Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Üzerine
Yazan: M. Tevfik Yücesoy
19.06.2026/ İstanbul
İstanbul asırların duasını, ilmini, gözyaşını ve hikmetini taşır. İstanbul bir eser değil bir şaheserdir. Doğu ile Batı’nın buluştuğu, medeniyetlerin birbirine selam verdiği, çağların birbirine köprü kurduğu eşsiz bir şehirdir.
Şimdi bu kadim şehrin tam kalbinde, Sultanahmet Meydanı’nın gölgesinde sessiz ama deruni yeni bir ilim meşalesi yükseliyor:
Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi.
Bu üniversite sıradan bir yükseköğretim kurumu değildir. O, bir medeniyet tasavvurunun yeniden dirilişidir. Geçmişin hikmet mirasını geleceğin bilim ve teknoloji ufuklarıyla buluşturmayı hedefleyen büyük bir ilim hamlesidir.
Bugün insanlık iki büyük kriz arasında sıkışmış durumdadır. Bir tarafta teknolojiyi üretmiş fakat anlamı kaybetmiş bir dünya; diğer tarafta maneviyatı korumaya çalışırken bilimsel üretimde geride kalmış toplumlar…
İşte Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi tam bu noktada yeni bir söz söylemektedir:
“Bilim ile hikmet birbirinden ayrılmaz.”
Bu yaklaşım, aslında İslam medeniyetinin altın çağlarında hayat bulan anlayışın günümüzde yeniden yorumlanmasından başka bir şey değildir.
Bir zamanlar Farabî’nin aklıyla, İbn Sina’nın ilmiyle, Gazâlî’nin hikmetiyle, İbn Rüşd’ün eleştirel muhakemesiyle şekillenen büyük medeniyet; bugün İstanbul’un kalbinde yeniden nefes almaya hazırlanmaktadır.
Bu büyük yürüyüşün öncülüğünü üstlenen Prof. Dr. Mehmet Görmez, yalnızca Türkiye’nin değil, bütün İslam dünyasının yakından tanıdığı müstesna bir ilim adamıdır. Doğu’nun hikmet mirasını da Batı’nın düşünce tecrübesini de yakından bilen Görmez Hoca, medeniyetler arasında duvarlar değil köprüler kurmayı hedefleyen bir fikir insanıdır.
Ancak dikkat çeken husus yalnızca rektörün şahsiyeti değildir.
Üniversitenin yönetim kadrosu da aynı medeniyet ufkunu temsil eden isimlerden oluşmaktadır.
Bu isimlerin başında gelen Prof. Dr. Mehmet Paçacı, ilim ile diplomasiyi, akademi ile uluslararası tecrübeyi bir araya getiren nadir şahsiyetlerden biridir.
Kur’an ve Kitâb-ı Mukaddes’te ahiret inancı üzerine yaptığı akademik çalışmalarıyla ilim dünyasında saygın bir yer edinen Paçacı Hoca; Ankara Üniversitesi’ndeki uzun yıllara dayanan akademik hizmetinin yanında Türkiye Cumhuriyeti’ni hem Vatikan’da hem de İslamabad’da büyükelçi olarak temsil etmiş, farklı medeniyet ve inanç havzaları arasında diyalog köprüleri kurmuştur.
AGİT bünyesinde Müslümanlara yönelik ayrımcılıkla mücadele alanında üstlendiği görevler ve halen İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde sürdürdüğü İslamofobi ile mücadele çalışmaları, onun meseleleri yalnız teorik düzlemde değil, küresel ölçekte takip eden bir ilim ve fikir adamı olduğunu göstermektedir.
Bu yönüyle Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi yalnızca dersliklerden oluşan bir kampüs değil; aynı zamanda dünyanın meselelerini okuyabilen, medeniyetler arası ilişkileri anlayabilen ve insanlığın ortak problemlerine çözüm arayan bir düşünce merkezi olma iddiasını da taşımaktadır.
Bu tablo insana ister istemez Aliya İzzetbegoviç’i hatırlatmaktadır.
Çünkü Aliya’nın bütün hayatı boyunca savunduğu temel fikir şuydu:
Doğu ruhunu koruyacak, Batı’nın ilmî ve eleştirel birikiminden de istifade edecekti.
Nitekim onun şu meşhur sözü, üniversitenin kuruluş felsefesini adeta özetlemektedir:
“Ben olsam Müslüman Doğu’daki bütün mekteplere eleştirel düşünme dersleri koyardım.”
Bu söz yalnızca bir eğitim tavsiyesi değildir; aynı zamanda bir medeniyet muhasebesidir.
Aliya, Batı’nın gücünü sorgulama cesaretinde görüyordu.
Doğu’nun zaafını ise ezbercilikte…
Eleştirel düşünceyi reddetmeden imanı koruyabilmek…
Bilimi inkâr etmeden maneviyatı yaşatabilmek…
İşte gerçek medeniyet yürüyüşü budur.
Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi tam da bu yürüyüşün yeni adresi olmaya adaydır.
Burada yalnızca ilahiyat okutulmayacaktır.
Burada yalnızca mühendis yetiştirilmeyecektir.
Burada yalnızca teknoloji üretimi hedeflenmeyecektir.
Burada insan yetiştirilecektir.
İnsanı merkeze alan bir ilim anlayışı inşa edilmeye çalışılacaktır.
Kur’an’ın hikmetiyle laboratuvarın bilgisini, medresenin irfanıyla üniversitenin araştırma kültürünü aynı çatı altında buluşturabilmek kolay değildir.
Ancak büyük medeniyetler zor hedeflerle inşa edilir.
Üniversitenin hedeflerinden biri de dünyanın dört bir yanından gelen öğrencileri ve akademisyenleri ortak bir ilim dili etrafında buluşturmaktır.
Bosna’dan Malezya’ya…
Kazakistan’dan Fas’a…
Almanya’dan Endonezya’ya kadar uzanan geniş bir gönül coğrafyasının ilim insanlarını İstanbul’da bir araya getirebilmek, yalnız Türkiye için değil bütün İslam dünyası için büyük bir kazanım olacaktır.
Çünkü bugün İslam dünyasının ihtiyacı yalnızca daha fazla bina yapmak değildir.
Daha fazla diploma vermek de değildir.
Asıl ihtiyaç; düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen, ahlakı bilgiyle buluşturabilen nesiller yetiştirebilmektir.
Sultanahmet’in minareleri altında yükselen bu yeni ilim ocağı, eğer kuruluş felsefesine sadık kalabilirse yalnız Türkiye’nin değil, bütün insanlığın dikkatle takip edeceği örnek bir model hâline gelebilir.
Zira çağımızın en büyük sorusu şudur:
“Bilgi üretiyoruz ama hikmeti nerede bulacağız?”
Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi bu soruya cevap arayan büyük bir medeniyet arayışının adıdır.
Dünyanın kalbi İstanbul’da…
İstanbul’un kalbinde Sultanahmet’te…
Yeni bir ilim yolculuğu başlamaktadır.
Rabbim bu ilim seferini hayırlı, bereketli ve insanlığa faydalı kılsın.
Çünkü ilim insanı hakikate, hikmet ise insanı kemale ulaştırır.
Medeniyetler de işte bu ikisinin birleştiği yerde doğar.
Selam ve dua ile…