- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- EĞİTİM VE SİYASET… Alaaddin İSMAİLOĞLU
EĞİTİM VE SİYASET… Alaaddin İSMAİLOĞLU
0 dk
1951’den Bu Yana Kosova’da Türkçe Eğitim ve Kimi Eğitim Sorunları
EĞİTİM VE SİYASET…
1951 yılı aylardan Nisan ayıydı. Bir Eğitim-Öğretim yılı sonuna doğru yaklaşılıyordu. Halk ağır kış şartları altından kurtulup Baharın gelişine seviniyorlardı. Mutluluklarına diyecek bir şey yoktu. Ancak onlar hiç beklemedikleri bir anda öyle bir ikinci bahar müjdesi aldılar ki, bir anda neye uğradıklarını şaşırdılar. Önce inanmadılar, sonra da “olamaz!” dediler, daha sonra da” hemen mi? Deyiverdiler. Çünkü Tito Yugoslavya’sı hiç beklenmedik bir anda, 1951 yılı Nisan ayında aldığı bir kararla Türk azınlığın yaşadığı bütün ortamlarda Türkçe okulların açılması kararını almıştı ve bunu acil bir şekilde hayata geçirmeyi planlamıştı.
Kararın alınması her ne kadar bir sürpriz ise de hemen yaşama geçirilmesi de bir o kadar sürprizdi. Bunu yıllar öncesi yaptığım bir röportaj sırasında rahmetli Mamuşalı Veysel Morina şöyle dile getirmişti, “Bir Nisan ayıydı, köylü tarlaya gitmeye başlamıştı. Prizren’den Hayrettin Volkan ve birkaç arkadaşı Mamuşa’ya geldiler. Halkla bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda Belgrad’dan gelen bir kararla Türklerin yaşadıkları ortamlarda çocukların Türkçe eğitim göreceklerini açıkladılar. Halbuki Halk Kurtuluş Savaşı ardından biz Türk olmamıza rağmen ne bizim Türklük kimliğimiz kabul edilmişti ne de çocuklarımızın Türkçe eğitim almalarına izin verilmemişti. Varlığımız yok sayılmıştı. Buna oldukça sevindik. Lakin içimizde bir burukluk vardı. Arnavutça ders gören çocuklar nasıl bir anda Türkçe eğitime dönecek. Eğitim yılı sonuna iki ay kalmıştı. Kimi itirazlar olsa da çoğunluğun kararıyla Türkçe eğitime geçildi. Bu halkı sevince boğdu. Özellikle kız çocuklarını okula koyuvermeye pek istekli olmayan halk, Eylül ayına gelindiğinde Erkek-Kız demeden çocukların tamamını okula kaydettiler ”dedi.
Yugoslavya Halk Kurtuluş Savaşına katılmış, savaşta büyük yararlıklar göstermiş, daha sonra Prizren Belediye Başkanı da olan Hayrettin Volkanla da yaptığım bir röportajda bu konuyu şöyle dile getirmişti;”Prizren Belediye Başkanı görevinde bulunuyordu, Belgrad’dan bir heyet incelemelerde bulunmak üzere Belediyemizi ziyarete geldiler. Heyeti ben karşılamıştım. Görüşmeler yapıldı. Heyet başkanı bana dönerek,’ Hayreddin sıkıntı var mı? Halk rejimden memnun mu? Halklar arası ilişkiler nasıl? Biz, Belgrad’a döndüğümüzde özellikle de bu konuda başkana (Tito’ya) rapor sunacağız’ dediğini anlattı ve biz her ne kadar sıkıntı yok dediysek de o kendisi şehri gezip halkla görüşmeyi tercih etti. Beraber sokağa çıktık. Halkla bire bir farklı konularda görüşme yaptı. Sorular sordu. Bir ara bana dönerek, ‘burada anladığım kadarıyla halkın çoğu ne Sırpça ne de Arnavutça konuşuyor, konuştukları farklı bir dil. Bu hangi dildir?’ Dedi. Kendisine, burada yüzde doksanın konuştukları dilin Türkçe olduğunu söyleyince Şaşırdı”.
-Türkçe mi? dedi.
-Evet, dedim.
-Peki, burada ne kadar Türk var?
- Konuşmaya bakarsan çoğunluk, ama sayısını bilmem. Çünkü 1948 yılındaki sayımda Türk varlığı kabul edilmedi. Türkler şimdilik Arnavut görünüyor.
-Peki, ya çocukları hangi dillerde okuyor?
- Arnavutça. İstisnai bir kısım Sırpça.
Belediyeye döndük. Hemen bir toplantı daha yaptık. Yetkili, “Şayet burada Türkçe konuşan bu kadar halk varsa, bu halkın ana dilinde eğitim görmesi gerekir”. Dedi.
Belgrad’a döndü. Aradan iki gün geçmişti ve beni aradılar. Türklerin olduğu yerlerde derhal Türkçe eğitime başlanılması istendi ve öyle oldu. Bunun ardından; Prizren, Priştine, Gilan, Mitroviça, İpek, Vulçitırn, Mamuşa ve Dobruçan’da 2.Dünya Savaşı sonrası ilk defa Türkçe eğitim-öğretim veren okullar açıldı. Kısa zamanda açılan okullar büyük ilgi gördü. Kısa zamanda okullar Türk öğrencilerle dolup taştı. Nitekim yaptığım bir araştırma sırasında,” Priştine Meto Bayrak” İlkokullunda 1955 yılında yalınız beşinci sınıfta 225 öğrencinin var olduğunu tespit ettim. Bu beni hayrete düşürdü. Araştırmadan bahs ederken o zaman” Tan” gazetesinde beraber çalıştığım meslektaşım rahmetli Ali Aksoy bana şunları demişti,” Adı geçen okulda ben o yıllarda okul müdürüydüm. Okulun en kalabalık öğrencilerini Türkler oluşturuyordu. Hatta bana büyük baskılar vardı. Biz, okula başvuran öğrencilerin tamamını kabul edemiyorduk. Çünkü kadromuz yoktu. Bu nedenle sürekli baskılar geliyordu”.
1945’ten sonra farklı siyasi nedenler yüzünden Türk nüfusuna paralel öğrenci sayısında da farklılıklar olmuş zaman zaman yükselmenin, zaman zamanda hızlı düşüşlerin gözlendiği görüyoruz.
Özellikle iki dünya savaşı arasında nüfus sayımlarında kendisini Türk olarak kaydettirenlerin sayısı çok yüksek olmamıştır. 1921 yılı nüfus sayımında 27.920 kişi, 1931 yılında 23.698 kişi, 1939 yılında 24.946 kişi kendini Türk olarak yazdırmıştır. 1948 yılındaki nüfus sayımında 1300 kişi Türk olduğunu hatta bazı kaynaklarda Türk varlığı hiç belirtilmemiştir, çünkü İkinci Dünya Savaşı’nın etkisiyle baskılara maruz kalan Türkler bu baskılardan korkmuştur. 1953 yılında ise bu sayı 35 bin olarak kaydedilmiş, 1961 yılında ise 25 bine düşmüştür. Toplumda tutunabilmek için kendi etnik kimliğini saklayarak, sayıca daha fazla olan etnik gurup içinde görünme çabasından dolayı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türklerin sayılarında dalgalanmalar görülürken, 1971 yılından sonra 1981, 1991 yıllarındaki nüfus sayımlarında istatistikler nüfusu hep 12 bin olarak göstermiştir.
1955 yıllarında Sırbistan İçişler Bakanı Sırp asıllı Aleksandır Rankoviç’in Müslümanlara yönelik baskıları halkı göçe zorlamıştı. Göç, öğrenci sayısında da düşüşleri tetiklemiştir. 1966’lara kadar Aleksandar Rankoviç’in baskısı nedeniyle Türk, Arnavut, Boşnak… siyasi nedenlerden etkilenirken, 1965 yılında Rankoviç’in Tito’ya yönelik askeri darbe girişimi sonuçsuz kalırken, Rankoviç görevden alınır ve Yugoslavya’da yeni bir dönem başlamış olur.
Bu kez 1971 nüfus sayımlarına gelindiğinde Türkler şiddetli bir şekilde Arnavut milliyetçiliğine maruz kalır. Nüfusları dramatik bir şekilde düşer. Arnavut milliyetçiliği o kadar şiddetlidir ki bazı bölgelerde adeta yer yarılıp sanki Türkler toprağa girer, bazı yerlerde okullar, kimi yerlerde de Türk sınıfları kapanır. Bu sayımda bir kardeş yoluna Türk gibi devam ederken, diğer bir kardeşin aslını inkâr ettiğini, hatta şiddetli bir Arnavut milliyetçisi olduğuna tanık oluyorduk. Yine okullarda aynı babanın bir çocuğu Türkçe eğitim görürken, diğer çocuğununsa Arnavutça eğitime yöneldiği günleri yaşadık.
Bu nedenle Priştine de 1971/72 eğitim-öğretim yılında 1. sınıfa tek bir öğrencinin kayıt yaptırmadığına tanık oluyoruz. 1971 yılı Kosovalı Türkler için siyasi açıdan zor bir yıldır. Arnavutlar arkalarına aldıkları hükümet desteği ile Türkleri, Torbeşleri, Goralıları, Çingenleri… Sindirme politikaları yoluna girmişlerdi. Türk nüfusunda ve öğrenci sayısındaki düşüş büyük bir yıkımı getirmekle kalmamış, dostlar, akrabalar, komşular, hatta kardeşler arasını açmıştır. İnsanlar yıllarca bu nedenle bir birleriyle küskün kalmıştır. Hatta ve hatta Türk-Arnavut evlilikleri sekteye uğramıştır. Bunun ardından İpek, Vulçitırn gibi yerlerde nerde ise Türk okulları bir daha açılmamıştır. Yapılan menfi propagandalar sayesinde birçok ortamda öğrenci sayısı sürekli erozyona uğramıştır. “Türkçenin bu topraklarda istikbali yoktur. Türkçe okuyan çocuk yüksel tahsil göremez. İşe alınmaz vs.vs.”denilmiştir.
Bütün bunlara rağmen Türk halkı ilk dalgayı atlatmış ve daha sonra gelen şok dalgalara karşı direncini artırmıştır. Hatta 1999 yılına kadar nüfus oranına bakıldığında Türkler tahsil görme açısından diğer halkalara göre epey önde görünürler. 1990 sonrası dönem Kosova için oldukça sıkıntılı geçmiştir. Batı dünyasının kışkırtması sonucu Tito Yugoslavya’sı parçalanma sürecine girmişti. Kosova’da Arnavutlar ve Sırplar arsındaki siyasi gerilim azınlık halklarının işini zorlaştırmıştı. Dolayısıyla Türkler de iki arada bir derede kalmıştı. Ya Tito’dan kalma kültür, eğitim, sanat, yayın, basın… Haklarını garanti eden Sırbistan politikalarına tepki vermeyecek, ya da” bu hakları elinizden alacağız” tehdidinde bulunan kimi Arnavut siyasilerin güdümüne girecekti. Türkler tarafsızlığı seçti. Türklerin tarafsız olması durumu bile üzerlerinde Arnavut baskısını artırmıştır.
Çok Partili Sisteme Geçiş ve…
1988 yıllarında Yugoslavya çok partili sisteme geçme kararı aldı. Her geçen gün artan siyasi istikrarsızlık açıkça savaş çanlarının çaldığını gösteriyordu. Nitekim toplumda var olma mücadelesi için diğerleri gibi Türkler de bir araya gelip kendi kaderlerini çizmek için bir şemsiye altında toplanmak zorundaydılar. Bu nedenle Türkler 1988 yılında Kosova Türk Demokratik Birliğini (TDB) kurdular. Kurulan Birlik her açıdan Yugoslavya anayasası tarafından güvence altına alınmış sosyal, siyasal, eğitim, kültür, yayın, basın, dil… Gibi hakları koruma doğrultusunda açıkça bir mücadele vermiştir. Tarafsız politikalar yürütmüştür. Hiçbir şekilde birilerinin dediği gibi Sırp yanlısı olmamıştır. Tito’dan kalma haklarını savunmuştur. Arnavut kardeşlerini gücendirecek bir eylem içine girmemişlerdir. Bu nedenle 1999 yılına kadar kendilerine ait hak ve hukuklarını kurdukları birlik sayesinde koruyabilmişlerdir. Öğrenci sayısı sürekli artmıştır, Tan gazetesi, Kitap Yayınlama Kurumu, Çevren dergisi, Priştine TV’si Türkçe Yayınlar Bölümü, Priştine Radyosu Türkçe Yayınlar Bölümü, Priştine Radyosu Türk Sanat Müziği yayınları, Kuş Çocuk Dergisi… Ardından Sofra, Yeni Dönem Gazetesi, Derya Dergileri… Yayın hayatına devam etmişlerdir.
1999 yılındaki Kosova savaşı ve NATO’nun Sırbistan’a müdahalesi ardından özgürlüğe ve bağımsızlığa adım atan Kosova’da ne hikmetse bir anda 1974 anayasasıyla Türklere tanınan haklar bir anda ellerinden alındı ve daha sonraları büyük mücadeleler sayesinde bir kısmı yeniden iade edildi. Ne acıdır ki 1999 yılından sonra Kosova Türk Demokratik Birliği Arnavutların uydurmasyonu nedeniyle adını değiştirmek zorunda kaldı ve Kosova Demokratik Türk Partisi (KDTP) adını aldı. Partinin başına gökten zembille inercesine 17 yıldan bu yana Türkleri Mecliste Milletvekili ve üç dönem Bakan olarak temsil eden Mahir Yağcılar getirildi.
Mahir Yağcıların KDTP Dönemi ve Türkçe eğitim gerçeği…
Yıllarca büyük bir mücadele içinde olan Kosovalı Türkler hiçbir zaman bu kadar zayıf düşmemişlerdir. Şartları olmamasına rağmen onurlarıyla toplumun her kademesinde yer almışlar, kendilerini gösterdikleri başarılarıyla kanıtlayabilmişlerdir. Özellikle eğitim, kültür, sanat… Alanında büyük başarılara imza atmışlardır. Türklüğü bitirmek isteyenlerin karşısına dikilip çocuklarını her ne kadar birileri “Türkçe okutmayın istikbal yoktur, liseden sonra yüksek tahsile nasıl devam edecekler? “ Doğrultusunda menfi propaganda yapma cüretini gösterdiler ise de bilinçli Türk kardeşim davasından asla vazgeçmedi ve çocuğunu anadilinde okula gönderdi. Liseden sonra farklı dillerde tahsil görme durumuna düştülerse de her alanda diğer halkalara göre daha fazla aydın yetiştirdiler. Yetişen üniversiteliler toplumun her kademesinde görev aldı. Günden güne öğrenci sayısı arttı. Halka güven geldi. Ama unutmayalım ki bu gençlerin elinden tutan liderlerimiz ve bir sistem vardı.
1994 yılında Büyük öğrenci projesi devreye girdi. Ardından öğrencelerimize Türkiye Cumhuriyeti Üniversitelerinin kapıları açıldı. Bu kapsamda çok sayıda kadro yetişti. Yetişti yetişmesine ama onları destekleyecek, sahip çıkacak ne kamu, ne özel mülkiyet ne de siyaset kalmadı. Bu doğrultuda halkın sesi, kulağı olması gereken Kosova Demokratik Türk Partisi KDTP devreye girip yeni yeni projeler üretmeliydi. Vizyon eksikliği, kısır kavgalar, egoizm, kariyerizm…derin ekonomik bunalım, bir üniversite bitirip de iş bulamamak gençleri ve aileleri her geçen gün biraz daha anadili eğitimden soğuttu. Oysa Türkler bu devirde şahlanmaya geçmeliydi. Liseyi bitiren bütün öğrenciler Türkiye Üniversitelerinin birinde mutlaka okuma şansını yakalamış oldu. Bu şansları devam ediyor.
Öyle ise sorun nerede?
04 Haziran 2017 tarhinde Kosova Demokratik Türk Partisi (KDTP) Genel Başkanı Mahir Yağcılar 11 Haziran Parlamento seçimlerine katılacak milletvekilleri adaylarını tanıttığı törende, “Bugüne kadar tüm seçimlere, her işe, her göreve, her davamıza inançla girdik, dilimizin haklı davasına inandık, Türkçenin resmiyetini ve varlığını bu topraklarda devam ettirdik, anayasa hükmü olarak tanımladık. Kimliklerin davasını verdik, hep mücadele ettik ve başardık. Eğitimimizi ana hedef olarak seçtik, davasını yürüttük, Türk dilinde eğitimi garantiledik. Öğretmenlerimiz ve öğrencilerimize inandık, el ele kol kola ilerledik. Öğretmenlerimize maddi destekler sağladık, gelecekte öğrencilerimize de maddi destek sağlayacağızdır. Türkçe kitapların basılmasını tamamlayacağız, öğrencilerimize tablet olmak üzere, çeşitli diğer araç ve gereçler sağlayacağızdır. Eğitim kalitesinin artırılması amacıyla öğretmen ve öğrencilerimize ek hizmet eğitim ve seminerleri imkanları sunacağızdır. Okul binaların durumlarıyla ilgili ilgileneceğiz ve her okulda yönetici ve yardımcı kadro sağlayacağızdır. Yeni Üniversite bölümlerin açılmasını ve lisans ve yüksek lisans kontenjanlarını artıracağızdır. Türkçe eğitim varsa biz var olacağız anlayışıyla bundan böylede hareket edeceğizdir. Kültür, gelenek ve göreneklerimizin varlığı bizim diğer olmazsa olmazlardandır. Bugüne kadar sahip çıktığımız gibi aynı kararlıkla devam edeceğizdir. Dini değerlerimiz ve eserlerimizin muhafızı olacağızdır. Dini ibadethanelerin yapısal onarımı olduğu gibi, vergi ve ödeme kolaylıkların devam etmesini sağlayacağız, cemaatin beklentilerine kulak olacağız”. Diyerek konuşmasına şöyle devam etti,”
“Biz beraberiz, biz başka partilere ve hareketlere yol vermeyiz. 11 Haziranda oyumuzu KDTP’ye verelim, diğer partiyi kurutalım, dersini bir daha verelim, tartışmalara noktayı koyalım. Noktayı koyalım ki toplum olarak tüm enerji ve kaynaklarımızı dilimize, eğitimimize, yatırımlara, istihdama, varlığımız ve geleceğimize harcayalım. Prizren’i, Mamuşa’yı, Priştine’yi, Gilan’ı, Mitroviça’yı, Vuçitırın’ı, Yanova’yı, Dragaş’ı, İpek’i tüm Kosova’yı kalkındıralım. Kosova ve Türkiye ilişkilerini daha da güçlendirelim. “ demekte.
Bu durumda yukarıdaki söylediklerine dayanarak, Sayın Mahir Yağcılara birkaç soru sormadan geçemiyorum. Türkçenin resmiyeti yok muydu ki siz devam etmesini sağladınız? Kimlikler davası diyorsunuz, oysa ben 60 yaşına geldim kimliğimi hep Türkçe aldım, Türk dilinde eğitimi garantiledik, Türkçe eğitim 1951 yılından bu yana Yugoslav anayasasıyla garanti altına alınmış değil miydi de siz almayı başardınız? Öğretmenlerimize maddi destek sağladık diyorsunuz, bu desteğin kaynağını açıklayın? Hazır gelen bir parayı dağıtmak sağlamak değildir, sağladık derken senin bakanlık yaptığın meclisten bu parayı temin edip dağıtmaya muvaffak olsaydınız sağlamış olurdunuz. Kaldı ki hazır aldığınız bu parayı dahi (Hak edenlerden çok etmeyenlere verdiniz) adil dağıtmaya muvaffak olamadınız. Türkçe kitapların basılmasını tamamlayacağız, aferin, bayağı ilerleme sağlamışsınız (21 asırda henüz kitaplar yok) demek ki kitapların basılmasını sağlayacaksınız…Yoksa bunu okullar öğrencisiz kaldığı zaman mı, yapmayı düşünüyorsunuz? Öğrencilere, tablet ve diğer araç ve gereçler… Sağlayacağız derken, ben Mamuşa’da her öğrencinin elinde tablet gördüm, okul binalarının durumuyla ilgileneceğizderken 15 km yakınında Mamuşa’da asrın okulları inşa edilmiş, hizmet vermekte, yoksa burnunuzun dibinde bu olup bitenlerden henüz haberiniz yok mu? Siz nasıl başkansınız?Bunları unutup da söylememiş olmanıza bir şey diyecek değilim, fakat kasıtlı söylemiyorsanız o zaman diyecek çok şeyim var… Demk ki siz, Mamuşa’yı çoktan kaybetmişsiniz ama haberiniz yok. Türkçe eğitim varsa biz var olacağız diyorsunuz, sorarım bütün çocuklarını Arnavutça okutan dava arkadaşın Kadir Hüseyin gibilerle mi, Türkçe Eğitimi güçlendireceksiniz?
Yağcılar, konuşmasının devamında “oyumuzu KDTP’ye verelim diğer partiyi kurutalım, dersini verelim, biz beraberiz, biz başka partilere ve hareketlere yol vermeyiz” demekte.
Kıymetli okurlarım, Sayın Yağcılar’ın kurutmak istediği partinin hangi parti olduğunu açıklamaya gerek var mı? Bilmem, ama bilmeyenler için açıklayayım. Kosova Türk Adalet Partisi (KTAP). Partinin kurucusu ve genel başkanı Mamuşa Belediye başkanı Sayın Arif Bütüç. Mahir Yağcılar, işte bu partinin kökünü kurutmak istiyor, neden mi? Sebepler çok ama ben bir ikisini sayayım. Çünkü bu belediyede Arif başkan sayesinde, dil eşitliği, kimlik kartları, eğitim sorunu, laboratuvarlar, okul binaları, parklar, yollar, alt yapı, öğrencilere tablet, üniversitelere girme kontenjanı vs.vs gibi sıkıntılar çoktan aşılmış. Mamuşa Belediyesi bu yönüyle çoktan çağ atlamış. İşte bu partinin kökünü kurutmak isteyen Yağcılar’ın amacı bu olmasa gerek. Bana kalsa, Yağcılar’ın asıl amacı Türklüğe sahip çıkan partinin kökünü kurutmakla yapmak istediği şey, Türklüğün kökünü kurutmak olsa gerek. Çünkü Türklüğün yükselişi Mahir Yağcılar’ın gözünde bir diken görünmekte… Düşünün bir parti, bir belediye başkanı çıkarıyor ve sonra o başkan hiçbir şartı olmayan bir belediyenin temelini atıyor ve daha sonra da o belediyeyi 100 yıl ileriye götürüyor. Oysa diğer yandan, 17 yıldır devletin bütün imkânlarını kullanarak ve her defasında hükümette bakan olarak yer alan Yağcılar, daha önceleri var olanları sayarak kendi başarısıymış gibi lanse etmeye çalışıyor. Bunu kim yutar?
Sayın okurlar, adalete inanmış biri olarak ben, partilerin kurutulmasından yana biri değilim, fakat kurutulması gereken bir parti varsa yukarıda anlattığım süreci takip ettiyseniz, bu doğrultuda bir karar verilmesi gerekse görüşünü ben değil, sizlerin yargınıza bırakıyorum.
02.06. 2017 tarihinde KDTP’nin Gilan’da düzenlediği geleneksel iftar gecesinde açılış konuşmasını yapan KDTP Gilan Şubesi Başkanı Kadir Hüseyin, “Bugüne kadar hep birlikte büyük işler başardık. Geleceğimiz için, eğitimimiz için, dilimiz için hep KDTP’de birleştik, çalışmalarımızı bu çatı altında yürüttük. Şimdi yeniden 11 Haziran seçimlerinde aynı adreste buluşma zamanı. Bizi biz yapan, güçlü yapan KDTP ’dir ”. Diyordu. Aynı gecede Parti Genel Başkanı Yağcılar konuşmasında,” En önemli atılımları eğitim ve kültür alanında yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz” diyordu.
Sayın Kadir Hüseyin, “Hep birlikte büyük işler başardık. Geleceğimiz için, eğitimimiz için” demeyi nasıl utanmıyor bilemiyorum. Gilan’da sınıflar kapanıyor, 1000’e yakın seçmenin olduğu bir yerde birinci sınıfa kaydını yaptıracak tek çocuk yok mu? Bunu başarı göstermekle resmen halka gırgır geçiyor. Ama onun için Türk halkı önemli değil, önemli olan sınıfları kapatma mükafatı karşılığı sürekli bir şekilde mecliste sandalyesini korumak.
Ve Mahir Yağcılar, o da aynı gecede halkla adeta dalga geçercesine, “En önemli atılımları eğitim ve kültür alanında yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz” demekte. Demek ki bu iki kişiye göre kapanan Türk sınıfları atılımı başarılı bir adım telakki ediliyor. Daha ne diyebilirim. Aradan üç ay geçiyor, okullardan gelen haberler tamda bu görüşümü destekliyor. Gilan’da birinci sınıfa tek bir öğrenci kayıt yapmadığı için kapanıyor, Vıçıtırn, Mitroviça ona keza. Prizren’deki okullarımız da rekor düşüş.
4 Eylül 2017 tarihinde Enis Tabak,” Prizren’deki Türkçe İlköğretim Okullarında Rekor Düşüş” başlıklı haberinde şunlara yer veriyor,”2017 – 2018 yeni eğitim döneminin başlamasıyla ilgili mikrofonlarımıza konuşan Kosova Eğitim Bilim ve Teknoloji Bakanlığı Prizren Eğitim Müdürlüğü’nde Türkçe Eğitim Sorumlusu Ferdi Kovaç, bu yıl eğitimin sorunsuz başladığını ancak ilköğretim de Türkçe öğrenci sayısında rekor bir düşüşün gözlendiğini belirtti. Kovaç, 2016/2017 eğitim döneminde Türkçe ilköğretime 127 öğrenci kaydolurken bu yıl sayının 90’a düştüğünü, Lise eğitimine de 144 öğrenciden 127’ye düştüğünü belirtti. İlkokul 5 sınıfa kadar ders kitaplarının bakanlık tarafından karışılacağını söyleyen Kovaç, 6 ila 9 sınıf arası öğrencilerin ders kitaplarının diğer yıllarda eğitim gören öğrenciler tarafından temin edilmeye çalışılacağını söyledi.
Prizren Üniversitesi'nde görevli Fetnan Derviş ise, "Gerek konuşulan konular ve gerek alacağımız sonuçlar itibariyle kararların uygulanmaya geçmesi lazım. Sürekli tartışıyoruz, sürekli bir şeyleri ortaya atıyoruz ancak maalesef önerileri dikkate alan veya uygulayan kişileri bulamıyoruz. Eğer sistemleştirmek gerekirse bizim eğitimizdeki sorunlar nelerdir diye kısacası meseleye ben iki yönlü bakmaktayım. Öncelikle Kosova Demokratik Türk Partisi'nin (KDTP) bence Kosova'da Türkçe eğitimiyle ilgili net bir politikası yok, global bir politikası yok. İkincisi ise toplumumuz açısından kişilerin aşırı şahsiyetçi düşünmeleriyle ilgilidir. Çünkü 1994'ten beri Türkiye'de Büyük Öğrenci Projesi kapsamında çok sayıda mezunu var ve bizde olan kadro diğer dillerde yok ancak biz daha ileri bir seviyede değiliz. Aslında bunu tartışmak gerekiyor. Eğitim bir toplumun en önemli öğesidir. Dolayısıyla eğitimde aksaklıklar görüldüğü takdirde bu bütün toplumu zincirleme bir şekilde etkilediğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı.
Gördüğümüz kadarıyla, bugün Kosova’da kimi okullarda Türk sınıflar kapanıyor, kimi okullarda öğrenci sayısı azalıyor. Diğer yandan daha iyi bir eğitim alabilmek için; Arnavut, Boşnak, Torbeş… Çocukları Türkçe eğitime özel önem veriyor. Bu işte bir gariplik yok mu? Elbette var. Fakat Türk toplumunun motor gücü olması gereken KDTP yetkilileri bu davadan çok uzaktalar. Üniversite mezunu gençlerimiz sokaklarda işi, gücü olmadığı için başıboş gezmekteler. İş yok. Kısa vade de bir ış bulma ışığı görmüyorlar. Hatta geçenlerde adını vermemi istemeyen Prizrenli bir genç, “ Artık yaşımız geçiyor, maddi imkânsızlıklar yüzünden evlenemiyoruz. Diploma var, iş yoksa neye yarar ” Diyor.
22 Ekimde Kosova bir kez daha yerel seçimlere gidiyor. Tabii Kosovalı Türkler de . Değişen bir şey olur mu? Sorusunu soranlara vereceğim yanıt, maalesef bu zihniyet devam ettiği müddetçe olmaz. Nedenler de çok basit. Taki bizi, bizden birileri temsil etmedikçe. Kendi çocuklarına Türkçe eğitim vermeyen, ama yıllarca mecliste bizi temsil edenlerin halka nasıl bir model olacağı apaçıktır. Başarmak için önce KDTP‘yi bu kariyeristlerin, vurdumduymazların, etnik kimliği belli olmayanların elinden kurtarmak, öz ve öz Türk evlatlarına teslim etmekle işe başlamak gerek.
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor