- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Popara - Raif Buş
Popara - Raif Buş
0 dk
POPARA
1960 yazıyor çivit renkli duvarın tam ortasında Saatli Marif Takviminde . Saçaklardan buzlar sarkmış kışın tam ortasındayız .Odamız küçük , iyi ki küçük yoksa köşede ki soba yetmezdi ısıtmaya bizleri. Babam bütün kış : odun hıdırlezde alınır , şar peyniri harman zamanı , turşu biber damates ucuzlandığında diye söylenirdi kendi kendisine . Annem yerde serilmiş düşekleri kaldırmak amacıyla uyandırırdı bizleri . Hadi kalkın birileri gelecek ayıp olur düşekler orta sobada ( odada ) derdi . Üşürdük çıkarken yorganın altından , koşar hemen ya sobanın yanına yada çok kardeş olan bir evde çorap bulma telaşına girerdik . Kim kaparsa yada kimin sözü geçerse o giyerdi en iyi çorapları . Küçüklere yamalı çoraplar kalırdı mecburen , giyerlerdi ayakları üşümesin diye. Annem alır düşek yorganları kaplardı yüklüğe yerleştirmek üzere. Bizde nasıl çıkıcaz tualete kara kara düşünmeye başlardık . tualet avluda sokak kapısı yanı . Dışarısı soğuk kar buz , vazgeçerdik çoğu zaman günün ileri saatlerine ertelerken tuvaletimizi. Şilteler, saman yastıkları tenteneler yerleşirdi yerli yerine. Babam çoktan çayı demlemiş pampurun ( sobanın ) üzerinde . Annemle içerken çaylarını tavanda asılı olan ekmek sepeti indirilirdi. Bayat kara ekmekler ayıklanır büyük bir tasa küçük parçalara doğranmış şekilde. Acıkmışız beklerdik ekmek yemeğe. Annem döner sorardı bizlere yaş popara mı kuru poparı mı ne yapayım çocuklar. Birimiz bunu birimiz onu derken annem sobanın üzerine yerleştirmiş tencereyi elinde olan malzeme ile poparayı hazırlamaya başlamıştı bile. Birden bire bir koku yayılırdı odanın her köşesine, yanık ekmek kokusu mu desem yağ kokusu mu desem bilemiyorum. Sofrabezi açılırdı ortada, çepeçevre dizilirdik sofrabezi üstünde olan sininin etrafında. Annem sonunda sofraya oturur, tura (ekmek kırıntısı ) yapmayın çocuklar günahtır ekmek nimettir çarpılırsınız, sofrabezini dizlerin üzerine alın, derdi.
Tencerede son kırıntıya kadar yerdik elimizde olan tahta yada alümin kaşıklarla karnımız doyardı , çabuk yeyen hızlı davranan karlı çıkardı, nazlanan da aç kalırdı sofra kalktığında.
Çantalarını alıp okula giderdi kardeşlerim, ailenin en küçüğü olduğum için okula gitmiyor sobanın yanında oturan bababım yanına yanaşırdım. Babam alır eteğine masal mı anlatayım yoksa annenin kitaplarından okuduklarımı mı anlatayım sorardı. Masallardan çok hoşlanırdım özelikle babamın anlattığı masallar bir başkaydı. yaşayarak anlatırdı masalları ben anlayayım diye yavaş yavaş anlatır, sıkıldığımı anlayınca ses tonunu değiştirir beni dinlemeye mecbur ederdi. Aynı masaların başkasından da dinlerdim ama babamın masal anlatımı bir başkaydı. Anlatırken elleri kolları yüzü sürekli değişirdi, en önemlisi ise her masalı kahkahlar atarak bitirmeyi becerirdi. Bügün bile masal dediklerinde gülümsemeye başlarım babamı anımsayarak.
Sokağa çıkmak diye bir isteğim yoktu , nereye çıkayım ki mahalle çocukları saynicalar ( kayak) ile sürçünüyor ( kayıyor ) benim saynicam yoktu ki. Gerçi ara sıra komşu çocukları bana da verir sürçünürdüm bir iki defa .
Kışı sevmezdim, yağmuru da sevmezdim, yaz bir başkaydı o dönemlerde, yazın daha çok yeyecek vardı . Her sabah popara yemezdik ara sıra domates ile ekmek de yerdik sabah düşeklerimizden kalktığımızda.
Yazın bile popara çeşiti fazlaydı . Çay poparası da yerdik yazlarda. Sabah demlenmiş çayları büyük bardaklara ( maştrapalara ) döker içine küçücük ekmek parçalarını atar kaşıkla yerdik. Hele hele yanında beyaz peynir varsa gel keyfim gel, ziyafet çeker gibi olurduk. Kışın soba olduğu için enerjiden tasaruf olsun diye soba üzerinde popara yapılırdı . Yağlı yada kuru popara derdik. Ekmek parçacıklarını tencerede yağ ile kavurmakla olurdu kuru popara. Yaş popara ise tenceredeki ekmek parçacıkları üzerine kaynamış sıcak su ve yağ eklenerek karıştırılırdı. Bir de yogort ( yoğurt ) poparası, süt poparası, ayran poparası yenilirdi o dönemde. Hele hele ahırı olan, hayvanları olan evlerde hemde nasıl yenilirdi. Bizde bizim evde ahır da yoktu hayvan da . Bizler özel durumlarda süt poparası yerdik.
2012 yazıyor abrib ( plastik ) ile sıvanmış duvarın tam ortasında çalıştığım şirketin takviminde. Saçaklardan buzlar sarkmış kışın tam ortasındayız . Odamız büyük iyi ki büyük yoksa duvar kenarlarında radiyatörler çok ısıtırdı odayı , sıcaktan şok geçirebilme tehlikesi olurdu . Yatak odasından mutfağa rahat rahat yürüyorum, Banyoda tualetimi şarkı söyleyerek yapıyor, her tarafı sıcak. Buzdolabını açıp sütü alıyor, dilimlenmiş ekmeğe margarin sürdükten sonra peynir, zeytin , sucuk yumurta pişiriyor kahvaltımı yapıyorum. Yemeği yer yemez hemen ilaç dolabını açıyor tansion - şeker - sinir - enerji haplarını içiyorum. Ardından nes kafe eksik olmuyor. Çorapların rengini seçerek giyiyorum elbiseme uygun olsun diye. iyi görünmem gerek birazdan iş yerime gidecem. Arabam evin önünde park yerinde , ailem ortalıkta yok uyuyorlar . Her akşam 01- lere kadar dizi - filim bilgisayar başındaydılar günahtır uyusunlar diyor evden çıkıyorum çocuklarıma masallımı, poparaları anlatamadan. Başka birileri gün boyu anlatıyor masal çocuklarıma Tv-den, bilgisayardan. Anlatmasına anlatıyor da, istediklerini anlatıyorlar. Beni - Bizi anlatacak halleri yok ya.
"Masal ceri biz ileri" derdi babam her masal bitiminde. Masal geri kalmasaydı bizde bukadar "ileri" gitmeseydik demek geliyor içimden. YA SİZİN .
( "NeDeN , yukarıya İnİyOrUz " **** öyküler dizisinden )
Raif BUŞ
Eylül 2012
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor