- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- MİS MEDENİYET DOKTRİNİ
MİS MEDENİYET DOKTRİNİ
0 dk
Mekke–İstanbul–Saraybosna
Vahiy, Akıl, Medeniyet ve Zarafet Üzerine Bir Medeniyet Ruhu
_Yazan: M.Tevfik Yücesoy_
“Mekke–İstanbul–Saraybosna (MİS) ittifakı, İslam dünyasına çağ atlatabilir.”
Allahualem…
Bu cümle ilk bakışta üç şehrin yan yana getirilmesinden ibaret gibi görünebilir.
Oysa biraz derin düşünüldüğünde Mekke, İstanbul ve Saraybosna’nın yalnızca üç şehir değil; üç medeniyet merhalesini, üç zihniyet dünyasını ve üç tamamlayıcı hakikati temsil ettiği görülebilir.
Mekke vahyi,
İstanbul medeniyeti,
Saraybosna ise temsil ve birlikte yaşama ahlakını sembolize eder.
Bu sebeple MİS’i bir siyasi ittifaktan önce bir medeniyet aklı olarak okumak gerekir.
I. MEKKE: VAHYİN MERKEZİ
Her medeniyetin bir kaynağı vardır.
İslam medeniyetinin kaynağı Mekke’dir.
Kâbe’nin etrafında şekillenen tevhid bilinci, insanlığın bütün farklılıklarını aşan bir ortaklık zemini meydana getirir.
Mekke bize şunu öğretir:
İnsanlığın bütün renkleri, dilleri ve milletleri Allah’ın huzurunda aynı kıbleye yönelir.
Bu nedenle MİS düşüncesinin ilk ilkesi:
VAHİY
Vahiy olmadan İslam medeniyetinin yönü kaybolur.
Fakat vahyin anlaşılması ve çağlara taşınması için insan aklına, ilme, hikmete ve medeniyet tecrübesine ihtiyaç vardır.
İşte burada İstanbul devreye girer.
II. İSTANBUL: VAHYİN MEDENİYETE DÖNÜŞMESİ
İstanbul, İslam’ın şehirleşmiş, kurumlaşmış ve estetik bir medeniyet olarak görünür hâle gelmesinin sembollerinden biridir.
Cami yalnızca ibadet mekânı değildir.
Medrese yalnızca eğitim kurumu değildir.
Vakıf yalnızca ekonomik bir yapı değildir.
Çarşı yalnızca ticaret alanı değildir.
Hepsi birlikte düşünüldüğünde ortaya bir hayat nizamı çıkar.
İstanbul’un bize söylediği şudur:
İslam yalnızca inanılan bir hakikat değil, yaşanan bir medeniyettir.
Bu sebeple MİS’in ikinci ilkesi:
MEDENİYET
Fakat burada medeniyet yalnızca büyük binalar, devletler veya siyasi güç anlamına gelmez.
Medeniyet;
adalettir,
ilimdir,
ahlaktır,
estetiktir,
hukuktur,
vakıftır,
komşuluktur,
şehir kültürüdür,
insana hürmettir.
İstanbul’un asıl mesajı budur.
III. SARAYBOSNA: MEDENİYETİN BATI İLE BULUŞMASI
Ve sonra Saraybosna…
İslam medeniyetinin Avrupa’nın kalbinde nasıl var olabileceğinin en güçlü sembollerinden biri.
Saraybosna bize İstanbul’dan farklı ama onu tamamlayan bir hakikati gösterir.
Çünkü Saraybosna’nın meselesi yalnızca “Müslüman olmak” değildir.
Aynı zamanda:
Farklı olanla birlikte yaşamak.
Kendini kaybetmeden başkasını anlamak.
Kendi değerlerini korurken başkasına saygı göstermek.
Hakikati nezaketle temsil etmek.
Saraybosna bu bakımdan İslam’ın Batı ile karşılaşmasının önemli laboratuvarlarından biridir.
Burada İslam;
nezaket,
nefaset,
letafet
ve insan onuru üzerinden görünürlük kazanmıştır.
İşte MİS’in üçüncü ilkesi:
TEMSİL
Çünkü hakikatin kendisi kadar, onun nasıl temsil edildiği de önemlidir.
IV. “TÜRK-İSLAM AKLI” NE DEMEKTİR?
Burada önemli bir kavramsal ayrım yapmak gerekir.
“TÜRK-İSLAM AKLI” ifadesi kesinlikle bir ırk üstünlüğü iddiası değildir.
Buradaki “Türk”, biyolojik veya etnik bir kategori olmaktan ziyade tarih içerisinde ortaya çıkmış bir medeniyet tecrübesine işaret etmektedir.
Bu akıl;
Mâtürîdî’nin akıl-vahiy dengesini,
Ebû Hanîfe’nin içtihat ve hukuk anlayışını,
Hanefî geleneğin geniş yorum imkânlarını,
Osmanlı’nın farklı toplulukları aynı hukuk düzeni içerisinde yaşatma tecrübesini,
vakıf medeniyetini,
ilim geleneğini,
şehir kültürünü,
sanat ve estetik anlayışını
bir bütün içerisinde düşünür.
Dolayısıyla “Türk-İslam aklı” denildiğinde kastedilen:
ırk değil, akıl;
soy değil, medeniyet;
üstünlük değil, tecrübe;
taassup değil, hikmettir.
V. MÂTÜRÎDÎ: AKLIN İTİDALİ
MİS medeniyet tasavvurunun fikrî sütunlarından biri Mâtürîdî düşüncesidir.
Çünkü Mâtürîdî gelenek, aklı vahyin karşısına koymaz.
Tam tersine insanın Allah’ın verdiği aklı kullanmasını önemser.
Bu anlayış bugün İslam dünyasının ihtiyaç duyduğu önemli bir dengeyi hatırlatmaktadır:
Vahiy vardır ama vahyin anlaşılması için akıl da vardır.
Gelenek vardır ama gelenek donmuş bir kalıp değildir.
Modern dünya vardır ama modernleşmek kimliksizleşmek değildir.
Bu denge, MİS düşüncesinin temel ruhudur.
VI. EBÛ HANÎFE: HAYATI OKUYAN FIKIH
İmam Ebû Hanîfe’nin temsil ettiği hukuk aklı da burada önemlidir.
Çünkü fıkıh hayatın içerisinde doğar.
İnsanların ihtiyaçları, ticaret, aile, toplum, devlet, komşuluk ve yeni meseleler hukuk düşüncesinin sürekli kendisini yenilemesini gerektirir.
Bu nedenle Hanefî gelenek yalnızca geçmişte verilmiş hükümleri ezberlemekten ibaret değildir.
Aynı zamanda yeni hayat şartlarını anlayabilecek bir içtihat ufkuna sahiptir.
MİS düşüncesinin hukuk anlayışı da buradan beslenebilir:
Kökleri sağlam, ufku açık bir hukuk aklı.
VII. MECELLE: TAASSUPTAN ÖNCE HUKUK AKLI
Mecelle bu bakımdan dikkat çekici bir örnektir.
Mecelle’nin ortaya koyduğu hukuk sisteminde yalnızca tek bir görüşe mekanik biçimde bağlı kalmak yerine, farklı fıkıh birikimlerinden ve müçtehitlerin görüşlerinden yararlanılması dikkat çekicidir.
Bu bize önemli bir ilkeyi öğretir:
Mezhep sahibi olmak başka, mezhep taassubu başka şeydir.
Bir mezhebin içinde yetişmek;
başka görüşleri yok saymayı gerektirmez.
Tam tersine kendi geleneğini iyi bilen insan, farklı içtihatların hangi şartlarda ortaya çıktığını daha iyi anlayabilir.
MİS’in fıkıh anlayışı:
mezhepsizlik değil; mezhep taassubundan uzak bir mezhep bilincidir.
VIII. ALİYA İZZETBEGOVİÇ VE SARAYBOSNA RUHU
Saraybosna’yı konuşup Aliya İzzetbegoviç’i konuşmamak mümkün değildir.
Alija Izetbegović, İslam ile Avrupa arasındaki ilişkinin çatışmadan ibaret olmadığını gösterebilecek önemli bir düşünce mirası bırakmıştır.
Aliya’nın düşüncesinde Müslüman olmak ile insan olmak arasında bir çelişki yoktur.
Aksine Müslüman kimliği, insan onurunu savunmanın temel kaynaklarından biri olarak görülür.
Bu açıdan Saraybosna, MİS doktrininde yalnızca coğrafi bir durak değildir.
Bir ahlak laboratuvarıdır.
IX. ÜÇ ŞEHİR, ÜÇ SORU
MİS’i üç soruyla özetleyebiliriz:
Mekke:
Neye inanıyoruz?
Cevap:
Tevhid ve vahiy.
İstanbul:
Nasıl yaşayacağız?
Cevap:
Adalet, ilim, hukuk, estetik ve medeniyet.
Saraybosna:
Dünyayla nasıl konuşacağız?
Cevap:
Hikmet, nezaket, zarafet ve insan onuru.
İşte üçü birleştiğinde bir medeniyet programı ortaya çıkar.
X. MİS’İN MEDENİYET FORMÜLÜ
Bu düşünceyi basit bir formülle ifade etmek mümkündür:
MEKKE → VAHİY
İSTANBUL → MEDENİYET
SARAYBOSNA → TEMSİL
Ve bunların üzerinde:
AKIL + AHLAK + ESTETİK + ADALET
Bu dört unsur olmadan modern çağda güçlü bir İslam medeniyeti inşa etmek mümkün değildir.
XI. İSLAM DÜNYASI İÇİN YENİ BİR UFUK
Bugün İslam dünyasının önündeki en büyük meselelerden biri yalnızca ekonomik veya siyasi güç eksikliği değildir.
Asıl meselelerden biri:
“Biz dünyaya ne söyleyeceğiz?”
sorusudur.
İslam dünyası geçmişte büyük medeniyetler kurmuştur.
Fakat geçmişi hatırlamak tek başına yeterli değildir.
Yeni çağın;
yapay zekâsını,
bilimini,
hukukunu,
eğitimini,
şehirlerini,
ekonomisini,
diplomasisini,
kültürünü
ve insan tasavvurunu yeniden düşünmek zorundayız.
Bunu yaparken iki uçtan da uzak durmak gerekir:
Kökleri inkâr eden taklitçilikten
ve
hayatı donduran taassuptan.
İhtiyacımız olan:
“Kökü geçmişte, aklı bugünle konuşan ve ufku geleceğe açık bir medeniyet.”
XII. MİS BİR SİYASİ BLOK DEĞİLDİR
MİS’in en önemli taraflarından biri de budur.
Bu fikir “Mekke, İstanbul ve Saraybosna arasında siyasi ittifak kurulsun” demekten çok daha geniştir.
MİS:
bir düşünce ağıdır.
bir eğitim projesidir.
bir kültür projesidir.
bir hukuk anlayışıdır.
bir diplomasi dilidir.
bir medeniyet tasavvurudur.
Bu şehirler arasında;
üniversiteler,
medreseler,
kültür merkezleri,
vakıflar,
araştırma merkezleri,
ilim adamları,
sanatçılar,
gençler
ve düşünce kuruluşları üzerinden güçlü bir bağ kurulabilir.
Böylece MİS, zamanla İslam dünyasının farklı şehirlerine yayılan bir medeniyet ağına dönüşebilir.
XIII. MİS’İN İSLAM DÜNYASINA MESAJI
MİS’in İslam dünyasına söyleyebileceği söz belki şudur:
Mekke’yi kaybetme.
Yani vahyi, tevhidi ve iman merkezini kaybetme.
İstanbul’u unutma.
Yani medeniyet kurma kabiliyetini, estetiğini, hukukunu, ilmini ve şehir kültürünü unutma.
Saraybosna’yı ihmal etme.
Yani Batı’yla konuşabilme kabiliyetini, nezaketini, insan onurunu ve birlikte yaşama ahlakını unutma.
XIV. SON SÖZ: ÜÇ ŞEHİR, BİR UFUK
Belki de MİS’in en güzel tarafı şudur:
Mekke insanın kalbine,
İstanbul aklına ve estetik dünyasına,
Saraybosna ise vicdanına dokunur.
Mekke’de insan secde eder.
İstanbul’da medeniyet kurar.
Saraybosna’da insanlıkla imtihan olur.
Bu üçü birleştiğinde ortaya yalnızca bir coğrafya değil, bir medeniyet istikameti çıkar.
Bu nedenle MİS’i şöyle okumak mümkündür:
Mekke’den vahyi al,
İstanbul’da medeniyete dönüştür,
Saraybosna’da insanlığa zarafetle anlat.
Belki İslam dünyasının yeni yüzyıldaki ihtiyacı tam da budur.
Ne geçmişe kapanmak…
Ne başkasını taklit etmek…
Ne de kendi değerlerinden utanmak…
Bilakis:
Vahye bağlı, akla açık;
geleneğine sadık, yeniliğe cesur;
kimliğinden emin, başkasına saygılı;
hukukta adil, siyasette hikmetli;
ilimde derin, sanatta zarif;
temsilinde nezih bir medeniyet.
Mekke’nin nuru,
İstanbul’un hikmeti,
Saraybosna’nın zarafeti
aynı ufukta buluştuğunda…
İslam dünyası yalnızca geçmişte kurduğu medeniyeti hatırlayan bir dünya olmaktan çıkar; geleceğin medeniyetini kurabilecek bir akla yeniden kavuşabilir.
Ve belki o zaman şu cümle yalnızca bir temenni olmaktan çıkar:
MİS ittifakı, İslam dünyasına çağ atlatır.
Allahualem.
Selam ve dua ile,
Mehmet Tevfik Yucesoy / İstanbul
Yorumlar (0)
Anket
Kosova’daki siyasi krize çözüm bulunacak mı?
Son Haberler
Tüm Haberler
Partiler Meclis Başkan Yardımcıları Adaylarını Önerdi, Oturuma Yarım Saat Ara Verildi
Thaçi Serbest Bırakılmalı, 16 Eylül'de Serbest Bırakılacağına İnanıyoruz
Albulena Haxhiu Kosova Meclisi Başkanı