- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Mr.Selim SELIM
Mr.Selim SELIM
0 dk
Osmanlı Sonrası Morava Yöresine Bağlı Doburçan'da Türkçe Eğitimi
Osmanlının Balkanlardan ayrılması ardından burada yaşayan müslüman topluluklar, Türk , Arnavut, Boşnyak olsun gün yüzü görmemişlerdir. Böylece tek çıkış yolu olarak Türkiye'ye göç etmeyi öare olarak görmişler. Uzun yıllar eğitim ve kültürlerinden mahrum kalmışlardır. Yıllarca değişen sistemler farklı muameleler fapmışlardır. Ancak Yugoslavya'nın kuruluşundan sonra 1951 yılında Türkçe düzgün bir eğitim yapılmaya başlar. Bugün yeni kurulan Kosova Cumhuriyetinde Türkçe eğitimi olumlu ve memnun edici durumdadır, diyebiliriz.
Anahtar Kelimeler: Doburçan'da Türkçe eğitim, göç, mektep, medrese ve okul.
Giriş
Osmanlı'nın yüzyıllardır hakim olduğu bu topraklardan el çekmesi ardından, Sırbıstan Krallığı sınırları içinde, dolayısıyla da Kosova'nın Morava Yöresınde yaşayan Türklerin ulussal hak ve özgürlüklerı yanı sıra eğitim ve kültürel olanlakları sıfıra düşer.
Osmanlı döneminde , yüzlerce eğitim-öğretim kurumlarından yararlanabilme imkana sahip olan Kosovalı Türkler, Balkan savaşları sonrasında, ulusal kimliklerinin tamamen kaybetmesiyle birlikte hak ve özgürlüklerinin de gaspedilmesi, sonucu bütün bu sahip oldukları eğitim-öğretim kurumlarından birdenbire yoksun kalmışlardır. Doburçan'da yaşayan ilkokul çağındaki Türk çocukları, Sırp idaresi altında geçen 1915 yılına kadarki dönemde, Arnavut çocuklarıyla birlikte "Sırp Müslıman okulları" ( Aleksandar Popoviç, Balkanlarda İslam, İnsan Yayınları, İstanbul, 1995, s. 506.) adı verilen, ilkokul düzeyindeki okullarda, Sırpça okuyabilme olanağına sahipmiş 1915-1918 yılları arasındaki dönemde, Kosova'nın Avusturya-Macarıstan işgali altında bulunan bölgelerde eğitimin Arnavutça olması nedenıyle, Türk çocukları bu sefer de Arnavutça öğrenim görme durumuna düşmüşlerdir.
Bu durumda Kosova'nın her yerinde olduğu gibi Doburçan'da da yaşayan Türklere tanınan tek hak "Türküye'ye göç etme hakkı" olmuştu. Aslında, ulusal hak ve özgürlüklerin tanınmaması, buna bağlı olarak da baskı politikasının had safhaya çıkarmasıyla, burada yaşayan Türk, Arnavut, genelde Muslümanların Türkiye'ye göç etirilmesi projesinin bir parçasıdır.
Osmanlı Devletı'nin Rumelı'de karşılaştığı en büyük yenilgi 1877-1878 yıllarında meydana gelen Osmanlı-Rus Harbi neticesindendir. Bu konuda önemli bir araştırma yapan Nedim İpek'in eserinde de açlık, hastalık ve katliamdan kendini kurtarıp göç etmek zorunda kalan 1.230.000 kişinin muhacir konumuna düştüğü belirtilmektedir.(N.İpek,Rumeli'den Anadolu'ya Türk Göçleri,Ankara1994,s.174.)
Osmanlı Tarihi'nin en büyük yenilgelerinden biri olan Balkan Savaşlarını sadece Türkler ve küçük Balkan devletleri arasındaki bir mücadelenin ürünü saymak yanlış olur. Dünya güç dengelerinin oluşmasında önemli bir yeri olan, hatta I. Dünya Savaşı'nın sebeplerı arasında bile sayılabilecek Balkan Harbi'nin çıkmasında birkaç etken vardır.
İtihad ve Teraki'nin önde gelenlerinden Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın anılarında Balkan harbi neticesinde Sırp, Yunan, ve Bugarlar tarafından çoğunluğu kadın, çocuk olmak üzere katledılenlerın sayısının 500.000 civarında olduğunu belirtmektedir. (Cemal Paşa, Hatırat, Yay.Haz. Metin Martı, İstanbul1996,s.79.)
Netice olarak Balkan Harbi sonrasında Osmanlı Avrupası Müsliman nufusundan 632.408 kişinin sistematik bir şekilde katledildiği, 812.271 kişinin 1912-1926 yılları arasında Rumeli'den Türkiye'ye göç etmek mecburiyetinde bırakıldığı ortaya çıkmaktadır ki bu veriler etnik soykırımın en önemli delilleridir.
1911 senesınde Osmanlı'nın elinde bulunan Rumeli'nin Müsliman nufusu 2.315.293 kişidir. Bunlardan yarısına yakın eksildıği görülmektedir..
İkinci Dünya Savaşı Kosova Türkleri için müthiş bir sınama olmuştur. 6 Nisan 1941'de Belgrad'ın bonbalanmasından sonra kısa bir süre kapütulasıyon ilan eden Yugoslavya Krallığı'nın, Alman güçleri tarafından eşgal edilmesinin hemen ardından, işgal güçleri yanında yer alan Arnavutlar, Kosova'da söz sahibi olma durumuna geldiler.
Bu sefer de eğitim Arnavutça görülmeye başlanır. Türkçe eğitim hala sözkonusu değil.
Sadece medreseler halkın desteğiyle faaliyet yapan dini eğitim kurumları olarak, Osmanlıca (Türkçe) eğitim yapılıyordu..
1951 yılında Kosova'da ve Makedonya'da yaşayan Türk varlığının tanınması kararı alındı.
Kosova'da Türk kimliğinin ayakta kalabilmesi için hayati önem taşıyan bu karar, atılan somut adımlar izlemiştir. Ders yılının bitimine üç ay kala, 20 Mart 1951 tarihinde alınan, Türkçe eğitim veren okulların açılmasına ilişkin karar, aynı yılın 1 Nisan gününden itibaren uygulamaya konmuştur. O zamana kadar Sırpça ya da Arnavutça eğitim hakkına sahip olan Türk çocukları, Prizren, Priştine, Mitroviça, İpek, Vıçitirın, Gilan, Mamuşa, Doburçan ve Bilaç gibi kent ve köylerde açılan Türk okullarında, kendi anadillerinde eğitim görebilme imkanına kavuşmuşlardı.
Kosova Cumhuriyeti (2008) ilanından sonra da Türkçe eğitim varlığını sürdürmektedir.
Bu tebliğimizde Morava Yöresine bağlı olan Doburçan'da Osmanlı sonrası Türkçe eğitime değineceğiz.
Doburçan Köyünde Türkçe Eğitimi
Kosova'da Türkçe eğitimin uzun bir geçmişi vardır. Osmanlıların Balkanlara yerleşmesiyle başlayan Türkçe eğitimi, Anadolu topraklarında olduğu gibi Kosova'da da mektep, iptidaı, medrese, ruştiye, idadiye, darulmualimat denilen okullarda eğitim yapılıyordu.
Kosova Vilayeti salnamelerinde eğitimle ilgili şu malumatlara rastlanmaktadır, Örneğin: 1892-93 eğitim-öğretim yılında Kosova Vilayetinde toplam 445 iptidaiye mektebi bulunuyordu. 1905-1906 eğitim-öğretim yılında ise Kosova'da 63 iptidai, 7 riştiye, 4 idadiye ve 1 darulmüslim okullarının varolduğu ve bu okullarda 1912 yılına kadar, eğitimin Türkçe yapıldığı beyan edilmektedir.
Osmanlı sonrası yani 1912'den sonra, iptdai, ruştiye, idadiye, darulmalumat gibi eğitim veren kurumlar kapatılmıştır. Ancak mektep ve medreselerin çalışmalarına izin verilmiştir. Bu tür mektepler hemen hemen her yerde vardı. Ancak medrese usulü kurumlar: Prizren, Priştine, Yakova, İpek, Vuçitırın, Ferizovik, Doburçan ve Gilan'da eğitim faaliyetlerini sürdürmüşler. Bu medreselerde eğitim yine Türkçe yapılıyordu, ancak dersveven hocalar talebelere Türkçe anlamadıkları için, arasıra Arnavutça açıklamararı yapıyorlardı.
Doburçan Kosova Cumhuriyeti'nin Gilan Belediyesine bağlı 12 km. Doğusunda bulunmaktadır. Yemyeşil görünümüyle Kale ve Osoya dağlarının eteklerinde yerleşmiş. Köyün ortasından Pırlepnisa deresi ve çıkışında Morava nehri Doburçan'a ayrı bir güzellik vermektedir. Derenin ve nehrin var olması çiftçilik, hayvancılık için çok uygun bir yerleşim yeridir. Doburçan yerleşim yeri olarak Osmanlılardan önce de varmış. Rivayetlere göre Fatih Sutan Mehmedîn Novobırda fethinden sonra, bir bölük Osmanlı askeri Doburçan'a gelir. Köyün girişinde yerli halk sırplarla yapılan çatışma sonucu fethedilir. Ama çatışmada sekiz osmanlı askeri de şehit düşer. Şehitleri hatırlamak için yuvarlak insan boyu büyüklüğünde sekiz mezar taşı dikilir. Bu mezar taşları hala bugün ayakya dimdik durmaktalar. Ancak iki mezar 1968 yıllarında yapılan cadde ile, iki mezar ortadan kaldırılmıştır. Böylece altı mezar taşı kalmıştır.
Doburçan fetihten sonra Türklerin yerleşim yeri olur. Anadollunun değişik yerlerinden aileler yerleşir. Bu ailelerden : Dindarlar, Poçinkalar, Adilovsallar, Kazazlar, Kabakçilar,... hala bugün burada çok az sayıda kalmalarına rağmen yaşamaktadırlar.
Kısa zamanda Doburçan eğitim ve kültür merkezi olur. O zamanlar medreseler temel eğitim kurumlarıydı. Din kültürü etkisini göstermiş ve Morava Yöresi'nin eğitim-kültür merkezi haline gelmiş. İki camisi, mektebi, ahşaptan köşkleri, misafir konakları, hanı, fırını, çeşmeleri, su değirmenleri (köyin içinde dört ve dışında üç olmak üzere toplam yedi imiş), dükkanları, ağaları ve güzel Kur'an okuyan hafızlarıyla çevreye ün salmıştır.
Yukarıki (Yukarçi) Cami, 1527 yılında Halıl Çelebi'nin yaptırdığı söylenilir. Ancak 1999 yılında Kosovada çıkan şavasta Sırp güçleri tarafından yakılıp yıkılıyor. Böylece o güzelim mimari yapısıyla cami, eski Doburçan'ı andıran tek eski yapıttı, şimdi o da tarihe gömüldü. 1999 savaşı hemen sonrasında toplum hala savaşın etkilerıyle boğuşurken, diğer yandan geçim sıkıntısı, köyün yarısından fazlası savaş korküsuyla evlerini terketmiş, dünya yollarını almış, şehit edilen imam ve yaralanan üç kişinin travmalarıyla içiçeydi. Hemen akabinde cemaat dini hayatı yaşayabilmek için, Birleşmiş Arap Emirlerinden gelen bir yardımla yakılan cami restore edilecek yerde, yerle bir edilerek tüm izleri silindi ve 2000 yılında yerine yeni cami inşa edildi.
Aşağıki (Aşarçi) cami,1894 yılında Ramadan Zekirlerin ruhuna vakfedilir. (Eskiler anlatır: Ramadan genç, güçlü bir delikanlı Selanikte yıllarca çalışır. Genç yaşında bir hastalığa kapılır. Selanikte biriktirdiği altınlarla eve döner. Kısa zamanda yakalandığı hastalık sonucu ölür. Kalan altınlar, aile içinde anlaşmasızlık çıkar. İhtiyar annesi bu anlaşmasızlığa çare bulmak için medrese müderrisine olayı anlatır. Müderris de, o altınlarla onun ruhuna bir cami yaptırın der. Öylede olmuş. Bugün cami hala ayakta.)
Eğitim kurumu olarak bilinen Doburçan medresesi, kesin olarak hangi yıllarda faaliyete geçtiçi bilinmemektedir. Ancak yine söylentilere göre 1845 yıllarında medrese açılmiş olabilir. Doburçan medresesinde 9 oda varmış. Bunlardan yatak odaları, müderris odası ve dershanelerdi. 1926 yıllında kapatılıp, eğitim faaliyetlerini Gilan medresesinde devam ettirir. Bu medresede ders veren müderisler: Halil Efendi, Yusuf Efendi, Abdürahim Efendi, Salih Efendi ve Molla Ramadan Efendiymiş. Eğitim dört sene en az sürmüş. Ama beş, altı, sekiş sene de sürdürenler olabilmiştir.
Medresede şu dersler yapılıyormuş: Kiraet, Akaid, Fıkh,İslam Tarihi, Ahlak, Arapça, Osmanlıca, Hüsnihat.
Medresenin yetiştirdiği din adamları, çevre köyerde ve Kosova'nın birçok yerlerinde din görevlileri olarak veya sadece Ramazan aylarında teravih namazlarını kıldırarak veya mukabele okuyarak cemaate hizmet yaptılar. Doburçan'da günümze kadar çok sayıda dini kadro tetişti. Yapmiş olduğum araştırmaşar sonucu 70 kadar isim tespit edebildim.
Sirp-Hirvat-Sloven Krallığı 1919 yıllarında kurulmasıyla kendi anadillerinde eğitimin Türk ve Arnavutlar için herhangi bir çözüm söz konusu olmadı. Ancak din adamları, dini görevleri dışında müslümanların nufus sayımını, doğum-ölüm, nikah memurluğunu da resmi olarak yapıyorlardı.
Bu dönemde devlet sırp soydaşlarını eğitmek için Sırp köylerinde, Sırp okulları açıyordu. Ama Türk ve Arnavutlara kendi anadillerinde okumalarına izin verilmiyordu. Ancak Doburçanlı Türkler için mektepte dini bilgiler yanında "hafızlık" müeseseleri Osmanlılardan beri kesintisiz bir şekilde devam etmekteydi. Hafızlar camide ve özel evlerde hafızlığını tamamlıyorlardu. Hafızlar yetiştiren hocalar: Hafız Vehbi ve Molla Ramadan efendilerdi. Onlar, onlarca hafız Doburçandan ve çevreden yetiştirdiler. İkinci dünya savasından sonra 1946'da medreseler ve mektepler, yeni kurulan Yugoslavya Komonist rejimi kararıyla kapatıldılar. Doburçan'da faaliyetlerini devam ettiren mektepler ve hafızlık müeseseleri, alınan kapatma kararıyla durduruldular . Ancak 1969 yılında Prıştınede "Alauddin" medresesi resmi din okulu olarak açılır ve bu medrese günümüze kadar eğitime hala devam etmektedir.
Ama resmi okular Sırpça olduğu için, okumak isteyenler, Doburçan'a yakın Sırp köyü olan Petrovsa'ya giderek ilkokul dört sene okuyabiliyorlardı.. Bu tür resmi devlet okullarında din dersi de, hocarar trafından okutuluyordu. Din dersi hocası Doburçanlı Molla Ramadan Adılosı idi. (Molla Ramadan Efendi Alman işgali 1941-1945 yılları arası Doburçan'da Beledıye Başkankığı yaptı. Doğu Kosova Savunma Birliklerine komutanlık yapan Molla İdriz Gilani yanında bulunan Molla Ramadan Adilovsa da bulunmuştu. Yeni kurulan Yugoslavya Fedratif Cumhuriyeti güçleri tarafından, Kosova Savunma Birlikleri de dağılırlar. Komunist rejimi jandarmaları, sağ kalan yüzlerce Birlik komutan ve askerlerini en acımasız bir şekilde öldürdüler, yaktılar. Mola Ramadan da bunların arasında vardı. Kendisi bir yıla yakın gizlendi. Ama jandarmalar peşini bırakmayarak haber salarlar, " eğer teslim olmasan tüm aileni yok edeceğiz" derler. Molla Ramadan da teslim olmak zorunda kalır. Jandarmalar alır ve öldürürler. Cesedinin nerde olduğu bilinmez.) Daha fazla eğitimlerini devem etmek iteyenler ise Gilan Medresesinde veya Üsküp'te açılan "Büyük Medresesinde" okuyabiliyorlardı. Büyük Medrese'de Doburçanlı Habib Sülçevsi ve Yusuf Dindar okumuşlar. (Yusuf Dindar 1951 yılında açılan Türkçe dört yılık ilkokulun ilk öğretmeniydi.)
Doburçan dışındaki Arnavut köylerin durumu farklıydı. Çünkü onlar eğitimlerini kendi anadillerinde okumak isteselerde, ama devlet böyle bir fırsat vermiyordu. Müslümanların örgütlediği "Cemiyer" örgütü bütün girişimlerine rağmen Kosova'nın çoğunlukta olduğu köylerde Sırpça değil de Arnavutça okulların açılması için uğraşıyorlardı. Cemiyetin başında Necip Draga ve onun ölümünden sonra oğlu Ferhat Draga yönetiyordu. Cemiyet müslümanların eğitim, dini, siyasi durumuyla yakından ilgileniyordu. 1933 yılında Üsküpte kurulan Ulema Meclisin de desteğiyle özel mektepler müslümanların yaşadığı her yerde açılması, hızla yayılmaya başlar. Devlet de mekteplerin açılmasını bir tehlike olarak görmüyordu. Bu yüzden de engel olmuyordu. Hızla açılan Mektepler özeldi toplum destekliyordu. Diğer yandan devlet, Sırp dili dışındaki miletlerin, anadillerinde eğitim görmelerini tehlike olarak görüyordu.
Yukarıda belirtiğimiz gibi Doburçan uzun dönem eğitim merkezli bir köy oduğu için, bir sürü çevre ve daha uzak köylerde, Doburçanlı hocalar, açılan mektelerde ders veriyorlardı. Mektepler üç senelik ilkokul seviyesindeydiler. Burda okutulan dersler: Elifbası (Arapça yazma ve okuma), Kura'ndan hezber, Akaid (ınanç kuralları), İbadert, Peygamberler tarihi ve Ahlak. Dersler genelde Türkçe yapılırdı.
Bu mekteplerde ders veren hocalar: Molla Salih Dindar, Molla Ramadan Efendi ve Molla Hamid Dindardı.
İkinci Dünya Savaşın (1940) başlamasıyla, Almanların bu toprakları işgaliyle, Morava yöresi İtalya ve Arnavutluk yönetimine birakılır. Bu dönemde de düzgün bir eğitim yapılmadı. Ancak mektep eğitimi olduğu gibi devam ediyordu. Fakat ders olarak da latin alfabesiyle Arnavutça okutulmaya başlanmış.
Doburçan'da medrese ve mektep dışında, Türkçe eğitim ancak 1951 yılında "Kosovada Türk Dilinde" eğitimin Türk dilinde görüleceği kararıyla açılıyor ve günümüze kadar hala kesintisiz olarak devam etmektedir.
Her ne kadar 1951 yılında eğitim Türkçe yapılmağa başladıysa da sorunlar hala devam ediyordu. Çünkü Doburçan'da dokuz sene daha (1965) 1. sınıftan 4. sınıfa kadar Türk çocukları eğitimlerini kendi ana dillerinde devam edebiliyorlardı. Ilkokul alt sınıfları dört sene okuduktan sonra, ilkokul yüksek sınıflarında eğitimlerini daha dört sene okuyabilmeleri için, Ranilug'a (Doburçan'a gıdış geliş 5 km. uzak Sırp köyü) her gün yaya gidiyor eğitimlerini Sırp dilinde devam ediyorlardı. Kimisi ise Pograca'ya (Doburçan'a gidiş dönüş 10 km. uzak Arnavut köyü) gidip eğitimlerini Arnavut dilinde devam etmek zorunda kalıyorlardı. Bu zor duruma katlanamayan erkek çocukları dört yıllık eğitimlerine razı olup çiftçilikle uğraşmak zorunda kalırlar. Diğer yandan kız çocukları ise kesinlikle dört yıllık eğtimle yetiniyordu. Köyde öyle bir görüş vardıki çocuklar okursa, okula giderse caur (sırp) olur din düşmanı yetişir. Çünkü yeni Yugoslavya eğitim sistemi laikti, çocuklara haşa Allah yok fikirleri yayılıyordu. Buna dayanamayan aile reisleri çareyi Türkiye'ye göç etmekte buluyordu. Orada müsümanlık var, İslamiyeti daha rahat yaşayabiliriz diyerek, göç yollarını aldılar. Diğer yandan Rankoviç zülüm de eklenince. Doburçanlı onlarca aile arka arkaya Türkiye'ye göç etti. Göç zenciri belli aralıklarla da olsa 1998 yılına kadar durmak bilmedi.
Bugün Doburçan 500 hanelik Türklerin ve Arnavutların yaşadığı, her geçen gün gelişmekte olan, 4000 nufuslu bir köydür. Türk kökenli 70 hane bulunmaktadır. Nufusun % 10'unu Türk kökenli vatandaşlar oluşturmaktadır.
1965 yılında Doburçan'da Nazım Hikmet sekiz yıllık ilkoku açılır. Şimdiye kadar dört yıllık ilkokulla kalan çocuklar için iyi bir fırsat olur. Çünkü ilkokul eğitimlerini tamamlamak artık her çocuk için zorunludur. 1969 yılında Gilanda da Türkçe eğitim veren lise açılır. Böyece artık Doburçanlılar için de eğitim yolları açılır. Bugün birçok üniversitelerde, değişik bölümlerde okumuş 28 üniversiteli kadrolar yetişti. Ama en üzücü şey, her geçen gün Nazım Hikmet Ilkokulunda öğrenci sayımızın azalmasıdır.
Kosova'da eğitim sistemindeki reforma göre (5+4+3 ya da 4) 2002-2003 eğitim yılında uygulanmaya başlamıştır.Dokuz yıllık eğitim zorunludur. Doburçan Nazım Hikmet Ilkokulunda 2009-2010 eğitim-öğretim yılında, Türk dilinde eğitimlerini 1. sınıftan 9. sınıfalara kadar, derslere sıralı devam eden toplam öğrenci sayısı 40 tır.
Sonuç
Eğitim ve öğretim insanların yaratılıştan sahip olduğu, en temel uğraş alanlarından biridisi olmuştur. Eğitim ve öğretim ile ilgili temel haklar ve ödevler ve bunlarla ilgili her türlü ulusal ve uluslararası kanuni düzenleme ve belgeler insan hakları ile ilgilenenlerin önemli bir uğraş alanıdır. (1)
Eğtim ve öğretim hakkı başı boş bırakılmayacak kadar önemli bir hak olduğundan bunun güvenlik içinde ve bilinçli olarak yapılmasını sağlamak ta devletin görevleri arasındadır. (2)
Kosova'nın kültür tarihinde Türk kültürünün önemli bir yeri vardır. Bu coğrafyada uzun süren Osmanlı Devletinin burada yaşayan tüm halklarıyla dil, din, folklor gibi alanlarda etlili olmuştur. Balkan Savaşının başlamasıyla yani 1912 yılına kadar Kosova'da medreseler, iptidaie, ruştiye, idadiye, darulmualimat gibi eğitim kurumları faaliyetlerini yıllarca sürdürdiler.
Osmanlı sonrası Türkçe eğitim mekteplerde ve medreselerde ancak yapılıyordu. Düzgün Türkçe eğitim 1951 yılında devlet tarfından Kosova'da azınlıkta yaşayan Türklerin de kendi ana dillerinde eğitimlerini görmeleri hakkı tanıyınca , Doburçanlı Türkler de Prizre, Priştine, Mitroviça, Vıçitırna, Mamuşa ve Gilan gibi Türkçe okuyabilme sevincine kavuşmuş olur.
Sonuç olarak, insan hakları ve tarihi süreç içerisinde, özellikle ana dilinde eğitime vurgu yapılması doğal ve gereklidir. Çünkü ana dilinde eğitim sadece ferdi etkilemekle kalmayıp, toplumun geleceğini de belirlemektedir.
(1) Muharrem Balcı, Ulusal ve Uluslararası Hukukta İnsan Hakları Çerçevesinde Eğitim ve Öğrenim Hakkı, Yeni türkşye, Sayı 98| 22, s,1097.
(2) Beşir Atalay, Eğitim ve Öğretim Görme Hakkı, Yeni Türkiye, Sayı, 98| 22, s. 1093.
KAYNAKÇA
Aliriza Selmani, Gjurmimet Hisrorike Per Gjilanin e Rrethinen, Drita e Jetes, Gjilan, 2009.
Altay Suroy, Kosova'da Türk Olmak, Prizren, 2006.
H. Yıldırım Ağaoğlu, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Balkanlar'ın Makus Talıhi GÖÇ, Kum Saati, İstanbul, 2001.
Selim Selimi, Doburçan'ın Coğrafi, Tarihi ve Kültürel Durumu, BAL-TAM, 11, s,129, Prizren, Eylül- 2009.
Yusuf Osmani, Vendbanimet e Kosoves, Gjilani 6, Prishtin, 2004.
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor