- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Doğrusu Ne Olmalı?-Dinler Arası Diyalog mu, Din Adamları Arası Diyalog mu?
Doğrusu Ne Olmalı?-Dinler Arası Diyalog mu, Din Adamları Arası Diyalog mu?
0 dk
Yazan: M. Tevfik Yücesoy
Son yıllarda sıkça gündeme gelen “dinler arası diyalog” kavramı, terminolojik ve teolojik açıdan ciddi tartışmalara kapı aralamaktadır. İlk bakışta barışı, hoşgörüyü ve karşılıklı anlayışı hedefleyen bu yaklaşım, derinlemesine incelendiğinde bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Çünkü dinlerin temel esasları, ilahi kaynaklı ve değiştirilemez kabul edilir. Dolayısıyla bu esasların “diyalog” masasına yatırılması ve karşılıklı tavizlerle yumuşatılması, dinlerin mahiyetine aykırıdır.
İslam’da Zorlama Yasağı
Kur’an-ı Kerîm’de açıkça ifade edildiği üzere, “Dinde zorlama yoktur” (Bakara, 256). Yine, “Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin” (Kasas, 56) ve “Sen onların üzerinde zorba değilsin, senin vazifen sadece tebliğdir” (Gâşiye, 22) ayetleri, İslam’ın inanç tercihine yönelik zorlamayı reddettiğini açıkça ortaya koyar. Hidayet, kişinin kendi iradesiyle ve içten gelen isteğiyle ulaşabileceği bir nimettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dahi, insanları inanca zorlamamış, yalnızca ilahi mesajı tebliğ etmiştir.
Peygamberimizin Ehli Kitapla İlişkisi
Hz. Peygamber, Medine’ye hicret ettiğinde Yahudi ve Hristiyanlarla *Medine Vesikası* çerçevesinde bir arada yaşamayı esas alan bir toplumsal sözleşme yapmıştır. Bu vesika, onların dinî ve sosyal haklarını garanti altına almış, karşılıklı saygı ve barışı tesis etmiştir. Ayrıca İslam fıkhında, Müslüman bir erkeğin ehli kitap bir kadınla evlenmesine izin verilmiş, bu kadının dinini değiştirmeye zorlanması da caiz görülmemiştir. Bu yaklaşım, İslam’ın inanç özgürlüğüne verdiği önemi ve barışçıl tutumunu göstermektedir.
Dinler Arası Diyalog ve FETÖ Gölgesi
Türkiye'de “dinler arası diyalog” kavramı, ne yazık ki FETÖ yapılanması ile anılmıştır. Bu yapı, diyalog söylemini maske olarak kullanıp, devlet ve toplum yapısına sızmış; 15 Temmuz hain darbe girişimiyle yüzlerce insanın ölümüne sebep olmuştur. Bu örgütle özdeşleşen “dinler arası diyalog” algısı, kamu vicdanında derin bir güven kaybına yol açmış ve bu söylemin meşruiyeti ciddi şekilde zedelenmiştir.
Doğru Yaklaşım: Din Adamları Arası Diyalog
Bu noktada, doğru olan yaklaşım “dinler arası diyalog” değil, “din adamları arası diyalog”dur. Farklı inançların temsilcileri olan din adamları, ortak insani değerler ve toplumsal barış çerçevesinde bir araya gelmeli, karşılıklı anlayış ve saygı temelinde iletişim kurmalıdır. Bu tür ilişkiler, hem toplumlar arası gerilimleri azaltacak hem de dini nefretin istismarını engelleyecektir.
Tarihte bunun tam tersine de şahit olduk. Bosna Savaşı’nda, Sırp Ortodoks Kilisesi tarafından kutsanarak cepheye gönderilen askerlerin, din adına nasıl bir yıkıma yol açtığı hafızalardaki yerini korumaktadır. Camilerin yakıldığı, masum sivillerin katledildiği bu karanlık tablo, dinî duyguların istismar edilmesinin acı bir sonucudur.
Benzer şekilde, kiliselerin veya havraların saldırıya uğraması, Musevilerin büyük soykırımlara maruz kalması da dinin kendisinden değil; dinin yanlış temsilinden ve bazı diktatörlerin zalimce yönetim anlayışlarından kaynaklanmaktadır.
Gazze: Canlı Bir Acı
Gazze’de 2025 itibarıyla yaşananlar, modern zamanların en ağır insani krizlerinden biridir. Resmî kaynaklara göre 67.000’den fazla kişi hayatını kaybetmiş; bunların önemli bir bölümü çocuk, kadın ve sivildir. On binlercesi yaralanmış, binlercesi hâlâ enkaz altında veya kayıptır.
Yüzlerce okul, üniversite, hastane, cami, kilise ve sivil yapı hedef alınmış, eğitim ve sağlık sistemi tamamen çökmüştür.
Bu tablo, dinî veya etnik değil, insani bir sorundur. Dinin istismar edilerek şiddete gerekçe yapılması asla kabul edilemez.
Bugün, din adamlarına düşen görev; kutuplaştırmak değil, barışı tesis etmek, nefret yerine merhameti yaymak, insanı yaşatmaktır.
Unutulmamalıdır ki:
Bir insanı yaşatmak, tüm insanlığı yaşatmaktır. (Maide, 32)
Netice-i kelam;
Dinler, tartışma değil tebliğ zemini olarak görülmelidir. İnançların ilahi esaslarını diyalog adı altında müzakere masasına yatırmak, ne aklen ne de dinen doğru bir yaklaşımdır. Ancak din adamları arasında kurulacak sağlıklı bir diyalog, farklı inanç mensuplarının barış içinde bir arada yaşamasını mümkün kılacak önemli bir anahtardır.
Bu anlayış, sadece geçmişte yaşanan acılardan ders çıkarmayı değil; aynı zamanda daha adil, daha huzurlu ve birlikte yaşanabilir bir geleceğin inşasını da mümkün kılacaktır.
İslam’ın tebliğ ve yaşama metodunun özü budur: İnancı koruyarak; insanla, toplumla, diğer inançlara mensup insanlarla — adalet, hoşgörü, merhamet, kardeşlik ve barış temelinde bir arada yaşamak.
Çünkü gerçek barış, inançları değiştirmeye kalkmakta değil; insanlıkta, adalette ve vicdanda başlar.
Son olarak, Medine Vesikası ile ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için TDV İslam Ansiklopedisi’nde yer alan “Medine Vesikası” maddesine başvurulabilir. İlgili sayfaya şu linkten ulaşabilirsiniz:
islamansiklopedisi.org.tr/medine-vesikasi?utm_source
Selam ve dua ile…
01.12.2025 / İstanbul
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Öğrenciler ve Özel Sektör Çalışanlara 100 Euroluk Destek Başvuruları Bugün Sona Eriyor
İlk Hacı Kafilesi Kosova’ya Döndü
Şingin’de Hayatını Kaybeden İki Kosovalı Genç Son Yolculuklarına Bugün Uğurlanacak