Dezenformasyon Çağında Kosova-Sırbistan Diyalogu Bir Propaganda Savaş Alanına Dönüştü
0 dk
Avrupa Birliği arabuluculuğunda yürütülen Kosova-Sırbistan diyalogu, on yılı aşkın bir süredir Balkanlar'daki en önemli diplomatik süreçlerden biridir. Süreç, iki devlet arasındaki ilişkilerin normalleşmesini ve vatandaşların hayatını etkileyen pratik meselelerin çözümünü amaçlamaktadır. Ancak Brüksel'deki müzakere turları tıkanıklıklar ve gerilimler arasında devam ederken, sahada diyalogun bölgedeki siyasi propagandanın savaş alanına dönüştüğü başka bir gerçeklik şekillendi.
Sınırın her iki tarafında siyaset, medya ve dış aktörler, kamuoyunu şekillendirmek için rekabetçi söylemler yapılandırmaktadır. Sonuç olarak vatandaşlar, çoğu zaman sürecin gerçek içeriği hakkında değil, tarafların iç çıkarlarına göre değişen siyasi versiyonları üzerinden bilgilendirilmektedir.
Böylece diyalog, enerjiden serbest dolaşıma kadar pratik sorunları çözen bir mekanizma olarak görülmek yerine, kamuoyunda çoğu zaman yapay olarak üretilen gerilimlerin, bölünmelerin ve belirsizliklerin kaynağı olarak algılanmaktadır.
Medya ve sosyal ağ izlemelerinden elde edilen bulgular, röportajlar ve bağımsız raporlar; diyalog hakkında kamuoyunu şekillendirmeyi, kutuplaşmayı artırmayı ve tarafları uluslararası arenada yeniden konumlandırmayı amaçlayan yanlış bilgi ve dezenformasyon anlatılarının yaratıldığını göstermektedir. Taraflar ve özellikle Rusya gibi dış aktörler, gerçekliğin paralel versiyonlarını inşa etmek için çeşitli iletişim araçlarını kullanmaktadır.
Bu makalenin ihtiyaçları doğrultusunda, son on yıl boyunca Sırbistan ve Kosova merkezli medyaların yanı sıra Rus medyasında yayınlanan 43 makale analiz edilmiştir. Ayrıca 2023'ten 2025'in sonuna kadar konuyla ilgili 13 medya haberi ve STK yayını da incelenmiştir.
Sırp medyasında yaratılan temel söylemlerden biri, "Priştine'nin diyalogu sabote ettiği" yönündedir. Bu söylem, Kosova'yı ciddiyetsiz, saldırgan ve sorumsuz bir taraf olarak resmetmektedir. Sırbistan hükümetine yakın medya organları (RTS, RTV, Blic ve Kurir, Informer gibi tabloidler vb.), Kosova Ofisi'nin açıklamalarını tartışılmaz gerçekler gibi sunarak büyütmektedir. Bu makalelerde "Priştine'nin tırmandırıcı eylemleri", "Sırplara yönelik saldırılar", "Sırp toplumunun güvenliğine yönelik tehditler" ve "anlaşmaların uygulanmaması" gibi ifadelere yer verilmektedir. Bu makaleler nadiren tam bir bağlam sunmakta ve Kosova'daki Sırp toplumunda bir korku ikliminin şekillenmesinde temel bir rol oynamaktadır.
Bir diğer söylem ise "Batı'nın Sırbistan'a Kosova'yı tanıması için baskı yaptığı" yönündedir. Bu anlatı Sırbistan'da mevcuttur ve esas olarak Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić'in açıklamalarıyla ifade edilmekte, ancak Sputnik Srbija gibi Rus medyası tarafından da büyütülmektedir.
Sırp Cumhurbaşkanı Vučić'in genellikle Sırbistan'ın çıkarları ve Rusya ile ilişkileriyle ilişkilendirdiği bu söylem, Sputnik tarafından dünyanın diğer bölgelerine de yayılmaktadır.
İzole olaylar ise Sırp siyaseti ve medyası tarafından sıklıkla Kosova hükümetinin Sırplara zarar vermek için hazırladığı bir stratejinin parçası olarak sunulmaktadır. Belgrad'daki iktidara yakın tabloidlerin ve medyanın alarm verici manşetleri, Sırp Listesi (Srpska Lista) temsilcilerinin açıklamalarına yer vererek, "Sırplar Kosova'da sistematik olarak tehdit ediliyor" söyleminin bir parçası olarak, sürekli bir tehlike fikri yaratmayı amaçlamaktadır.
Benzer şekilde, Sırbistan devlet yetkililerinin açıklamalarına dayanan bu tür haberler, "NATO barış güçleri Kosova'ya Sırpları öldürme 'izni' verdi" veya "Kosova Başbakanı Sırplara yönelik yeni saldırılar hazırlıyor" gibi iddialarla Russia Today gibi Rus medyası tarafından da yayılmaktadır.
Gerçekte, uluslararası raporların çoğu bu anlatıyı desteklememektedir. EUvsDisinfo platformu, Sputnik'in Batı'nın da Kosova'daki Sırplara yönelik etnik temizliğin suç ortağı olduğu söylemini nasıl ilerletmeye çalıştığını tespit etmiştir. Bu bağlamda, "Quint büyükelçilerinin (ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve İtalya) Priştine'de olası bir çatışmanın tırmanmasını önlemek için harekete geçmemeleriyle, Kosova'daki Sırplara yönelik etnik temizliğin suç ortağı oldukları" vurgulanmaktadır. Ancak EUvsDisinfo'ya göre bu iddia, Batılı ülkeleri Kosova'daki Sırplara yönelik var olmayan bir "etnik temizlik" ile asılsız bir şekilde suçlayarak Batı karşıtı duyguları ve gerilimleri kışkırtma çabasıdır. "Bu, Kremlin yanlısı bir dezenformasyon kampanyasının parçasıdır ve 2022 Aralık ayında Kosova'daki gerilimin tırmanmasından Batı'yı sorumlu tutmayı amaçlamaktadır; oysa durumu kışkırtan aslında Rusya'dır. Dahası bu, dikkati Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden başka yöne çekmeye de hizmet etmektedir."
2023'ün sonunda BIRN Kosova tarafından yayınlanan "Yalanlar Girdabı" (Vorbulla e rrenave) raporu da Rus hükümetinin, Kosova makamlarının Sırpları Kosova'dan sürmeyi planladığı söylemini tekrarladığını tespit etmiştir.
Bu arada N1, Nova S ve Danas gibi Sırp medyasındaki haberler daha dengeli olsa da, dil engelleri nedeniyle belirli durumlarda analitik derinlikten yoksundur.
Sırbistan'daki medyanın aksine, Kosova'daki çeşitli portallar, siyasi açıklamalara dayanarak, tüzüğünün Kosova Anayasası ile uyumlu olması gerektiği gerçeğine rağmen, Sırp Çoğunluklu Belediyeler Birliği'nin (ASK) "bölgesel özerklik" veya Kosova'nın bölünmesine eşdeğer olduğu anlatısını inşa etmiştir.
Son yıllarda Kosova medyasında hakim olan bir diğer söylem, sürecin herhangi bir tarafı ayrıcalıklı kılmak için tasarlanmamış olmasına rağmen, AB arabulucularının diyalogu kolaylaştırma sürecinde tarafsız olmadığı yönündedir.
Kosova medyasında (Koha, Kallxo, RTK, Klan Kosova, Gazeta Express vb.) genel olarak uluslararası belgelere, anlaşmaların uygulanması yükümlülüklerine ve yetkililerin açıklamalarına dayalı bir habercilik vardır ve zaman zaman diyalogdan doğan yükümlülüklerin hayata geçirilmesi ve Sırp tarafının bu konudaki direnci konusunda eleştirel yaklaşılmaktadır.
Sınırın her iki tarafındaki yeni çevrimiçi medyanın ortak söylemi, "her uzlaşının bir kayıp olduğu" tasviridir.
Öte yandan Rus medyası (Sputnik/RT ve yardımcı platformları), sistematik bir şekilde AB'nin ve Batı'nın zorlayıcı veya ikiyüzlü olduğu, Kosova'nın eylemlerinin jeopolitik nedenlerle desteklendiği, yani "AB'nin Kosova nedeniyle utanması gerektiği" ve Sırbistan'ın baskı altına alındığı söylemine dayatmaktadır. Bunlar daha çok Sırp iç söylemlerini ve Rusya'nın uluslararası arenadaki tutumlarını yansıtmaya ve güçlendirmeye hizmet etmektedir. Kremlin yanlısı bu tür dezenformasyon söylemler EUvsDisinfo platformu tarafından da tespit edilmiştir; burada AB ve Batı, "Sırbistan'ı Rusya karşıtı yaptırımları kabul etmeye zorlamaya çalışmakla ve Kosova'daki çatışmayı kışkırtmakla" veya "Sırbistan-Kosova Anlaşması'nın aslında bir gasp olduğu" iddialarıyla suçlanmaktadır. Kosova hakkında daha geniş bir Kremlin yanlısı dezenformasyon kampanyasının parçası olarak gerçeklerin kasıtlı olarak çarpıtılmasıyla, Avrupa Birliği'nin ilişkileri normalleştirme çabalarının baltalanması ve olumsuz bir ışık altında tasvir edilmesi amaçlanmaktadır.
AB'ye göre diyalog tarafları uzlaşmaya katkı sağlamayan retorikten kaçınmalıdır
Diyalog, AB'nin Batı Balkanlar'daki angajmanının merkezindedir ve tamamen Avrupa Birliği tarafından tasarlanmış, kurgulanmış ve yönetilmektedir.
Süreç, BM Genel Kurulu'nun 64/298 (2010) sayılı kararının kabul edilmesinin ardından başlatılmıştır.
AB'nin Kosova hakkındaki son raporunda, her iki tarafın da Normalleşme Yolu Anlaşması ve Uygulama Eki'nden ve önceki tüm Diyalog anlaşmalarından kaynaklanan yükümlülüklerini, Eylül ve Ekim 2024'te yapılan resmi taahhütlere uygun olarak uygulamalarının beklendiği belirtilmektedir. Bu, Sırp Çoğunluklu Belediyeler Birliği'nin kurulmasını da içermektedir. Kosova'dan birliğin kurulmasına yol açacak süreci başlatması beklenirken, Sırbistan'dan Kosova'nın belgelerini, sembollerini ve kurumlarını tanıyarak yükümlülüklerini paralel bir şekilde yerine getirmeye başlaması beklenmektedir. AB'ye göre anlaşma geçerlidir ve taraflar için yasal olarak bağlayıcıdır; onayı veya "resmileştirilmesi" ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere herhangi bir formalite, uygulamadaki ilerlemeyi engellememelidir ve tarafların yapıcılığı yalnızca uygulama performanslarına göre değerlendirilecektir.
"İlişkilerin normalleşmesi ve Diyalog yükümlülüklerinin uygulanması, her iki tarafın Avrupa yolunda temel koşullar olmaya devam etmektedir ve ilerleme kaydedilmemesi durumunda her iki taraf da önemli fırsatları kaçırma riskiyle karşı karşıyadır."
Raporda ayrıca Kosova ve Sırbistan'ın diyaloga katıldığı, ancak normalleşme sürecini ilerletmek için çok daha ciddi ve yapıcı bir angajman göstermeleri gerektiği vurgulanmaktadır. AB'ye göre her iki taraf da istikrarı baltalayan eylemlerden ve diyalog ile uzlaşmaya katkı sağlamayan retorikten kaçınmalıdır.
Araştırmacı ve teyitçi Festim Rizanaj, "AB arabuluculuğundaki diyalogda tarafların bilgiyi ve anlatıları kamuoyunu şekillendirmek ve müzakere pozisyonlarını güçlendirmek için bir siyasi araç olarak kullandığını" değerlendirmiştir. Ona göre her iki ülkede de gerçeklerin seçici kullanımı, korku yaratılması ve kutuplaştırıcı dilin kullanılması, diyalogu teknik bir süreçten propaganda savaşına dönüştürmekte, anlaşmaya varılmasını zorlaştırmakta ve bizzat AB arabuluculuğundaki sürece olan kamuoyu güvenini zedelemektedir.
Rizanaj, "Kosova-Sırbistan diyalogu hakkındaki dezenformasyon söylemleri genellikle karşı tarafı tehdit, kendilerini ise kurban olarak tasvir ederek güvensizliği ve gerilimi beslemektedir" demiştir.
Ona göre dış aktörler de Kosova-Sırbistan diyalogu hakkındaki dezenformasyon söylemlerini büyüterek, onları daha görünür, daha duygusal ve daha kutuplaştırıcı hale getirmede önemli bir rol oynamaktadır.
"Rusya, Sırp mağduriyet söylemini güçlendirmek ve diyalogu AB'nin rolünü zayıflatmak ve Balkanlar'da gerilimi artırmak amacıyla Batı tarafından dayatılan bir süreç olarak sunmak için medyasını ve propaganda ağlarını kullanmaktadır. Sırp yanlısı bölgesel medya ve lobi portalları bu anlatıları doğrulamadan yeniden üreterek Sırbistan'da ve Kosova'daki Sırp toplumunda daha hızlı yayılmasını sağlamaktadır" diye ifade etmiştir Rizanaj.
Rizanaj, diyalogdaki her iki tarafın da, özellikle Brüksel'deki kilit toplantılar öncesinde, karşı taraf üzerinde baskı oluşturmak için koordineli siyasi ve medya iletişimi kullandığının altını çizmektedir. "Sırbistan'da hükümet, iktidara yakın medya ve Kosova Ofisi yetkilileri, sık sık Priştine'yi saldırgan ve Kosova'daki Sırpları tehlike altında gösteren birleşik mesajlarla ortaya çıkmaktadır. Bu kamusal söylem aciliyet hissini artırmakta ve Belgrad'a diyalog masasında daha sert bir duruş sergilemesi için gerekçe sağlamaktadır. Kosova'da ise kurumların açıklamaları, siyasi suçlamalar ve Sırbistan'ın anlaşmaları sabote etmek amacıyla kuzeyi istikrarsızlaştırdığını vurgulayan medya arasında sık sık bir koordinasyon gözlemlenmektedir. Brüksel'deki toplantılar öncesinde kamusal iletişim, kırmızı çizgileri vurgulayan ve 'taviz veren taraf' olarak görülmemek adına daha sert tutumları meşrulaştıran bir söyleme dönüşmektedir." dedi Rizanaj.
"Bulanık diplomatik iletişimler, asılsız teorilere zemin hazırladı"
Medya alanında araştırmacı ve K2.0'da yönetici editör olan Gentiana Paçarizi, birkaç yıllık gözlemlerine dayanarak, Kosova iç söyleminde diyalog süreci hakkında olgusal temeli olmayan bazı söylemlerin dolaştığını fark ettiğini belirtmektedir.
"Diyalogun daha aktif olduğu dönemlerde, toplantılar ve anlaşmalar siyasi aktörler tarafından sıkça 'egemenliğe yönelik tehdit', 'ulusal ihanet', 'bölünmeye doğru adımlar' vb. şeklinde yorumlanıyordu. Gerek Kosova kurumlarından gerekse AB'den gelen şeffaflık eksikliği ve bulanık diplomatik iletişimler, 'gizlice imzalanan' anlaşmalar gibi asılsız teorilere zemin hazırladı." diyor Paçarizi.
Ona göre bir diğer kalıcı söylem, AB'nin güvenilmez ve taraflı bir arabulucu olarak sunulmasıyla ilgilidir. Paçarizi, "AB'den gelen şeffaflık eksikliği ve net açıklamaların olmaması nedeniyle, siyasi yorumlar genellikle gerçeklerin önüne geçmektedir." diye eklemektedir.
Ona göre süreç boyunca her iki tarafın da olaylarla ilgili kendi hikaye versiyonunu yapılandırdığı görülmüektedir.
"Her diyalog turu sıfır toplamlı bir oyun (zero sum game) olarak ele alınıyor: Bir taraf 'kazanıyor', diğeri 'kaybediyor'. Toplantılar kapalı kapılar ardında gerçekleştiği ve her iki taraf olayların kendi versiyonunu oluşturduğu için bu yaklaşım şeffaflık eksikliğinden besleniyor. Ne yazık ki AB, hangi versiyonun doğru olduğunu açıklamak için müdahale etmiyor." dedi Paqrizi.
Paçarizi'ye göre söylemler yıllar içinde değişse de, süreçten somut sonuçların çıkmamasıyla birleştiğinde bu durum, doğru bilgi eksikliği nedeniyle vatandaşların bir bütün olarak diyaloga karşı, kendi gerçekliklerinden kopuk bir süreç olarak bir tür isteksizlik (tiksinti) geliştirmelerine neden olmuştur.
Paqarizi aynı zamanda diyalog hakkında dengeli haber yapmanın bazı yapısal zorluklarla karşı karşıya olduğunu vurgulamaktadır:
"Birincisi, AB'nin şeffaflık eksikliği sürekli bir eleştiri konusu olmuştur. Süreç şeffaf olmayan bir şekilde görülmekte ve bu durum, gelişmeleri doğrulamak için temel bilgilere çoğu zaman erişimi olmayan gazetecilerin işini önemli ölçüde zorlaştırmaktadır."
İkincisi, Kosova kurumları da şeffaf olmamıştır. Toplantıların çoğu kapalı kapılar ardında gerçekleşirken, her turdan sonra sunulan yorumlar olgusal değil, ağırlıklı olarak siyasidir. Bu durum, bilginin tam olarak doğrulanmasını imkansız hale getirmekte, derinlemesine haber yapmayı engellemekte ve siyasi aktörlerden kaynaklanan temelsiz söylemlere meydan okumayı zorlaştırmaktadır.
Üçüncüsü, AB tarafından yürütülen süreçlerde uzmanlaşmış gazetecilerin eksikliği ciddi bir engel olmaya devam etmektedir. Kosova'da diyalogu sürekli ve analitik bir şekilde takip eden çok az gazeteci var. Sonuç olarak haberlerin çoğu bağımsız kaynaklara veya sürecin derinlemesine anlaşılmasına değil, tarafların açıklamalarına dayanmakta, bu da medyanın gerçekten dengeli haber üretme gücünü sınırlamaktadır."
Ona göre siyasi abartılı açıklamalar yaygın bir olgudur ve çok daha sık doğrulanmadan yayınlanmaktadır:
"Sebepler, medyanın zor mali durumu ve dikkat çekebilecek her türlü açıklamayı hızla yayınlama baskısı ile ilgilidir. Hız ve ayrıcalığı (özel haberi) doğrulamanın üzerinde tutan bir medya sisteminde, yazı işleri genellikle bu pazarın kurallarına boyun eğmektedir."
Ancak O, Kosova medyası ile Sırbistan medyası arasındaki diyalog haberciliğinin kıyaslanamayacağını düşünmektedir:
"Sırbistan'da Kosova ile ilgili haberler, hükümet ve onu destekleyen medya arasındaki koordineli bir dezenformasyon makinesi tarafından beslenen ve sürdürülen geniş bir siyasi söylemin parçasıdır. Kosova ve kurumları sistematik olarak yasadışı, AB taraflı veya manipülatif olarak sunulurken, diyalogun kendisi Sırbistan'ın haksız baskı altında olduğu bir süreç olarak tasvir edilmektedir."
Ona göre Kosova'da durum bambaşkadır:
"Sansasyonel eğilim ve siyasi açıklamalara bağımlı habercilik olsa da, medya organize bir dezenformasyon aygıtı mantığıyla çalışmamaktadır. Temel sorun, analitik derinlik eksikliği ve siyasi aktörlerin yorumlarına bağımlılıktır."
"Özünde, Sırbistan'daki hükümet yanlısı medya bir propaganda mimarisi içinde faaliyet gösterirken, Kosova medyası dezenformasyon koordinasyonundan değil, kapasite eksikliğinden mustarip kırılgan bir ekosistem içinde faaliyet göstermektedir."
"Dezenformasyonun normalleşmeyi engellememesini sağlamak her iki tarafın sorumluluğundadır"
AB'nin Kosova Ofisi Sözcüsü Nikola Gaon Sorokin, bölücü, kutuplaştırıcı ve zaman zaman saldırgan dilin, Kosova ile Sırbistan arasındaki ilişkilerin kademeli olarak normalleşmesi amacına ters düştüğünü değerlendirmektedir:
"Hem Kosova'daki hem de Sırbistan'daki insanlar diyalogu yakından takip ediyor. AB diyalogda kolaylaştırıcı olarak hareket ediyor. Diyalog sonuçlarının sorumluluğu tamamen her iki tarafa aittir. Diyalogun, sürecin ve sonuçlarının yerel kamuoyu ile iletişimi de AB'nin değil, her iki tarafın sorumluluğundadır. Diyaloga yapıcı bir şekilde katılarak her iki taraf da ilişkilerinin kademeli olarak normalleşmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Bölücü, kutuplaştırıcı ve zaman zaman saldırgan dil bu amaca ters düşmektedir."
Ona göre diyalogdaki her iki taraf, dezenformasyonun süreci ve normalleşmeyi engellememesini sağlama sorumluluğuna sahiptir:
"Dezenformasyon bugün küresel bir sorundur ve diyalog izole bir şekilde gerçekleşmemektedir. Her iki tarafın da ilişkilerin normalleşmesini teşvik eden ve insanların diyalogun günlük yaşamı nasıl kolaylaştırabileceğini ve Avrupa Birliği'ne giden yolu nasıl açabileceğini anlamalarına yardımcı olan bir iletişim sağlaması önemlidir. Dezenformasyonun normalleşmeyi, uzlaşmayı ve ileriye dönük olumlu bir perspektifi engellememesini sağlamak her iki tarafın sorumluluğundadır. Taviz vermek zayıflık değildir; ilerleme için bir ön koşuldur. Bu nedenle gerçeklere dayalı bir kamusal tartışmanın sürdürülmesi esastır."
Aynı zamanda Sorokin, AB'nin süreç kolaylaştırıcısı olarak yalnızca diyalog sonuçlarını, yani gerçekleri ilettiğinin altını çizmektedir:
"2023 Ohri Anlaşması bilinmektedir ve normalleşme hedefleri açıktır. Doğru bilginin vatandaşlara ulaşması için Kosova ve Sırbistan'daki yetkililerle, tüm Avrupa kurumlarıyla ve üye devletlerle yakın bir şekilde çalışıyoruz. Yanlış iddialar ortaya çıktığında, bunları derhal yapılan açıklamalarla ve ilgili taraflarla doğrudan etkileşim kurarak ele alıyoruz."
Bu tür vakalar 2025 yılında da yaşanmıştır.
Kosova Başmüzakerecisi Besnik Bislimi, 2025 Haziran ayında Sırbistan Başmüzakerecisi Petar Petković'i, 10 Haziran 2025'te Brüksel'de yapılan toplantının ardından yalan beyanlarda bulunmakla suçlamış ve Sırp yetkilinin üçlü toplantı sırasında varılan mutabakatı ihlal ettiğini söylemiştir. Koha'nın haberine göre Bislimi, sözde Kosova Ofisi'nin web sitesinde Petković'in açıklamasının düzeltildiğini ve bunun "muhtemelen Kosova konuyu birkaç dakika içinde gündeme getirdikten sonra AB temsilcisinin müdahalesiyle" gerçekleştiğini eklemiştir.
Diyalogdaki dezenformasyon konusuyla ilgili sorular Kosova Hükümeti Kamu İletişim Ofisi'ne de gönderilmiş, ancak haberin yapıldığı ana kadar yanıt alınamamıştır.
Sosyal ağlar ve internet platformları dezenformasyonun ana dağıtıcılarıdır
BIRN Kosova tarafından 2023 sonunda yayınlanan "Yalanlar Girdabı" raporu; medyanın, kurumların ve sivil toplumun dezenformasyonla etkin mücadelede ciddi zorluklarla karşılaştığını ve Kosova'da bu olguyla mücadele için net bir vizyon ve stratejik yaklaşım bulunmadığını, bu nedenle dezenformasyonun Kosova kamuoyu üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu tespit etmektedir.
Bu çalışmaya göre, sürdürülebilir finansman eksikliği, sınırlı insan kaynakları, belirsiz editoryal politikalar ve dış etkiler nedeniyle medya bazı durumlarda dezenformasyonun yaratıcısı ve güçlendiricisi haline gelmiştir.
Araştırma bulguları, bazı durumlarda geleneksel ve profesyonel medyanın da suçu olmasına rağmen, sosyal ağların ve yalan haberlerde uzmanlaşmış internet platformlarının dezenformasyonun ana dağıtıcıları olduğunu göstermiştir.
Raporda şöyle denilmektedir:
"Araştırma, Kosova ile Sırbistan arasında AB tarafından kolaylaştırılan diyalogun, AB ve ABD tarafından atanan kolaylaştırıcılar hakkında dezenformasyonla birlikte yürüdüğünü göstermektedir. Diyalogda ilerleme kaydedilmemesinden kaynaklanan hayal kırıklığı, medyada genellikle imzalanan anlaşmaların uygulanmasını dayatamayan kolaylaştırıcıların hatası olarak yorumlanmıştır. Bu şekilde, Kosova vatandaşlarının %91'inden fazlası AB entegrasyonundan yana olduğunu ifade etmesine rağmen, Kosova-Sırbistan diyalogunun başarısızlığı konusunda AB'ye karşı yerel duygular ortaya çıkmıştır. Bu durum daha sonra Rus dezenformasyon söylemleriyle güçlendirilmiştir. Benzer şekilde, Kosova ve Sırbistan'daki politikacılar, esas olarak onları ulusal davaların 'hainleri' olarak tasvir etmeyi amaçlayan yanlış bilgiye dayalı kampanyalarla karşı karşıya kalmışlardır."
Öte yandan Kosova Güvenlik Araştırmaları Merkezi (QKSS) tarafından 2024 yılında yayınlanan "Dezenformasyon Kosova'daki etnik gruplar arası ilişkileri nasıl hedef alıyor ve etkiliyor?" başlıklı araştırma makalesi, dezenformasyon ve yanlış bilgilendirmenin Kosova'da yaygın sorunlar olduğunu, mevcut toplumsal bölünmelerin ve kurumsal verilere olan düşük güvenin istismar edildiğini tespit etmiştir.
Bu rapora göre dezenformasyon, bireysel algıları, topluluk dinamiklerini ve kurumsal güveni hedef alarak birçok düzeyde işlemekte ve genellikle bölünmeleri kötüleştirmek için kısmi gerçekleri ve doğrulanmamış bilgileri kullanarak duygusal olarak yüklü ve kültürel açıdan hassas konulara odaklanmaktadır.
Araştırma makalesinde, "Dezenformasyon, diyalog için düşmanca bir ortam yaratarak etnik gruplar arası işbirliğini caydırmaktadır. Örneğin: Sırp Çoğunluklu Belediyeler Birliği hakkındaki anlatılar, bunu toprak bütünlüğü ve egemenliğe yönelik bir tehdit olarak nitelendirmekte, bu da Kosovalı Arnavutların muhalefetine yol açmaktadır. Sırp medyası, Sırp Çoğunluklu Belediyeler Birliği konusunda ilerleme olmamasını Kosova'nın kötü niyetinin kanıtı olarak tasvir ederek Sırplar arasında güvensizliği körüklemektedir. Sırp Çoğunluklu Belediyeler Birliği ile ilgili ana anlatılardan biri, ' Sırp Çoğunluklu Belediyeler Birliği 'nin kurulmasının Kosova'da başka bir Sırp Cumhuriyeti’nin (Republika Srpska) kurulması anlamına geleceği' yönündedir ve buna Kosovalı Arnavutların %58'i ve Kosovalı Sırpların %37'si inanmaktadır." denilmektedir.
Siyasi bilginin anlaşılmasını iyileştirmek için medya okuryazarlığı şart
Araştırmacı Festim Rizanaj, medyanın izlediği gazetecilik standartlarına ve bilgiyi sunma biçimine bağlı olarak siyasi dezenformasyonu abartmada veya azaltmada kilit bir rol oynadığını değerlendirmektedir:
"Medya doğrulama (fact-checking), güvenilir kaynaklar ve dengeli bir yaklaşımla çalıştığında dezenformasyonun azalmasına yardımcı olur, bağlam sunar ve siyasi iletişimde şeffaflığı artırır. Aksine, medya sansasyonel başlıklar kullandığında, seçici haber yaptığında veya politikacıların ve dış aktörlerin açıklamalarını doğrulamadan yeniden ürettiğinde, dezenformasyon söylemleri abartır, kutuplaşmayı güçlendirir ve kamuoyu algısını olumsuz etkiler."
Ona göre siyasi bilginin anlaşılmasını iyileştirmek için medya eğitimi, kurumların net iletişimi, doğrulama kampanyaları ve açık oturumlar yoluyla eleştirel düşüncenin teşvik edilmesi önemlidir.
"Bu önlemler dezenformasyona karşı direnci artırır ve vatandaşların bilinçli görüşler oluşturmasına yardımcı olur" diye ifade etmektedir Rizanaj.
Öte yandan AB belgeleri, her iki tarafın da yerine getirilmemiş yükümlülükleri ve devam eden uygulama sorunları olduğunu açıkça göstermektedir. Sürece bakış, diyalogun Brüksel'de müzakere edilenlerden değil, Priştine, Belgrad ve üçüncü medya platformlarında nasıl yorumlandığından zarar gördüğünü göstermiştir. Ve eğer bilgiye yaklaşım değiştirilmezse, süreç gerçeklerin değil, söylemlerin rehini olma riskiyle karşı karşıyadır. Ve bu iklimde normalleşme daha da zorlaşmaktadır.
Makaleyi hazıtlayan gazeteciler: Fisnik Minci ve Raif Kırkul
(Fotoğraf: https://kryeministri.rks-gov.net/)
Bu malzeme, BIRN Kosova, Internews Kosova ve Kosova Gazeteciler Derneği tarafından uygulanan Medya Bütünlüğü ve Dezenformasyon Takibi (MIDWatch) projesi kapsamında hazırlanmıştır. Proje, Birleşik Krallık Hükümeti tarafından sağlanan finansmanla Birleşik Krallık'ın Kosova Büyükelçiliği tarafından desteklenmektedir. İfade edilen görüşler, Birleşik Krallık Hükümeti'nin ve uygulayıcı kuruluşların resmi politikalarını yansıtmayabilir.
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor