- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Deniz Dadale
Deniz Dadale
0 dk
Sınırsız güç olasılığın, bu gücü, iyi amaçlar uğruna bile olsa arzulayan kişi üzerindeki etkileri... Bunun, tartışmasız tek bir yanıtı varıdır: Güç tutkusu kişiyi yozlaştırır...
Hatırlıyorum 1991 yılın yazıydı ve tiyatroya ilk adımımı o parlak güneşin ışıltısıyla beraber atmıştım. Gerçekten çok güzel ve zor günler geçmişti... O zamanlarda sanki ay henüz lekelenmemiş pırıl pırıldı. Yaptığımız işi TÜRKLÜĞÜ yaşatmak içindi ve yaşatmamız için de kendimizi farkında ya da farkında olmadan hayatımızdan çok şeyleri feda etmiştik. Hatırlıyorum da insanlar dışarılarda eğlenirken bizler prova yapmak için saatlerce dört duvar arasında kapalı kalırdık. İnsanlar evlerinde televizyon izleyip aileleriyle oturup sohbet ederken bizler ise dekor kostüm müzikle uğraşıp duruyorduk.
Bizler sıfırın altında saatlerce prova yaparken yetkili kişiler evlerinde artı bilmem kaç sıcaklığında ayaklarını uzatmış dinleniyordu belki de.
Hiç akıllarına bile düşmezdi acaba bu bizim sanatçılar hangi şartlar altında çalışıyorlar diye. Ya da bir sefer arayıp sormadılar: Hava soğuk sıcak çay içmek ister miydiniz ya da üşüyor musunuz diye...
Neden arayıp sorsunlar ki?
Oyun hazır olduğunda bilet bile almadan oyunun gala gecesi bile, başlama saatinden 10 dakika geç gelerek, herkesi rahatsız edip ön sıralarda yani en önemli yer olarak bilindiği gibi PROTOKOL de otururlar. Çünkü ne de olsa onlar TÜRKLÜK İÇİN MÜCADELE eden kişilerdir, oyun bitiminde alkışlayıp bizlerin adına övünüp dururlar...
Ve yine sönmeye yüz tutmuş umutlarımızı gelecek bahara kadar yeşereceğine söz verirler. Verilen vaatler seyirci tarafından boşaltılmış boş salonda yankılanıp belki de nihayete kadar bekler.
Yazdıklarımın hepsini görmüş ve yaşamış biriyim.
Savaştan önce tiyatromuz çok ödüllere layık görüldü
Savaştan sonra Kosova'da ilk defa tiyatro, perdelerini Türkçe olarak seyircisine açtı!
Bugüne kadar kan kaybetmeye devam etti...
Peki, nasıl bu hale geldik?
Yıllardır hep aynı sözleri duyuyorum...
İşte bu böyle olmayacak, seçimler geçsin her şey düzelecek gibi lafları...
Düşünüyorum hep aynı laflara insanoğlunun nasıl kanıp durduğunu...
Seçimler yaklaştıkça işte biz bunu yapıyoruz, yapacağız gibi lafları.
Seçimler bittiğinde dört beş yıl sonra sen kimsin gibi aşağılayıcı gözlerle bizlere bakıyorlar. Tertemiz gençlerimizin hala oy kullanacak yaşıtlarında bile olmadan beyinlerinin yıkanılışını görüyorum!
İşleri bitti, seçimlerde kazandılar, artık hiçbirinin sıkıntısı yok, maaşlar akıp gelmekte.
Yetkili kişiler hayatını, ailesini, geleceğini kurdular bizler ise yerimizde durduk kaldık.
Türklüğümüz elimizden alındı ses çıkarmaktan korktuk...
Bir avuç Türk var, onu da kendi istekleri gibi birbirleriye yozlaştırmayı başarabildiler.
Helal olsun!
Bunu kendimiz yaptık!
Kendimiz izin verdik!
Şimdi kendimi kışın soğuğuna tutulmuş ilkbahar çiçeği gibi umutsuz görsem de yüreğim bana her zaman umudun var olduğunu söylemeye zorlanıyor! Çünkü umudun bu toprakları onların yozlaşmış yürekleriyle beraber terk edip gitti!
Güç insanı gerçekten yozlaştırır...
Bu durumda ne mi yapmalıyız...
Yapmamız gereken bize verilen zamanda gerçek kişiye oy atacağımıza karar vermek.
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor