- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Bir Yıldız Daha Kaydı - Alaaddin İsmailoğlu
Bir Yıldız Daha Kaydı - Alaaddin İsmailoğlu
0 dk
Bir Yıldız Daha Kaydı - Alaaddin İsmailoğlu
Vefatından bir gün önceydi. Değerli dostum sn. Muhammed Ustaibo ile görüşüyorduk. Söz
döndü dolaştı bir yerde Hakkın rahmetine kavuşan sn. Nevzat Hüdaverdi'ye geldi. Kendisine ,biz
insanlarımızın değerini bilmediğimizi, hayattayken saygıda kusur ettiğimizi, hakkeden değeri
vermediğimizi ifade etmiştim. Halbuki bu nesil öyle bir nesil ki asla yerleri bir daha doldurulamaz.
Nedense gençler bunun farkında değiller. Hele hele Türkiye hiç mi hiç değil. Ucuz politikalar
yapılmakta. Herkes, her şeyi biliyor mantığıyla hareket ediyor. Oysa her şeyi değil, genç nesil eskiyi
hiç bilmiyor desem yanılmış olmam.
Bugün Kosova'da hala Türkçe yaşıyorsa, hala Türklük varsa, hala Türk bayrağı dalgalanıyorsa
bilinmelidir ki bu var olma mücadelesinde onların yüzde yüz katkıları vardır. Sözü gelmişken
ahirete intikal edenleri ve hayatta olanları minnetle anıyorum. Başta; Hayrettin Volkan'ı, Kadri
Rauf'u, Süleyman Brina'yı, Şakir Maksudu, Şerafettin Süleyman'ı, Süreyya Yusuf'u, Osman
Yusuf'u, Necmi Görice'yi...ve en son ahirete göçe eden Sn. Nevzat Hüdaverdi'yi. Burada adlarını
sayamadığım daha (özür dilerim) pek çok dava arkadaşım var. Bunların her biri başlı başına birer
değerdi. Türk halkının onuru ve gururuydu. Tabii bu kişileri ayrı ayrı ele almak ve genç nesillere
tanıtmak gerek. Bu hepimizin görevi olmalı. Ben eminim ki genç nesil bu kişileri tanımıyor. Tanısa
gurur duyacak. Onları inkâr etmek, kendi öz varlığını inkar etmek demektir. Tabi bu vesileyle ancak
adlarını anmakla yetiniyorum.
Değerli okurlar, Sn. Nevzat Hüdaverdi'nin ani ölümü beni derinden sarstı. Bütün canlılar
gibi O, da hakka yürüdü. Mekanı cennet olsun. Ama sanki biraz erken oldu. En azından hala
beklemiyorduk. Kosova'da Türk toplumu için onunla hala yapılacak çok şey vardı. O, halk için
sessiz sedasız bir şeyler kendi gayretleri içinde yapıyordu. Çünkü kendisiyle zaman zaman
internet üzerinden görüşüyorduk. En son görüşmem ise Eylül 2012'de olmuştu. Okul müdüründen
izin alarak yanıma geldi ve her yönlü bayağı bir muhabbet yapmış olduk. Kendisi en son doğum
günüm nedeniyle bir mesaj göndermişti, ondan sonra çok fazla görüşememiştik. Kendisi mesajında
şunları yazıyordu:'' Kosova özleminin burnunda tüttüğünü biliyorum. Sen, Kosova'daki Türklüğün
yapı taşlarından birisin yüreğinde ki Türklük, uzaklarda da olsa Kosova'daki Türklüğü takip
eden sorunların seni rahatsız ettiğini biliyorum. Bunu bilerek, doğum günün dolayısıyla, sana
Kosova'dan en iyi haberleri göndermek isterdim. Şimdiki durum öyle değil. Öyle olacağını umut
ederek, bu fırsatta sadece saygı ve selamlarımı göndermekle yetiniyorum''. Diyordu.
Aziz kardeşlerim, merhum Nevzat Hüdaverdi ile daha yakından tanışmamız 1984 yılında oldu.
Ben genç bir öğretmen, o, ise Tan Gazetesinin müdürüydü. Okulda yapmış olduğumuz başarılar,
Türk halkının sorunlarıyla ilgili verdiğim demeçler onun dikkatini çekmiş olacaktı ki çok değerli
gazeteci ve yazar Reşit Hanedan'ın vasıtasıyla; 'Onu orada bundan sonra rahat bırakmazlar. Ona
sahip çıkmalıyız. Şayet teklifimi kabul ederse umarım hem kendisi hem de gazetemiz karlı çıkar
ve bize çalışmaya gelir. Gazetemizin kapıları sonuna kadar açıktır' demiş. Biz de kırmadık aynı yıl
gazeteye geçtik ve uzun yıllar bir arada çalışma imkanını yakalamış olduk.
Nevzat Hüdaverdi nasıl bir insandı?
O'nu , döneminin pek çok aydınından ayrı kılan belirgin bazı özellikleri vardı. Mesela dik
duruşluydu. Asla yalaka değildi, pısırık hiç değildi. Tavizlerinden ödün vermezdi. Dönemin bütün
siyasileriyle görüşür halkın sorunlarını tartışır, daha iyi bir gazete için çaba sarf eder. Kafaya
koyduğunu mutlaka kazanmak ister ve kazanıncaya kadar asla davasından vaz geçmez. O, ancak
Türk halkı için mücadelesini yapar. Halkın çıkarlarına karşı ne Sırplara ne Arnavutlara taviz verdiği
olmamıştır. En çalkantılı dönemde görev yaptı, fakat görevi sırasında halkını üzecek bir karara
imza attığını kimse söyleyemez. O'nu yıkmak isteyenler oldu. Bin bir hileye baş vuranlar. İftira
atanlar, hatta başkalarını suiistimal edenler. Lakin o, onuruyla kendisini de ,haksızlığa uğrayan
gazetecisini de sonuna kadar yılmadan savundu. Onun cesaretine hayranım. O, katı komünizmin
prangalarını kırmış, daha sosyal, daha demokratik, daha hürriyete ve din özgürlüğü modeline yakın,
dönemin şartlarına göre yapılabileceklerin nerde ise en iyisini yapmıştır. O'nun döneminde
gazete büyük değişiklikler yaşadı. Muhteva açısından yapılan yenilikler dikkate şayandır. Daha
önce yayınlanmayan ,sansürlenen yazılar onun döneminde yayınlanmaya başlamıştır. Türk
halkının istikbale doğru aldığı mesafe onun dönemidir. Bir yandan aydınları gazeteye çağırır,
tartışır, planlar yapar. Diğer yandan halkın menfaati için gazeteciler tarafından getirilen yazılar,
başını ağrıtacak olsa dahi sansürlenmeden yayınlanır. Daha önce sadece sosyalist yazarlara
sayfalarında yer veren gazete, onun döneminde; Mehmet Akif, Necip Fazıl, Mehmet Emin
Yurdakul, Yahya Kemal, Arif Nihat Asya...gibilere de yer vermeye başlanmıştır. Bu nedenle rejim
düşmanı nitelendirilmiş ise de o, asla geri adım atmamıştır. Hatta bu nedenle mahkemelere kadar
uzanan karalama kampanyalarında gazetecilerine sahip çıkmıştır.
Merhum Şakir Maksutla beraber büyük mücadeleler verdiler. Bir yandan Yugoslavya çapında
Türk Halkının var Olma Mücadelesini sürdürdüler, diğer yandan o güne kadar bir türlü yerellikten
kurtul anılamayan politikalar yerine her bölgeyi kucaklama politikalarına doğru yeni kapılar açtılar.
Bu ikilinin sayesinde: Tan Gazetesi, Priştine TV'si Türkçe Yayınlar Bölümü ve Priştine Radyosu
başta; Mamuşa, Prizren, Gilan... gibi yerlerden gazeteciler alarak kadrolarını güçlendirdiler. Bugün
Balkanların en büyük Türk romancısı Reşit Hanedan kuşkusuz onların bir eseridir.
O dönemde, Tan gazetesi diğer bir açıdan gayri resmi de olsa aydınların buluşma ocağı
olmuştu. Önemli kararlar alınmadan önce burada tartışılırdı. Çünkü dönem çok sancılı dönemdi.
Bu sancılı döneme bir de bizim yamuk aydınları, Sırp, Arnavut işbirlikçilerini eklerseniz gerisini
varın siz düşünün. Nitekim kendisi de son görüşmemizde az çok bundan bahsetmişti. Üzgündü.
Bazı insanların korkarım hakkına girdik. Sahip çıkmamız gerekenlere fazla sahip çıkamadık. Hak
etmeyenlere de fazlasıyla sahip çıktık. Türk Halkı bugün sıkıntılar içinde. Parti gereken başarıyı
gösterememekte. En küçük çıkarlar uğruna milli değerlerimizden bile taviz verilmekte. Her alanda
ciddi sorunlarımız var. Ama bu sorunları aşacak ne irade ne de aşmak için bir istek var. Hele hele
Türkiye'nin olaylara bakışı bizleri hayret içinde bırakıyor.
Değerli arkadaşlar, bazı insanların yokluğu sadece ailesinde hissedilir. Bazı insanlarında
bütün bir toplumda. İşte Hakkın rahmetine kavuşan Nevzat Ağabey'imizin eksikliği Kosova Türk
Toplumu var olduğu müddetçe her açıdan hissedilecektir. Aslında Kosovalı Türkler bundan sonra
onun değerini anlayacaklar. Onu çok arayacaklar, özleyecekler. Bu örnek insanlar her geçen gün
birer birer aramızdan ayrılıyor. Geriye onlar kadar olmasa da bazı kırıntı aydınlarımız var. Ne olur
Şakirlere, Nevzatlara... gerektiği kadar sahip çıkmadık en azından onların yüzü suyu hürmetine
geriye kalanlara çıkalım.Nevzat kardeşim, toprağın bol, makamın cennet olsun. Allah gani gani
rahmet eylesin.
15 Aralık 2013,BURSA
Alaaddin İSMAİLOĞLU
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor