Bir halk düşünün… Yüzyıllardır var olma mücadelesi vermiş, savaşlardan, sürgünlerden, baskılardan geçmiş ama yine de ayakta kalmış. Kültürünü, kimliğini, dilini korumak için her türlü zorluğa direnmiş. Ama sonra… Kendi elleriyle, kendi geleceğini yıkıma sürüklemiş. İşte Kosova Türk toplumunun bugün içinde bulunduğu acı tablo budur: Küllerinden doğamayan, hatta küllerini bile savurmak üzere olan bir millet.
Seçim sonuçları ortada! Kosova Türkleri tarihinin en büyük oy kaybını yaşadı. Temsiliyetimiz her geçen gün eriyor, elimizde kalan son güç kırıntıları da yok olmaya doğru gidiyor. Ama daha acı olan ne biliyor musunuz? Bütün bu hezimetin, fiyaskonun bir “zafer” gibi kutlanması! Bir toplum, ancak bu kadar kandırılabilir. Gerçeklerin üstü ancak bu kadar pişkin bir şekilde örtülebilir!
Hangi zafer?
Zafer, temsil gücümüzün dibe vurması mı?
Zafer, halkın siyasete olan güvenini tamamen yitirmesi mi?
Zafer, iki partinin birbirini yiyerek toplumun kalan son birlik ruhunu da mahvetmesi mi?
Gerçekleri konuşalım! Kosova Türk siyaseti can çekişiyor. Ama ne yazık ki, bunu görmesi gerekenler ya görmek istemiyor ya da koltuklarını koruma uğruna sahte bir mutluluk tablosu çiziyor. Halbuki tablo, acınası bir enkazdan ibaret!
İhanetin Adı: Sessiz Kalmak
Ama en kötüsü ne biliyor musunuz? Bu gerçeği dile getirmek yerine susanlar. Bile bile bu oyuna ortak olanlar. Kendi çıkarları uğruna bu çöküşe göz yumanlar. Kosova Türklerinin siyasi geleceğini gerçekten umursayan herkes, bu seçim sonuçları karşısında dehşete düşmeliydi. Sandığa giden halkın büyük bir bölümü ya umudunu kaybetti ya da artık Türk siyasetini temsil etmeye layık kimseyi görmediği için başka partilere yöneldi. Ve bu, bir milletin siyaset sahnesinden silinişinin ayak sesleridir.
Buna rağmen, hâlâ “Başarı kazandık!”, “Güçlendik!” diyenler var. Gerçek şu ki, bu bir başarı değil, bile bile içine düşülen bir uçurumdur. Kosova Türk siyaseti, birkaç kişinin kişisel menfaatleri ve anlamsız inatlaşmaları yüzünden bitme noktasına gelmiştir.
Seçim Günü Türklerin Düşürüldüğü Rezil Durum!
Ama asıl utanç verici olan ne biliyor musunuz? Siyasi çöküşümüz sadece sandık sonuçlarıyla sınırlı değil! Seçim günü yaşanan rezillikler, Kosova Türklerinin ne hâle geldiğinin en büyük kanıtıdır.
Bir tarafta, rakiplerini karalamak için her yolu mübah görenler! Kendi başarısızlıklarını örtmek için iftira siyasetine sarılanlar! İnsanları kutuplaştırmaktan, bölmekten, yalanlarla birbirine düşman etmekten başka hiçbir şey yapmayanlar!
Diğer tarafta ise, kadına şiddetle anılan bir parti! Kendi halkına saygı duymayan, Türk toplumunu utanç içinde bırakan, seviyesizliğin en dibine inenler! Kosova Türklerinin adını onurla taşımak yerine, bu utanç verici olaylarla kirletenler!
Bu mu bizim siyasetimiz?
Bu mu bizim temsilcilerimiz?
Bu mu Kosova Türklerinin geleceği?
Seçim günü yaşanan rezaletler, aslında bu siyasi yapılanmaların kimlere dönüştüğünü açıkça gösterdi. Türk siyaseti, Türk kültürüne ve ahlakına yakışmayacak bir seviyeye düştü. Kendi içinde didişen, birbirini karalayan, iftiralarla, şiddetle anılan bir toplum hâline geldik!
Ve tüm bunlar olurken, birileri hâlâ kutlama yapıyor! Birileri hâlâ “zafer kazandık” diyor! Ne kazandınız? Kosova Türkleri artık daha mı güçlü? Daha mı birleşmiş? Daha mı söz sahibi? Tam tersine, bugüne kadar hiç olmadığı kadar bölünmüş, rezil olmuş ve küçülmüştür!
Bu Tavır Değişmezse, Sonraki Seçimlerde Yok Olacağız!
Şimdi soruyorum: Kosova Türk siyasetçileri ve onları destekleyenler, bir sonraki seçimde tamamen sıfırlanınca da bunu “zafer” diye mi kutlayacak? Çünkü gidişat tam da bu yönde! Eğer bu seçim sonuçlarından ders alınmaz, hatalar düzeltilmez, gerçek bir özeleştiri yapılmazsa, bir sonraki seçimde Kosova Türklerini Türkler bile temsil etme hakkını kaybedebilir.
Ama merak etmeyin! O zaman da yine birileri çıkıp “Aslında büyük bir başarı kazandık!” diyebilir. İşin ironik ve acı tarafı, buna inanacak bir grup da mutlaka bulunacaktır. İşte asıl felaket budur! Gerçeklerin farkında olmamak değil, farkında olup da bile bile kandırılmak!
Halk Uyanmalı, Sessizlik Bozulmalı!
Kosova Türk halkı artık bu kandırmacalara boyun eğmemelidir. Mevcut siyasetçilerin pembe masallarına inanıp kayıplarımızı görmezden gelmek, kendi geleceğimize ihanet etmekten başka bir şey değildir. Ya değişim istiyoruz, ya da yok oluşa razıyız! Bunun ortası yoktur.
Bu son çağrıdır:
Ya bu çöküşü durduracağız, ya da siyasi arenadan ve dolayısıyla tüm haklarımızdan adım adım silineceğiz!