bilgenin hikâyesi, kimi zaman bir filozofun düşüncesi, kimi zaman da sade bir insanın yaşadığı küçük bir hadise bize büyük bir hakikati gösterecek.
Zira kıssalar yalnızca geçmişi anlatmaz; bugünün insanına da söz söyler.
Kıssalar yalnızca okunmak için değil; anlaşılmak, tefekkür edilmek, ibret alınmak ve hayata taşınmak için vardır.
Öyleyse gel; sözü biraz susturalım, gönlü biraz dinlendirelim ve bir demet kıssanın peşinden hikmetin izini sürelim.
Belki aradığımız cevap uzun bir nasihatte değil, kısa bir kıssanın içinde saklıdır.
*Çatlayan Testi*
Bir su taşıyıcısının iki testisi vardı. Testilerden biri sağlam, diğeri çatlakmış. Çatlak testi her seferinde yol boyunca suyunun bir kısmını döküyormuş.
Testi kendisini işe yaramaz hissedip üzülmüş.
Su taşıyıcısı ona:
“Sen hiç fark ettin mi? Yolun senin tarafında çiçekler açıyor.” demiş.
Meğer adam, çatlayan testinin döktüğü suyla yol kenarına çiçek tohumları ekmiş.
Bazen insan kendi eksikliği zannettiği şeyin, başkasına verdiği güzelliği göremez.
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.”
(Zümer, 39/53)
*Yaşlı Adamın Lambası*
Yaşlı bir adam her akşam evinin önüne bir kandil yakarmış.
Bir gün komşusu sormuş:
“Amca, artık gözlerin iyi görmüyor. Bu lambayı niçin yakıyorsun?”
Adam gülümsemiş:
“Benim için değil evladım. Gece eve dönenler yolu görsün diye.”
İnsan bazen kendi karanlığının içinde bile başkasına ışık olabilir.
“Kim bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.”
(Mâide, 5/32)
*Doktorun Söylediği Bir Cümle*
Yaşlı bir hasta, doktoruna:
“Doktor bey, artık iyileşeceğimi düşünmüyorum.” demiş.
Doktor cevap vermiş:
“Ben sana bugün bütün hayatını düzeltmeni söylemiyorum. Bugünü birlikte geçirelim.”
Hasta susmuş. Sonra:
“Bugünü geçirebiliriz.” demiş.
Ertesi gün yine aynı şeyi söylemişler.
Bazen insanın ihtiyacı yarını taşımak değil, bugünü taşıyabilecek gücü bulmaktır.
“Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.”
(Bakara, 2/286)
*Pencerenin Yanındaki İki Hasta*
Aynı odada iki hasta yatıyormuş. Birinin yatağı pencerenin yanında, diğerinin yatağı duvar tarafındaymış.
Pencere kenarındaki hasta her gün dışarıyı anlatırmış:
“Bugün bahçede çocuklar oynuyor.”
“Ağaçların yaprakları ne güzel.”
“Yaşlı bir adam torunuyla yürüyor.”
Diğer hasta bunları dinleyerek teselli bulurmuş.
Bir gün pencere kenarındaki hasta vefat etmiş.
Diğeri:
“Şimdi beni pencerenin yanına alın.” demiş.
Perde açılmış.
Dışarıda hiçbir bahçe yokmuş. Pencere doğrudan boş bir duvara bakıyormuş.
Bazen insanın kendisine verilen güzellik, onu başkasına aktarabilme imkânıdır.
*Küçük Bir Dua*
Bir çocuk annesine:
“Anne, Allah bizi duyuyor mu?” diye sormuş.
Annesi:
“Evet.” demiş.
Çocuk:
“O zaman neden bazen cevap vermiyor?”
Annesi çocuğunun başını okşayıp:
“Belki de cevap vermiyor değildir. Biz cevabın nasıl geleceğini bilmiyoruz.” demiş.
Dua bazen istediğimiz şeyin gelmesi değil, istediğimiz şey gelmediğinde de kalbimizin dağılmamasıdır.
“Bana dua edin, duanıza cevap vereyim.”
(Mü’min, 40/60)
*Yaşlı Adam ve Ağaç*
Bir ihtiyar bahçesine küçük bir fidan dikiyormuş.
Komşusu:
“Bu ağacın meyvesini görecek kadar yaşayacak mısın?” diye sormuş.
İhtiyar:
“Benden önce yaşayanlar ağaç dikmeseydi, ben bugün gölgesinde oturamazdım. Ben de benden sonrakilere bir gölge bırakmak istiyorum.” demiş.
İyilik, bazen sonucunu görmeden yapılan bir emanettir.
“İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır.”
(Necm, 53/39)
*Kırık Bardak*
Bir adam elindeki bardağı düşürüp kırmış. Çok üzülmüş.
Bilge bir ihtiyar ona:
“Bardağın kırılmasına mı üzülüyorsun, yoksa artık eskisi gibi olmayacağını mı düşünüyorsun diye sormuş.
Adam:
“İkincisine.” demiş.
İhtiyar:
“Öyleyse bardağı değil, beklentini bırak. Her şey eski hâline dönmez; bazı şeyler yeni bir hâle dönüşür.”
Manevi destek bazen geçmişi geri getirmek değil, insanın yeni hâliyle yaşamayı öğrenmesine yardımcı olmaktır.
*Bir Bardak Su*
Bir hoca eline bir bardak su almış ve öğrencilerine:
“Bu bardak ağır mı?” diye sormuş.
Öğrenciler farklı cevaplar vermiş.
Hoca:
“Asıl mesele ağırlığı değil, onu ne kadar süre taşıdığınızdır.” demiş.
Bir dakika taşırsanız sorun değildir. Bir saat taşırsanız kolunuz ağrır. Günlerce taşırsanız artık taşıyamazsınız.
“Öyleyse bazı yükleri bırakmayı öğrenmelisiniz.”
İnsanın taşıdığı her yükü tek başına taşıması gerekmez.
“Allah, sabredenlerle beraberdir.”
(Bakara, 2/153)
*Yağmurdan Sonra*
Küçük bir çocuk yağmurdan sonra annesine:
“Anne, gökyüzü neden ağlıyor diye sormuş.
Annesi:
“Belki de toprak susamıştı.” demiş.
Çocuk biraz düşündükten sonra:
“Demek ki bazen gözyaşı da bir şeye hayat veriyor.” demiş.
Her gözyaşı sadece acının değil, bazen arınmanın ve yeniden başlamanın da işaretidir.
“Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
(İnşirah, 94/5-6)
*Son Mum*
Bir odada bütün ışıklar sönmüş. Bir adam:
“Artık hiçbir şey göremiyoruz. demiş.
Yaşlı kadın küçük bir mum yakmış.
Odadaki herkes:
“Bu küçücük mum neyi değiştirecek?” diye sormuş.
Kadın:
“Bütün geceyi aydınlatmayabilir. Ama bir sonraki adımımızı görmemize yeter.” demiş.
Maneviyat bazen bütün hayatımızın yolunu değil, sadece önümüzdeki adımı gösterir.
“Kim Allah’a karşı takvalı davranırsa Allah ona bir çıkış yolu açar.”
(Talâk, 65/2)
Selam ve dua ile,
M.Tevfik Yücesoy/ İstanbul