EURO
1
  • EURALL
    90.44 -0.10%
  • EURTRY
    55.68 -0.23%
  • EURMKD
    61.57 -0.06%
  • EURRSD
    117.51 0.00%
  • EURUSD
    1.12 -0.23%
  • EURGBP
    0.84 0.00%
  • EURCHF
    0.92 0.23%
  • EURSEK
    11.13 0.13%
  • EURAUD
    1.60 -0.18%
Haberler aranıyor...
Aramak için en az 2 karakter yazın.

İYİLİĞİ GÖRÜNÜR KILMAK

 İYİLİĞİ GÖRÜNÜR KILMAK
23 Ekim 2026, 12:37

0 dk

Kötülüğün sıradanlaştığı bir dünyada vicdanı, merhameti ve güzel örnekleri çoğaltmak
 
“İyiliği görünür kılalım; fakat insanları yüceltmek için değil, iyiliğin kendisini çoğaltmak için…”
 
Yazan: M. Tevfik Yücesoy
 
Bir toplumun çöküşü her zaman büyük felaketlerle, savaşlarla, ihtilallerle veya meydanlarda yükselen çığlıklarla başlamaz. Bazen çöküş, çok daha sessiz ve fark edilmesi güç bir yerden başlar: Kötülüğün yadırganmamaya başlamasından, yanlışın sıradanlaşmasından, merhametin zayıflık; dürüstlüğün saflık; hakkaniyetin ise çıkar karşısında gereksiz bir yük gibi görülmesinden…
 
İnsan, bir süre sonra yalnızca gördüklerine değil, görmeye alıştıklarına da benzemeye başlar. Önceleri kendisini rahatsız eden bir davranış, tekrarlandıkça gözünde küçülür. Bir zamanlar itiraz ettiği haksızlık karşısında susmayı öğrenir. Önce başkasının yaptığı kötülüğü mazur görür, sonra ona alışır; nihayetinde aynı kötülüğün kendi hayatına da sızmasına engel olamaz.
 
İşte asıl tehlike budur: Kötülüğün varlığı kadar, kötülüğe karşı duyarlılığımızı kaybetmek.
 
Bu sebeple iyi örnekleri çoğaltmak, onları görünür kılmak ve iyiliği toplumsal hayatın merkezine taşımak zorundayız. Ancak burada ince bir ayrım vardır: Amacımız yalnızca bazı kişileri meşhur etmek, isimlerini yüceltmek veya onları birer hayranlık nesnesine dönüştürmek değildir. Asıl mesele, onların şahsında ortaya çıkan iyiliği, fedakârlığı, adaleti, merhameti ve insanlık duygusunu görünür kılmaktır. Çünkü insanlar gelip geçer; fakat iyilik, yaşatıldığı müddetçe insanlığın ortak mirası olarak kalır.
 
İyiliğin çağrısı, kötülüğün gürültüsünden daha güçlü olmalıdır
 
İçinde yaşadığımız çağda kötülüğün kendisini duyurmak için fazla çaba sarf etmesine gerek yok. Bir haksızlık, bir skandal, bir aşağılama, bir kavga yahut bir insanın düşüşü, bazen saatlerce gündemde kalabiliyor. Öfke hızla yayılıyor; hakaret alkışlanabiliyor; insanın mahremiyeti bir eğlence malzemesine dönüştürülebiliyor. Buna karşılık bir yetimin başını okşayan el, karşılık beklemeden yapılan bir yardım, kimsenin görmediği yerde korunan bir hak veya yıllarca sessizce sürdürülen bir fedakârlık çoğu zaman haber bile olmuyor.
 
Oysa bir toplumun ruhunu yalnızca neyi konuştuğu değil, neyi konuşmaya değer bulduğu da belirler.
 
Kötülüğün sürekli teşhir edildiği, iyiliğin ise sessizliğe terk edildiği bir yerde insanın dikkat terazisi zamanla bozulabilir. Kötü davranışlar görünürlük kazanırken güzel davranışlar hayatın kenarına itilir. Böylece yanlış olan, çok karşılaşıldığı için normal; doğru olan ise az gösterildiği için istisnai görünmeye başlar.
 
Elbette kötülük gizlenmemeli, haksızlık örtbas edilmemeli, zulüm karşısında susulmamalıdır. Fakat kötülüğü göstermekle onu sürekli dolaşıma sokmak, kötülüğe karşı uyarmakla onu seyirlik bir gösteriye dönüştürmek aynı şey değildir. Birincisi vicdanı uyandırır; ikincisi, ölçüsüz yapıldığında, vicdanı yorabilir.
 
İhtiyacımız olan şey, kötülüğü inkâr etmek değil; onu teşhis ederken iyiliği de hayatın görünür ve güçlü bir gerçeği hâline getirmektir.
 
Kur’an’ın çağrısı: İyiliği yaşatmak ve hayra öncülük etmek
 
Kur’an-ı Kerim, insanın yalnızca kendisini kötülükten uzak tutmasını değil, iyiliğin çoğalmasına katkıda bulunmasını da ister. Rabbimiz şöyle buyurur:
 
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı yasaklar.” (Nahl, 16/90)
 
Bu ayet, toplumsal hayatın ahlaki istikametini belirleyen temel ölçülerden birini ortaya koyar: Adalet, iyilik ve dayanışma yalnızca bireysel erdemler değildir; insanlarla birlikte yaşamanın da vazgeçilmez şartlarıdır.
 
Kur’an, iyiliğin sadece kalpte taşınan bir niyet olarak kalmamasını, hayata ve davranışlara yansımasını ister. “İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın.” (Mâide, 5/2) buyruğu, insanın hangi davranışları destekleyeceği ve hangi tutumlara ortak olmayacağı konusunda açık bir sorumluluk yükler.
 
Demek ki iyilik, yalnızca iyi olmakla tamamlanmaz; iyiliğe omuz vermek, onu korumak ve başkalarının da iyiliğe yönelmesini kolaylaştırmak gerekir.
 
Kur’an’ın insan davranışlarına yüklediği anlam, bir başka ayette daha çarpıcı biçimde karşımıza çıkar:
 
“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzâl, 99/7-8)
 
Hiçbir iyilik küçümsenecek kadar önemsiz değildir. Bir gönlü incitmemek, bir insanın hakkını korumak, bir yabancının derdine kulak vermek, kimsenin bilmediği bir yerde emanete sadık kalmak… Bunların her biri ahlaki değere sahiptir.
 
Belki de bu sebeple, iyiliği görünür kılarken büyük kahramanlık hikâyelerinin peşine düşmek zorunda değiliz. Bazen bir insanın öfkesini yutması, haksız olduğu yerde özür dilemesi veya kendisine kötülük edene rağmen adaletten ayrılmaması, bir toplumun geleceği için büyük bir örnektir.
 
Kur’an’ın ölçüsünde değer, yalnızca gürültülü ve gösterişli işlerde değil, insanın niyetinde, ahlakında ve davranışlarında da aranmalıdır.
 
Peygamber Efendimizin sünnetinde örnek olmak ve iyiliğe öncülük etmek
 
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hayatı, iyiliğin yalnızca anlatılarak değil, yaşanarak öğretildiğinin en güzel örneklerinden biridir. O, insanlara merhameti anlatırken merhamet etmiş; adaleti emrederken adaletten ayrılmamış; affetmenin değerini bildirirken affetmenin ahlakını bizzat göstermiştir.
 
Nitekim Kur’an-ı Kerim, onun şahsında bütün insanlığa örnek bir hayat sunulduğunu bildirir: “Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21)
 
Güzel örnekliğin özü tam da burada saklıdır: Söylenen söz ile yaşanan hayatın birbirini doğrulaması.
 
Peygamber Efendimiz, bir hadisinde şöyle buyurur:
 
“Kim İslam’da güzel bir çığır açarsa, onun da ecri vardır, kendisinden sonra onunla amel edenlerin ecri de vardır…” (Müslim, Zekât, 1017)
 
Bu hadis, iyiliğin insanı aşan bir tesire sahip olduğunu gösterir. Bir insanın başlattığı güzel bir davranış, başka insanların hayatına taşınabilir; bir merhamet hareketi başka merhametleri doğurabilir; bir adalet örneği, başkalarının da adil davranması için cesaret kaynağı olabilir.
 
İyilik böylece tek bir kişinin davranışı olmaktan çıkar, toplumsal bir imkâna dönüşür.
 
Bir öğretmenin öğrencisine gösterdiği adalet, o öğrencinin ileride kendi çocuklarına veya çalışma arkadaşlarına davranışında yaşayabilir. Bir hekimin hastasına gösterdiği şefkat, başka bir insanın mesleğini icra ederken taşıyacağı vicdana dönüşebilir. Bir yöneticinin gücünü değil hakkaniyeti esas alması, kurumun kültürünü değiştirebilir.
 
İşte iyiliğin gerçek bereketi budur: İyilik, kendisini taklit edilebilir kıldığında çoğalır.
 
Şeytanın en büyük tuzaklarından biri: Yanlışı normalleştirmek
 
Kötülük her zaman kendisini kötü bir şey olarak tanıtmaz. Bazen “Herkes böyle yapıyor.” der. Bazen “Bu zamanda dürüstlükle bir yere varılmaz.” diye fısıldar. Bazen “Bir kereden bir şey olmaz.” diyerek insanın vicdanıyla arasına küçük bir mesafe koyar.
 
İnsan, kötülüğe bir anda teslim olmayabilir. Fakat yanlışın gerekçelerini tekrar tekrar dinlediğinde, başkalarının yanlışlarına sürekli tanıklık ettiğinde ve bunlara karşı hiçbir itiraz yükselmediğinde ahlaki sınırlarını yavaş yavaş kaybedebilir.
 
Burada tehlike yalnızca kötülüğü yapanların sayısının artması değildir. Kötülüğe şahit olduğu hâlde rahatsız olmayanların, haksızlığı gördüğü hâlde sessiz kalanların, başkasının acısını bir seyirlik görüntü gibi izleyenlerin çoğalmasıdır.
 
Kur’an, insanın kendi sorumluluğunu unutup yanlış davranışlara ortak olmasına karşı uyarır. Mâide suresindeki iyilikte yardımlaşma emri, kötülüğe ortak olmama sorumluluğuyla birlikte düşünülmelidir.
 
Bu nedenle bir toplumun ahlakını koruması, yalnızca suç işleyenleri cezalandırmakla mümkün değildir. İnsanların hangi davranışları onayladığı, hangilerine itiraz ettiği ve hangi değerleri gelecek kuşaklara aktardığı da belirleyicidir.
 
Kötülüğün sıradanlaşması, vicdanın sessizleşmesidir. İyiliğin çoğalması ise vicdanın yeniden konuşmaya başlamasıdır.
 
Bilim bize ne söylüyor? İnsan, gördüğü davranışlardan öğrenir
 
Psikolog Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramı, insanların davranışları yalnızca doğrudan deneyimleriyle değil, başkalarını gözlemleyerek de öğrendiklerini ortaya koyar. Özellikle Social Learning Theory adlı eserinde geliştirdiği yaklaşım, model alınan davranışların insanın tutumları ve davranışları üzerindeki etkisini anlamamıza yardımcı olur.
 
Bu yaklaşımın toplumsal hayat bakımından önemli bir sonucu vardır: İnsanlara ne söylemiş olduğumuz kadar, onların önünde hangi davranışları sergilediğimiz de önemlidir.
 
Çocuklarına dürüstlüğü anlatan fakat kendi çıkarı söz konusu olduğunda yalan söyleyen bir yetişkin, sözleriyle değil, davranışlarıyla öğretir. Adaletten söz eden fakat yakınlarını kayıran bir yönetici, adaletin değil ayrıcalığın örneğini sunar. Merhameti savunduğu hâlde başkasının acısıyla alay eden bir toplum, merhameti değil duyarsızlığı yayar.
 
Aynı mekanizma iyilik için de geçerlidir. Bir insanın haksız kazançtan vazgeçtiğini görmek, başka bir insana da dürüst kalma cesareti verebilir. Birinin güçsüzü koruması, çevresindekilerin adalet duygusunu güçlendirebilir. Bir topluluğun farklılıklara saygıyla yaklaşması, birlikte yaşama kültürünü besleyebilir.
 
Elbette insan davranışları yalnızca gözlemle açıklanamaz; aile, eğitim, kişilik, kurumlar ve toplumsal şartlar da etkilidir. Ancak gözlemlediğimiz davranışların, özellikle de ödüllendirilen ve onaylanan davranışların, ahlaki öğrenme bakımından önemli bir yeri vardır.
 
Bu sebeple medyada, eğitim kurumlarında, ailede ve kamusal hayatta neyi öne çıkardığımızı yeniden düşünmeliyiz.
 
Kime görünürlük sağlıyoruz? Hangi davranışı alkışlıyoruz? Hangi insanlık hâlini örnek gösteriyoruz?
 
Bir toplumun geleceği, biraz da bu sorulara verdiği cevaplarda saklıdır.
 
Aristoteles’ten Hannah Arendt’e: Alışkanlıklar ve vicdanın sorumluluğu
 
Aristoteles, Nikomakhos’a Etik adlı eserinde erdemlerin alışkanlıklarla geliştiğini vurgular. Ona göre insan, adil davranışlarda bulunarak adaletli; ölçülü davranışlarda bulunarak ölçülü bir karakter kazanır.
 
Bu düşünce, iyiliğin neden sürekli yaşatılması gerektiğini anlamamıza yardımcı olur. İyilik yalnızca olağanüstü zamanlarda ortaya çıkan bir duygu değil, gündelik hayatın içinde tekrar tekrar tercih edilerek karaktere dönüşen bir ahlaki tutumdur.
 
Bir toplum da benzer şekilde, her gün hangi davranışları teşvik ettiğine göre şekillenir. Dürüstlüğün korunduğu, merhametin küçümsenmediği, emeğin karşılığının verildiği ve haksızlığa itiraz edildiği ortamlarda erdemlerin gelişmesi için daha elverişli bir zemin oluşur.
 
Hannah Arendt’in kötülük üzerine düşünceleri ise başka bir tehlikeye dikkat çeker: İnsan, yaptığı şeyin ahlaki anlamını sorgulamayı bıraktığında, düşünmeden hareket ettiğinde ve sorumluluğunu başkalarına devrettiğinde ağır yanlışların bir parçası hâline gelebilir.
 
Arendt’in özellikle totaliter rejimler ve Eichmann davası bağlamında geliştirdiği çözümlemelerinden çıkarılabilecek ders şudur: İnsan, yalnızca başkalarının emirlerine veya toplumun alışkanlıklarına uymakla yetinmemeli; yaptığı şeyin doğruluğunu ve başkaları üzerindeki etkisini de düşünmelidir.
 
Bu bakımdan vicdan, sadece kötülük yapmamak değildir. Aynı zamanda kötülüğün gerekçelerini sorgulamak, sıradanlaşan yanlışlara karşı zihnini ve kalbini uyanık tutmaktır.
 
Çünkü bazen insanı yanlış yola sürükleyen şey, kötülüğe duyduğu hayranlık değil, onun karşısında düşünmeyi ve itiraz etmeyi bırakmasıdır.
 
Âlimlerin irfanında kalbin korunması
 
İslam düşünce geleneğinde de insanın iç dünyasını koruması, ahlakını güzelleştirmesi ve davranışlarının sorumluluğunu taşıması temel meselelerden biridir.
 
İmam Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn adlı eserinde kalbin arınmasına, niyetin düzeltilmesine ve ahlaki alışkanlıkların terbiye edilmesine geniş yer verir. Onun yaklaşımından hareketle söyleyebiliriz ki insan, yalnızca dış dünyasını düzenlemekle yetinemez; kalbinin neye alıştığını, neye sevindiğini ve ne karşısında duyarsızlaştığını da gözetmelidir.
 
Bir başkasının düşüşünden haz duymaya alışan kalp ile bir insanın yeniden ayağa kalkmasına sevinen kalp aynı yerde durmaz. Başkasının kusurunu yaymaktan zevk alan dil ile bir insanın onurunu korumaya çalışan dil de aynı ahlaki istikamete yönelmez.
 
İlim ve irfan geleneğimizin büyük isimlerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye atfedilen meşhur bir söz vardır: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” Bu sözün farklı aktarımları bulunsa da taşıdığı ahlaki mesaj açıktır: İnsan, sözüyle özü arasında bir bütünlük kurmalıdır.
 
İyiliği görünür kılmak, iyilik görüntüsü üretmek değildir. İyilik görüntüsü bazen insanın nefsini besleyebilir; gerçek iyilik ise çoğu zaman insanın nefsini geride bırakmasını gerektirir.
 
Bu yüzden iyilik örneklerini anlatırken yalnızca kişinin şöhretine, makamına veya görünürlüğüne odaklanmamalıyız. Onun hangi değeri temsil ettiğini, hangi yaraya merhem olduğunu ve başkalarına nasıl bir yol açtığını da konuşmalıyız.
 
Şahıslar değişebilir; makamlar el değiştirebilir; alkışlar kesilebilir. Fakat adalet, merhamet, sadakat ve insan onuru, değerini alkıştan almaz.
 
İyiliği görünür kılmak, insanları putlaştırmak değildir
 
Burada önemli bir ölçüye daha ihtiyaç var. İyiliğin görünür kılınması, hiçbir insanı kusursuz ilan etmek veya bir kişiyi eleştirinin üstünde tutmak anlamına gelmez.
 
İnsan, iyilikleri kadar eksiklikleri de bulunan bir varlıktır. Bir insanın güzel davranışını takdir etmek, onun her davranışını doğru kabul etmeyi gerektirmez. Aynı şekilde bir insanın hatasını görmek de onun bütün iyiliklerini inkâr etmeyi haklı çıkarmaz.
 
Asıl mesele, kişilerin taraftarlığını yapmak değil, değerlerin tarafında durmaktır.
 
Bir iyiliği, onu yapan kişi bize yakın olduğu için değil, gerçekten iyi olduğu için takdir edebilmeliyiz. Bir haksızlığı da onu yapan kişi bize uzak olduğu için değil, gerçekten haksız olduğu için eleştirebilmeliyiz.
 
Ahlaki tutarlılık burada başlar.
 
İyiliği şahısların gölgesinden kurtarıp ortak bir değer hâline getirmek, toplumun vicdanını daha sağlam bir zemine oturtur. Böylece iyilik, belli bir kişinin varlığına bağımlı olmaktan çıkar; insanlar arasında dolaşan, başkalarına ilham veren ve zamanla ortak kültüre dönüşen bir davranış biçimi hâline gelir.
 
Belki de en büyük başarı, bir insanın iyiliğiyle öne çıkması değil, onun yaptığı iyiliğin başkaları tarafından da sürdürülmesidir.
 
Medyanın, ailenin ve eğitimcilerin sorumluluğu
 
Bugün iyiliğin görünürlüğü, yalnızca bireysel tercihlerle sınırlı değildir. Ailelerin, öğretmenlerin, din görevlilerinin, yöneticilerin, gazetecilerin ve dijital platformlarda içerik üreten herkesin bu konuda sorumluluğu vardır.
 
Bir çocuk, evinde başkasının gıybetinin eğlenceye dönüştürüldüğünü görüyorsa, başkalarının onurunu korumayı öğrenmesi zorlaşabilir. Bir genç, toplumda yalnızca zenginliğin, şöhretin ve gücün alkışlandığına tanıklık ediyorsa, karakterin ve emeğin değerini anlamakta güçlük çekebilir.
 
Buna karşılık bir aile, haksızlık karşısında adaletten ayrılmıyorsa; bir öğretmen, başarılı öğrenciler kadar sessizce çabalayan öğrencilerin emeğini de takdir ediyorsa; bir yönetici, kendi yakınlarının yanlışlarına da itiraz edebiliyorsa, orada iyiliğin yaşaması için bir zemin oluşur.
 
Medyanın görevi de yalnızca kötü olayları aktarmak değildir. İnsan onurunu koruyarak gerçekleri anlatmak, toplumsal sorunları görünür kılmak ve kamu yararı taşıyan güzel örneklere de yer vermek mümkündür.
 
Bir sağlık çalışanının yıllardır sürdürdüğü fedakârlık, bir gencin yaşlı bir insana yardım etmesi, bir esnafın bulduğu emaneti sahibine ulaştırması, bir komşunun zor durumdaki aileye sessizce destek olması, bir kamu görevlisinin kendisine sunulan haksız menfaati reddetmesi…
 
Bunlar küçük hikâyeler değildir. Bunlar, bir toplumun henüz tükenmediğini gösteren işaretlerdir.
 
İyiliği haber yapmak, onu gösterişe dönüştürmek demek değildir. Kişinin mahremiyetine ve onuruna saygı göstererek, davranışın değerini ve başkalarına ilham verme imkânını anlatmak mümkündür.
 
İyiliğin görünürlüğü, iyilik yapan insanın mahremiyetini ihlal etmemeli; fakat iyiliğin kendisini de görünmezliğe mahkûm etmemelidir.
 
Son söz: Karanlığı anlatmak kadar, ışığı çoğaltmak da gerekir
 
Bugün belki de en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey, insanlığın güzel taraflarına yeniden dikkat kesilmektir.
 
Bir çocuğun dürüstlüğünü takdir etmek, bir gencin merhametini desteklemek, bir yaşlının tecrübesine kulak vermek, bir insanın fedakârlığını unutmamak, hakkı koruyan bir davranışı örnek göstermek…
 
Bunların hiçbiri dünyadaki bütün kötülükleri bir anda ortadan kaldırmaz. Fakat insanın içinde iyiliğe açılan bir kapıyı aralayabilir. O kapıdan geçen her insan, başka bir insanın hayatında yeni bir imkân doğurabilir.
 
Unutmayalım: Kötülük, yalnızca kötülük yapanların varlığıyla değil, ona karşı duyarsızlaşanların çoğalmasıyla da güç kazanır. İyilik ise yalnızca iyi insanların varlığıyla değil, onların iyiliklerini anlayan, destekleyen ve sürdüren insanların çoğalmasıyla kök salar.
 
Bu sebeple iyiliği görünür kılalım. Fakat bunu insanları yüceltmek için değil, insanlığın ortak değerlerini yaşatmak için yapalım. Bir kişinin şöhretini değil, davranışının anlamını; bir ismin büyüklüğünü değil, temsil ettiği ahlakı; alkışın sesini değil, vicdanın çağrısını öne çıkaralım.
 
Kötülüğü teşhir ederken ona hayranlık üretmeyelim. Yanlışı anlatırken yanlışın diline teslim olmayalım. Bir insanın düşüşünü konuştuğumuz kadar, ayağa kalkışını da konuşalım. Zulmü kınadığımız kadar adaleti; merhametsizliği eleştirdiğimiz kadar merhameti; yalanı mahkûm ettiğimiz kadar dürüstlüğü de görünür yapalım.
 
Çünkü karanlığa söylenmek, tek başına ışık yakmaz.
 
Bir mumun alevi küçük olabilir; fakat karanlığın bütün iddiasını boşa çıkaran şey, o küçük ışığın yanmaya devam etmesidir.
 
Belki de bugün hepimize düşen en büyük vazife budur: İyiliği çoğaltmak, güzelliği görünür kılmak ve kötülüğün sıradanlaşmasına karşı vicdanın sesini diri tutmak.
 
Öyle ki çocuklarımız kötülüğü dünyanın değişmez gerçeği, iyiliği ise istisnai bir mucize sanmasın. Öyle ki bir insan haksızlık karşısında yalnız kalmayacağını bilsin. Öyle ki merhamet, safça bir duygu; dürüstlük, kaybedenlerin tercihi; adalet, yalnızca güzel sözlerde yaşayan bir ideal olarak görülmesin.
 
Ve öyle ki bir gün, geriye dönüp baktığımızda, yalnızca kötülüklerin çokluğuyla değil, onların karşısında iyiliği yaşatmak için gösterdiğimiz gayretle de hatırlanalım.
 
Zira insanlık, yalnızca kötülük yapanların bıraktığı izlerle değil, iyiliği yaşatmak için çabalayanların açtığı yollarla da yürür.
 
İyilik görünür olsun ki kötülük kader sanılmasın. Vicdan diri kalsın ki yanlış sıradanlaşmasın. İnsanlık, kendi karanlığına alışmasın.
 
 
Selam ve dua ile…
 

Yorumlar (0)

Yorum kurallar'ını okudum ve Onaylıyorum

Yorum Kuralları

  • Kullanıcıların birbirlerine karşı saygılı olması zorunludur.
  • Üyelerin birbirlerine yaptığı ırkçı, cinsiyetçi, homofobik ve küfürlü yorumlara müsamaha gösterilmeyecektir. Böyle durumda yorumlara müdahale edilecektir.
  • Kullanıcılar tarafından gelen, insanların dini inancına, ırkına, etnik kökenine, yaşına, sosyal durumuna, siyasi görüşüne, cinsel yönelimine, fiziksel durumuna göre kişilere veya belirli gruplara karşı nefrete teşvik edici, şiddet içeren, provokatif, aşağılayıcı içerik ve yorumları yayınlamama hakkını Kosova Haber saklı tutmaktadır.
  • Birey, kurum, kültür veya toplumları küçük düşürücü, küfür, aşağılama veya argo ifadelere izin verilmemektedir
  • Daha sağlıklı bir tartışma ortamının olması için yapılan yorumlarda kullanıcılar, diğer kullanıcıların inançlarına ve görüşlerine saygı göstermeleri zorunludur.
  • Yorumlarda büyük harf kullanılmamalıdır.
  • Site içerisindeki yorumlar Türkçe olmalıdır.
  • Herhangi bir ticari amaç ya da telif hakkı içeren yorumlara izin verilmeyecektir.
  • İnsanları kışkırtan, saldırgan bir kullanıcı adı seçilemez.
  • Spam mesajlar göndermek yasaktır. Aynı ve benzer mesajlar birden fazla kere gönderildiğinde de müdahale edilecektir.
© 2006 - 2026 Kosova Haber. Tüm Hakkları Saklıdır..

Designed and Developed by: Dmarketing