- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- İnsanlığa Aykırı Hafıza İnşası, Etnik Milliyetçilik ve Batı Balkanlar’da Tehlikeli Normalleşme
İnsanlığa Aykırı Hafıza İnşası, Etnik Milliyetçilik ve Batı Balkanlar’da Tehlikeli Normalleşme
0 dk
Analiz: M.Tevfik Yücesoy
Bosna-Hersek’te her yıl 9 Ocak’ta, Anayasa Mahkemesi kararlarına açıkça aykırı olmasına rağmen “Sırp Cumhuriyeti Günü” adı altında yapılan kutlamalar, sadece hukukun ihlali değil; aynı zamanda savaş suçları, soykırım ve etnik temizlik üzerine inşa edilmiş bir ideolojinin kamusal alanda yeniden meşrulaştırılması anlamına gelmektedir. Bu durum, yalnızca Bosna-Hersek’in iç meselesi değil, Batı Balkanlar’ın tamamını etkileyen tehlikeli bir siyasal ve ahlaki kırılmaya işaret etmektedir.
Banja Luka (Banya Luka) sokaklarından yansıyan görüntüler; silahlı polis kortejleri, zırhlı araçlar ve güç gösterileriyle süslenmiş bir “devlet teatralitesi”dir. Ancak bu sahnenin arka planında; feryatlar, toplu mezarlar, kemikleri hâlâ toprak altında bulunan binlerce masum insan ve otuz yıldır evladının bir mezar taşına kavuşmasını bekleyen annelerin gözyaşları vardır. Bu gerçek görmezden gelinerek inşa edilen her sembol, hukuka olduğu kadar insan onuruna da meydan okumaktadır.
Soykırımın İnkârı: Boşnak ve Müslüman Düşmanlığının Siyasi Dili
Mujo Begić’in tanıklıkları, Bosna-Hersek’te işlenen soykırımın ve insanlığa karşı suçların soyut bir anlatı değil, belgelenmiş, kazılarla ortaya çıkarılmış, kemiklere kazınmış bir hakikat olduğunu bir kez daha göstermektedir. Yüzlerce toplu mezar, taşınmış cesetler, ikincil ve üçüncül gömüler; suçun planlı, örgütlü ve devlet destekli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Buna rağmen, bugün RS’de ve onu siyasi olarak destekleyen çevrelerde görülen soykırım inkârı, suçluların yüceltilmesi ve anayasa dışı günlerin kutlanması; Boşnaklara, Müslümanlara ve onların tarihsel varlığına yönelik sistematik bir düşmanlığın güncel tezahürüdür. Bu yaklaşım, geçmişle yüzleşmeyi reddettiği gibi, birlikte yaşama ihtimalini de bilinçli olarak sabote etmektedir.
Buradaki mesele yalnızca tarih değildir. İnkâr politikaları, yaşayan kurban yakınlarına yöneltilmiş süreklilik arz eden bir psikolojik şiddet biçimidir. Her anıt, her duvar yazısı, her kutlama; “Sizin acınız tanınmıyor, suç meşrudur” mesajını yeniden üretmektedir.
Bölgesel Yayılma: Karadağ Örneği ve Tehlikeli Sessizlik
Karadağ’da bazı üst düzey siyasi aktörlerin, Bosna-Hersek Anayasası’na aykırı bir günü tebrik etmeleri, bu zihniyetin sınır tanımadığını göstermektedir. Karadağ İslam Birliği Reisi Rifat Fejzić’in sert ve net çıkışı bu nedenle hayati önemdedir. Fejzić’in uyarısı, sadece bir tepki değil; Batı Balkanlar’ın hangi yöne savrulacağına dair ahlaki bir yol ayrımıdır: Karanlık 90’lar mı, yoksa hukuka ve insan onuruna dayalı bir Avrupa geleceği mi?
Bu noktada sessizlik, tarafsızlık değildir. Sessizlik, inkârın ve revizyonizmin normalleşmesine hizmet eder. Bugün Boşnaklara ve Müslümanlara yönelen bu dışlayıcı dil, yarın başka bir topluluğu hedef almaktan çekinmeyecektir.
Türk Düşmanlığı: Tarihle Hesaplaşamamanın Yansıması
Batı Balkanlar’daki bu etnik milliyetçi söylem, sıklıkla örtük ya da açık bir Türk karşıtlığıyla da beslenmektedir. Osmanlı mirası üzerinden şekillenen bu düşmanlık, yalnızca tarihsel bir husumet değil; Müslüman varlığın bölgedeki meşruiyetini sorgulayan ideolojik bir araçtır. Boşnak düşmanlığı ile Türk düşmanlığı bu noktada kesişmekte; her ikisi de İslam’ı ve Müslüman kimliği “yabancı” ve “tehdit” olarak kodlayan aynı zihinsel haritadan beslenmektedir.
Bu yaklaşım, Balkanlar’ın çok kültürlü tarihine de, Avrupa’nın çoğulculuk iddiasına da açık bir ihanet anlamına gelir.
Makul Yol: Hukuk, Hakikat ve Ahlaki Cesaret
Batı Balkanlar için makul ve sürdürülebilir yol açıktır ancak cesaret gerektirir:
1.Anayasa ve hukukun üstünlüğü, siyasi çıkarların üzerinde tutulmalıdır. Anayasa’ya aykırı semboller ve günler normalleştirilmemelidir.
2.Soykırımın inkârı ve suçluların yüceltilmesi, açıkça cezalandırılmalı; bu konuda bölgesel ve uluslararası mekanizmalar işletilmelidir.
3.Bilimsel ve akademik çevreler, tarihsel hakikati sulandırmadan, belgelerle ve tanıklıklarla savunma sorumluluğunu üstlenmelidir.
4.Zulme uğrayanların ailelerine destek, sembolik değil; somut siyasi ve hukuki adımlarla sağlanmalıdır. Toplu mezarların açılması ve kayıpların bulunması öncelik olmalıdır.
5.Dini ve sivil liderlerin sesi, Fejzić örneğinde olduğu gibi, ahlaki pusula işlevi görmeli; sessizlik yerine sorumluluk alınmalıdır.
Sonuç olarak, Bosna-Hersek’te ve Batı Balkanlar’da barış; inkâr üzerine değil, hakikatle yüzleşme üzerine inşa edilebilir. Aksi hâlde anayasa dışı kutlamalar, sadece geçmişin suçlarını değil, geleceğin çatışmalarını da beslemeye devam edecektir. Bugün atılmayan her adım, yarının vicdanında daha ağır bir yük olarak karşımıza çıkacaktır.
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor