Bir İmamın Hikâyesi: Karadağ Rožaje’den Bosna-Hersek’in Olovo Şehrine Uzanan Meveddet Köprüsü
Yazan: M.Tevfik Yücesoy
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları şehirlerden daha büyük iz bırakırlar. Bazı hayatlar vardır; yalnızca bir biyografi değil, bir dönemin, bir toplumun ve bir medeniyet tasavvurunun özeti hâline gelir. Bosna-Hersek’in Olovo şehrinde yaklaşık otuz yıldır görev yapan Esad Efendi Pepić’in hikâyesi de böyledir.
Esad Efendi’yi ilk kez geçen yıl Edirne’de düzenlenen Uluslararası İslam Âlimleri Vakfı Balkan Liderler Buluşması vesilesiyle tanıma fırsatı bulmuştum. O toplantıya Bosna-Hersek İslam Birliği Reisü’l-Uleması Sayın Husein Kavazović’i temsilen katılmıştı. Salona girdiği andan itibaren dikkat çeken şey ne makamı ne de temsil ettiği kurumun ağırlığıydı; bilakis tevazuu, vakar dolu duruşu ve gösterişten uzak kişiliğiydi.
Program boyunca yaptığı konuşma ve sunduğu tebliğ, sadece bilgi yönüyle değil; taşıdığı samimiyet, kuşatıcılık ve hikmet diliyle de katılımcılar üzerinde derin bir tesir bırakmıştı. O gün zihnimde şu kanaat oluşmuştu: Bazı insanlar konuştukları için değil, yaşadıklarıyla konuştukları için etkileyicidirler. Esad Efendi de onlardan biriydi.
Bugün Balkanlar’a baktığımızda sık sık savaşları, göçleri, siyasi krizleri ve kimlik tartışmalarını konuşuyoruz. Oysa bu coğrafyanın asıl taşıyıcı kolonları çoğu zaman manşetlere çıkmayan insanlardır. Bir köy imamı, bir öğretmen, bir vakıf gönüllüsü, bir müezzin veya bir medrese hocası… Toplumların hafızasını onlar korur. Camiler yalnızca taş ve harçla değil, onların emeğiyle ayakta kalır. Esad Efendi Pepić de bu sessiz kahramanlardan biridir.
Karadağ’ın Rožaje bölgesindeki Zloglavlje köyünde başlayan hayat yolculuğu, onu önce Saraybosna’ya, ardından İstanbul’a ve nihayet Bosna’nın Olovo şehrine taşımıştır. Ancak onun hikâyesini önemli kılan sadece coğrafi hareketlilik değildir. Asıl önemli olan, gittiği her yere beraberinde taşıdığı değerlerdir.
Bir insan doğduğu yeri terk edebilir; fakat doğduğu yer insanı terk etmez. Esad Efendi’nin hayatında da bunun izlerini görmek mümkündür. Rožaje’nin dağları, Sancak’ın kültürel dokusu, aile ocağında aldığı ahlak terbiyesi ve çocukluk yıllarında işittiği ezanlar, onun şahsiyetinin temel taşlarını oluşturmuştur. Daha sonra aldığı eğitim ve üstlendiği görevler bu temelin üzerine inşa edilmiştir.
Saraybosna’daki medrese yılları, Balkan Müslümanlarının ilim geleneğiyle buluştuğu bir dönemdir. Ardından İstanbul’da aldığı ilahiyat eğitimi ise ona daha geniş bir ufuk kazandırmıştır. Türkiye’de bulunduğu yıllarda sadece öğrenci olmamış, aynı zamanda Boşnak öğrencilerin sesi olacak yayın faaliyetlerinde de bulunmuştur. Bu durum onun yalnızca bir din görevlisi değil, aynı zamanda kültürel hafızanın korunmasına önem veren bir münevver olduğunu göstermektedir.
Balkanlar’ın yakın tarihine baktığımızda, savaşların ardından yeniden inşa sürecinde din adamlarının üstlendiği rol çoğu zaman yeterince konuşulmaz. Oysa camilerin yeniden açılması, mekteplerin canlandırılması, gençlerin eğitimi ve toplumun moral değerlerinin korunması konusunda imamlar hayati görevler üstlenmiştir. Esad Efendi’nin 1999 yılından bu yana Olovo’da sürdürdüğü hizmet de bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Yaklaşık otuz yıllık görev süresi boyunca yalnızca namaz kıldıran bir imam olmamış; cami inşaatlarından eğitim faaliyetlerine, kültürel çalışmalardan sosyal dayanışmaya kadar geniş bir alanda hizmet etmiştir. Çünkü Balkan geleneğinde imam, sadece mihrapta duran kişi değildir. Aynı zamanda toplumun danışmanı, öğretmeni, hafıza taşıyıcısı ve manevi rehberidir.
Olovo’da inşa edilen Ahi Evran Veli Kırşehir Camii de bu anlayışın sembollerinden biridir. Bu eser yalnızca bir ibadethane değil, Bosna ile Türkiye arasında kurulan kardeşlik ve meveddet bağlarının da somut bir ifadesidir. Tarih boyunca aynı medeniyet havzasında buluşmuş iki toplumun ortak hafızası, bu tür eserlerde yeniden hayat bulmaktadır.
Esad Efendi’nin dikkat çeken yönlerinden biri de yazarlığıdır. Günümüzde birçok topluluk, geçmişini kayıt altına alamadığı için hafıza kaybı yaşamaktadır. Oysa tarih yalnızca büyük devlet adamlarının veya savaşların hikâyesi değildir. Bir kasabanın camisi, bir vakfın kuruluşu, bir cemaatin fedakârlığı da tarihin parçasıdır. Bu nedenle kaleme aldığı eserler, geleceğe bırakılmış kıymetli belgeler niteliğindedir.
Aslında burada daha geniş bir meseleyle karşı karşıyayız. Balkan Müslümanlarının son iki asırlık hikâyesi büyük ölçüde göçlerin, ayrılıkların ve yeniden tutunma çabalarının hikâyesidir. Birçok insan doğduğu topraklardan uzaklarda hayat kurmak zorunda kalmıştır. Ancak bazı insanlar gittikleri yerlerde sadece yaşamamış, aynı zamanda yeni bir aidiyet ve hizmet alanı oluşturmuştur. Esad Efendi’nin Olovo’daki varlığı da böylesi bir hikâyeyi temsil etmektedir.
Onun Rožaje’ye dair hisleri de dikkat çekicidir. İnsan yaşadığı yere bağlanırken, doğduğu yeri unutmaz. Zaviçaj, Balkan insanının ruhunda silinmeyen bir iz bırakır. Çocukluk hatıraları, anne-baba sesi, köy yolları ve ilk dostluklar insanın karakterinde yaşamaya devam eder. Bu yüzden Esad Efendi’nin hayatında Rožaje ile Olovo birbirine rakip iki şehir değil, aynı hikâyenin iki ayrı durağıdır.
Bugün Balkanlar’ın ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de tam olarak budur: Köklerini korurken yeni köprüler kurabilen insanlar. Ayrıştıran değil birleştiren, geçmişe takılıp kalmayan ama geçmişi de unutmayan şahsiyetler. Çünkü toplumları ayakta tutan şey sadece ekonomik kalkınma değildir; aynı zamanda güven, vefa, hafıza ve manevi dayanışmadır.
Esad Efendi Pepić’in şahsında gördüğümüz şey; ilim ile tevazuun, hizmet ile nezaketin, temsil ile samimiyetin bir araya gelebilmesidir. Günümüzde makamlar büyürken insanların küçüldüğüne sıkça şahit oluyoruz. Fakat bazı insanlar vardır ki makamları ne kadar büyürse büyüsün, gönüllerindeki sadelik ve ihlas aynı kalır. Esad Efendi işte bu nadir şahsiyetlerdendir.
Belki de günümüz dünyasında en çok ihtiyaç duyduğumuz örneklerden biri budur. Gürültünün arttığı, gösterişin öne çıktığı bir çağda; hizmeti reklama, samimiyeti görüntüye, ahlakı slogana tercih eden insanlar…
Çünkü şehirleri binalar değil, insan karakteri inşa eder. Toplumları ayakta tutan da kurumların büyüklüğü kadar, o kurumlara ruh veren şahsiyetlerdir.
Olovo denildiğinde Esad Efendi Pepić’in adı da bu hafızanın önemli parçalarından biri olarak anılacaktır. Karadağ’ın Rožaje dağlarından Bosna’nın bereketli vadilerine uzanan bu hizmet yolculuğu, yalnızca bir imamın hayat hikâyesi değil; Balkan Müslümanlarının ilim, hizmet, vefa ve kardeşlik ekseninde kurduğu meveddet köprüsünün de hikâyesidir.