EURO
1
  • EURALL
    95.55 0.29%
  • EURTRY
    53.47 0.15%
  • EURMKD
    61.63 -0.05%
  • EURRSD
    117.38 -0.03%
  • EURUSD
    1.16 0.16%
  • EURGBP
    0.87 0.05%
  • EURCHF
    0.92 -0.04%
  • EURSEK
    10.88 -0.25%
  • EURAUD
    1.63 0.15%
Haberler aranıyor...
Aramak için en az 2 karakter yazın.
7 Haziran 2026 Kosova Erken Genel Seçimleri
00
Gün
00
Saat
00
Dakika
00
Saniye

Şecaettin Koka

Şecaettin Koka
19 Mart 2010, 12:51

0 dk

Türkiye'nin Balkanlara yönelik politikası tek sözle ‘TÜRKİYE'NİN BATI BALKANLARA DÖNÜŞÜ' olarak nitelendirildiğini hemen tespit etmemiz lazım. Bunu ister Arnavut ister Sırp yazarları, Bosnalı Sırplar ve Hırvat yazarlarının da konuya önem vermeleri ve kendi bakışları çerçevesinden incelemeleri ve değerlendirmeleri göstermektedir. Bazı örneklerde mesela Katolik Arnavut Ndue Ukaj'ın bu konuya ne kadar ısrarla gözleri kapalı olarak önyargılı yanaştığını görmüştük.



Sırbistan sadece Türkiye'den ötürü BH' ya karşı "yumuşamıyor"  Bosna'da fragmanlı (parçalı) bir onlarca kantonsal hükümetler yerine belli kurumlarıyla fonksiyonel devlet yapmak için Batının baskısından da yumuşuyor. Bu konuda biraz da yabancı uzmanların incelemelerine başvuralım. Stratford'un kurucusu George Fridman "ÖNÜMÜZDEKİ YÜZYIL" adlı kitabında önümüzdeki dönemde Balkanlarda başrolü Avrupa Birliği ve ABD'nin oynamayacağını Rusya ve Türkiye'nin oynayacağını öngörüyor. Bugünkü koşullarda Balkanlardaki duruma kıyasla güçlü ekonomisi ile  eski imparatorluğun siyasi etkisinin geri dönüşü görülür durumdadır. Türkiye hakkında her şeyden önce iki şey bilmek gerekir: Büyük hızla gelişen güçlü ekonomisi var ve reyonda herkesten çok daha güçlü askeri gücü var. Türkiye 500 yıl İslam Dünyasında başrolü oynadı ve Birinci Cihan Harbi sonrasında kendi bünyesine çekilmiş oldu diyor kitabında Fridman.
Tarihçiler Balkanlardan yüzyıllarca üç imparatorluğun geçtiğini diyecekler. Onlar Almanya-Rusya ve Osmanlı İmparatorluklarını sayacaklar. Osmanlı İmparatorluğunun ya da yazarın dediği gibi Türkiye'nin etkisi Birinci Cihan Harbinden bu yana devamlı azalmıştır. Soğuk Savaş döneminde ise Türkiye aslında hiçbir rol oynamamıştır.
Soğuk Savaşın sonunun Türkiye'nin Balkanlara ait dış siyasetine önemli etkisi vardı. Çünkü Doğu Bloğun ve Yugoslavya'nın yıkılması yeni koşullar yaratmış oldu. Yeni krizleri ortaya çıkardı, yönetim boşlukları yarattı ve bu durum da Türkiye'nin dış politikasını yeni arayışlara soktu. Balkanlarda istikrarın korunması Türkiye'nin ta kendisinin güvenliği için özel önem kazandı. Coğrafya olarak, Balkanlar Türkiye'yi Avrupa'nın öteki bölümüyle bağlamaktadır. Türkiye ile Balkanların güçlü tarihi bağları onun reyon ile ilişkilerini her zaman etkileyen önemli faktördü. Bundan ötürü Balkanlarda sosyalist rejimler ve eski Yugoslavya'nın dağılmasından sonra Türkiye çıkarları, rolü ve gelişmeye katkısının artması doğal görülmektedir. Aynı zamanda Türkiye'nin de Washington ile sıkı ilişkileri diplomasi ve siyasi etkinliklere, askeri angajmana ve Balkanlarda giderek artan etkiye özel ağırlık vermiştir.

Şuna da işaret etmek gerekir ki Türkiye'nin Balkanlar için iç çıkarı bu ülkenin nüfusunun hemen beşte birini günümüzde Balkan ülkeleri,zamanında Osmanlı İmparatorluğu içerisinde yer alan toraklarda yaşayan insanların oluşturmasında yatmaktadır. Günümüz Türkiye'sinde yaşamakta olan bu insanlar Türkiye hükümetinden Balkan krizleri sırasında sıkı tavır almasını istemektedirler. Türkiye'de yaşayan toplulukların parçaları Bosna, Sırbistan, Kosova, Makedonya ve Arnavutlukta tüm reyonda mevcuttur. Türkiye'nin Eski Yugoslavya'nın dağılması sonrasında doğan tüm devletlerle samimi ilişkileri vardı ve bu ilişkiler sadece siyasi değil dinsel, etnik ve tarihi ilişkilerdi.



Öbür yandan Balkanlarda eski Yugoslavya'nın dağılması sonrasında oluşan her devlette Sırbistan'ın da etkisi var. Bunun çok nedeni var ama en önemlisi bu ülkelerin çoğunda büyük bir sayıda Sırp azınlığın da yaşamasındadır. Bundan ötürü genelde Sırbistan'ı da arkamıza almadan reyonda genel olarak barış ve istikrarı oturtmak zor olurdu. Türkiye mevcut olmadan da bunu aynı böyle gerçekleştirmek zor olurdu kanaatine vardığına göre  bu işe ortak sarılarak başarılı olmanın daha kolay olacağını fark etmiş bir ülkedir. Türkiye'nin baş hedefi de Balkanları sakin ve istikrarlı bölge olarak tutmaktır. Türkiye Balkanlara kültürel dönüyor çünkü Türkiye ve Balkanlılar aynı kültürü paylaşıyor. Sırpça Dilinde örneğin hala 8.000 kadar Türk kökenli sözcük kullanımdadır. Türkçede de Sırp dilinden 3.000 kadar sözcük yaşamaktadır. Bu iki ülke tarihi yok sayamazlar. Tarihte tüm yazılanları da silemezler. Sırpların tarihi İstanbul'dadır diyor Türkiyeli temsilciler. Tüm kaydedilenler oradadır.
Türkiye ekonomik ta Balkanlara dönüyor. Şu anda Türkiye dünyada 17-Cİ ekonomidir ve önümüzdeki on yıl içerisinde bunun 10-CU sıraya gelmesi hedef seçilmiştir.

Türkiyeliler Balkanlara yatırım yapmaktan memnun olmaktadır. Bundan ötürü Romanya'da 4 milyar Euro'luk yatırımı var.Arnavutluk'ta Türkiye'den 2 Milyar Euro'luk yatırımı yer almaktadır.
Resmi olarak Türkiye reyonda egemen olmak istemiyor bunu açık ifade ediyor. Çünkü bu yükü üstüne almasıyla Türkiye için sadece sorun olmuş olur kanaati olduğuna göre bunu bir kere tarihte yaptıklarını ve tekrarını istemediklerine vurgu yapıyorlar.
Türkiye aynı yarımadada İstanbul'un Avrupa yakasından öteye beraber yaşadıkları Balkanlıların kendisine bakışının önyargılı olmamasını istemektedir.
Bu sıkı tavır yakın döneme kadar aslında Sırbistan aleyhineydi. Ve Sırbistan ile Türkiye arasında ilişkiler 2007 ila 2008 yıları döneminde Balkan savaşlarından bu yana en düşük noktaya düşmüştü. Bunun sebebi de Türkiye'nin Kosova bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olmasıydı.



Görülen şu oluyor.2009 yılının başlangıcından Belgrat ile Ankara arasında tam bir romansa doğuyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül son 23 yıl içerisinde Sırbistan'ı ziyaret etmiş olan ilk devlet şefi oldu. Bu ziyaret ile ikili işbirliği buzları eridi ve devletlerarası temaslar sıradan bir işe dönüştü. Abdullah Gül ile Boris Tadiç'in Belgrat'ta görüşmelerinden sonra iki devlet adamı  ‘iki ülkenin şimdiye kadar ki tarihinde şu en iyi günlerin yaşandığını' ve stratejik partnerlik düzeyine ulaştığını saptamış oldular. Yanı sıra Türkiye-BH ve Sırbistan dışişleri bakanlarının aylık toplanmaları pratiği de başlatıldı. Burada Sırbistan'da ve özellikle Sırbistan çerçevesinde yer alan Sancak'ta araları açık olan Sancak liderleri Süleyman Uglanin ile Rasim Layiç'in barışmaları konusunda Türkiye'nin oynadığı rolü unutmamak lazım. Bu çabalar ve Türkiye'nin sunduğu çaba ile geçenlerde BH Büyükelçisinin Belgrat'a göreve başlamasına verilen uygunluk (agremandaki)  rolünü da unutmamak gerekir. Türkiye-Sırbistan ve BH diplomasileri toplantısından sonra çözülen bu sorun Balkanlarda Türkiye'nin giderek artmakta olan etkisi üzerine tartışmaları açmaktadır.

Konuyu iyi bildikleri iddia edilen Prof.Dr.Darko Tanaskoviç ile Belgrat Siyasi Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Vladimir Paviçeviç  iki Sırp uzmanı bu ülke kamuoyuna en etkili Politika gazetesine (Politika 26.01.2010)  tarihinde böyle pozitif ifade vermişlerdi. Devamında da, ‘Türkiye'nin Sancak'ı istikrarsız edebileceği korkusu abartılmış bir iddiadır' dediler.'Çünkü Türkiye NATO'nun kilit halkasıdır ve AB üyeliği adayıdır bundan ötürü de ona kendi başına yayılmacı tutkuları katmak on dokuzuncu yüzyıl diplomasisi ruhunda bir yaklaşımdan başka bir şey değildir' dediler.




Öbür yandan Türkiye'nin etkisinin böyle Balkanlara dönüşü doğallığıyla birçoklarında burada NeoOsmanizmin geri dönüşünden korku yaratmaktadır. Buna bazı AB ülkeleri de eklenmektedir. Şu anda Türkiye'nin Balkanlardaki angajmanı somut diyelim eski Yugoslavya arazisindeki angajmanı ABD'ye uygun geliyor ve onlar da buna destek olmaktadır. Buna karşın bazı çevrelerden bu otantik Türk çıkarı ve Türk konsepti olarak görülüyor. Avrupa'ya gelince Türkiye'nin Balkanlarda böyle işgüzar ortaya çıkmasıyla ki burada yeni çağdaş ruhta ‘yine Osmanlı İmparatorluğun altın döneminin yenilenmesinden söz edilmektedir'  belli kuşkuya neden olmaktadır.
İşte Türkiye-Sırbistan ilişkilerine pozitif not veren Dr.Darko Tanaskoviç bu noktada geri vites hamlesi yaparak AB üyelerinin çoğunun da bunu desteklemediklerini öne sürerek,'Avrupa'da hala Türk resmilerinin söylemlerindeki Neoosmanlı (Yeniosmanlı)  tonlara uygun dikkatin sunulmadığına işaret ediyor. Ve ‘Türk resmilerinin bu Neo Osmanlı söylemlerinin de Strazbur ve Brüksel'de Saraybosna'da ve Üsküp'teki tonla söylenmediğine da vurgu yapıyor. Devamında da Türkiye'nin çıkışında Neoosmanizmden çok işaretler var ve bu Davutoğlu'nun 2009 yılı Ekim ayında Saraybosna'daki "yakışıksız konuşmasıyla" çıkışında görülmüştür. Davutoğlu'nun bu konuşmasında birçok ortamlar ,'Türkiye'nin BH'yı kendi Anadolu'su gibi yaşadığı izlenimi buradan çıkıyor',olarak yorumlamışlardı..

Türkiye'nin Belgrat Büyükelçisi Ahmet Süha Umar bu iddiaları kategorik reddediyor ve (YENİOSMANCILIK) Neoosmanizme nasıl gelinebilir? Soruyor.' Balkanlarda bana Neoosmanizmin canlanması için bir yolu gösterin' diyerek ‘O bir tarih olarak kalmıştır' demiştir. Türkiye olarak bizim böyle niyetimiz olmadığı gibi olanaklarımız ve gücümüz buna yetmez' cevabını vermiş bulunuyor.'Hatta günümüzde bunu ABD'liler bile yapacak durumda değiller' açıklamasını yapmak zorunda kalmış bulundu. Devamında Türkiye'nin Belgrat Büyükelçisi Ahmet Süha Umar,'sağlam olanı ise bu devletin en başarılı İslam ülkesi, ekonomik en dinamik ülke olarak ve yörenin tarihi rehberi gibi biraz olsun bir anlamda bir zamanki rolünü geri iade etmek istemesidir' açıklamasını yapmış bulunuyor.

Daha sonra da prof.Darko Tanaskoviç (Bir zamanlar Türk ve Türkiye dostu olarak kendini takdim ediyordu) daha da direksiyonunu aşırı sağa yönlendirdi ve (Дарко Танасковић : Politika 11.03.2010) tarihinde, Türkçe-Sırpça Sırpça Türkçe sözlüğü yazarı Dr.Darko Tanaskoviç,"Турска на путу неоосманизма" (TÜRKİYE NEOOSMANİZM YOLUNDA)  başlıklı bir yazısını Belgrat'ın günlük Politika gazetesinde yayınladı. Bir süre Ankara'da büyükelçilik görevinde de bulunan Dr.Darko Tanaskoviç Belgrat Üniversitesinde Doğu Dilleri Hocası olmakla Türkçeyi iyi bilen bir hocadır.
Ve Türkiye'nin yeni dış siyaset doktrini Platformunu,"Osmanlı İmparatorluğun ruhen, kültür ve politik mirasının tamamının yeniden tanıtımı haritası olarak" duruşunu ortaya atmaya devam etti. Dr. Ahmet Davutoğlu'nun Türkiye'nin dış politikası doktrinine dayanan Türkiye dış politikasını Sırp kamuoyuna şöyle açıklamaktadır:

Türkiye'nin yeni dış politika doktrini hakkında 2009 yılının Mayıs ayından bu yana dışişleri bakanlığının başına Dr. Ahmet Davutoğlu geldikten bu yana sürekli konuşulmaktadır. O birkaç yıl önceden Türkiye dış siyasetinin bütün program vizyonunu duyurmuştu. Bu dış siyasetin reyon ve küresel planda Neoosmancılığa, uluslar arası ilişkilerde güncel durumun görüşülmesi ve gelecek durumun öngörülmesi Platformuna dayatmaktadır. Devletin çağdaş milli yönelmesine bağlı konuların özellikle Türkiye Cumhuriyetinin dış siyasetinin görüşülmesi sırasında NEOOSMANİZM (NEOOSMANCILIK) kavramı çok sık kullanılmasına karşın onun tam açık ve tek anlamlı tanımlaması yok demektedir.
Ne oldu da birden bire kendini Türk dostu olarak kabul ettirmiş olan Dr.Darko Tanaskoviç böyle kısa bir dönemde bir hafta içerisinde 4.3.2010 tarihli Haftalık NİN Politik Gazetesine verdiği ifadelerde tavırlarını değiştirdi. Şunları ileri sürdü: Eski Yugoslavya'nın dağılması ve Balkandaki çatışmalar sırasında Türkiye'nin tutarlı olarak tüm Sırp düşmanlarını desteklediğini göze alarak Türkiye şimdi Sırbistan ile ilişkilerini normalleştirme ihtiyacı hissetmekte ve bu yoldan belli bir anlamda tüm bu araziyi istikrarlaştırma çabasındadır' diyor itibarlı NİN POLİTİK MAGAZİNİNE Doğu Dilleri Profesörü Dr.Darko Tanaskoviç.

Türkiye'nin Sırbistan ile ilişkilerinin düzelmesi açısından, Türkiye, ‘Sırbistan vasıtasıyla Bosnalı Sırpların tavırlarını "yumuşatmaları için mi" yanaşıyor, etkilemek mi istiyor sorusuna Dr.Darko Tanaskoviç bu tür beklentiler olabilir" demektedir.
Belgrat Siyasi Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Vladimir Paviçeviç , ‘Sırbistan diasporadaki özellikle Republika Sırpska ve Kosova, ile Karadağ'da yaşayan Sırplara "yedek devlet" rolünü oynamaktan ancak vazgeçerse Sırbistan BH'da ve sıraladığımız öteki komşu ülkelerde de durumu iyileştirebileceğini' söylemektedir.
Sırbistan'da bu konuda Türkiye ile Sırbistan Hükümetleri arasında temasların samimi ve başarılı gerçekleşmesine karşın bu konuya bazı Sırp uzmanların farklı yanaştıklarını zaman zaman bu konuda duruşlarını değiştirdiklerini de görmekteyiz. Dr.Darko Tanaskoviç gibi bir ‘Türkolog'un ve Miloşeviç dönemi kısa dönem süren eski Sırbistan-Karadağ Federasyonu Ankara Büyükelçisinin' bu konuya nasıl yanaştığı Sırbistan kamuoyuna çok etkileyici olacağından önemli buluyor ve bu konu üzerine duruyoruz. Dr.Darko Tanaskoviç Sırbistan Boşnakları doğrusu Müslümanlarını inceleyerek bu konuya giriyor ve ‘Sırbistan Müslümanlarının gözlerinde Türkiye tarihi ve duygusal olarak bağlı oldukları ruhsal ve kültür öz anasıdır' tespitinde bulunuyor.

Belgrat Siyasi Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Vladimir Paviçeviç  ‘Türkiye'nin Sırbistan'daki Müslümanlara karşı yaklaşımı Sırbistan'ın Rusya ile ilişkilerini hatırlatıyor' diye bu konudaki fikrini açıklıyor.

 Türkiye komşularına da herkese dengeli yaklaşmaya çalışıyor. İlkin BH' da daha sonra bilmem nerde ortaya atılmakta olan Yeni Osmanlı sitemi Balkanlarda kafaları karıştırıyor.' ‘Biz herkese dengeli yaklaşmaya çalışıyoruz ama 'Yeni Osmanlı' meselesinden dolayı başka bir algı oluşturma çabası var' açıklaması da Türkiye yazarlarından geliyor. Gittiğimiz Avrupa ülkelerinin sayısı, bu 'Yeni Osmanlı' meselesine konu olan ülkelerden fazla. Bunlar ‘göz ardı ediliyor' diye biraz sitem etmeye yer yoktur. Bu konu Sırbistan'da aşırı uç sayılan partiler tarafından sert tepki ile karşılandı. Adeta,'  Türkiye'nin YENİ OSMANLI İmparatorluğunu yenilemek girişimi olarak algıladılar ve Sırbistan Meclisinden bu konuda açıklama isteyerek önyargılı sorular sordular. Bazı Arnavut çevrelerinden de bu konuda tepkiler oldu. Hatta bazı Arnavutlar Makedonya'daki Osmanlı mirasının Arnavut olduğunu dahi iddia ediyor. Ancak Arben Xhaferi'nin birkaç yıl evvel değindiği gibi, Arnavutların Katolikliğe döndürülmesi için, Katolik Kilisesi evvela onların kültürel dönüşümünü başarmak istiyor. Bu sebeple Teresa, İskender Bey ve diğerleri Müslüman Arnavutların ulusal kahramanları olarak sunulmaktadır.

YENİ OSMANLI cümlesinin dillendirilmesini Sırplar, bazı Arnavut çevreler Osmanlının geri dönüşü olarak yanlış algılıyorlar ve bundan tepkileri de sert oluyor.
Bunun açıklamasını yapan Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu konuda şöyle konuşmuş: Bakan Davutoğlu'nun yürütmeye çalıştığı politikanın en önemli parametrelerinden biri 'komşularla sıfır sorun' olsa da, Türkiye için dünyada 'büyük ve güçlü devlet' imajını güçlendirmeye çalıştığını da görmek hiç de zor değil. Daha önce gidilmeyen ülkelere gidilmesi, haritada yerini bilmediğimiz ülkelere büyükelçilikler açılması, krizli bölgeler için arabulucu veya kolaylaştırıcı role soyunulması hep bu büyük ve güçlü devlet projeksiyonunun yansımaları aslında çok güzel ve desteklenecek bir girişim oluyor.
Devamında da, Yeni Osmanlıcıyız lafı bana ait değil demiş Davutoğlu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hiçbir zeminde, `Yeni Osmanlıcıyız` şeklinde bir tabir kullanmadığını ve bu tabiri doğru da bulmadığını zaten söyledi. Davutoğlu şöyle devam ediyor: Bir gazetede, benim `Yeni Osmanlıcı olduğumuzu` söylediğim ifade edilmiş. Ben hiçbir zeminde, ne Türkiye içinde ne Türkiye dışında böyle bir tabir kullanmadım. Başkaları kullandığında da bunu doğru bulmadığımızı defalarca söyledim.
Ahmet Davutoğlu'nun bu açıklamaları yapmasına karşın NEOOSMANİZM kavramı dendiğinde genelde bileşik büyük ideoloji platformun anlaşıldığı açıklaması yapılıyor. Bunu daha da açalım buna göre bugünkü Türkiye onun meşru uygarlık mirasçısı olarak toplam ruhsal, kültür ve siyasi mirasının yeniden tanıtılmasını yapması gerekir diye iddia edilmektedir. Bununla da süreci gerçekleşmekte olan dünya gücü ve etkisinin paylaşımında küresel dünya önemli etkeni olarak Türkiye Cumhuriyeti rolünü etkili oynamayı sağlamış olur.
Gerçek şudur: Yaklaşık 4 yıl önce (25 Şubat 2005'te), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan televizyonda bir "Ulusa Sesleniş" konuşması yaptı. Bu konuşmada "Türkiye'nin Yeni Dış Politika Konsepti" başbakanın ağzından kamuoyuna açıklanıyordu. Konsept üç temel kavrama dayanıyordu: Stratejik Derinlik (Tarihsel ve Coğrafi), Çok Boyutlu Dış Politika ve Merkez Ülke olma (uzak görüşlülüğü) vizyonu. Konsepte göre Afroavrasya'nın merkezinde yer alan Türkiye, bölgeyle olan tarihsel bağlarını etkin bir diplomasi ve çok boyutlu ilişkiler ağıyla birleştirebildiği takdirde küresel bir güç olabilme imkânına sahiptir.
Türkiye Başbakanı Erdoğan, "Ulusa Sesleniş" konuşmasında bu dış politika anlayışını açık bir şekilde ortaya koyuyordu.
Türkiye basını   RADİKAL GAZETESİ DE ,'Yeni Osmanlıcılık' ABD'yi de memnun ediyor açıklamasını yapmıştı. AB üyeliği ihtimalinin azalmasıyla Doğu'ya yönelen Türkiye, ılımlı İslami bir güç olarak Araplara açılımcı bir sosyal model sunmaya çalışıyor. İsraillilerin ve Batılıların 'yeni Osmanlıcılık' diye adlandırdığı bu politika gerçekten de bölgede liderlik hedefliyor olarak konuyu veriyor.

Yeni Osmanlıcılık' kavramının yarattığı hassasiyet bir yana, Türkiye'nin eski cumhurbaşkanı Turgut Özal 1990'ların başlarında bu kavramı tedavüle koyan ilk isim olarak gösterilmektedir. Fakat Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ülkenin Arap-İslam komşularına yönelik politikalarında yaşanan köklü değişimin planlayıcısı olarak bu kavramı ‘Stratejik Derinlik' adlı kitabında yeniden formüle etmiş oluyor. AB'nin Türkiye'ye kapıları kapatmasının ve Fransa'yla Almanya'nın aşırı tutumu karşısında sabrının tükenmesinin ardından, Ankara kendi İslam coğrafyasına dönme kararı almış gibi gözüküyor. Gerçi Başbakan Tayyip Erdoğan İslam, Avrupa ve genel olarak Batı dünyası arasında köprüler kurmak açısından Türkiye'nin AB üyeliğin önemine hâlâ dikkat çekiyor. Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası denge açısından epey önem taşıyan jeo-siyasi dönüşümlerinin temel sebebinin AB'ye girememek olduğu düşünülüyor. Erdoğan'ın İsrail'e yönelik cesur tutumu ve Türkiye'nin İsrail hava gücünün ortak bir tatbikata katılımını askıya alması, Türk politikasındaki doğu kartını oynama yönündeki değişikliğin göstergesi oluyor.
Sırbistan'da itibarlı NİN Magazin Gazetesi konuyu ‘Eski dostların geri dönüşü' olarak nitelerken uzmanların ABD ve Avrupa Birliği yanı sıra Balkanlarda giderek daha önemli rolü Rusya ve Türkiye'nin oynayacağı kanaatinde olduklarını aktarıyor.
TÜRKİYE'NİN CEVABI: Türkiye'den Türkiye'nin aşırı Osmanlı istekleri olmadığı yönünde açıklamalar geliyor. Türk diplomasisinin hedefi Güneydoğu Avrupa'da barışın korunması ve derin reyon bütünleşmesinin oturtulması oluyor. Bunu Oxford, Washington ve Paris'te kendini geliştiren şimdi de İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Türk akademisyen ve köşe yazarı Soli Özel de Belgrat'ın resmi siyasetini yansıtan günlük POLİTİKA gazetesinde bir mülakatında iddia ediyor.

Yorumlar (0)

Yorum kurallar'ını okudum ve Onaylıyorum

Yorum Kuralları

  • Kullanıcıların birbirlerine karşı saygılı olması zorunludur.
  • Üyelerin birbirlerine yaptığı ırkçı, cinsiyetçi, homofobik ve küfürlü yorumlara müsamaha gösterilmeyecektir. Böyle durumda yorumlara müdahale edilecektir.
  • Kullanıcılar tarafından gelen, insanların dini inancına, ırkına, etnik kökenine, yaşına, sosyal durumuna, siyasi görüşüne, cinsel yönelimine, fiziksel durumuna göre kişilere veya belirli gruplara karşı nefrete teşvik edici, şiddet içeren, provokatif, aşağılayıcı içerik ve yorumları yayınlamama hakkını Kosova Haber saklı tutmaktadır.
  • Birey, kurum, kültür veya toplumları küçük düşürücü, küfür, aşağılama veya argo ifadelere izin verilmemektedir
  • Daha sağlıklı bir tartışma ortamının olması için yapılan yorumlarda kullanıcılar, diğer kullanıcıların inançlarına ve görüşlerine saygı göstermeleri zorunludur.
  • Yorumlarda büyük harf kullanılmamalıdır.
  • Site içerisindeki yorumlar Türkçe olmalıdır.
  • Herhangi bir ticari amaç ya da telif hakkı içeren yorumlara izin verilmeyecektir.
  • İnsanları kışkırtan, saldırgan bir kullanıcı adı seçilemez.
  • Spam mesajlar göndermek yasaktır. Aynı ve benzer mesajlar birden fazla kere gönderildiğinde de müdahale edilecektir.
© 2006 - 2026 Kosova Haber. Tüm Hakkları Saklıdır..

Designed and Developed by: Dmarketing