- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- BALKANLAR'DA MÜZİK - Raif Vırmiça
BALKANLAR'DA MÜZİK - Raif Vırmiça
0 dk
(Balkan Müziği - Rumeli Türk Müziği - Balkan Türk Müziği)
Osmanlıların bu topraklara gelmeleriyle birlikte yeni bir medeniyet de getirildiği bugün geniş kamuoyunda ve bilim çevrelerinde bilinen bir gerçektir. Osmanlı Devleti'nin bu topraklarda yerleşmesi, büyümesi ve güçlenmesi bu medeniyet sayesinde olmuştur, onunla paralel olarak zenginleşmiş, olgunlaşmış, biçim estetiğini de geliştirmesi yönünde Osmanlıya bir sanat müziği hüviyetini de kazandırmıştır. Bu müzik, din, aşk, ordu, savaş gibi birçok konuda ürünler vermiş ve her biri kendi türlerini, biçimlerini ve topluluklarını oluşturmuştur.
Osmanlı Müziği, zamanla Osmanlı Devleti'ne katılan yeni ülkelerin, halkların veya toplulukların değişik müzik kültürlerinden etkilenerek, muhtelif öğeler almış, fakat aynı zamanda çoğu öğeler de vermiştir. Çünkü Osmanlı Devleti (Devlet-i Aliyye-i Osmaniye) yalnız askerî ve mülkî bir devlet olarak değil, aynı zamanda fikir ve sanat hayatı açısından da yöneten bir devletti ve Devlet yönetiminde her türlü sanat, ırk, dil, din ve mezhep farkı gözetmeksizin koruyup desteklenmiştir. Lakin devletin gerileme ve çöküş sürecine girdiği 19.yy. başlarından itibaren bu sanat müziğinde giderek bir sığlaşma ve gevşeme gözlenmektedir.
Önceleri zengin makamlar ve usuller kullanılırken, zamanla bu anlayıştan uzaklaşarak ve her halkın zamanla kendine has müzik özellikleriyle karışarak ortaya farklı bir müzik çıkmaya başlamıştır ki bu müzik daha çok eğlence müziğine dönmeye başlamıştır.
Balkan Müziği olarak adlandırılan bu müzik dikkatle izlendiğinde, yeryüzünün ürettiği müzik birikimlerinin içinde kendini hemen belli eden ve çok net karakteristikleri ve karmaşık ritimleriyle bir müzik türü olduğunu ispatlar. Bu özel oluşumun temelinde kabaca, burada yıllar boyunca yaşayan muhtelif halk ve medeniyetler geleneği ve Osmanlı öğelerinden bir bileşim olduğu anlaşılır. Bu son özellikleri nedeniyle Avrupa'nın geri kalanından epey farklılık gösteren bu müzik türünün, Balkan halklarının Osmanlı Devleti ile kültürel geçmişi olması yönünden, Türk kültürüne çok daha yakın olduğu görülür. Günümüze kadar süren bu gelişmede genelde "şarkı" ve "türkü" türü, adeta bütün müzik türlerin yerini almış ve yaygınlaştıkça popülerleşmiştir. Bütün bu şarkı ve türkülerde her ne kadar yöre özelikleri olsa dahi o müziklerde Osmanlı müziksinin etkisinin ve özelliklerinin mevcudiyeti görülüp hissedilmektedir. Rumeli Osmanlı Devleti döneminde 15. yüzyıldan itibaren Balkanlar'ın güneyine verilen addır. Avrupa harita ve kitaplarında bu yarımadaya Türkçe anlamıyla, "Avrupa-i Osmânî" ve "Rumeli-i Şâhâne" tabirleri de kullanılmıştır. Rumeli Osmanlı Devleti'nde kurulan ilk eyalettir. Böyle bir bilgiyi verdikten sonra Balkan Yarım adasında bulunan bütün devletlerde o dönemde Türkçe icra edilen müziğe de "Rumeli Müziği" adı verilmiştir ki bu müzikten söz edildiğinde akla Rumeli-Balkan Türküleri gelmektedir.
Bugün balkanlarda yaşayan halklar veya devletlerde yaratılan veya icra edilen müzik Türkiye'de Balkan Müziği olarak kabul edilmektedir ve dinlenmektedir. Buna, etnik bir müzik türü de denebilir. Balkanlar'ın hemen hemen tüm ülkelerinde kulağa hitap eden melodiler çok benzer ve coşkularının da aynı olduğu görülmektedir. Balkan müzikleri hareketli ve armoni zenginliği açısından, farklı bir zevk vermelerine rağmen Rumeli Müziği'nin etkisinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Anadolu'dan Balkanlara göç eden muhtelif müzisyenler, Anadolu başta olmak üzere pek çok halkın müziğini kısa zamanda öğrenmişler ve yaşam tarzları gereği öğrendiklerini Balkanların her yerine yaymıştır. Kuşkusuz bu göç hareketi zaman zaman batıdan doğuya da gerçekleşmiş, o coğrafyanın ezgisini Anadolu'ya da getirmişlerdir. Osmanlı ile Bizans'ı kapsayan Anadolu renkleriyle özgün bir etkileşim ile bugün Balkan Müziği dediğimiz zengin müzik türünün veya birikiminin oluştuğunu ve Balkan Müziği'nin ve Osmanlı Müziği'nin karşılıklı olarak birbirlerini etkilediklerini de açıkça söylemek gerekir. Bu etkilendirmekte Balkanlar'da icra edilen müziklerde veya ezgilerde bir disiplinin oluşmasında ve makamsal yapının zenginleşmesinde Osmanlı Müziği'nin derin izleri görülmektedir. Tabii ki bu etkilerin altında kimi halkların daha çok kimilerinin daha aza kaldığını söylemek gerekir. Sadece bu değil Balkan Müziği'nin Türk kültürüne de çok yakın olduğu bilinen bir gerçektir, çünkü Balkan halklarının hepsinde Osmanlı Devleti ile kültürel geçmişi mevcuttur ve bu müziğin çok sayıda özelliğini kapsayan bir temelini oluşturur.
Bu Temel Nedir ?
Öncelikle kavramsal düzeyde de olsa Rumeli Türk Müziği (ki bu müziğe onun bir benzeri olan Balkan Türk Müziği de girmektedir) ile Balkan Müziği kavramlarını birbirinden ayırmak gerekir. Balkan Müziği kuşkusuz çok kapsamlı olduğu için (Balkan Türklerinin müziğini de kapsar) pek çok halkın ve küçücük etnik guruplarının renkliliklerinden, kattıklarından oluşan koca bir oluşum olarak bilim çevrelerinde tanınmaktadır.
Balkan Türk Müziği sadece Balkan Müziği'nde değil, Rumeli Türk Müziğinin muhtevasında yer almakla, onun bir benzeri olduğunu biraz önce söylemiştik. Her ne kadar bazı dar çevreler tarafından bu müziğin Rumeli Türk Müziği'nden farkı vardır demeleri çok yanlıştır. Çünkü bu farklılık bugüne kadar buralarda icra edilen Türkçe müziklerde veya ezgilerde belirli bir şekilde ve seviyede yansıtılmamıştır. Oysa diğer Balkan Halk müzikleri yaşadıkları devlet ve halkın özelliklerini taşıması yanında, çalgılarıyla metinleriyle, usulüyle ve günlük olaylarla karmaşık olması ve gereken bir müzik kolu özelliklerini taşımaları Rumeli Türk Müziği'nden farklı olduğu anlaşılmaktadır, lakin "Balkan Türk Müziği" denilen müzikte Rumeli Türk Müziği'nde vuku bulan olaylar, örfler, adetler, çalgılar ve diğer özelliklerin aynı olduğu apaçıktır.
Bunlar yanı sıra çoğu Balkan müziklerinde icra edilen eserlerde olayların, kişilerin, yerlerin, eşyalarının, örf, adet, gelenek ve göreneklerin vb. edinimlerin ihtiva edildiği de görülmekte. Bu aşamada halkın psikolojisini, düşünüşünü, yaşayışını, inançlarını duygularını yansıtması yönüyle sosyal tarihe kaynaklık eden eserlerin de olduğunu görmekteyiz. "Balkan Türk Müziği denilen müzikte bu özellikler gereken seviyede değildir veya pek görülmemiştir. Hatta son dönemlerde, daha önce de bahsettiğimiz gibi, yükselen "türkü değil" "paradır" deyimi denilen Balkan Türk Müziği'ni de gerçek özellikleriyle oluşmasında büyük bir engel oluşturmuştur. Çünkü bir besteci veya müzisyen seçtiği türün, öncelikle kendi zihinsel beklentilerine denk düşmesi gerektiği yerine, kazanç maksadıyla bozuk bir müzikle karşı karşıya gelme zorunda kalmaktadır veya iyi bestelenmiş veya derlenmiş bir Balkan Türk Müziği eseri kimi "sanatçılar" tarafından bozdurularak yakışmayan ilavelerle berbat haline getirilmektedir.
Bu tür kişiler Balkan ezgilerinin, kendisini kolayca hissettiren ve ayrıt edilebilen bir tür müzik konumundan çıkarmaktadırlar ve onu diğer müziklerden kolayca ayrıt edilir hale getiren özelliklerden mahrum kılmaktadırlar. Balkan Türk Müziği'nin de başka Balkan Halk Müziklerinde olduğu gibi, o coğrafyanın ürettiği müzik birikimlerini içinde, kendini hemen belli eden, hem melodilerinin hem de bunları yorumlayış biçimlerinin çok net karakteristikleri olması gerekmektedir, eğer varsa. Eğer yoksa o zaman ...
Bu yüzden Balkan Türk müziği denilen müzikte derleme çalışmalarının oldukça çok geç başladığını söylemek gerekir. Bunun sebeplerinden biri de yerli yaşlı sanatçıların vefatı, bestecilerin ilgi göstermemesi, bilgisizlik vb. Bu durum bugün gerçek Balkan Türk Müziği'nin temelini oluşturacak yüzlerce belki binlerce eski türkülerimizin yok olmasına sebep olmuştur. Kalanlar ise ki bu sayı çok azdır, ağızdan ağza günümüze kadar ulaşmış ve anonim olarak kalmıştır. Oysa bunlarında okunulan makamlarda ve usullerde icra edilmesi zamanında birileri tarafından derlendiği veya bestelendiğini anlaşılmaktadır.
Bugüne kadar Balkanlar'da Türkçe derlenen türkülere bir göz atarsak hemen hemen tümünün her açıdan Rumeli havası etkisinde ve onun muhtevasında kaldığını görmekteyiz. Bu yüzden ilk önce Balkan Türk Müziği denilen müziğin gerçek temellerin üzerinde oturtulması için bu konuda Müzik uzmanları tarafından teferruatlı bir bilimsel araştırmanın yapılması gerekir. Ancak ondan sonra bu uzmanlar tarafından belirlenen o temler üzerine yapılan Türk müziklerini Balkan Türk Müziği olarak kabul edebiliriz.
Başta bir araştırmacı olarak ve 45 yıldan bu yana müzikle iç içe olan ve son zamanlarda Kosova'da Tasavvuf Müziği derleme ve beste üzerine çalışan bir sanatçı olarak, günümüzde bir Balkan Türk Müziği'nden söz etmek hala erken olduğunu düşünüyorum ve yukarıda anılan eksik özellikler yanında şu sebepler de vardır.
Bu sebepler nelerdir?
Bugüne kadar bu sahada yapılan derlemelerin yetersizliği, yapılan derleme ve bestelerin bu temeller üzerinde olmadığı ve bu eserlerin halk ve ses sanatçıları tarafından benimsenmemesi ve tutulmamasıdır. Çünkü bir eser yani türkü halk tarafından tutulursa onunla sadece besteci veya derlemeci değil, yöresi, tarzı ve ona bağlı olan hikâyesi ve diğer özellikler de meşhur olur. Bunun yanı sıra Balkan Türk Müziği'nin (temel özellikleri içermeyen) birkaç derlenmiş veya bestelenmiş türküyle ortaya çıkması mümkün olamaz. Artı birbirine benzeyen türküler, çalınan müzik bölümleri vb. o türkünün veya bestenin aslısında şüphe yaratır, değerini de düşürür.
Bizim halk tarafından çok tutulmuş ve geniş bir çevrede çok sayıda sanatçı tarafından söylenmiş ve benimsenmiş "Ramizem" ve "Kalk Gelin Hanım" türkülerimiz vardır. Bu türküler aslı halleriyle bu seviyeye ulaşmıştır. Prizren Türk Halk Türküleri olarak bilinen bu türkülerin ulaştığı seviyeye bugüne kadar kaç türkümüz veya şarkımız vardır...
Son 15-20 yıl içinde yeni derlenen veya bestelenen yerli türkülerimizden ve bestelerimizden bazılarının başka sanatçılar tarafından da icra edilmesi örnekleri mevcut, fakat bunların sayısı pek azdır. Bugüne kadar Doğru Yol derneğinin çıkardığı Prizren Türküleri I ve II yanı sıra Aluş Nuş'un "Rumeli Türküleri" ve Balkan Sesleri" eserlerinin ne kadar "yankı" uyandırdığını hepimiz biliyoruz. Bu CD lerin veya kitapların sayısız bestekâr, müzisyen veya bu işlerle profesyonel olarak uğraşan müzik kurumlarına dağıtılmasına rağmen, bu konuda bir ses duyuldu mu, bir yankı uyandırdı mı veya olumlu bir değerlendirme yapıldı mı? Hayır yapılmadı. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Ya derlenen, bestelenen ve yayınlanan türkülerin değeri yok, ya da çok iyi derlenmiş veya bestelenmiş türkü veya şarkıların değerini ortaya çıkarmamak için böyle bir resmi değerlendirmeye gidilmemiştir.
Bugüne kadar Balkanlar'da bu müzikler üzerinde hiçbir yazının ve araştırmanın olmadığını vurgularken, ileride bu konu üzerinde yapılacak çalışmalara, bu çalışmanın kapı aralayacağına inanıyorum. Ayrıca Balkanlar'da Müzik söz konusu olunca, günden güne Kosova'da ivme kazanmaya başlayan Tasavvuf Müziği'nden çok kısa da olsa söz etmek istiyorum. 1991 yılından başlayarak Prizren'de ciddi bir şekilde Osmanlı Dönemi Divan Şairleri'nin unutulmuşlukta olan eski ilahilerinin ve günümüzde söylenen ilahilerin derlemesine ve Divan Şairlerimizin divanlarından aslı alınan ilahi metinlerine bestelerin yapıldığına tanık oluyoruz. Bu tür müzik çalışmaları bu hızla devam ederse ileriki dönemde Balkanlar'da bu tür müzikten de konuşulacağına inanmaktayım. Çünkü derlenen ve bestelenen ilahilerde yöre özellikleri, Rumeli Türk Müziği usulleri, makamları yanı sıra Balkan özellikleri de ihtiva edilmektedir.
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor