Kurti-Vuçiç Görüşmesi Mayıs Ya da Haziran’da?
0 dk
Biri Ukrayna’da, diğeri İran’da tarihi hızlandıran iki çatışmanın gölgesinde, Kosova ile Sırbistan’ın gelişmeleri adeta seyretmekle yetindiği görülüyor.
İlişkilerin normalleşmesine yönelik 15 maddelik bir anlaşmanın uygulanması için geçen 13 yıl, beklenen uzlaşı ve iş birliğini sağlamak için yeterli olmadı.
Eski Avusturyalı diplomat Wolfgang Petritsch, statükonun Kosova için risk oluşturduğunu belirterek, kırılgan devletlerin krizlere daha açık olduğuna dikkat çekiyor ve Kosova’nın harekete geçmesi gerektiğini vurguluyor.
2013 yılında, Avrupa’nın genişleme ve istikrar umutları taşıdığı bir dönemde, Kosova ile Sırbistan Brüksel’de ilişkilerin normalleşmesine yönelik ilk anlaşmayı imzaladı. Savaş sonrası acıların ve gerginliklerin ardından iki komşu, bölge tarihi açısından alışılmadık biçimde yeni bir sayfa açmaya hazır görünüyordu.
Brüksel Anlaşması, 19 Nisan 2013’te dönemin başbakanları Hashim Thaçi ve Ivica Daçiç tarafından, Avrupa Birliği’nin dış politika şefi Catherine Ashton’ın arabuluculuğunda yürütülen yoğun müzakerelerin ardından imzalandı. Ashton o dönemde, tarafların kararlılığını ve cesaretini överek, bunun geçmişten uzaklaşıp Avrupa’ya yaklaşma yönünde önemli bir adım olduğunu söylemişti.
Avrupa Birliği üyeliğini stratejik hedef olarak dile getiren iki ülke için anlaşma oldukça umut vericiydi. Ancak yıllar içinde hem Kosova, hem Sırbistan hem de AB’de liderler değişmesine rağmen, anlaşmanın kilit maddesi olan Kosova’daki Sırp çoğunluklu Belediyeler Birliği'nin kurulması konusunda ilerleme sınırlı kaldı. Bunun başlıca nedeni, Kosova Anayasa Mahkemesi’nin bazı ilkelerin anayasa ile uyumsuz olduğuna hükmetmesi oldu.
Wolfgang Petritsch’e göre Brüksel sürecindeki bu tıkanıklık, Sırbistan’dan ziyade Kosova açısından daha acil sonuçlar doğuruyor. Hür Avrupa Radyosu programına konuşan Petritsch, Kosova’nın güvenlik, istikrar ve gelecek yönelimi açısından bedel ödediğini; ülkenin politikalarının ise hala büyük ölçüde içe dönük kaldığını ve Avrupa ile jeopolitik bağlamla yeterince uyumlu olmadığını ifade ediyor.
Petritsch, “Priştine’de bulunduğumda ya da oradaki insanlarla konuştuğumda, sanki sadece Kosova varmış gibi bir izlenim ediniyorum. Bu tamamen yanlış bir yaklaşım. Sayın Kurti’nin belirgin nitelikleri var, ancak hem ülke içinde hem Avrupa sahnesinde bir ekip parçası olarak hareket etmesi gerektiğini kavramazsa, Kosova’nın gelişimi açısından işler iyi gitmez” değerlendirmesinde bulunuyor.
Petritsch’e göre ilk adım Priştine’den gelmeli. Kosova yönetimi, Brüksel Anlaşması doğrultusunda Sırp topluluğa somut kültürel, dilsel ve idari yetkiler sunmalı. Bu adım, yeni ve iş birliğine açık bir yaklaşımın sinyalini verecek ve Sırp temsilcilerle gerçek bir ilişki kurulmasının önünü açacaktır. Ona göre, Sırbistan böyle bir girişime karşı çıksa bile, süreçte engelleyici taraf olarak öne çıkacaktır.
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor