BARIŞ PINARI SADECE TÜRKİYE VE SURİYE’NİN DEĞİL, BALKANLAR VE AVRUPA’NIN DA İSTİKRARINA KATKIDA BULUNACAKTIR
0 dk
Zeri Gazetesi’nde yayınlanan bir makalede Türkiye Cumhuriyeti Priştine Büyükelçisi Çağrı Sakar, Barış Pınarı hareketi ile ilgili daha geniş bilgi verdi. Zerri Gazetesi’nde yayınlanan makaleyi olduğu gibi aktarıyoruz:
Uluslararası toplum Suriye’deki krize gereken ilgiyi göstermekte başarısız kalmıştır. Türkiye ve Kosova’nın da parçası olduğu uluslararası koalisyon DEAŞ terör örgütüyle mücadelede başarı sağlamışsa da istikrarsızlık, terör tehdidi ve Suriyelilerin Türkiye’ye kaçışı sürmektedir. Esasen Suriye’deki krizin DEAŞ’tan kaynaklanmadığı, DEAŞ’ın sadece devam eden krizin sonuçlarından biri olduğu bilinmektedir. Suriye’de kapsamlı bir çözümle kalıcı istikrar sağlanmadığı takdirde, özellikle terör örgütü PYD/YPG zulmü altındaki alanlarda DEAŞ benzeri yeni tehditlerin oluşması an meselesidir.
Bu koşullarda Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlamaya devam etmekten başka seçeneği bulunmamaktadır. Türkiye 2017 ve 2018’de başarıyla sonuçlandırdığı Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarıyla toplamda 4.000 km²’yi aşan bir alanı DEAŞ ve PYD/YPG teröründen temizlemiştir. Bölgede sağladığımız güvenlik ve yürüttüğümüz yeniden imar çabaları sayesinde 360 binden fazla Suriyeli evlerine dönebilmiştir.
Türkiye, 8 yıldır tüm Kosova nüfusunun iki katından fazla (3,5 milyon) Suriyeliye evsahipliği yapmaya devam etmektedir. Müttefiklerimizin uyarılarımıza rağmen yaptıkları yanlış tercih nedeniyle Türkiye’nin sınırlarına yönelik terör tehdidi artmıştır. Özellikle Fırat nehrinin doğusunda, sınırlarımızın dibinde konuşlu PYD/YPG terör örgütü unsurlarınca, son iki yılda yüzün üzerinde taciz ve hasmane eyleme maruz kaldık.
Bu saldırıların ötesinde, bölgedeki PYD/YPG tünellerinden topraklarımıza patlayıcı ve mühimmat kaçırılmakta ve bu malzemeler PKK terör örgütüne transfer edilmektedir. PYD/YPG, zamanında bu bölgeden Türkiye’ye kaçmış sivillerin evlerine dönmelerine izin vermediği gibi elinde tuttuğu bazı DEAŞ militanlarını Türkiye’ye geçmeleri ve buralarda terör eylemi yapmaları karşılığında serbest bırakmaktadır. Keza, PYD/YPG Türkiye’ye Suriye içinde ve Suriyelilere yönelik terör saldırıları da düzenlemektedir. Özellikle kuzeybatı Suriye’de, PYD/YPG'ye bağlı açık kaynaklar dahi 220'den fazla saldırı yaptıklarını belirtmektedir.
ABD, NATO, AB ve BM tarafından da terör örgütü olduğu kabul edilen PKK’nın Suriye şubesi olan PYD/YPG’nin kontrolü altındaki alanlarda çocukları ve yetişkinleri zorla askere alma, kendine katılmayı reddedenlere yönelik tedhiş, bölgedeki demografik yapıyı değiştirmek gibi insan hakları ihlalleri çeşitli uluslararası kuruluşların raporlarında kayıtlıdır. Yerel halkın PYD/YPG’nin mezalimine karşı şikayetleri sürekli artmaktadır.
Bazı müttefiklerimiz taktik gerekçelerle bir süre PYD/YPG’nin gerçek niteliğini reddetmiş olsalar da bizzat Başkan Trump ahiren PYD/YPG’nin esasen PKK olduğu gerçeğini yeniden kabul etmiştir.
PYD/YPG tehdidine yönelik hassasiyetlerimiz, Fırat’ın doğusunda askeri ve sivil mevcudiyeti bulunan, başta ABD olmak üzere tüm ilgili Müttefiklerimiz nezdinde defaatle dikkate getirilmiştir. Ancak, meşru güvenlik kaygılarımızı ele almak ve DEAŞ’le mücadeleyi sürdürmek amacıyla güvenli bir bölge oluşturulması konusunda ABD’yle görüşmelerimiz sonuçsuz kalmıştır.
Müttefiklerimizle tüm temaslarımızda, uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkımızı gerektiğinde kullanmakta tereddüt etmeyeceğimizi vurguladık. Türkiye'nin, sınırlarının yanıbaşındaki teröristlerin varlığına tahammül etmesinin beklenmemesi gerektiğini yineledik.
Bu arkaplan ışığında, Türk Silahlı Kuvvetleri 9 Ekim tarihinde “Barış Pınarı Harekatı”nı başlattı. Amacımız sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, bölgedeki teröristleri etkisiz hale getirmek ve böylece Suriye halkını teröristlerin baskı ve zulmünden kurtarmaktır. Harekatımız, uluslararası hukuk temelinde, BM Şartı’nın 51. maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkımız ve BM Güvenlik Konseyi’nin terörizmle mücadeleye ilişkin kararları uyarınca, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve birliğine saygı temelinde yürütülmektedir.
Daha önceki harekatlarımızda olduğu gibi, bu harekatın planlama ve icrasında da sadece terör unsurları ve bunların sığınak, mevzi, silah, araç ve gereçleri hedef alınmaktadır. Sivil halkın zarar görmemesi için gereken her türlü tedbir alınmıştır. Nitekim, PYD/YPG terör örgütü destekçilerinin sosyal medyada sahte fotoğraflarla karalama kampanyası yürütmeleri sivillere zarar vermediğimizi teyit etmektedir.
Keza, PYD/YPG’nin kitleleri yanıltmak için öne sürdüğü Türkiye’nin bölgenin demografisini değiştirmek istediği yolundaki iddialar da doğru değildir. Kürtler bizim kardeşimizdir. Birçok Kürt unsur harekatımıza destek vermekte; Türkiye’ye kaçmak zorunda kalmış 300 binden fazla Suriyeli Kürt bölgedeki evlerine dönmeyi sabırsızlıkla beklemektedir.
Harekatımızın DEAŞ’la mücadeleye zarar vermesi sözkonusu değildir. Tam tersine, Suriye'de DEAŞ'a karşı sahada göğüs göğüse mücadele veren tek ülke olan Türkiye için, DEAŞ tutuklularının durumu büyük önem arz etmektedir. Harekatımızla terörden arındıracağımız alanlardaki alıkoyma merkezlerinde bulunan DEAŞ unsurlarının ve kamplarda bulunan ailelerinin gözetimini üstleneceğiz. Öte yandan, bu konuda kalıcı çözüm Suriye’de tutulan yabancı terörist savaşçılar ve ailelerinin tıpkı Kosova’nın da yaptığı gibi, vatandaşlığını taşıdıkları menşe ülkelerce geri alınması, yargılanması ve rehabilitasyonundan geçmektedir. Bu doğrultuda uluslararası toplumun ortak çabalarına her türlü katkıyı vermeye devam edeceğiz.
Harekatımız, terör unsurları bu bölgeden temizlenene, sınır güvenliğimiz tesis edilene ve Suriye halkı PYD/YPG ile DEAŞ zulmünden kurtulana kadar devam edecektir. Başta ABD olmak üzere, Müttefiklerimizle askeri ayrıştırma kanallarımız açık ve işler halde olup, Müttefiklerimize ait üs ve gözlem noktaları asla hedef değildir.
Sonuç olarak, Barış Pınarı terörle mücadele harekatımız, bölgeyi istikrara kavuşturarak DEAŞ benzeri yeni terörist yapıların oluşmasının önüne geçecek, etnik temizlik de dahil, insanlığa karşı suç niteliğindeki PYD/YPG eylemleri nedeniyle yerlerinden edilmiş Suriyelilerin güvenli ve gönüllü geri dönüşlerinin önünü açacak, Türkiye’nin ve dolayısıyla NATO, Avrupa ve Balkanların güvenliğini tahkim edecektir. Türkiye, ayrım gözetmeksizin tüm terör örgütleriyle kararlılıkla mücadeleye devam edecektir.
 
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova A Termik Santrali'nin A3 Ünitesi Yeniden Devreye Alındı
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü