Srebrenitsa’da adımlayanlar yalnızca kilometre kat etmiyor; insanlığın hafızasını, vicdanını ve barış umudunu geleceğe taşıyor. Çünkü unutulan acılar tekrar eder, hatırlanan acılar ise adaletin ve barışın teminatı olur. Barışın kalıcı olabilmesi ise ancak hakikatin ortaya çıkması ve suçluların adalet önünde hesap vermesiyle mümkündür. Cezasız kalan her zulüm, yeni zalimlere cesaret verir.
Yazan: M. Tevfik Yücesoy
Barışa Giden Yol, Hafızadan Geçer
Bosna-Hersek’te her yıl Temmuz ayında düzenlenen Marş Mira (Barış Yürüyüşü), dünyayı vicdana, merhamete ve huzura çağıran sessiz ama güçlü bir haykırıştır. Nezuk’tan Potoçari’ye uzanan bu üç günlük (8-10 Temmuz) yolculuk, yalnızca orman yollarında atılan adımların değil, insanlığın ortak hafızasının yeniden dirilişidir.
Merhum Aliya İzzetbegoviç, “Unutulan soykırım tekrarlanır.” sözüyle sadece Bosna’ya değil, bütün insanlığa seslenmiştir. Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar, aynı acıları yeniden yaşamaya mahkûm olur. Marş Mira’nın en büyük anlamı da budur: Unutmamak ama nefret de etmemek; adaleti ararken barıştan vazgeçmemek.
Ancak tarih bize başka bir gerçeği de göstermektedir: Cezalandırılmayan suç, yalnızca geçmişte kalmaz; geleceğin suçlarına cesaret verir. Adaletin sustuğu yerde zulüm cesaret bulur. Bu nedenle Srebrenitsa’yı anmak, yalnızca yas tutmak değil; insanlığa karşı işlenen suçların cezasız kalmaması için ortak bir vicdan çağrısıdır.
Ayak İzlerinde Sabır, Gözyaşlarında Dua
1995 Temmuz’unda Srebrenitsa’dan kurtulmaya çalışan binlerce masum insan, ölümle yaşam arasındaki ince çizgide yürüdü. Aynı patikalarda bugün binlerce insan, barış ve insanlık adına yürüyor.
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Kim bir canı kurtarırsa, bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.”
Bu ilahi ölçü, savaşların, nefretin ve ayrımcılığın karşısına insan hayatının dokunulmazlığını koymaktadır. Çünkü bir insanın hayatı, bütün hesapların üzerindedir.
Yine Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor:
“Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
Otuz yılı aşkın süredir evlatlarının kemiklerini arayan annelerin vakarı ve sabrı, bu ilahi müjdenin yaşayan en anlamlı örneklerinden biridir.
Merhamet Medeniyetin Temelidir
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”
Marş Mira’nın taşıdığı ruh tam da budur. Bu yürüyüş, intikamın değil merhametin; öfkenin değil adaletin; kinin değil insanlık onurunun yürüyüşüdür.
Ancak merhamet, adaletin alternatifi değildir. Gerçek merhamet, masumların hakkını koruyan adaletle birlikte anlam kazanır. Suçun cezasız kaldığı bir dünyada ne mazlumun yarası sarılır ne de barış kalıcı olur.
Anadolu’nun gönül mimarı Yunus Emre ise asırlar öncesinden bugünlere seslenmektedir:
“Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü.”
İnsanlığın ihtiyaç duyduğu en büyük hakikat belki de budur: İnsanı insan olduğu için sevebilmek…
Potoçari Bir Mezarlık Değil, İnsanlığın Vicdanıdır
Her Temmuz ayında Potoçari’de toprağa verilen yeni kimlikleri belirlenmiş kurbanlar, bize acının hâlâ devam ettiğini hatırlatıyor. Ancak aynı zamanda hakikatin er ya da geç ortaya çıktığını da gösteriyor.
Her beyaz mezar taşı, yarım kalmış bir hayatın sessiz hikâyesidir.
Her yeşil tabut, insanlığa sorulan cevapsız bir vicdan sorusudur.
Ve her dua, barışın yeniden yeşermesi için edilen ortak bir yakarıştır.
Fakat bu mezarlar bize bir hakikati daha haykırıyor: Adalet geciktiğinde acı büyür; suç cezasız kaldığında kötülük cesaret kazanır. İnsanlığa karşı işlenen suçların cezasız bırakılması, sadece geçmişe değil geleceğe de ihanettir.
Dünya Kimseye Kalmaz
Yunus Emre’nin şu dizeleri, Marş Mira’nın ruhunu anlatmaya yeter:
“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım; sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”
Gerçekten de ne iktidarlar, ne ordular ne de sınırlar kalıcıdır.
Kalıcı olan; adaletle anılan isimler, merhametle uzanan eller ve mazlumların yanında durabilme cesaretidir.
Sessiz Adımların Dünyaya Mesajı
Marş Mira’nın hedefi yalnızca Potoçari değildir.
Asıl hedef, insanlığın vicdanına ulaşabilmektir.
Çünkü barış; sadece silahların susması değildir.
Barış, adaletin tecelli etmesidir.
Barış, suçun cezasız kalmamasıdır.
Barış, zalimin değil mazlumun korunmasıdır.
Barış, hafızanın diri kalmasıdır.
Barış, bir annenin bir daha evladını toprağa vermemesidir.
Ve barış, çocukların gökyüzüne korkmadan bakabildiği bir gelecektir.
Aliya’nın mücadelesi, Yunus Emre’nin sevgisi, Kur’an’ın adalet çağrısı ve Peygamber Efendimizin merhamet öğretisi, Bosna’nın yeşil dağlarında aynı hakikatte buluşuyor:
İnsan, yaratılmışların en şereflisidir. Onun canı, onuru ve haysiyeti dokunulmazdır.
Marş Mira, işte bu hakikatin sessiz ama sarsıcı yürüyüşüdür.
Bugün Bosna’da atılan her adım, yalnızca geçmişi anmak için değil; gelecekte hiçbir zalimin “Nasıl olsa cezasız kalırım.” diyemeyeceği bir dünya kurabilmek içindir.
Ve o emanet, hepimizin omuzlarındadır.
Allah’ım…
Bosna’nın dağlarında şehit düşen bütün masum kullarına rahmet eyle. Kabirlerini cennet bahçelerinden bir bahçe eyle.
Geride kalan annelere sabr-ı cemil, babalara metanet, yetimlere umut, bütün mazlumlara nusret ihsan eyle.
Kalplerimize kin yerine merhamet, öfke yerine hikmet, ayrılık yerine kardeşlik nasip eyle.
Bizleri adaletten ayırma. Zulme sessiz kalanlardan değil, hakkın ve hakikatin yanında dimdik duran kullarından eyle.
Türkiye’mizi , Bosna’mızı, Kosova’mızı ve bütün İslam beldelerini huzur, güven ve barış içinde yaşat.
Yeryüzünün neresinde olursa olsun zulüm gören bütün mazlumlara yardım eyle; savaşları sona erdir, gözyaşlarını dindir, çocuklara korkusuz yarınlar nasip eyle.
Rabbimiz! Kur’an-ı Kerim’de öğrettiğin gibi:
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.”
Âmin… Âmin… Âmin.