- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Şecaettin Koka
Şecaettin Koka
0 dk
Ahmet S. İğcilere Sunulmuştur:
Prizren Şehri Daha Bir Aşığını Yitirdi
O hep Ahmet S.İğciler olarak imzasını atardı yazılarına. O bir Prizren aşığıydı. Daha bir Prizren aşığı ayrıldı aramızdan. Onun kadar Prizren'i çok sevenlerin sayısı daha bir rakam için azaldı.
21 Mayıs 2010 sabahı Zeynel Beksaç'ın maillerde yayınlanmış haberinden aldım haberi. Dünya ne kadar küçük ya. Ben ölümün olageldiği şehirden bin beş yüz kilometreden çok uzaktayım. Ama bu şehre çok yakındayım aslında. Geçenlerde kırk yıllık meslektaşım dostum Naci Karyağdı'nın da ölüm haberini böyle almıştım. Hıçkırıklara boğulmuştum. İçimdeki "ben" kopmuştu. Çünkü en son görüşmemizde hasta olduğumdan ayakta duramadığımdan onun benden ötürü BESKA'DA topladığı arkadaş toplantısına katılamamıştım. Kendimi "Domuz Gribi" olmuş sanıyordum. Yani çok hasta olmuştum. Onun benim için örgütlediği çok hasta olduğumdan gidemediğim arkadaş toplantısından hemen sonra beni kayınbabamda ziyarete geldiğinde de uzun uzun kalamamıştık. Hastalığın ona ve Aziz'e yapışmasından korkmuştum. Üstelik beni son bir kez (son olduğunu bilemezdim ki) kucaklamak istediğinde de yine hastalık ona yapışmasın diye sıkı sıkı sarılmamıştım.
Ahmet S.İğcilerle de öyle oldu. Onu son kere Prizren Belediye Meclisi binasında görmüştüm. Kimlik çıkarmakla zorlanıyordum. Niye bana gelmedin demişti. Bilmem Allah bir basiretle beynimi mayınlamıştı ki ondan yardım istememiştim. Memlekette kalacağım süre tükendi kimlik belgemi çıkaramamıştım. Ahmet'e artık vakit kalmadı, gelecek sefere görüşmek üzere kimliğimi de çıkarırken sana başvuracağım', demiştim. Kimlik Belgemi çıkaramadığımdan ona başvurmadığım için üzülmüştü. Olsun ama 2010 yılında görüşecektik. Olmadı.
Bak kısmet değilmiş. Maillerimi açtığımda Ahmet S. İğcilerin öldüğü haber karşıma çıktı. Aklıma neler geldi bir bilseniz? Birlikte okuduğumuz Yüksek Eğitim Okulu günlerimiz geldi. Prizren'de başladık bu serüvene. Daha sonra uzun uzun anlatılacak sebeplerden ötürü Prizren Eğitbilim Yüksek Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Hocamız Süreyya Yusuf'un emriyle Priştine'ye taşınmıştı. Bir hafta hocaların evlerinde kalmıştık. Zor günlerimiz o zaman başlamıştı. Bizi öğrenci yurtları dolu olduğu için Priştine merkezinde boşaltılmış eski kışlanın öğrenci yurduna uyarlanmış bölümüne yerleştirdiler. Üç metre ila iki buçuk metre genişlikte ve üç buçuk metre yükseklikte bir odaya yerleşmiştik. Bize hissemize zar zor bir karyola düştü. Ahmet ile ben aylarca o tek karyolada sırt sırta yatmıştık. Üstelik hayat hünerleri konusunda tatlı tatlı birbirimizin "rakibiydik" de. Prizren şehri sevgisinde de birbirimizin rakibiydik ve daima rakip kaldık. Aklıma bunlar ve daha birçok şeyler geldi.
Ama Ahmet S. İğciler adı anılınca yine de DALTULUM aklıma geldi. Ahmet Prizren'in gelenek ve görenekleri aşığıydı. Onları daima öyküleriyle ebedileştirmek çabası sunmuştu. DALTULUM Prizren'de Maraş Semti yakınlığında insanların ilkyazı hala gelmemişken bile en erken karşıladıkları bir yerdir. Onu konu edindiği öyküsünü her zaman severdim. DALTULUM'U kendi diliyle şöyle anlatıyordu:
Maraş, kente Ak derenin girişinde Hisar boğazının başlangıcında bulunan bir yerdir. Burası çok eskiden beri tarihlere karışmış, çağların yükünü taşımış ve onların dert ortağı olmuştur. Bu yüzden her taşının altında tarihleri saklayan kutsal bir yer niteliğini kazanmıştır. Maraşın asırlar boyunca bütün dertlerine derman olan biricik tanığı koca çınar ağacı ve onun karşısındaki camidir.
Maraş ve Osmanlılardan kalma kalenin karşısındaki yoldan uzanan kayalığın bir tepesine halk Daltulum ismini vermiştir. Halk orasına Daltulum der ve orası insanların ağızlarından düşmeyen ve hafızalarından silinmeyen bir kutsal yerdir. Acize Baba türbesinin karşısında bulunan Daltulum, Kurila Mahallesinin simgesini oluşturmaktadır. Havalar ısınmağa yüz tutunca, bu mahallenin genci yaşlısı, çoluğu çocuğu Daltulum'a çıkar, ama diğer mahallelerden de delenler olur.
Daltulumun halk arasında yaşayan geleneği vardır. Bahardan az önce ilkin havada, sonra suda ve en sonra toprakta meydana geldiği sanılan sıcaklığın yükselişini muştulayan cemrelerin düştüğü hafta başındaki günde insanlar Daltuluma çıkar. O gün ise takvimce 14 Mart günüdür. Bu günde insanlar Daltuluma her taraftan gelirler. Orada sıcak günlerin gelişi çeşitli şenliklerle kutlanır. Fakat adağı yerine gelsin diye dileklerle de gelenler olur. Hele oğluna gelinlik için kız seçmek isteyen ana babaları ayrı bir telaş sarar.
Güneş, bulutlar arasında parlak yüzünü insanlara göstereyim mi göstermeyeyim mi düşünürken Daltulum insanlarla doluydu. İnce bir yel Hisar Boğazından esiyordu. Gökteki bulutlar birbirine karışmaya başlamıştı, ama hava bozacağına benzemiyordu.
Yeni Mahalle çocuklarından hemen hepsi ev insanlarıyla birlikte Daltuluma çıkmıştı. Yokuşlu bir yer olmasına karşın her aile kendine göre gölgeli bir yer seçmiş, baharın gelişini şenliklerle kutluyordu. Kendi ağızlarından tef darbuka eşliğinde şarkı türkü söyleyenler vardı. Ama evlerden getirilmiş teyplerin çıkardıkları sesler çok uzaklardan bile duyuluyordu.
Gençlerin hovardalıklarına sınır yoktu. Bahar elbiselerine bürünmüş, saçlarını taramış, üstü başları tertemiz, Daltulumda adeta gösteri yapıyorlardı. Onları, ev insanlarıyla birlikte Daltuluma çıkmış genç kızlar, uzaktan seyretmekle yetiniyorlardı. Oğlum gelinlik kız seçmek isteyen anneler ise ayrı telaş içindeydiler.
Satıcılar da ordaydı. Hepsinin yüzü gözü gülüyordu. Kıtır, şeker, simit, çörek, pişmaniye ve çocukların sevdikleri daha nice yiyecek ve oyuncaklar satılıyor, ızgaralardan yayılan kokular ise dört tarafa yayılıyordu.
Yeni Mahalle çocuklarından Ali, Bayram, Vehbi, İrfan, Cimşit, Hilmi Daltulumun tepesine çıkmış aşağılardaki olup bitenleri seyrediyorlardı. Aşağısı karınca yuvasını andırıyordu. Şarkı türkü sesleri etrafta çınlıyor, çocuk naraları ise durmuyordu.
Ahbaplar, evlerinden aldıkları kaynatılmış yumurtaları tepeden aşağılara doğru koyuvermeye başladılar. Aslında aralarında yarış başladı. Koyuverilen yumurtanın aşağıya daha çabuk ve ilk inmesi, sahibini zafere taşıyordu. Yeni Mahalle çocukları da kaynatılmış yumurtaları birer birer aşağı doğru koyuverdiler. Orası yokuşlu olduğu için yumurtalar ardı ardına yuvarlanıp aşağılara doğru yol almağa başlayınca onları sahipleri takip etti.
Vehbi oyunu kazandı. Çünkü onun yumurtası Daltulumun en son noktasına varmıştı. Öyle ki ahbaplarının yumurtalarını yerden topladı. Ama cebine sokmadı. Onları gene sahiplerine vererek birlikte yediler. Çocukların bulunduğu az uzakta küçücük bir insan kalabalığı toplanmıştı. Bunu gören Yeni mahalle çocukları hemen oraya koştular. Ne görsünler! Kendilerini halka yapmış insanların ortasında bir anne, kızını çimenler üzerinde yatırmış, bütün vücut hizasını keserle çapalamağa başladı. Çapalanan yerlere birer diş sarımsak hem ekiyor hem de şu maniyi söyledi:
"Sarımsak sarımsak sal da git
Varsa kızımın hastalığını al da git.
Sarımsak sarımsak sal da gel
Yoksa kızımın sağlığını ver da gel."
Yerde yatan kız ayağa kalkınca, etraftakiler dağıldı. Çocuklardan Ali, Daltulumun biraz aşağısında oturmuş kendi ev insanlarının yanına gitti. Orda öğlen yemeğini hazırlamakla uğraşan annesine az önce gördüklerini anlattı. Kadın da önüne düşen yazmasını düzeltti. Derince soluk alarak terli yüzüyle Aliye döndü:
Daltuluma çıkan insanlar böyle yaparlar, diye konuştu. Bir dileğin yerine getirilmesi, hala gelmeyen bir sevginin, çoluk çocuk sahibi olmak isteyenin, sağlık dileyenin uğruna bu işler yapılır.
Öğlen yemeği yenildikten sonra Yeni mahalle çocukları gene bir araya geldiler. Halk kalabalığı arasında dolaşıp olup bitenleri seyretmeğe daldılar. Böyle gezinirken aşağılardan gelen Bayram ahbaplarına:
Az önce bizim Cemil'i, elini bir kızın omzuna atmış yukarılara doğru gittiğini gördüm.
Çocuklar telaşlandı. Gülerek aralarında bir şeyler fısıldamağa başladılar. Sonunda Vehbi söze atıldı:
Takip edelim mi? deyince hepsi bir ağızdan:
Edelim, dediler ve Daltulumun koru ağaçlı yukarılarına doğru yola düştüler.
Evet, Ahmet S. İğcilerin yazdığı konular Prizren'in gelenek ve görenekleriyle onun hayatında en derin duygularla oturmuş özelliklerdir. Ahmet S. İğciler ilk ve orta öğrenimini Prizren `de bitirdi. Yüksek Eğitbilim Okulu Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde mezun olduktan sonra Priştine Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Fakültesinden de mezun oldu. 1967 yılından beri Prizren Belediyesi Türkçeye çevirmeni olarak çalıştı. 1970 -1980 yıllarında Prizren'in ortaokullarında öğretmenlik yaptı. Türkçe eğitime önemli katkısı geçti. On yıldan fazla "Birlik "gazetesinin Prizren Muhabiri idi. Prizren "Doğru Yol" KGSD' DE uzun yıllar yöneticilik, sözünü ettiğim derneğin çerçevesindeki "Nazım Hikmet " Yazın Kolu (Edebiyat Kolu) daha sonraları "DOĞRU YOL" ve devamında da "ESİN" adıyla çıkan derginin kurucularından biri olarak yazılarıyla dergiye katkı sundu
Küçük yaştan beri Türk edebiyatına sevgisi olan Ahmet S. İğciler, Prizren Öğretmenler Derneği, Türk Tiyatrocuları Derneği, Kosova Türk Yazarlar Derneği ve Prizren KDTP üyesiydi.
İnsanları, doğum yerini ve çocukları seven bu yazar çeşitli alanlarda yazılar yazdı. Ama onun ağır bastığı ve kendini bulduğu alanı öykücülüktür. Çocuklara da reşitlere de öyküler yazdı. Son yıllarda folklor araştırmaları alanında çok verimli eserleri gün ışığına çıktı. A.S.İğcilerin bu güne kadar beş kitabı yayımlandı. 1. Erdoğan'ın Yaşantıları 1982; 2. Yüreksiz Adam -1984 3. Ağlayan Bebek- 1989; 4. Keskingöz Öğretmen -1991; 5. Güzel Kentim-1994.
Not. Öykü A.S.İğcilerin henüz yayımlanmamış YENİ MAHALLE ÇOCUKLARI kitabı da var.
Kosovalı Türkler daha bir yazar ağabeylerini kaybettiler.
Ruhu Şad Olsun!
21.5.2010 Ankara
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor