- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Güle güle Sami, ışıklar içinde uyu...
Güle güle Sami, ışıklar içinde uyu...
0 dk
Güle güle Sami, ışıklar içinde uyu...
Güzel bir dostu, kardeşi, ağabeyi yitirmenin acısını yaşıyorum...
Üç yıl önce Kosova'ya gittiğimde tanışmıştık. Kosova'nın en iyi ressamlarından Sami Ahmeti'den söz ediyorum.
Sami Ahmeti, Enver Hoxaj ve Ethem Baymak: bu üç can dost ve arkadaş, Kosova'nın en iyi ressamlarından. Türkiye'mizde ve pek çok ülkede de çok iyi tanınıyorlar.
Kosova'ya gittiğimde Sami eşi sevgili Bahar, Enver ve eşi can arkadaşım sevgili Narçıze, Ethem ve sevgili eşi Drita bir hafta boyunca beni ağırlamış, bana kendimi prenses gibi hissettirmişlerdi.
Buram buram Osmanlı tarihinden izler taşıyan, bana göre küçük Türkiye: Prizren şehrini karış karış gezdirmişlerdi. Her gün biri evine konuk olarak almıştı. Konuk severlilikleri bizim gibi demeyeceğim, bizden daha konukseverler.
İzmir'den genç ressam ve şair arkadaşım, aynı zamanda da pek çok etkinliğe birlikte olduğumuz Elvin Erensoy Öztürk, birkaç gün önce Prizren'de yapılan "Sanatla uyanmak" şölenine katılmak üzere Kosova'ya gitti. Giderken "Ne istersin Hülya abla?" deyince sevdiklerimin adını tek tek sayarak sevgi ve selamlarımı iletmiştim.
Az önce facebookta mesajlaştık. Tekrar sordu: "Bir şey istiyor musun?"
Ben de gene aynı cevap: "Bol bol benim yerime gez. Paksu nehrindeki taş köprünün kıyısında oturduğumuz kahvenin önünde bir dut ağacı var. O duttan her gün toplayıp yiyordum. Benim için ye. Sonra Sami, Bahar, Enver, Narçize, Ethem ve Drita'ya ve beni tanıyıp sevenlere selamımı söyle."
Cevap verdi: "Hepsine selamlarını söyledim, ama sana üzücü bir haberim var. Sami bey vefat etti önceki gün. Ama söylemiştim selamını. Dutu da yiyeceğim. E taşın dibinde de gülleri yeşertiyoruz.Tekrar neşe katmaya çalışıyoruz bu topraklara gülüşlerimizle, dostluklarımızla."
İçim yandı, gözlerim doldu, dondum kaldım. Boğazımda bir düğüm.
Güzel bir dostu, kardeşi, ağabeyi yitirmenin acısını yaşıyorum. Gözlerimin önünden film şeridi gibi geçmeye başladı bir bir anılar...
Evine gittiğimde beni divana oturtmuşlardı:
" Ayaklarını uzat... Ne olur rahat et... Al bu yastıkları arkana... Bu çorbadan sever misin?.. Bak bu yemeği Bahar senin için yaptı... İstediğin bir şey varsa söyle, çekinme...Sana Prizren Taş köprünün resmini yapacağım Hülya...Sen bizim artık kardeşimizsin... Eşinle de bekliyoruz...Geldiğinde otelde yatmak yok, bizde kalırsın..."
Sami henüz altmış dört yaşında idi. Eski Yugoslavya döneminde milli takımda yirmi yıl futbol oynamış. Yani o dönemin Hakan Şükür'ü imiş. Çok paralar kazanmış ve zamanın en güzel kızı Bahar'la evlenmiş. Prizren'in merkezinde Sırp'ların yoğun olarak oturduğu mahallede çok güzel üç katlı bir ev yaptırmış. Kendileri Arnavut-müslüman. Savaş zamanında Arnavutlar komşuları Sırpların evlerini yakarken, onun evini de yakmışlar. Bir tek ceket, tek bir fotoğraf alamadan evleri yanmış, kül olmuş... Eşinin ve çocuklarının feryadına dayanamayan Sami kalp krizi geçirmiş...
Resim yapmak en büyük tutkusu idi. Yaşadıkları acıları "Böyle unutabiliyorum" demişti. Eski günleri anlatırken gözleri buğulu "Hayatım bitti" diye tanımlamıştı.
Futbolu da çok sevmiş, mutlu olmuşsun. Bu gün sana "Futbol mu, resim mi?" diye sorsam, dediğimde: "Futbolu oynarsın, biter, unutursun... Oysa bir tablo duvarda yüz yıl, iki yüz yıl kalabilir. Ölümsüzlük budur. Sanat: insanlarla duygu alışverişi yapmak için en iyi araçtır" demişti.
Bizi de tanıştıran sanat değil miydi?
Bahar'ım yanında olmayı çok isterdim. Allah sana ve sevenlerine sabır ve uzun ömür versin.
Evet canım kardeşim Sami'm. Savaşın getirdiği acılar seni aldı, götürdü. Güle güle, ışıklar içinde uyu. Sen ölümsüzlüğe sanatınla zaten kavuşmuştun. Sadece seni çok özleyeceğiz...
Hülya Sezgin/ Haberhurriyeti.com /
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor