Bosna Hersek’te Yüksek Temsilcilik (OHR), Sırp entitesinden gelen ayrılıkçılık ve Sırbistan ile birleşme çağrılarına ilişkin sert bir açıklama yaptı.
OHR, Bosna Hersek’te bazı siyasi aktörlerin entitelerin kaldırılması, ayrılık, bağımsızlık veya başka bir devletle birleşme yönündeki çağrılarının Dayton Barış Anlaşması ile oluşturulan anayasal düzene aykırı olduğunu bildirdi.
OHR açıklamasında, vatandaşların gerçekleşmesi mümkün olmayan vaatlerle kandırılmaması ve siyasi amaçlarla insanların duyguları ile korkularının istismar edilmemesi gerektiği vurgulandı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Entitelerin tek taraflı olarak kaldırılması yönündeki çağrıların yanı sıra ayrılık, bağımsızlık veya başka bir devletle birleşme çağrıları, Dayton Barış Anlaşması ile oluşturulan Bosna Hersek’in anayasal düzenine aykırıdır.”
OHR ayrıca siyasi liderlere Anayasa’ya saygı gösterme ve kışkırtıcı söylemlerden kaçınma çağrısı yaptı. Siyasi aktörlerin bunun yerine vatandaşların gerçek ihtiyaçlarının çözümüne odaklanması gerektiği belirtildi.
Açıklama, bugün ve yarın kutlanan “Sırp Birliği, Özgürlük ve Ulusal Bayrak Günü” etkinlikleri sırasında geldi. Sırp entitesinin siyasi temsilcilerinden Milorad Dodik ve Banja Luka Belediye Başkanı Draško Stanivuković, etkinlikler kapsamında Bosna Hersek devlet yapısına yönelik tartışmalı mesajlar verdi.
Stanivuković, Banja Luka’da yaptığı açıklamada RS ile Sırbistan’ın birleşmesini, birlik, dayanışma ve özgürlüğü “ulaşılması gereken kutsal Sırp hedefleri” olarak nitelendirdi ve bu hedefe “nihai sonuca ulaşıncaya kadar” bağlı kalınması gerektiğini söyledi.
OHR’nin açıklaması, Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü ve Dayton anayasal düzeninin, entitelerin tek taraflı siyasi kararlarla değiştirilmesine veya başka bir devletle birleşmesine izin vermediği yönündeki uluslararası toplum pozisyonunun bir kez daha ortaya konulması bakımından önem taşıyor.
***
Değerlendirme:
OHR’nin açıklaması, Bosna Hersek’te son dönemde yeniden gündeme gelen ayrılıkçı söylemlerin Boşnak kamuoyunda oluşturduğu endişeleri yatıştırma açısından önemlidir. RS’nin Sırbistan’la birleşmesi yönündeki siyasi söylemler, yalnızca anayasal düzen açısından değil, Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü ve ülkede yaşayan Boşnakların güvenlik algısı açısından da ciddi hassasiyet taşımaktadır. Özellikle savaşın ve soykırımın ağır hatıralarını taşıyan Boşnaklar bakımından “birleşme” ve “ayrılık” söylemleri sıradan bir siyasi tartışma olarak görülmemektedir.
Bununla birlikte mevcut tabloyu “Bosna Hersek’in hemen bölünmesi” şeklinde değerlendirmek yerine, ayrılıkçı söylemlerin siyasi baskı ve istikrarsızlık riski oluşturduğu şeklinde okumak daha isabetlidir. Dayton düzeni ve uluslararası toplumun Bosna Hersek’in egemenliği ve toprak bütünlüğüne ilişkin tutumu, ayrılık girişimlerinin önündeki en önemli siyasi ve hukuki engellerdir.
Bu nedenle Boşnakların güvenlik ve devlet bütünlüğü konusundaki hassasiyetleri dikkate alınırken, gerilimi artıracak söylemlerden kaçınmak; Bosna Hersek’in egemenliği, anayasal düzeni ve bütünlüğünü savunmak en sağlıklı yaklaşım olacaktır.
*Bosna Hersek açısından son dönemde ayrılık riskini artıran başlıca olumsuz gelişmeler şöyle sıralanabilir:*
1. RS’den ayrılıkçı söylemlerin güçlenmesi: RS yönetiminden Bosna Hersek’ten ayrılma ve Sırbistan’la birleşme yönünde açıklamalar yapılması.
2. Sırbistan’la siyasi bütünleşme söylemi: “Sırp dünyası”, Sırp birliği ve RS–Sırbistan birleşmesi gibi söylemlerin siyasi gündemde daha görünür hâle gelmesi.
3. Dayton düzenine yönelik meydan okumalar: RS makamlarının Bosna Hersek’in ortak devlet kurumlarının yetkilerini tartışmaya açması ve bazı devlet kurumlarının yetkilerini RS düzeyine çekme girişimleri.
4. Bosna Hersek Anayasa Mahkemesi ve devlet kurumlarıyla gerilim: RS yönetiminin devlet kurumlarının kararlarını tanımama yönündeki tutumu, anayasal düzen açısından ciddi krizlere yol açtı.
5. Milorad Dodik hakkında yaşanan hukukî-siyasi kriz: Dodik’in devlet kurumlarının kararlarına karşı tutumu ve hakkında yürütülen yargı süreci, Saraybosna–Banja Luka hattındaki gerilimi daha da artırdı.
6. Güvenlik endişelerinin yeniden gündeme gelmesi: Boşnak toplumunda savaş ve soykırım hafızası nedeniyle ayrılıkçı söylemlerin yalnızca siyasi bir söylem olmadığı, geleceğe ilişkin güvenlik kaygısı oluşturduğu düşüncesi güçlendi.
7. Sırbistan’dan gelen siyasi destek: Belgrad yönetiminin RS liderliğiyle yakın ilişkileri ve Sırp toplumunun birlik vurgusu, Bosna Hersek’te “ayrılıkçı projenin dış desteği” şeklinde algılanabiliyor.
8. Milliyetçi sembol ve etkinliklerin artması: RS ve Sırbistan bayraklarının birlikte kullanılması, “Sırp birliği” etkinlikleri ve benzeri sembolik adımlar Boşnak kamuoyundaki hassasiyeti artırıyor.
9. Üçlü devlet yapısındaki siyasi tıkanma: Boşnak, Sırp ve Hırvat siyasi aktörler arasındaki görüş ayrılıkları, merkezi devlet kurumlarının etkinliğini ve karar alma mekanizmalarını zayıflatıyor.
10. Toplumlararası güvenin zedelenmesi: Ayrılıkçı ve karşı-ayrılıkçı söylemlerin sertleşmesi, savaşın ardından oluşturulmaya çalışılan toplumsal barış ve birlikte yaşama iradesini olumsuz etkiliyor.
11. Ratko Mladić’in cenazesine RS yöneticilerinin katılması:
Srebrenitsa soykırımı ve Saraybosna kuşatmasındaki rolü nedeniyle uluslararası mahkeme tarafından soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan mahkûm edilen Ratko Mladić’in Belgrad’daki cenazesine RS’den üst düzey siyasi isimlerin katılması, Boşnak kamuoyunda büyük tepki ve güvensizlik oluşturdu. Cenazenin binlerce kişinin katılımıyla, askerî tören ve Sırp Ortodoks Kilisesi Patriği’nin yönettiği bir tören şeklinde gerçekleştirilmesi de savaşın mirasının ve Mladić’e yönelik yüceltmenin hâlâ canlı olduğu yönündeki endişeleri artırdı.
Özetle: Bugünkü temel risk, kısa vadede RS’nin fiilen Sırbistan’a katılması değil; ayrılıkçı söylemlerin normalleşmesi, devlet kurumlarının aşındırılması ve bunun zaman içinde Bosna Hersek’in egemenliği ile toprak bütünlüğünü zayıflatmasıdır. Bu nedenle Boşnakların güvenlik ve devlet bütünlüğü hassasiyeti son derece anlaşılabilir olmakla birlikte, gelişmeleri soğukkanlı ve hukukî çerçevede değerlendirmek önemlidir.
[Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy]