- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- KOSOVA’DA TÜRKÇE EĞİTİM VEREN OKULLARIN AÇILMASI 1951 KARARI
KOSOVA’DA TÜRKÇE EĞİTİM VEREN OKULLARIN AÇILMASI 1951 KARARI
0 dk
Dr.c.h. Altay Suroy Recepoğlu
1951 yılında Kosova ve Metohiya Özerk Bölgesi'nde (KMÖB) Türkçe eğitim veren okulların açılması kararı, Yugoslavya’nın ulusal azınlık hakları politikasının bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Bu kararın arkasındaki toplumsal ve siyasi dinamikleri anlamak için dönemin Yugoslavya’sının iç ve dış politikası, etnik gruplar arasındaki ilişkiler ve sosyalist yönetimin ulusal azınlıklar konusundaki tutumu incelenmelidir.
II. Dünya Savaşı’nın ardından Yugoslavya, Josip Broz Tito liderliğinde sosyalist bir federasyon olarak yeniden yapılandırıldı. 1948’de Sovyetler Birliği ile yaşanan Tito-Stalin ayrılığı sonrası, Yugoslavya sosyalist devrim ilkelerini koruyarak daha bağımsız bir siyaset izlemeye başladı. Resmi olarak çok uluslu bir devlet anlayışı benimsenmiş olsa da, belirli etnik grupların haklarının tanınması zaman zaman tartışmalara yol açıyordu.
Kosova ve Metohiya, etnik olarak çeşitlilik gösteren bir bölge olup Arnavut, Sırp, Türk ve Boşnak topluluklarına ev sahipliği yapmaktaydı. Osmanlı döneminden beri bölgede varlığını sürdüren Türk toplumu, özellikle Priştine, Prizren, Gnjilane ve Mamuşa gibi yerleşimlerde yoğunlaşmıştı. Ancak, Türklerin kültürel ve eğitim hakları konusunda çeşitli talepleri bulunuyordu.
16 Kasım 1945’te Londra’da kurulan UNESCO, II. Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkilerini onarmak ve dünya barışını eğitim, bilim ve kültür yoluyla sağlamak amacıyla kurulmuştur. UNESCO’nun temel ilkeleri arasında eğitimde eşitlik, dilsel ve kültürel çeşitliliğin korunması ve okuryazarlığın artırılması yer almaktaydı.
Yugoslavya, 1950 yılında Komünist Parti (KPJ) Merkez Komitesinin Üçüncü Plenumunun ardından UNESCO’ya katılmış ve azınlıkların kendi dillerinde eğitim almasına yönelik politikalara ağırlık vermeye başlamıştır.
1947 yılında “Yücelciler” hareketinin yargılanması sürecinde, Türk toplumunun eğitim, basın ve kültürel haklar konusundaki talepleri yüksek sesle dile getirildi. Türkçe eğitim veren okulların açılması için bireyler, aileler ve çeşitli gruplar tarafından yapılan taleplerin artması, hükümeti bu konuyu gündeme almaya zorladı.
Kosova Halk Kurulu'nun Önerge Düzenleme Komisyonu, Türkçe eğitim veren okulların açılmasıyla ilgili bir önerge hazırlayarak konuyu resmi gündeme taşıdı. 20 Mart 1951’de düzenlenen Üçüncü Dönem Bölge Halk Kurulu'nun 2. sıralı oturumunda, Komisyon Sözcüsü Şefket Mustafa tarafından sunulan önerge tartışmaya açıldı.
Kosova Halk Kurulu’ndaki Görüşmeler ve Karar Süreci
Priştine’de saat 10.00’da başlayan KMÖB Halk Kurulu toplantısı, önceki oturumun başkanlığını yapan Coko Paykoviç tarafından açıldı. Bu oturumun başkanlığına Fadil Hoca, asbaşkanlığa Haşim Mustafa ve sekreterliğe İliya Cukiç önerildi.
Gündemde şu konular yer aldı:
1949 yılı mali raporu
1951 yılı bütçe önerisi
Kosova ve Metohiya Özerk Bölgesi’nde Türkçe eğitim veren okulların açılması Önerge Kurulu Başkanı Şefket Mustafa, KMÖB Tüzüğü’nün 40. maddesinde değişiklik yapılmasını önerdi. Tartışmalar tamamlandıktan sonra karar alındı. Ardından, Kosova ve Metohiya Özerk Bölgesi’nde Türkçe eğitim veren okulların açılması önergesi sunuldu.
Bu önerge üzerine Aluş Gaşi, Haşim Mustafa, Yovan Tuniç, İsmail Cinali ve Coko Paykoviç söz alarak görüşlerini paylaştılar. Konuşmalarda şu noktalar öne çıktı:
-Hükümetin bu kararla bölgedeki vatandaşların anadillerinde gelişme imkânı tanıdığı,
-Bu adımın hükümetin demokratik ve halkçı yapısını gösterdiği,
-Ulusal politikanın doğru ve tutarlı olduğu,
-Kararın, halk ile iktidar arasındaki bağı güçlendireceği.
1951 yılında Kosova ve Metohiya Özerk Bölgesi'nde Türkçe eğitim veren okulların açılması, Yugoslavya’nın çok uluslu yapısının bir sonucu olarak ortaya çıkmış, ancak aynı zamanda Türk toplumunun yoğun taleplerinin ve siyasi baskıların da bir yansıması olmuştur. UNESCO’nun eğitim politikalarına katılım, azınlık haklarına yönelik duyarlılığın artması ve Kosova’daki Türk toplumunun ısrarlı çabaları, bu kararın alınmasında belirleyici faktörler olmuştur.
Son olarak söz alan Coko Paykoviç, Kosova’da Türk dilinde okulların açılmasının nedenleri üzerine yaptığı konuşmada, bu kararın hem eğitim hem de kültürel hakların korunması açısından önemli bir adım olduğunu vurguladı. Konuya en detaylı değinerek tüm gelişmeleri kapsaması ve tarihi bir belge niteliğini taşıdığı için, ilk defa stenogram olarak kaydedilen Meclis tutanağında kayıtlı olan konuşmasını aktarıyorum.
Arkadaşlar,
Mümkün olduğu kadar kısa kesmek istiyorum çünkü zaten oturumun sonuna yaklaşıyoruz. Çok çalışıyoruz, bu yüzden sizi uzun hikayelerden kurtaracağım. Okulların Türkçe dilinde açılmasına ilişkin önerilen karar üzerinde tartışmak istiyorum. Çünkü bunun çok önemli bir şey olduğunu ve halk hükümetini Kosova ve Metohiya nüfusuyla daha da fazla bağlayacak bir önlem olduğunu düşünüyorum. Bugün Kosova ve Metohiya'daki bazı vatandaşlara ulusal azınlığın haklarını tanıyan, aynı zamanda kendini Türk hissedenlerin haklarını kullanmalarını ve kültürel gelişimlerinin ana dillerinde ilerlemesini sağlayan bir karar almamız gerektiği gerçeğiyle ilgilidir. Her ne kadar az sayıda insandan bahsediyor olsak da böyle bir karar başlı başına çok önemli ve elzem bir konuyu temsil ediyor. Bunun önemli nedeni, Türklerin sayısının az olması ve halk yönetiminin onların hakkını tanımasının yanı sıra, aynı zamanda Türklerin haklarının, kendi ulusal anadillerinde kültürel olarak özgürce gelişebilmesini sağlamakta halk komitelerinin de görevidir. Bunu sağlamakla hükümetimizin gerçekten demokratik, halkçı, sosyalist olduğunu ve ulusal politikamızın doğru olduğunu teyit eder. Temel soru bu ve en önemli şey de bu; başlamamız gereken yer de burası. Ve anlaşılır bir şekilde bu kararımız, o kitlelerle ve bu kitlelerin Kosova ve Metohiya'da haklarını almış olan diğer milletlerle bağlantısı çok önemli olacaktır, çünkü kendilerini Türk hisseden insanlar, kendileriyle birlikte yaşayanların onların haklarını gasp etmediklerini, onlara boyun eğdirtemediklerini, onları köle olarak hisetmemelerini sağlayacaktır. Kitlelerin güçlenmesini ve bu kitlelerin birliğinin bir başka unsuru olacaktır. Bu yüzden konu önemlidir ve bu yüzden bundan (Türkçe eğitimden) bahsediyorum.
Başka bir şey söylemek isterim. Arnavutça ve Türkçe bilmediğim için tartışanların çoğunu anlamadım o yüzden sadece birkaç şey söyleyeceğim. Önerilen karar oldukça açıktır. Bölge yönetim kurulu, önerisinde, nerede ihtiyaç varsa, irade varsa, bölgemizdeki vatandaşlarımızın çocuklarını Türkçe eğitime vermek istemeleri, kültürel hayatlarını Türkçe geliştirmek istemeleri, bunun onlar için tanınmasını, sadece tanınmasını değil, sağlanmasını da önermektedir. Burada şunu söylemeliyim ki, bu konuda çeşitli sebeplerden dolayı çok fazla tartışma, münazara, baştan çıkarma ve gereksiz öfkeler var. Bunun üzerinde durmayacağım. Her ulusal grup ve milletin özgür kültürel ve ulusal gelişme hakkına sahip olduğu, hiçbir milliyetçiye, şovene, hiçbir toplumsal sınıfa kurban etmeyeceğimiz ilkemizdir. Bunu kimseye feda etmeyiz. Bizim ilkemiz budur ve bu ilkeyi her şeyin, mümkün olan her şeyin üstünde tutarız. Bu ilkenin feda edileceği hiçbir ulusal grup yoktur, çünkü, eğer onlar bunu feda ederlerse, biz derhal sosyalist bir ülke olmaktan çıkarız. Bu bizim alanımızda temeldir ve gereklidir.
İkinci mesele ise çok tartışılan ve gereksiz yere tartışıldığını düşünüyorum. Orada çeşitli teoriler geliştiriliyor ve bunların hepsinin sürdürülemez olduğunu düşünüyorum, çünkü bu sorunun Marksizm-Leninizm bilimine dayalı olarak ele alınmasına yönelik Marksist teoriler değiller, dolayısıyla sürdürülemezler. Öncelikle kararımız, Türkiye'de bulunanların, Türkçe konuşanların veya Türkiye ile yazışanların tamamının Türk olduğunu ve Türk okullarına gitmesi gerektiğini kapsayan bir karar değildir. Biz diyoruz ki, kim Türkçe eğitim almak istiyorsa, Türkçeyi kültürel olarak yaşamak istiyorsa, ona bu hakkı sağlıyoruz, dolayısıyla hiçbir zorlama imkânı yoktur. Ben bu tür münferit olayların olabileceğini söylüyorum ve konumumuzun çarpıtılmasına karşı güçlü bir şekilde mücadele etmemiz gerektiğini söylüyorum, ancak şu anda olup bitenlerin ve Mamusa, Priştine ve Vučitrn'de olup bitenlerin, birisinin konuyu onlara yanlış tanıtması nedeniyle gerçekleştiğini söylüyorum. Akademik bir tartışma mı? Hayır, sadece bazı şeyleri baştan çıkarıyor. Bin, iki yüz, beş yüz ya da kaç vatandaşın ya da sakinin Türkçe dilinde kendi okuluna sahip olmak istediğini bilmiyorum. Buna saygı duymak zorunda değil miyiz? Şimdi birileri bunun bir çeşit zorlama olduğunu söylesin. Hiçbirini bulamazsınız. Ve bence onların bu okullara yönelik taleplerine hiç kimse itiraz edemez ve eğer birisi buna itiraz etmeye çalışırsa, o bir şovendir. Türkçe eğitim almak, anadilinde kültürel olarak yaşamak isteyen bir nüfus kitlesinin olduğu gerçeğinden yola çıkıyoruz ve kitlenin istek şeklinde ortaya çıkan bu arzusunu karşılıyoruz. Bu artık tartışılamaz. Bu konudaki tartışmalar sonuçsuzdur ve gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. İsteyen ve okul arayan insanlardan bahsediyoruz. Priştine'de 200 aile Türkçe okul arıyor. Birileri bunu önemsemeyebilir, ama insanlar okul arıyor. Mamuşa'daki aileler okul arıyor, Gilan'da ise 150 aile okul arıyor, dolayısıyla bu konudaki tartışmaların hiçbir önemi yok ve bunun doğru olup olmadığını burada tartışmamız da anlamsız. Birinin öyle ya da böyle olduğunu çizmemiz komik, çünkü öyle ya da böyle hissetmek herkese kalmış. Türk okulları söz konusu olduğunda çoğu zaman alakasız tartışmalar yaşanıyor. Okullar şöyle ya da böyle düzenlenebilir. Türk okuluna gitmemi istesem bunu kimse engelleyemez. Hiçbir Sırp ya da Karadağlının buna hakkı olamaz çünkü o benim özgürlüğüme ayak basar ve şoveni olur. Bu benim özgürlüğümdür; Sırp olabilirim, Türk olabilirim, Amerikalı veya başka bir milletten olabilirim. Birisi buna karşı çıksa, özgürlüğüme saldırmış ve beni haksız sorgulamış olur. Öyle ya da böyle hissetmek benim hakkımdır. Bu beni ilgilendiren hakkımdır.
Burada karar verme aşamasında temel olan, ihtiyaç ve talebin ortaya çıkmasından yola çıkarak, isteyenlere bu tür okulların açılması kararını vermiş olmamızdır. Bence bu doğru, yoldaşlar, eğer farklı yapsalardı yanlış yapmış olacaklardı ve bundan ne Arnavutlar, ne Sırplar, ne de Yugoslavya'daki Türkler faydalanabilirdi. Bu haklı çözüm kararında sadece yan taraftaki düşmanlar yararlanabilir.
Düşman şunu ya da bunu yapacak diyor. Biz işleri böyle ayarladığımızda bizi kim rahatsız edebilir? Sadece şovenler. Ve Türk hakları için de mücadele etmeliyiz, çünkü onlar sadece Türklere karşı şoven değiller. Sadece Türklere karşı şoven olsalardı aferin, aynı zamanda herkese karşı da şoven oluyorlar. Bir kişi yalnızca bir ulusal gruba karşı şoven olamaz, ama kendisini başka bir ulusal gruba karşı milliyetçi olarak konumlandırıyorsa genel olarak şovendir. Biz ilkeli siyasetten kaçmıyoruz, aksine ilkeli politikamız olan ulusal eşitlik politikası, azınlıkların ulusal haklarının güvence altına alınması için mücadele ettik ve edeceğiz. Büyük Sırplar bize Arnavutlardan ne istiyorsunuz dediler ama biz Büyük Sırplara karşı savaştık, çünkü onlara sosyalizmin ve eşitliğin düşmanı olduklarını söylüyoruz. Başka engeller de, başka şeyler de olacak, ama biz bunlarla mücadele edeceğiz. Eğer ilkeli duruşumuzu hayata geçirmekse, bunun mücadelesini vermekten kaçmayacağız. Bu herkese ayan olmalıdır.
Başka şeyler hakkında konuşmak istemiyorum çünkü kararın özünün sadece söylediklerimde yattığına inanıyorum. Bu kararın teklifi oldukça spesifiktir ve formüle edilmiştir. Bu okulların açılmasına ihtiyaç ve isteklerin olduğu yerde kurulların ve yetkililerin bu okulları açması gerektiği yönünde belirlenmiş ve formüle edilmiştir. Kimsenin buna karşı olmadığını düşünüyorum, çünkü bu Türklerin özgörlüğüne karşı ve dolayısıyla Arnavut ve Sırpların da özgürlüğüne aykırı olacaktır. Türklerin haklarının tanınması, kardeşlik ve birlik açısından ve diğer milletlerle ilişkiler açısından çok önemli bir konudur. Bu çok önemli bir konudur. Türklerin tanımamak ulusal kimlik açısından, ulusal bakış açısından ve tutum açısından iyi olamaz. Kaç kişi olursa olsun, iki bin bile olsa onların hakları var. Bu şüphe götürmez bir haktır. Sanırım bu konuda farklı konuşanlar da var. Bunlara karşın okul hakkını isteyen Türkler de var. Anayasa'ya, yasaya ve politikamıza göre kurul, Türkçe okul açmaktan başka türlü karar veremez, çünkü zaten kendilerini Türk ilan edenler var ve onların da kendi okullarını açma hakları vardır. Bununla durum açıktır ve teorik bir sorun yoktur, bu ancak pratik bir meseledir.
Önerilen kararın tamamen adil olduğunu ve kararın öngördüğünü yapmanın görevimiz olduğunu, bunu yaparak iyi bir şey yapacağımızı ve onu çarpıtmaya çalışanlara karşı mücadele edeceğimizi düşünüyorum. Kimin Türk olduğunu sormak, bu konuda sohbet etmek, vs. rencide edici bir şey değildir. En azından ilk günlerde bu konuda konuşmak yerli yerindedir. Birisinin, buna izin verilmeyeceği için baskı yapması bizim için sakıncalıdır ve tehlikelidir. Bunlara izib verilmemelidir. Çünkü bu korkunç bir hata olur ve biz buna karşı diğer şovenlere karşı olduğu gibi müdahale eder ve savaşırız.
Asimilasyona gelince, teoriye girmek istemiyorum ama şunu söylemek istiyorum: Sosyalizm kazandığında, genel olarak sosyalist hükümet, işçi sınıfı hükümeti tarihteki tüm olayları ve tarihin bireysel halklarla ilgili olarak hata olarak kaydettiği şeyleri düzeltmeye çalışırsa, kaçınılmaz olarak milliyetçiliğe, yıkıma gider. Eğer Almanların nasıl Slavlaştığı veya Slavların ise başka bir millete dönüştüğünü kanıtlamaya başlansaydı bu tamamen yanlış olurdu. Bizim görevimiz uzun geçmişin tamamen çözülmüş sorunlarıyla uğraşmak değil. Türk olmuş bir Türk'ü ancak baskı ile köleleştirebilrsiniz ve Arnavut yapabilirsiniz. Onun bir cephe adamı olması, iyi bir vicdanlı insan olması bizim için önemli. Ancak bu sadece milliyetçiliği henüz yeterince kafalarında bırakmamış olanlar için önemli değildir. Bunun bizim için temel bir soru olduğunu düşünüyorum ve insanlara bilinçlendirmek ve bunun sosyalizm olduğunu hissettirmek için onlara kendi dillerinde konuşma fırsatı verilmeli, çocuğunun kendi dilinde okul okumasına, kendi şarkısını söylemesine, kendi müziğini dinlemesine fırsat verilmelidir. Bu onun hakkıdır. Bu hakka saldırmak isteyen milliyetçidir.
Yoldaş Payković sunumunu bitirdikten sonra başkan, başka kimsenin tartışmak isteyip istemediğini sordu.
Başka konuşmacı olmayınca, başkan öneriyi oylamaya sundu.
Tüm meclis üyelerinin oylamasıyla devamdaki karar kabul edildi.
KARAR
KOSOVA-METOHİA ÖZERK BÖLGESİNDE TÜRK MİLLİ AZINLIĞA TÜRK DİLİ ÖĞRETİM VEREN OKULLARIN AÇILMASI HAKKINDA
1.Özerk Kosova-Metohiya Bölgesi topraklarında, ihtiyaç duyulan her yerde Türk ulusal azınlığa yönelik Türkçe eğitim veren okullar açılmalıdır.
2. KMÖB Halk Komitesi Bölge Yürütme Komitesi, kendi Eğitim Komitesi ve Eğitim ve Kültür Konseyi'nin KMÖB (AKMO) topraklarındaki ilçe ve şehir halk komiteleri aracılığıyla bu kararın uygulanmasını sağlayacaktır.
Bu karar derhal yürürlüğe girecek ve " KMÖB Resmi Gazetesi"nde yayımlanacak.
Başkan daha sonra sormak veya öneride bulunmak isteyen başka bir şey olup olmadığını sordu ancak kimse konuşmadı, bunun üzerine başkan gündemin tükendiğini ve oturumun sona erdiğini ve bir sonraki oturumun yazılı olarak planlanacağını duyurdu.
Oturum 20 Mart 1951'de saat 21.00'de sona erdi.[1]
KMÖB Halk Komitesi ve Eğitim Komitesi tarafından ilçe ve şehir düzeyinde uygulanacak olan karar, resmi olarak yürürlüğe girmiştir.
Karar, " KMÖB Resmi Gazetesi"nde yayımlanarak resmileşmiştir.
Zamanın tanığı olan Fahri Kaya[2] “Kuşağının Farklı Bir Aydını” makalesinde[3] gelişmeleri şöyle yazmış: “Kosova'da ve Batı Makedonya'da Türkçe okulların açılmasıyla ilgili karar sadece bu bölgelerde yaşayanları değil eski Yugoslavya'da bütün Türkleri sevindirmişti ama Arnavutları çok üzmüş, kızdırmıştı. Çok iyi hatırlıyorum, 1951 yılın baharında, o yıllarda Arnavutların başta olan liderlerinden Fadil Hoca, Belgrad'a gelmiş ve bura üniversitesinde okuyan yüzlerce Arnavut genciyle Hukuk Fakültesinde bir toplantı yapıp Kosova'da Türk okullarının açılmasıyla ilgili kararın nedenlerini anlatmaya uğraşmıştı. Toplantıdan sonra talebe yurdunda birlikte yaşadığım ve dost olarak bildiğim Arnavut arkadaşlar bir ara merhabalarını kesip benden uzaklaşmaya başladı. Hatta yemek sırasında bile benimle aynı masada olmamaya özen gösteriyorlardı. Sonradan anladım, Fadil Hoca, Belgrad üniversitesindeki Arnavut gençlerine Kosova’da Türk okullarının açılması ile kararın yanlış olan bir siyasetin düzeltilmesi için değil de bölgede kendilerini Türk hisseden kişilerin. Türkçe okumak istediklerinden dolayı alındığını söylemiş.”
“Öğretmen kadrosu gibi sorunlar devlet ile Türklerin, Türk aydınlarının olağanüstü büyük gayretleriyle çözüldü ve Kosova'da da günümüze kadar gelişen, yaşayan Türkçe eğitimin temelleri atıldı. Eğitimle birlikte kültür sanat kurumları kuruldu. Kosova Türkleri arasında çağdaş bir kültür yaşamı gelişmeye başladı. Tabii bu arada edebiyatla uğraşanlar da meydana çıktı. Kosova'da Türkçe eğitim, kültür ve edebiyat alanlarındaki etkinliklerin gelişmesinde "Yücel" davasından yaralı olan Makedonya Türkeri’nin de küçümsenemeyecek yardımları oldu. Kosova'ya ilk eğitimciler Üsküp öğretmen okulunda yetiştirildi. Türk okulları için ders kitapları da Makedonya'nın başkentinden gönderildi. "Birlik" yaşlılara, "Sevinç" dergisi de Kosova’daki öğrencilere sıralı gidiyordu.“
1951 yılında Priştine radyosunda başlayan Türkçe yayın için de Üsküp'ten görgülü bir gazeteci gönderilmişti. Sözün kısası, Kosova Türkleri, 1951 yılında, Makedonya’da yaşayan Türkler'in 1944 yılında eğitim ve kültür alanlarında sahip oldukları hakları biraz geç de olsa kazanmış, coşkulu Prizren, Kosova Türklerinin merkezi olmuştu. Öğrenci sayısı, oğret men kadrosu, toplumsal - siyasi ve kültür işçileriyle bu şehir sadece Kosova Türkleri için değil, Makedonya da olan bizler için de gözde bir merkezdi. Aslında o yıllarda Priştine, Mitroviça, Vıçıtırın, İpek, Gilan da Türkçe eğitim ve kültürün yeniden canlandığı şehirler olmuştu ama Prizren hepsinden çok daha farklıydı. Bunun da nedeni açıktı, çünkü Prizren Osmanlı döneminden de birçok özellikleriyle apayrı, bambaşka, hem siyasi iktisadi hem de eğitim - kültür bakımından Kosova'da önemli bir merkezdi.
20 Mart.1951’de alınan karar, Kosova’daki Türklerin eğitim hakkını resmileştiren önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. KMÖB Halk Kurulu (Meclis) Kararı, Kosova ve Metohiya’daki Türk nüfusunun kendi dillerinde eğitim almasını sağlayarak kültürel kimliklerini koruma ve geliştirme fırsatı sundu.

1951 yılında Türkçe eğitimin başlamasıyla diğer mekanlardan başka Prizren’de “Mladen Ugareviç” sekiyzıllık okul binasının (sağda) yanındaki tek katlı iki dersliğin bulunduğu binada (Karşıdaki bina) Türkçe eğitim yapılmaya başladı.
Kosova ve Metohiya’da Türkçe eğitim veren okulların açılmasına yönelik 20 Mart. 1951 tarihli karar, dönemin sosyalist Yugoslavya’sının ulusal azınlık politikalarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Kararın alınması, sosyalist yönetimin ulusal eşitlik ilkeleri doğrultusunda hareket ettiğini gösterirken, aynı zamanda bölgedeki Türk toplumunun kültürel ve dilsel kimliğini koruma sürecine önemli bir katkı sağlamıştır. Bu karar, sadece eğitim alanında değil, aynı zamanda Yugoslavya’daki ulusal azınlıkların haklarının tanınması ve korunması açısından da dönüm noktalarından biri olmuştur.
Kararın oylanmadan önceki tartışmalarına bakıldığında, dönemin sosyalist yönetimi içinde farklı görüşlerin olduğu görülmektedir. Tartışmalarda öne çıkan başlıca noktalar şunlardır:
Kararı destekleyenler, bunun sosyalist Yugoslavya’nın ulusal azınlıklara eşit haklar tanıma politikası ile uyumlu olduğunu belirtmiştir.
Tartışmalarda, bu kararın yalnızca Türkler için değil, aynı zamanda genel olarak ulusal eşitlik ve kardeşlik ilkeleri açısından önemli olduğu vurgulanmıştır.
Karara karşı doğrudan bir muhalefet olmasa da, bazı delegelerin bölgedeki Türk nüfusunun sayısı hakkında çekinceleri olduğu görülmektedir. Ancak genel görüş, nüfusun büyüklüğünden bağımsız olarak eğitim hakkının garanti altına alınması gerektiği yönündedir.
Türkçe eğitim veren okulların açılması, Kosova’daki Türk toplumunun kültürel kimliğinin korunmasında kritik bir rol oynamıştır. Bu karar sayesinde Türkçe eğitim gören nesiller, anadillerinde öğrenim görme ve kendi kültürlerini yaşatma imkânına sahip olmuştur. Ayrıca bu adım, bölgedeki diğer etnik gruplarla Türk toplumu arasındaki ilişkilerin daha dengeli bir şekilde gelişmesine katkıda bulunmuştur.
1951 yılında Kosova’da Türk halkının yaşadığı bütün kent ve köylerde sekiz yıllık okullarda ve liselerde Türkçe ders görülen sınıflar açılmış ve bu sınıfların bir bölümü bugün de Prizren’de, Mamuşa’da, Priştine’de, Gilan’da, Dobırçan’da, Kosova Mitroviçası’nda ve Vıçıtırın’da çalışmaktadır. Diğer yerlerde açılan Türk sınıfları öğrenci sayısının azalmasıyla kapatılmıştır.[4]
1954 yılı kayıtlarına göre 1319 Arnavut sınıfında 1322, 850 Sırp sınıfında 954 ve 21 Türk sınıfında 59 öğretmen çalışıyordu. İlkokullara kayıtlı öğrenci sayısı dikkate alındığında bir Arnavut öğretmeni için 46 öğrenci, bir Sırp öğretmeni için 38 öğrenci ve bir Türk öğretmeni için 52 öğrenci bulunmaktaydı. Bu durum memnun edici değildi. Türk sınıflarına vasıflı öğretmen kadrosu yetiştirmek amacıyla 1962 yılında Prizren “Dimitriye Tuçoviç” öğretmen okulunda Türk öğrencilere Türkçe dersi okutulmaya bağladı ve bir yıl sonra derslerin çoğu Türkçe yapıldığı sınıf çalışmaya başladı.
Mevcut kadronun kalitesi istenilen seviyede değildi. Sırpça okunan liselerde 296 ve sekizyıllık ilkokullarda 209 öğretmen ve diğer mesleklerden 43'ü vardı. Toplam 215 öğretmenin çalıştığı Arnavut okulları arasında sadece ilkokullarda ve sekiz yıllık okullarda 189 öğretmen bulunmaktadır. Ortaokullardaki 155 öğretmenden hiçbirinin üniversite diploması yoktu. Ayrıca ilkokullarda 795 Arnavut öğretmeni, 268 Sırp ve 59 vasıfsız Türk öğretmeni bulunmaktadır.[5]
Ancak, ilerleyen yıllarda Yugoslavya’nın siyasi yapısındaki değişimler ve Kosova’daki etnik dinamiklerde yaşanan dalgalanmalar, bu tür kararların uygulanmasında bazı zorlukları beraberinde getirmiştir. 1980’lerden itibaren Kosova’da milliyetçi hareketlerin güçlenmesi, Türk toplumunun eğitim hakları üzerinde baskılar oluşturmuştur. Buna rağmen, 1951 kararı, Kosova’daki Türk toplumunun eğitim alanındaki kazanımlarının temel taşlarından biri olmuştur.
1999’da NATO müdahalesi sonrası Kosova'da eğitim sisteminde reform süreci başladı. Kosova 2008’de bağımsızlığını ilan ettikten sonra Kosova Anayasası ve Eğitim Yasası, Türk topluluğuna ana dilde eğitim hakkı tanımaktadır ve Türkçe eğitim yeniden yapılandırıldı ve desteklendi.
Kosova Cumhuriyetinde eğitim sistemi ilk (ilkokul), orta (lise) ve yükseköğretim seviyelerinde Türkçe eğitim imkânı sunmaktadır. Kosova Eğitim, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylanan ders kitapları kullanılmaktadır. Türkiye’den destek sağlanan materyaller de kullanılmaktadır. Yeterli sayıda Türkçe ders kitabı ve öğretmen sağlanması konusunda zaman zaman sorunlar yaşanmaktadır.
Genel olarak, Kosova’daki Türkçe eğitimi, tarihi miras, kültürel kimlik ve siyasal dinamikler çerçevesinde şekillenmeye devam ediyor. Bu sürecin nasıl ilerleyeceği, hem yerel politikaların hem de uluslararası işbirliklerinin yönlendirmesiyle belirlenecektir.
[1] Meclis tutanağı ve Jedinstvo gazetesi sayı 10, tarih 21.Mart 1951, Priştine
[2] Fahri Kaya (Kumanova 15.Haziran 1930-Üsküp 24 Mart 2020), Yazar, şair ve devlet adamı.
[3] Kaya Fahri, Gün Bugün, Yeni Balkan yayınları, Üsküp, sayfa 113 ve 114.
[4] “Bay” Sayı 19, Mayıs – Haziran 1996, Prizren
[1] “Bay” Sayı 19, Mayıs – Haziran 1996, Prizren
[1] 13 X11.1954 tarihli KMÖB Meclisinin Genel Kurulu tutanağı.
[5] 13 X11.1954 tarihli KMÖB Meclisinin Genel Kurulu tutanağı.
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor