Kosova Cumhurbaşkanını seçme koşulu ile Meclis gündemine alınan Kosova Özel Mahkemeleri Kanunu’nda Ekim 2026’da kabul edilen değişiklikler, anayasal hukuk ile uluslararası yükümlülüklerin kesiştiği önemli bir hukuki tartışma doğurmuştur. Tartışmanın merkezinde, demokratik yollarla seçilmiş bir parlamentonun yasama yetkisi ile anayasal güvence altındaki özel bir yargı kurumunun bağımsızlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi bulunmaktadır.
Kosova Meclisi, ülkenin yasama organı olarak kanun çıkarma ve mevcut kanunları değiştirme yetkisine sahiptir. Ancak bu yetki, Anayasa’nın üstünlüğü, temel haklar, yargı bağımsızlığı ve uluslararası yükümlülükler çerçevesinde kullanılmalıdır.
Anayasa’nın 162. maddesi, Özel Mahkemelerin kuruluşunu ve temel yetkilerini özel bir anayasal rejim içinde düzenlemektedir. Bu nedenle, kurumun görev alanını daraltan, cezaların infaz yerini değiştiren veya cumhurbaşkanına yeni yetkiler tanıyan düzenlemeler, yalnızca olağan kanun değişiklikleri olarak değerlendirilmemelidir. Her hükmün ilgili anayasal düzenlemelerle uyumu ayrı ayrı incelenmelidir.
Ceza üst sınırının on beş yılla sınırlandırılması bakımından da benzer bir ayrım geçerlidir. Daha lehe kanun ilkesi, ceza hukukunun temel güvencelerinden biri olmakla birlikte, yeni düzenlemenin geçerliliğini ve geçmişteki yargılamalara uygulanabilirliğini kendiliğinden garanti etmez. Bu nedenle değişikliklerin mevcut mahkûmiyetlere etkisi, yetkili yargı mercilerinin değerlendirmesine bağlıdır.
Cezaların Kosova’da infaz edilmesi ve cumhurbaşkanlığı affının mümkün hâle getirilmesi ise Anayasa’nın 162. maddesiyle doğrudan bağlantılı sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bu düzenlemelerin geçerliliği, anayasal yetkilerin kapsamı ve ilgili uluslararası taahhütlerle uyum temelinde değerlendirilmelidir.
Avrupa Birliği ve Almanya’nın Priştine Büyükelçiliği tarafından dile getirilen kaygılar, Kosova’nın uluslararası yükümlülükleri ve Avrupa bütünleşme süreci bakımından meselenin önemini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte nihai hukuki değerlendirme, siyasi açıklamalardan ziyade uygulanabilir normlar ve yetkili yargı kararları temelinde yapılmalıdır.
Sonuç olarak, Ekim 2026 değişikliklerinin hukuki geleceği bakımından üç temel ölçüt belirleyici olacaktır: Anayasa’ya uygunluk, uluslararası taahhütlerle uyum ve yargı bağımsızlığının korunması. Bu ölçütler birlikte değerlendirilmeden ne Meclisin bütün değişikliklerinin geçerli olduğu ne de değişikliklerin tamamının kendiliğinden hükümsüz sayılması gerektiği sonucuna ulaşılabilir.
Hukuk devletinin gereği, siyasi çoğunluğun iradesini yok saymak değil; bu iradenin anayasal sınırlar içinde kullanılmasını sağlamaktır. Aynı şekilde yargı bağımsızlığını korumak da mahkemeleri eleştiriden uzak tutmak anlamına gelmez. Esas olan, siyasi tartışmaların hukuki denetimin yerine geçmesini engellemek ve her türlü uyuşmazlığın bağımsız, tarafsız ve yetkili yargı mercilerince çözülmesini güvence altına almaktır.
Kosova örneğinde asıl mesele, bir kanunun Mecliste kaç oyla kabul edildiğinden ibaret değildir. Belirleyici olan, kabul edilen hükümlerin anayasal düzen içinde geçerli bir yer edinip edinemeyeceği ve Kosova’nın üstlendiği uluslararası yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığıdır.
İstisna dışında, kanun ve hükümleri yürürlüğe girdikten sonraki suçlar için geçerlidir.
08.10.2026