- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Epstein’in mailleri ve yaptıklarından daha ağır, daha vahim bir şey var
Epstein’in mailleri ve yaptıklarından daha ağır, daha vahim bir şey var
0 dk
Son aylarda —ve hâlâ— Jeffrey Epstein adlı Amerikalı bir milyarder ve ajan hakkında haber bombardımanına tutulduk. Hüküm giymiş bir pedofil ve cinsel yırtıcı olan Epstein’in (kısa süre önce cezaevinde öldü; sözde intihar?!), Karayipler’de kendisine ait özel bir adası vardı. Bu adaya çok sayıda Batı Avrupalı ve Amerikalı siyasetçiyi, devlet adamını ve elbette başkanları götürüyor; burada reşit olmayan kız çocuklarıyla pedofilik orgilere katılıyorlardı.
Bu durum liberal kapitalistlerin bir anomalisi olarak görülse de, elbette sadece onlarla sınırlı değildir.
Epstein’in yazışmaları ve e-postaları kamuoyuna açıklandığında; siyasetçiler, devlet adamları, kamuoyunca tanınan kişiler, milyarderler, şarkıcılar ve oyunculardan oluşan son derece geniş bir çevrenin bu iğrenç sahnenin parçası olduğu ortaya çıktı.
Batı toplumlarına ve onların liderlerine özgü ahlaksızlığa, vicdansızlığa ve ruhsuzluğa alışmıştık belki; fakat bu e-postalarla ilgili bizi asıl dehşete düşüren şey şuydu: Hüküm giymiş bu pedofil ve cinsel yırtıcının, Müslüman dünyasından bazı kişi ve kanallar aracılığıyla Kisve’nin (Kâbe’nin siyah örtüsünün) önemli parçalarına ulaşmış olması ve bunları kendi konutlarında sergi, sergi değilse de halı ya da benzeri amaçlarla kullanmış olması.
İşte tam da burada, Kâbe’yi ve onun siyah örtüsünü en yüksek derecede kutsal bilen samimi Müslümanların kanı donar, nefesi kesilir.
Müslüman dünyasında bir kurum ya da mekân Kisve’den küçük bir parça elde edebildiğinde, bu parça itinayla sergilenir; müminler gelip onu görür, hayranlık ve hürmetle seyreder. Haccın masum heyecanlarından biri ve her hacının rüyası da Kâbe’ye ve onun örtüsüne dokunabilmektir.
Şimdi ise bu kutsiyetin en çirkin biçimde kirletildiğini, apaçık bir saygısızlık ve kutsalın çiğnenmesiyle karşı karşıya kaldığımızı duyuyoruz. Dünyanın dört bir yanındaki müminler dehşete kapılıyor, bunun nasıl mümkün olabildiğine inanmak istemiyor. Ama ne yazık ki mümkün olmuş gibi görünüyor.
Oysa şunu bilmek ve kendimize sürekli hatırlatmak gerekir: Kutsallık fikri, kutsal ve dokunulmaz mekânlar ile nesneler fikri yok edilemez.
Zira inançsızlar bir camiyi ya da mescidi yıktıklarında, sadece biçimin bir parçasını yıkarlar; onun fikrini asla öldüremezler. Çünkü yerine yenisi yapılır; hem de daha büyük, daha güçlü ve daha güzel olarak.
Mushaf yakıldığında da böyledir: Bir ya da birkaç basılı nüsha yakılır; hatta hepsi yakılsa bile, dünyada o İlâhî Kelâm’ı varlıklarıyla muhafaza eden milyonlarca hâfız vardır.
Kisve için de durum aynıdır. Her yıl yeniden dokunur ve dikilir; onu binlerce annenin, kızın ve kız kardeşin eli, emeği ve duası hazırlar. Bu yüzden bu değerler yok edilemez; çünkü onların özü ve aslı İlâhî koruma altındadır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Hicr Sûresi’nde şöyle buyrulur:
“Şüphesiz Zikr’i (Kur’an’ı) Biz indirdik ve onu elbette Biz koruyacağız.”
Ancak şunu da söylemek gerekir ki, Epstein’in Kisve parçalarıyla yaptığı bu saygısızlıktan —hain ve satılmış Müslüman eller aracılığıyla— daha ağır, daha büyük ve daha yıkıcı bir şey vardır.
Bunu bize en açık biçimde, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şu hadisi anlatır. Efendimiz bir gün Kâbe’ye bakarak şöyle buyurmuştur:
“Ne kadar yücesin, ne kadar büyüktür senin hürmetin! Fakat Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bir müminin Allah katındaki hürmeti senden daha büyüktür: onun kanı, malı ve onuru.”
(Bu hadis İbn Mâce, Taberânî ve başkaları tarafından rivayet edilmiş; âlimlerce hasen olarak değerlendirilmiştir.)
Bu hadisten açıkça anlıyoruz ki, bir Müslümanın kanı, malı ve onuru; Kâbe’den ve onun örtüsünden bile daha büyük bir değere ve dokunulmazlığa sahiptir.
Bugün ise Müslüman kanı, ne yazık ki en ucuz kandır. İnsanlar Kuzey Kutbu’ndaki tek bir penguen için, Gazze’de katledilen yirmi bin çocuktan daha fazla üzülür hâle gelmiştir. (Elbette herkes için geçerli değil.) Müslüman onurunun ve izzetinin ne kadar aşağı düştüğünü anlatmaya ise gerek bile yoktur. Bu hem küresel ölçekte ümmet düzeyinde, hem de yerel düzeyde yaşanmaktadır.
Bu değerler neredeyse hiç korunmamaktadır. Onurlu otoriteler, örnek şahsiyetler, ahlâkî dikeyler yok olmuş; her şey saldırı altında ve değersizleştirilmiştir. Sıradan ve dürüst bir Müslümanın onuru bile… Üstelik bunu en çok biz kendi kendimize yapıyor; birbirimizin en büyük düşmanı yine biz oluyoruz.
Sözümü, yalnızca bir sûfî şair değil; aynı zamanda Hanefî fakihi ve kadı olan Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile bitirmek isterim. Talebeleri ona neden sürekli başı öne eğik yürüdüğünü ve neden hep yere baktığını sorduklarında şöyle cevap vermiştir:
“Müslüman onuru o kadar yere düşmüştür ki, yürürken birinin onuruna basmaktan korkarım.”
___
Yazan: Muhamed Velić***
(Türkçe M.Tevfik Yücesoy)
***Muhamed Velić, Bosna-Hersekli İslâm âlimi, yazar ve vaizdir. İslâmî ilimler alanında eğitim almış; ahlâk, din, toplum ve çağdaş meseleler üzerine yazılarıyla tanınmıştır. Yazılarında Kur’an ve sünnet merkezli bir bakışla modern dünyayı, küresel adaletsizlikleri ve Müslüman toplumların iç sorunlarını ele alır. Bosna’daki dinî ve entelektüel çevrelerde, eleştirel ve uyarıcı üslubuyla bilinen etkili bir isimdir.
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor