Srebrenitsa Anıt Merkezi’ne Yönelik Saldırıların Perde Arkası
Bir milleti yok etmek yalnızca insanlarını öldürmekle gerçekleşmez. Onun hafızasını silmek, acısını görünmez kılmak, adalet arayışını değersizleştirmek ve geleceğe bırakacağı tanıklığı ortadan kaldırmak da aynı projenin parçalarıdır. Bu sebeple soykırımlar sadece savaş meydanlarında başlamaz; çoğu zaman savaş bittikten sonra acımasız bir şekilde hafızaya karşı yürütülen mücadeleyle devam eder.
Bosna-Hersek’te yaşananlar bunun en açık örneklerinden biridir.
Srebrenitsa Soykırımı’nın üzerinden otuz yılı aşkın bir zaman geçti. Bu süre içinde uluslararası mahkemeler yüzlerce tanık dinledi, milyonlarca bilgi belge incelendi, binlerce toplu mezar delil olarak kayıt altına alındı. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY), Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve daha birçok uluslararası yargı organı, Temmuz 1995’te Srebrenitsa’da yaşananların kati soykırım olduğuna hükmetti.
Artık mesele, “Soykırım oldu mu?” sorusu değildir.
Asıl mesele, bu hakikatin gelecek nesillere nasıl aktarılacağıdır.
İşte tam bu noktada Srebrenitsa Anıt Merkezi sıradan bir kurum olmaktan çıkar. Burası yalnızca bir müze değildir; bir vicdan okuludur. Sadece mezar taşlarının bulunduğu bir alan değil; insanlığın en ağır sınavlarından birinin canlı hafızasıdır.
*Hafızaya Açılan Savaş*
Son günlerde Srebrenitsa Anıt Merkezi çalışanlarına yönelik başlatılan soruşturmalar, ilk bakışta hukuki bir mesele gibi sunulmaktadır. Ancak aynı dönemde soykırımı inkâr edenlerin, Ratko Mladić ve Radovan Karadžić gibi hüküm giymiş savaş suçlularını kahramanlaştıranların ve kurbanlarla alay edenlerin büyük ölçüde cezasız kalması, bu sürecin yalnızca hukukla açıklanamayacağını göstermektedir.
_Adalet, herkese eşit uygulanmadığında güven kaybeder._
Hukuk, siyasi hesapların aracı hâline geldiğinde ise toplumsal barışı güçlendirmek yerine yeni kırılmalar üretir.
Bu nedenle bugün tartışılan konu birkaç çalışan hakkında yürütülen işlemler değildir. Asıl mesele, Srebrenitsa Anıt Merkezi’nin kurumsal itibarını zedelemeye yönelik daha geniş bir stratejinin varlığıdır.
Çünkü inkâr siyaseti de zaman içinde yöntem değiştirir.
Bir dönem doğrudan “soykırım olmadı” deniliyordu.
Ardından “rakamlar abartılıyor” söylemi ortaya çıktı.
Sonra “iki taraf da suç işledi” diyerek suçu sıradanlaştırma çabaları başladı.
Şimdi ise hedef değişmiştir.
Tarihi inkâr etmek zorlaşınca hafızayı taşıyan kurumlar hedef alınmaktadır.
*Potoçari Neden Rahatsız Ediyor?*
Potoçari’deki Anıt Merkezi yalnızca Bosna-Hersek için önemli değildir. Bugün dünyanın dört bir yanından devlet adamları, akademisyenler, öğrenciler ve insan hakları savunucuları bu mekânı ziyaret ediyor.
Çünkü burada anlatılan hikâye yalnızca Boşnakların hikâyesi değildir.
Burada anlatılan, nefret söyleminin devlet politikası hâline geldiğinde insanlığı hangi noktaya sürükleyebileceğinin hikâyesidir.
Toplu mezarlardan çıkarılan her kemik parçası, yıllar süren DNA analizleri sonucunda ismine kavuşan her şehit ve her 11 Temmuz’da toprağa verilen tabut, tarihin susturulamayacağını göstermektedir.
İşte bu yüzden Potoçari bazı çevreleri rahatsız etmektedir.
Çünkü yaşayan hafıza, inkârın en büyük düşmanıdır.
Kurumu Değil, Güveni Hedef Almak
Modern propaganda artık kaba yöntemler kullanmıyor.
Bir kurumu kapatmaya çalışmak yerine onun güvenilirliğini tartışmalı hâle getirmek daha etkili görülüyor.
Çalışanlar hakkında şüphe oluşturulur.
Yöneticiler hedef gösterilir.
Medyada sürekli aynı iddialar dolaşıma sokulur.
Sonunda toplumun zihninde tek bir cümle oluşturulmaya çalışılır:
“Demek ki burada da bir sorun var.”
Oysa güven kaybedildiğinde zarar gören yalnızca kurum olmaz.
Hakikat yara alır.
Srebrenitsa Anıt Merkezi’nin itibarı zedelenirse bundan yalnızca Boşnaklar değil, insan hakları mücadelesi de zarar görür.
*Hafızayı Korumak Geleceği Korumaktır*
Dünyada bunun birçok örneği vardır.
Auschwitz, Yad Vashem, Kigali Soykırım Anıtı, Ruanda Ulusal Soykırım Anıt Merkezi, Kamboçya’daki Tuol Sleng Soykırım Müzesi…
Bu kurumların hiçbiri yalnızca geçmişi anlatmaz.
Hepsi geleceği korumaya çalışır.
Çünkü hafıza intikam kin ve nefret üretmez.
Hafıza tekrarını engeller.
Srebrenitsa Anıt Merkezi de aynı gayeyi taşımaktadır.
Burada yürütülen bilimsel çalışmalar, arşiv faaliyetleri, eğitim programları ve uluslararası iş birlikleri yalnızca Bosna-Hersek için değil, bütün insanlık adına yürütülen çalışmalardır.
*BM Kararı ve Artan Rahatsızlık*
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 11 Temmuz’u “Srebrenitsa Soykırımı Uluslararası Anma Günü” ilan etmesi, uluslararası toplumun hakikat karşısındaki sorumluluğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Bu karar, yalnızca geçmişi anmak için alınmadı.
Amaç, inkârcılığın önüne geçmek, eğitim faaliyetlerini desteklemek ve benzer suçların tekrarını engellemekti.
Ancak tam da bu nedenle inkârcı çevrelerin tepkisi daha da sertleşti.
Hakikat uluslararası düzeyde güç kazandıkça, onu temsil eden kurumlar daha fazla hedef hâline geldi.
*Sessiz Kalmamak Bir İnsanlık Görevidir*
Bugün mesele yalnızca Bosna-Hersek’in iç siyaseti değildir.
Mesele, uluslararası hukukun kararlarına, tarihsel gerçeklere ve insanlık vicdanına sahip çıkıp çıkmayacağımızdır.
*Srebrenitsa Anıt Merkezi yalnızca Boşnakların emaneti değildir.*
Orası insanlığın ortak hafızasıdır.
Bu nedenle oraya yönelik her itibarsızlaştırma girişimi, aslında hakikate yönelik bir saldırıdır.
Hasılıkelam:
Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in şu sözü bugün her zamankinden daha anlamlıdır:
“Unutulan soykırım tekrarlanır.”
Srebrenitsa’yı yaşatmak geçmişte takılı kalmak değildir.
Srebrenitsa’yı yaşatmak, geleceği korumaktır.
Çünkü adalet yalnızca mahkeme kararlarıyla sağlanmaz.
Adalet, hakikatin korunmasıyla, hafızanın canlı tutulmasıyla ve kurbanların onuruna sahip çıkılmasıyla anlam kazanır.
Bugün Potoçari’de savunulan yalnızca bir kurum değildir.
Savunulan; insanlık onuru, tarihî hakikat ve gelecek nesillerin vicdanıdır.
Tarihi değiştirmek isteyenler önce hafızaya saldırırlar.
Ancak unutulmamalıdır ki, hakikatin en güçlü muhafızı arşivler kadar vicdanlardır.
Ve vicdan sustuğunda sadece geçmiş değil, gelecek de karanlığa gömülür.
Selam ve dua ile,
Mehmet Tevfik Yücesoy
06.08.2026/İstanbul