Milyonlarca müminin aynı anda aynı semaya yöneldiği, gözyaşlarının duaya karıştığı, kalplerin affa açıldığı müstesna bir gün. Dünyanın dört bir yanından gelen insanlar; farklı dillerden, farklı renklerden, farklı coğrafyalardan olsalar da aynı kelimelerde birleşiyor:
“Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnnel hamde venni’mete leke vel mülk, lâ şerîke lek…”
Bu nida sadece dudaklardan yükselen bir ses değildir. Bu, insanın Rabbine dönüşünün ilanıdır. Kulun; “Allah’ım, ben geldim… Günahlarımla, eksikliklerimle, pişmanlıklarımla sana geldim” deyişidir.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa Aleyhisselam “Hac Arafat’tır” buyururken, Arafat’ın hac ibadetindeki merkezî yerini ortaya koymuştur. Çünkü Arafat; insanın mahşeri hatırladığı, dünyanın geçiciliğini anladığı, kulluğun hakikatini yeniden hissettiği yerdir. İhramların içinde makamlar, zenginlikler, unvanlar kaybolur. Herkes sadece kul olur.
Arefe günü aynı zamanda rahmet ve mağfiret günüdür. Resûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın, arefe gününden daha fazla kulunu cehennemden azad ettiği başka bir gün yoktur.”
Çünkü Allah’ın rahmeti sonsuzdur. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.”
(A’râf Suresi, 156)
Bir başka ayette ise:
“De ki: Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.”
(Zümer Suresi, 53)
İşte arefe günü, bu ilahi çağrının kalplerde en derinden hissedildiği gündür. İnsan geçmişine bakar; kırdığı kalpleri, geciktirdiği tövbeleri, unuttuğu merhameti düşünür. Sonra ellerini semaya açar. Çünkü bilir ki Allah’ın affı, insanın günahından büyüktür.
Çarşamba günü ise Allah’ın izniyle Kurban Bayramı’nı idrak edeceğiz. Fakat Kurban Bayramı sadece birkaç günlük bir tatil değildir. Bu bayram, teslimiyetin, paylaşmanın ve kardeşliğin bayramıdır. Kurban; İbrahim’in sadakatini, İsmail’in teslimiyetini hatırlatır.
Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:
“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır.”
(Hac Suresi, 37)
Demek ki kurbanın özü; gösteriş değil ihlastır. Sadece hayvan kesmek değil; kibri, bencilliği, nefsin taşkın arzularını da Allah için terk edebilmektir.
Bugün ne yazık ki insanlık büyük bir savrulma yaşıyor. Şehvetler, hevesler ve dünyevî tutkular hayatın merkezine yerleşiyor. Helal ile haram arasındaki çizgiler silikleşiyor. İnsan nimet içinde yaşarken şükretmeyi unutuyor. Merhamet azalıyor, vicdanlar yoruluyor.
Kur’an’ın ifadesiyle:
“Şüphesiz insan çok nankördür.”
(Âdiyât Suresi, 6)
Bugün bir yanda israf sofraları kurulurken, diğer yanda Gazze’de ve bir çok mazlum coğrafyalarda çocuklar açlık ve bombalar altında hayata tutunmaya çalışıyor. Filistin’de anneler evlatlarını kefenlerle uğurluyor. Dünyanın birçok yerinde mazlumlar zulüm altında yaşam mücadelesi veriyor. İslam ümmeti parçalanmışlığın, sessizliğin ve dağınıklığın yükünü taşıyor.
Oysa Allah Teâlâ Kur’an’da şöyle buyuruyor:
“Müminler ancak kardeştir.”
(Hucurât Suresi, 10)
Ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam şöyle buyuruyor:
“Birbirinizi sevmedikçe gerçek iman etmiş olmazsınız.”
Bugün ümmetin en büyük ihtiyacı; yeniden merhameti, adaleti ve kardeşliği hatırlamaktır. Çünkü bayram; sadece yeni elbiseler giymek değildir. Bayram; bir yetimin başını okşamak, bir fakirin sofrasına misafir olmak, küslükleri bitirmek, kırılmış kalpleri tamir etmektir.
Rahmet, sadece gökten yağan yağmur değildir. Rahmet; bir annenin duasıdır, bir yetimin tebessümüdür, affetmeyi bilen bir kalptir. Bereket ise çokluk değil; huzurdur. Nice büyük sofralar vardır ki sevgisizdir. Nice mütevazı sofralar vardır ki içinde dua, muhabbet ve huzur vardır.
Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:
“Eğer şükrederseniz, elbette size nimetimi artırırım.”
(İbrahim Suresi, 7)
İşte bereketin sırrı da budur: Şükür…
Bu arefe günü sadece kendimiz için değil; ümmet için dua etmeliyiz. Gazze’deki çocuklar için, yurdundan edilen mazlumlar için, borç yükü altında ezilen insanlar için, yalnız kalan yaşlılar için, umudunu kaybetmek üzere olan gençler için ellerimizi semaya kaldırmalıyız. Çünkü ümmet olmak, birbirinin acısını hissedebilmektir.
Belki dünya bugün karanlık günlerden geçiyor. Ama mümin umut insanıdır. Çünkü bilir ki Allah’ın rahmeti karanlıktan büyüktür. Her gecenin ardından bir sabah vardır. Her gözyaşının ardında ilahi bir hikmet saklıdır.
Rabbimizden niyazımız odur ki;
Bu mübarek arefe günü kalplerimizi affıyla temizlesin.
Kurban Bayramı evlerimize huzur, sofralarımıza bereket, ümmete birlik nasip etsin.
Ve Allah bizi; nankörlüğün değil şükrün, nefretin değil merhametin, bencilliğin değil kardeşliğin safında duran kullarından eylesin.
Selam ve dua ile…
25.05.2026/ İstanbul