EURO
1
  • EURALL
    91.71 -0.01%
  • EURTRY
    55.38 -0.28%
  • EURMKD
    61.37 -0.30%
  • EURRSD
    117.48 -0.02%
  • EURUSD
    1.13 -0.28%
  • EURGBP
    0.85 0.02%
  • EURCHF
    0.94 -0.29%
  • EURSEK
    11.33 -0.07%
  • EURAUD
    1.63 -0.30%
Haberler aranıyor...
Aramak için en az 2 karakter yazın.

Dünyaya Aldananlar ve Dünya İmtihanını Geçenler

Dünyaya Aldananlar ve Dünya İmtihanını Geçenler
1 Ekim 2026, 13:22

0 dk

Dünya elimizde mi, yoksa biz dünyanın elinde miyiz?
 
İnsan zaman zaman sahip olduklarını sayarken, sahip olduklarının kendisini nasıl kuşattığını fark etmez. Ev, araba, para, makam, itibar, rahatlık… Her biri hayatı kolaylaştıran bir nimet olabilir. Fakat nimet ile imtihan arasındaki çizgi inceldiğinde insan, ne zaman sahip olduğunu ve ne zaman sahip olduklarının kendisine sahip olmaya başladığını anlayamaz.
 
Dünya imtihanının en çetin taraflarından biri budur.
 
Mesele dünyayı terk etmek değil, dünyanın içinde yaşarken ona esir olmamaktır.
 
İslam çalışmayı, üretmeyi, helalinden kazanmayı, ailesine bakmayı ve insanlara faydalı olmayı teşvik eder. Dolayısıyla problem mal sahibi olmak değildir; malın insanın kalbine sahip olmasıdır.
 
Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
 
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir.”
(el-Hadîd, 57/20)
 
Dünya vardır; fakat kalıcı değildir. Nimet vardır; fakat emanettir. Makam vardır; fakat geçicidir. İnsan ise bütün bunların arasında bir imtihan yolcusudur.
 
En tehlikeli kelime: “Sonra”
 
İnsanı dünyaya bağlayan küçük ertelemelerdir.
 
“Sonra tövbe ederim.”
 
“Sonra ibadetlerimi düzene koyarım.”
 
“Sonra hayır yaparım.”
 
“Şimdi biraz daha kazanayım; sonra rahatlarım.”
 
Fakat “sonra” her zaman gelmez.
 
Kur’an’ın kısa ve sarsıcı uyarısı hepimizin önündedir:
 
“Her nefis ölümü tadacaktır.”
(Âl-i İmrân, 3/185)
 
Ölüm, insanın bütün planlarını yarıda bırakabilecek kadar yakındır. Buna rağmen çoğumuz ölümü bilir, fakat ölmeyecekmiş gibi yaşarız.
 
İşte gafletin başladığı yer burasıdır.
 
Malın miktarı değil, kalpteki yeri
 
İnsan malı sever. Bu, fıtratın bir parçasıdır. Asıl mesele, mal sevgisinin insanı yönetmeye başlamasıdır.
 
Bir insan zengin olabilir ve gönlü zengin olabilir. Bir başkası az mala sahip olduğu hâlde dünyaya çok daha sıkı bağlanabilir.
 
Öyleyse ölçü cüzdandaki para değildir.
 
Ölçü, paranın kalpteki yeridir.
 
Kazancımız arttığında şükrümüz ve paylaşma duygumuz da artıyor mu? İmkânımız çoğaldığında ihtiyaç sahibini daha fazla hatırlıyor muyuz?
 
Resûlullah Aleyhisselam şöyle buyurur:
 
“İnsanoğlu ‘malım, malım’ der. Hâlbuki onun malından kendisine ancak üç şey vardır: Yediği ve tükettiği, giydiği ve eskittiği, verdiği ve kalıcı hâle getirdiği.”
(Müslim, Zühd, 3)
 
İnsanın biriktirdikleri çoğu zaman kendisinden sonra kalır. Onunla birlikte giden ise ne için yaşadığı ve ne yaptığıdır.
 
Makam bir ayrıcalık değil, emanettir
 
Dünya insanı sadece parayla sınamaz; makamla, itibarla ve güçle de sınar.
 
İnsan yükseldikçe kendisini başkalarından üstün görmeye başlayabilir. Oysa makamın değeri, insanı ne kadar yükselttiğinde değil, sorumluluk duygusunu ne kadar büyüttüğündedir.
 
Makam arttıkça tevazu artıyorsa o makam bir nimettir.
 
İnsanların derdine daha fazla eğiliyorsanız, elinizdeki güç anlam kazanmıştır.
 
Çünkü gerçek büyüklük koltukta değil, ahlaktadır.
 
Asıl itibar da insanların önündeki görüntümüzde değil, kimsenin görmediği yerde nasıl olduğumuzdadır.
 
Asıl muhasebe kendimizle
 
Başkalarının kusurlarını görmek kolaydır.
 
Kimin dünyaya kapıldığını, kimin gösteriş yaptığını, kimin makam peşinde koştuğunu hemen fark ederiz.
 
Fakat müminin daha zor bir sorusu vardır:
 
“Ben neredeyim?”
 
Bugün kazancımda kul hakkı var mı?
 
Kimsenin görmediği yerde doğru olabiliyor muyum?
 
Bir insanın derdini gerçekten dert ediniyor muyum?
 
Yaptığım iyiliğin bilinmesine ihtiyaç duyuyor muyum?
 
İnsanlar beni övmediğinde değerimi kaybetmiş gibi hissediyor muyum?
 
Elimden imkânlar alınsa geriye nasıl bir insan kalır?
 
İşte gerçek muhasebe burada başlar.
 
Mümin önce başkasını değil, kendisini hesaba çeker.
 
Dünyayı kazanırken kendimizi kaybetmeyelim
 
Dünyada başarılı olmakla ahirette başarılı olmak birbirine zıt değildir.
 
Müslüman çalışabilir, ticaret yapabilir, zengin olabilir, makam sahibi olabilir, ilim ve sanat üretebilir, insanlara hizmet edebilir.
 
Mesele bunların Allah ile arasına girmemesidir.
 
Kur’an’ın öğrettiği dua bu dengeyi ne güzel anlatır:
 
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.”
(el-Bakara, 2/201)
 
Demek ki mesele dünyayı reddetmek değil, dünyayı yerli yerine koymaktır.
 
Dünya araçtır; amaç değildir.
 
Gerçek zenginlik
 
Belki de zenginliği yeniden tarif etmemiz gerekiyor.
 
Çok parası olan mı zengindir?
 
Her istediğini satın alabilen mi?
 
Yoksa elindekini paylaşabilen mi?
 
Bir yetimin başını okşamak, bir hastanın elini tutmak, yaşlı bir insanın yalnızlığını gidermek, ihtiyaç sahibinin yükünü hafifletmek, kırılmış bir gönlü onarmak…
 
Bunların banka hesabında karşılığı yoktur.
 
Ama insanın hayatında ve ahiretinde karşılığı vardır.
 
Kur’an şöyle buyurur:
 
“Kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.”
(ez-Zilzâl, 99/7-8)
 
Belki de insanın ahirette karşısına çıkacak en değerli iyiliklerden biri, dünyada önemsemeden yaptığı küçük bir iyiliktir.
 
Dünya imtihanını geçen insan
 
Dünya imtihanını geçen insan, dünyadan elini eteğini çeken insan değildir.
 
Dünyada yaşar ama dünyanın ölçülerine teslim olmaz.
 
Kazanır, şükreder.
 
Kaybeder, sabreder.
 
Yükselir, tevazusunu korur.
 
Güçlenir, adaletten ayrılmaz.
 
Zenginleşir, paylaşır.
 
Hata yapar, tövbe eder.
 
Ve bütün bunların içinde kalbinin yönünü kaybetmez.
 
Çünkü bilir ki kendisine verilen her şey bir gün sorumluluğa dönüşecektir.
 
Bir gün bütün unvanlar susacak
 
Bir gün bu koşuşturma bitecek.
 
Makam odasının kapısı kapanacak. Telefonlar susacak. Hesaplarımız başkasının eline geçecek. Evimizin anahtarı başka birine verilecek. Dünyaya ait unvanlarımız geride kalacak.
 
İnsan ise Rabbine doğru tek başına yürüyecek.
 
O gün mesele ne kadar biriktirdiğimiz değil, bize verilenleri nasıl kullandığımız olacaktır.
 
Ne kadar makam sahibi olduğumuz değil, o makamla kime hizmet ettiğimiz…
 
Ne kadar kazandığımız değil, kazancımızla ne yaptığımız…
 
Ne kadar tanındığımız değil, tanındığımız hâlde nasıl bir insan olduğumuz…
 
Ve belki bütün soruların altında tek bir soru:
 
“Sana verilen ömrü nerede harcadın?”
 
Dünyada yaşa, fakat dünyaya ait olma
 
Öyleyse dünyadan kaçmayalım.
 
Çalışalım, kazanalım, üretelim, ailemize sahip çıkalım, insanlara faydalı olalım.
 
Fakat kalbimizin tahtına dünyayı oturtmayalım.
 
Mal elimizde olsun, kalbimizde değil.
 
Makamımız hizmete vesile olsun, üstünlük duygusuna değil.
 
Paramız cebimizde bulunsun, vicdanımızın üzerinde değil.
 
Dünya hayatımızı güzelleştirsin; fakat ahiretimizi unutturmasın.
 
Çünkü dünya bizim için bir varış yeri değil, geçiş yeridir.
 
Asıl başarı, dünyada ne kadar yükseldiğimiz değil; bu dünyadan ayrılırken Rabbimize ne hâlde döndüğümüzdür.
 
Ne mutlu elindekinin kıymetini bilene…
 
Ne mutlu paylaşmayı bilenlere…
 
Ne mutlu makamı emanete, malı sorumluluğa, insanı Allah’ın emaneti olarak görenlere…
 
Ve ne mutlu dünyanın bütün cazibesine rağmen kalbini Allah’a bağlayabilenlere.
 
Çünkü dünya bir gün bizi bırakacak.
Asıl mesele, o gün geldiğinde bizim Rabbimize ne kadar hazır olduğumuzdur.
 
Selam ve dua ile,
M.Tevfik Yücesoy/ İstanbul

Yorumlar (0)

Yorum kurallar'ını okudum ve Onaylıyorum

Yorum Kuralları

  • Kullanıcıların birbirlerine karşı saygılı olması zorunludur.
  • Üyelerin birbirlerine yaptığı ırkçı, cinsiyetçi, homofobik ve küfürlü yorumlara müsamaha gösterilmeyecektir. Böyle durumda yorumlara müdahale edilecektir.
  • Kullanıcılar tarafından gelen, insanların dini inancına, ırkına, etnik kökenine, yaşına, sosyal durumuna, siyasi görüşüne, cinsel yönelimine, fiziksel durumuna göre kişilere veya belirli gruplara karşı nefrete teşvik edici, şiddet içeren, provokatif, aşağılayıcı içerik ve yorumları yayınlamama hakkını Kosova Haber saklı tutmaktadır.
  • Birey, kurum, kültür veya toplumları küçük düşürücü, küfür, aşağılama veya argo ifadelere izin verilmemektedir
  • Daha sağlıklı bir tartışma ortamının olması için yapılan yorumlarda kullanıcılar, diğer kullanıcıların inançlarına ve görüşlerine saygı göstermeleri zorunludur.
  • Yorumlarda büyük harf kullanılmamalıdır.
  • Site içerisindeki yorumlar Türkçe olmalıdır.
  • Herhangi bir ticari amaç ya da telif hakkı içeren yorumlara izin verilmeyecektir.
  • İnsanları kışkırtan, saldırgan bir kullanıcı adı seçilemez.
  • Spam mesajlar göndermek yasaktır. Aynı ve benzer mesajlar birden fazla kere gönderildiğinde de müdahale edilecektir.
© 2006 - 2026 Kosova Haber. Tüm Hakkları Saklıdır..

Designed and Developed by: Dmarketing