- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Buram Buram Osmanlı Kokan Toprak: Kosova- M. Tevfik Yücesoy
Buram Buram Osmanlı Kokan Toprak: Kosova- M. Tevfik Yücesoy
0 dk
Kasım 2005... Mevsim, kışa yüzünü dönmüş; gökyüzü, rahmetini ince tanelerle yeryüzüne indiriyordu. Bembeyaz bir günün sabahında, ilk yurtdışı görev yerim olan Kosova’nın başkenti Priştine’ye indim. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevlendirilmiştim. Bu, sadece ilk yurtdışı görevim değil, aynı zamanda hayatımda yurtdışına attığım ilk adımdı. İçimde taşıdığım heyecan, tarifsiz bir sevinç ve ağır bir sorumluluğun harmanıydı.
2005’ten 2010’a kadar bu mübarek topraklarda görev yaptım. Kosova’yı bir memur gibi değil, bir derviş gibi adım adım gezdim. Her şehrini, her sokağını, her taşını, her çınarını tanımaya gayret ettim. Camilerinden hanlarına, köprülerinden hamamlarına kadar her bir yapı Osmanlı'nın zarafetini, ecdadın hikmetini fısıldıyordu kulağıma.
"Sultan Murad Hüdavendigar’ın" şehadet makamına vardığımda, içimde derin bir sessizlik oluştu. Sanki asırlar öncesinden gelen bir dua yankılanıyordu içimde: "Bu topraklara barış ve huzur yaz Ya Rab!"
Kosova sadece bir coğrafya değildi. Orası; dindaşların, soydaşların, akraba toplulukların omuz omuza yaşadığı bir yurt parçasıydı. Türk, Arnavut, Boşnak, Roman, Torbeş, Goralı… Her biri bu toprakların rengini oluşturan bir nakış gibiydi.
Prizren’de Cami Dersleri
1615 yılında inşa edilen, ecdad yadigârı *Sinan Paşa Camii*’nde görev almak bambaşka bir heyecandı. Caminin ön kubbeleri yıkılmış, bahçesi harap, içi ise hayli yorgundu. Uzun yıllar ibadete kapalı kalmış, farklı amaçlarla kullanılmış bu ulu mabed yeniden ümide açılıyordu. Isıtma sistemi yoktu ama içimizi ısıtan bir başka nur vardı.
Dondurucu sabahlarda, Sinan Paşa Camii’nde sabah namazını kıldırır, ardından kısa dersler yapardım. O ilk günlerden birinde, mihrapta Kur’an okuyup ayetin anlamını hararetle anlatırken, cami sanki dolup taşmış gibiydi... Ama gerçekte bir tek kul yoktu, sadece ben ve görünmeyen yüce melekler…
O anda nur yüzlü, fakat celalli bir pîr-i fânî girdi camiye. Anlatışımdan etkilendiği belliydi. Namaz sonrası, “Kimsin sen?” diye sordu. Kendimi tanıttım. Sizi tanıyabilir miyim? sualime, “Ben Hafız Yakup” dediğinde mahcup oldum. “Bilseydim öne geçmezdim, sizi mihraba alır peşinizde namaz kılardım,” dedim. O ise tebessümle, “Bu aşkına da aşk olsun, daim olsun” diyerek ayrıldı.
Sonradan öğrendim ki Hafız Yakup, Kosova’nın yaşayan çınarlarından biriydi. Yıllarca zulme direnen, hapislerde çile çeken bir mücahitti. Vaktiyle Kosova’ya gelen Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ı, Emin Paşa Camii’nde karşılayarak, “Hoş geldiniz ama yüz yıl geç geldiniz” sözüyle, ihmal edilmiş gönül köprülerinin sitemini dile getirmişti.
Şükür ki bugün Kosova yalnız değil. Türkiye Cumhuriyeti büyükelçiliği, TİKA, YTB, Diyanet, Yunus Emre Enstitüsü… her alanda Kosova’nın yanındadır. Bu dayanışma, sadece iki ülke arasında değil; iki yürek arasında yeniden kurulan bir köprüdür.
Kosova... Buram buram Osmanlı kokan bir hatıra, bir dua, bir vefa yurdudur.
Kosova Mamuşa, adeta baştan ayağa bir Osmanlı hatırası gibidir. Rivayetlere göre ismini Mahmut Paşa’dan alır; tarih kokar, ecdad nefes olur orada.
Bu küçük ama yürekli beldede her şey Türkçedir; sokaklarında, pazarında, okulunda, camiinde Türkçe konuşulur, Türkçe düşünülür.
Mamuşa’da yürürken sadece taş sokaklara değil, kalplere de basarsınız. Vefayı hissedersiniz; fedakârlığı yaşarsınız. Her evde, her dükkânda bir Türk bayrağı dalgalanır. Türkiye sevdası orada sadece bir duygu değil, bir yaşam biçimidir.
Mamuşa, Kosova’nın bağrında Anadolu’dan bir parçadır…
Kosova’da bir bayrak daha dalgalanır göklerde: Ay yıldızlı al bayrak.
O bayrak ki sadece bir milletin değil, bir medeniyetin, bir vefanın nişanesidir.
Türk askeri, Kosova topraklarında yalnız güvenlik değil, huzur ve umut nöbeti tutar.
Sadece kışlada değil, gönüllerde de yer edinmiştir.
Prizren’in, Priştine’nin sokaklarında bir selamda, bir tebessümde hissedilir o varlık.
Ecdadın izinde, kardeşin yanında, mazlumun duasında yer bulur Türk askeri.
Ve Türk kışlası… Soğuk bir yapı değil, sıcak bir yürek gibi durur Kosova’nın bağrında.
Hatırlatır ki biz gitmedik, buradayız. Hem fiziken, hem ruhen, hem kalben…
Kosova’da *Evlad-ı Fatihan Türkler ise bu coğrafyanın özü, sözü ve yüz akıdır. Onlar bizim gurur kaynağımız. Sayısız Türk derneği, ülkenin sosyal ve kültürel mozaiğini süsleyen birer gül, bülbül, meltem gibidir. Bunlardan biri olan *Doğru Yol Kültür Sanat Derneği*, 1950’li yıllardan bu yana faaliyet gösteren köklü bir kurumdur. Bir kalp merkezi gibidir; hem kültürel hafızayı canlı tutar hem de kardeşlik köprülerini onarır.
Sultan Murad Hüdavendigar’ın yurduna selam olsun…
Hafız Yakub’un, Hoca Reşad’ın, Hafız Davud’un, Lütfü Hoca’nın, Naim Hocanın, Recep Hocanın yurduna selam olsun…
Raiflerin, Enislerin, Tahirlerin, Cemillerin, Türhanların, Samilerin, Rasimlerin, Fadılların, Mehmet Akiflerin diyarına selam olsun…
Kosova, sadece geçmişin hatırası değil, geleceğin de umududur. Bu topraklarda atılan her adım, dualarla mayalanmış; söylenen her söz, bir sevda dilinde yankılanmıştır.
Ve...
Sesimizin kısılmaya yüz tuttuğu yerde, kelimelerimize yankı olan; dertlerimize tercüman, sevinçlerimize sadâ olan *Kosovahaber’e*...
Bizi biz yapan değerleri yılmadan, yorulmadan haykırdığı için...
Gönül coğrafyamızda ümit ışığı olduğu için...
Unutulmaya yüz tutmuş hatıraları diri tuttuğu;
birlik, kardeşlik ve vefâ dilini ısrarla yaşattığı için...
Tüm kalbimle, yürekten *teşekkür ediyor", "minnet ve muhabbetlerimi" arz ediyorum.
Kosova’nın dağlarından esen meltem gibi,
her daim taze, temiz ve onurlu bir ses olmaya devam etmesi duasıyla…
Ancak o sessizlik duyan herkesin zamanla oraya o kutlu mabede akmasıyla dolup taşmıştı…
04.12.2025/ İstanbul
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor