EURO
1
  • EURALL
    95.55 0.29%
  • EURTRY
    53.47 0.15%
  • EURMKD
    61.63 -0.05%
  • EURRSD
    117.38 -0.03%
  • EURUSD
    1.16 0.16%
  • EURGBP
    0.87 0.05%
  • EURCHF
    0.92 -0.04%
  • EURSEK
    10.88 -0.25%
  • EURAUD
    1.63 0.15%
Haberler aranıyor...
Aramak için en az 2 karakter yazın.
7 Haziran 2026 Kosova Erken Genel Seçimleri
00
Gün
00
Saat
00
Dakika
00
Saniye

Dünya bir tarikat tarafından mı yönetiliyor, peki şimdi ne olacak?

Dünya bir tarikat tarafından mı yönetiliyor, peki şimdi ne olacak?
6 Şubat 2026, 13:02

0 dk

Kaynak: CdM 
Yazan: Dušan Pajović, CdM köşe yazarı
Değerlendirme: M. Tevfik Yücesoy

Bir avuç İnsanın bu kadar büyük miktarda para, kaynak, güç ve nüfuza sahip olması normal değil.

2000’li yılların başlarında mahalle aralarındaki banklarda oturan teyzeler düzenli olarak toplanır, gençlerin özel hayatını didik didik ederdi. Çeşitli sorunlar, hastalıklar ya da sadece giyim tarzları… Hepsinin tek bir açıklaması vardı:
Kansızdır, depresyondadır, madde bağımlılığı vardır, piercing ya da dövmesi vardır, rock ya da rap dinliyordur—mantıklı açıklama: tarikatçı!

Anlamsızlığın baskısına yenilen, kötü yaşam koşullarına maruz kalan ya da o dönemde ayrı bir tabu olan depresyonla boğuşan herkes, “Kara Gül” adlı satanist tarikatın üyesi olarak damgalanırdı.

Gündelik hayatın bu dili, daha sonra Miroljub Petrović ve Balkan Info gibi platformların etkisiyle genişledi. Tıpkı ilkel kabile topluluklarında olduğu gibi, bu “modern” toplum da anlayamadığı her şeyi şeytanlaştırma ve kötü tanrılarla açıklama yoluna gitti.

Kişisel alandan çıkan bu teoriler, zamanla siyasete de sıçradı. Üstelik sadece bizim buralarda değil, küresel ölçekte. Hatta denebilir ki, apartman önündeki banklarda oturan teyzeler bu hareketin öncüleri oldu. Yerelde hareket edip küresel düşündüler. Zamanlarının ilerisindeydiler.

2017’de QAnon adlı komplo teorisi patladı. Buna göre, “derin devletle” iş birliği yapan, çocuklara cinsel istismarda bulunan ve onları yiyen küresel bir elitler kabalası vardı. İşin püf noktası şuydu:
Donald Trump gizliden gizliye onlara karşı savaşıyordu.

İnternetin karanlık köşelerinde QAnon, Trump’a yakın biri gibi mesajlar yayımlıyordu. Hollywood’u, ABD Demokrat Partisi politikacılarını, Rothschild’leri, Soros’u ve diğer zenginleri çocuk tecavüzü ve yamyamlıkla suçluyordu.
İnsan aklının sınırlarını zorladılar: Hillary Clinton’ın çocukları öldürdüğünü, kanlarını içtiğini, yüzlerini maske gibi taktığını iddia ettiler. Pizza Hut zincirinin bodrumlarında çocuk ticareti yapıldığını söylediler. Bunun sonucunda silahlı insanlar restorana baskın yaptı. Hiçbir şey bulunamadı.

QAnon, Trump’ın bu “satanist-Yahudi masonerisiyle” hesaplaşacağını ve “Fırtına Günü”nün (The Storm) geleceğini vaat etti. O gün Trump; Obama’dan Papa’ya kadar herkesi tutuklayacak, askeri bir diktatörlük kuracak ve onları kamplara gönderecekti.
Ama o gün hiç gelmedi.

Gazeteciler, QAnon’un arkasında Trump’ın eski baş stratejisti Steve Bannon’ın olduğunu ortaya çıkardı. Bannon, Cumhuriyetçilerle aşırı sağı birbirine bağlayan bir pazarlama dahisiydi.
Sürpriz değil: Bannon, Epstein dosyalarının her yerinde. Epstein’la çok yakındı; birlikte çekilmiş fotoğrafları var. Bir dönem Jeffrey Epstein’ın mahkemedeki savunmasını birlikte planladılar.

Bildiğiniz gibi ABD Adalet Bakanlığı, Epstein dosyalarının yeni bir bölümünü yayımladı. İnsan ticareti, fuhuş, cinsel istismar ve pedofiliyle ilgili davanın parçası bu. Ancak yayımlananlar yalnızca çok küçük bir bölüm. Oysa yasa gereği tüm belgelerin kamuya açık olması gerekiyor.

Yıllar önce mağdurlar ortaya çıkmış, Epstein’ın bir modellik ajansı maskesi altında onları küresel güç sahiplerine pazarladığını anlatmıştı. Trump’tan Prens Andrew’a kadar birçok isim geçiyordu. Mağdur sayısı arttı, detaylar çoğaldı.
Ama patriyarkal düzende olduğu gibi, kadınların anlattıkları yeterli olmadı. Dünya ancak ölü bir pedofilin e-postaları ortaya çıkınca kulak kabarttı.

Bannon, gerçeği alıp absürt hale getirdi ve bunu iki yönlü bir siyasi projeye dönüştürdü:
Hem Trump’a oy kazandırdı hem de onu suçlamalardan korudu. Çünkü “pedofilik-satanist derin devlete karşı Donald Trump savaşıyor” gibi bir iddiayı kim ciddiye alırdı?
Böylece Trump hem alemlere akabilir hem de “kabalaya karşı savaşçı” olarak algılanabilirdi. Steve Bannon’dan şah-mat.

Epstein, tüm küresel elitlerle bağlantılıydı. Bu zaten onun işi gibiydi. Adasında her yerde kameralar vardı, tuvaletler dahil. Her şey kaydediliyordu. Terabaytlarca belge var. ABD Adalet Bakanlığı ise neredeyse hiçbir şey yayımlamadı.

Noam Chomsky, Epstein için yazdığı bir referans mektubunda onun en ilginç yanının olağanüstü bağlantı ağı olduğunu söylüyordu. Epstein, istediği an başbakanları, devlet başkanlarını, büyükelçileri arayıp doğrudan bilgi alabiliyordu.

Kişisel iğrençliklerinin ötesinde, Epstein Libya’nın ve Küba’nın parçalanması gibi jeopolitik planlar üzerinde çalışıyordu. En yakın bağlantıları İsrail’e uzanıyordu.

Elon Musk’la adaya ziyaret planladı, Norveç Kraliçesi’yle laboratuvarda bebek tasarımını konuştu, Lajčák’la Milo’yla tanışmayı ayarladı, Bill Gates’e Melinda’ya cinsel hastalık bulaştırmamak için akıl verdi. Chomsky ise onu eleştirilerden nasıl koruyacağı konusunda bizzat yönlendirdi.

Görünen o ki Epstein, fuhuş ve çocuk istismarını, güçlü insanları siyasi kararlar alırken şantajla kontrol etmek için kullanıyordu.

En mide bulandırıcı iddialar ise şunlar:
Trump’ın 13–14 yaşlarında bir kıza tecavüz ettiği, kulübündeki partilerde çocuklara cinsel saldırılar yaşandığı, insan ticareti yaptığı ve hatta bir yenidoğanın öldürülmesine tanık olduğu iddia ediliyor.

Bir polis yazışmasında, bir mağdur; George Bush Sr.’ın bir erkeğe tecavüz ettiğini, bebeklerin parçalanmasına tanıklık ettiğini, ritüel kurbanlardan söz ediyor. Detaylar etik sebeplerle yayımlanmıyor ama belgeler internette mevcut.

Şeffaflık var ama sonuç yok. Kimse tutuklanmadı. Epstein (sözde intihar etti) ve ortağı Ghislaine Maxwell dışında. Biz sadece dehşeti izliyoruz; failler cezasız.

Bu durum, solcuların yüzyıllardır söylediğini en çirkin biçimde doğruladı:
Bu kadar para, güç ve nüfuz kimsenin elinde olmamalı.
Milyarder olanlar zaten vicdansız kişiler oluyor; o konum onları daha da sapkınlaştırıyor. Her şeye ulaşabiliyorlar. Her şeyi denemiş oluyorlar. Dokunulmaz olduklarını biliyorlar. Ve sınırları sürekli daha ileri itiyorlar.

Sonuçta tarikatçı olan; Xanax kullanan komşu, siyah giyinen kendine zarar veren kız, parkta Nirvana çalan rockerlar değildi.
Gerçek çok daha karanlık:
Tarikatçılar, televizyonda hayranlıkla izlediklerinizdi. Kaderinizi teslim ettiklerinizdi. Sizi “korumasını”, verilerinizi yönetmesini, adınıza konuşmasını beklediklerinizdi.
Dolar sembollü sunaklarda kurban sunuyorlar.

Ama dünya milyarderlerine kızmadan önce şunu hatırlayın:
Pedofiller “evimizde” de var. Sırp Ortodoks Kilisesi’nin üst düzeyi defalarca pedofiliyle ya da örtbasla suçlandı. Moldovalı S.Ç. vakası da çok eski değil.

Yeni dosyaları beklerken geriye tek soru kalıyor:
Peki… şimdi ne olacak?

DEĞERLENDİRME:

Bu metin, “komplo teorisi” ile “yapısal suç” arasındaki çizginin ne kadar bilinçli biçimde bulanıklaştırıldığını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. QAnon gibi anlatılar, gerçeğin üzerini örtmek için üretilmiş bir sis perdesi işlevi görmüş; var olan suçları absürtleştirerek, ciddiyetini yitirmesini sağlamıştır. Böylece mesele, sistematik sömürü ve cezasızlık olmaktan çıkıp “akıl dışı fanteziler” alanına itilmiştir.

Jeffrey Epstein dosyaları ise şunu açıkça göstermektedir: Sorun birkaç “sapık birey” değil, küresel ölçekte örgütlenmiş bir güç–para–şantaj ilişkisidir. Devlet başkanlarından milyarderlere, akademisyenlerden medya figürlerine kadar uzanan bu ağ; hukukun, ahlakın ve insan onurunun üstünde konumlanan kapalı bir elit sınıfın varlığına işaret etmektedir. Burada belirleyici olan ideoloji değil, dokunulmazlıktır.

Bu nedenle mesele, “sekta var mı yok mu?” sorusundan çok daha derindir. Asıl sorun, sınırsız sermayenin ve denetimsiz gücün, insanı nasıl sistematik bir çürümenin öznesi haline getirdiğidir. Tarih bize göstermiştir ki, hesap vermezlik kutsallaştığında; suç istisna değil, norm haline gelir.

Daha da önemlisi, bu tür dosyaların sürekli “yarım” açıklanması, adaletin bilinçli biçimde askıya alındığını düşündürmektedir. Şeffaflık söylemiyle sürdürülen bu kontrollü ifşa hali, kamuoyunun öfkesini yönetmeye, fakat sistemi korumaya yöneliktir. Bu bağlamda Epstein dosyaları, bir temizlenmenin değil; bir örtbas rejiminin belgesidir.

Son kertede sorulması gereken soru şudur:
Bu kadar gücün bir avuç insanın elinde toplanmasına izin veren küresel düzen sorgulanmadan, ne adalet sağlanabilir ne de benzer suçların tekrarının önüne geçilebilir.

Mesele bireyler değil, düzendir.

Yorumlar (0)

Yorum kurallar'ını okudum ve Onaylıyorum

Yorum Kuralları

  • Kullanıcıların birbirlerine karşı saygılı olması zorunludur.
  • Üyelerin birbirlerine yaptığı ırkçı, cinsiyetçi, homofobik ve küfürlü yorumlara müsamaha gösterilmeyecektir. Böyle durumda yorumlara müdahale edilecektir.
  • Kullanıcılar tarafından gelen, insanların dini inancına, ırkına, etnik kökenine, yaşına, sosyal durumuna, siyasi görüşüne, cinsel yönelimine, fiziksel durumuna göre kişilere veya belirli gruplara karşı nefrete teşvik edici, şiddet içeren, provokatif, aşağılayıcı içerik ve yorumları yayınlamama hakkını Kosova Haber saklı tutmaktadır.
  • Birey, kurum, kültür veya toplumları küçük düşürücü, küfür, aşağılama veya argo ifadelere izin verilmemektedir
  • Daha sağlıklı bir tartışma ortamının olması için yapılan yorumlarda kullanıcılar, diğer kullanıcıların inançlarına ve görüşlerine saygı göstermeleri zorunludur.
  • Yorumlarda büyük harf kullanılmamalıdır.
  • Site içerisindeki yorumlar Türkçe olmalıdır.
  • Herhangi bir ticari amaç ya da telif hakkı içeren yorumlara izin verilmeyecektir.
  • İnsanları kışkırtan, saldırgan bir kullanıcı adı seçilemez.
  • Spam mesajlar göndermek yasaktır. Aynı ve benzer mesajlar birden fazla kere gönderildiğinde de müdahale edilecektir.
© 2006 - 2026 Kosova Haber. Tüm Hakkları Saklıdır..

Designed and Developed by: Dmarketing