- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- TÜRK KÜLTÜRÜNE VE PRİZREN’E ADANMIŞ BİR ÖMÜR: ALTAY SUROY RECEPOĞLU’NUN ŞİİRLERİNDE PRİZREN -Ünal ŞENEL
TÜRK KÜLTÜRÜNE VE PRİZREN’E ADANMIŞ BİR ÖMÜR: ALTAY SUROY RECEPOĞLU’NUN ŞİİRLERİNDE PRİZREN -Ünal ŞENEL
0 dk
Giriş
Prizren, Kosova’nın başkenti Priştine’den sonra ikinci büyük şehridir. Camileri, dergâhları,
hanları, köprüleri, hamamları, çeşmeleri, sivil mimari örnekleri, müzik ve edebiyat eserleriyle
Osmanlı kültür mirasının varlığını sürdürdüğü önemli Balkan şehirlerinden biridir. Prizren
1455 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde Türkler tarafından fethedilmiş, 1912 Balkan sa-
vaşıyla Osmanlı idaresinin dışında kalmıştır. Nüfusu yaklaşık olarak yüz elli bin civarındadır.
Şehirde yaygın olarak Arnavutça ve Türkçe, kısmen de Boşnakça konuşulmaktadır. Prizren Os-
manlı döneminde “saf altın gibi değerli, parlak, ışıltılı” anlamında Pürzerrin olarak ifade edilmiş
olup birçok şair yetiştiren şehir olarak bilinmektedir. Bu kültürel ve edebi miras yakın döneme
kadar belirli ölçüde Türkçe kitap ve süreli yayınla da devam ettirilmiştir. Günümüzde de birçok
zorluğa rağmen Türkçe eserlerin yayımlandığı görülmektedir.
Prizren’in yetiştirdiği önemli bir şair, yazar ve araştırmacı olan Altay Suroy Recepoğlu
1949 yılında dünyaya gelmiş; ilk ve orta öğrenimini Prizren’de tamamlamış, Priştine Üniversi-
tesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra doğduğu şehir olan Prizren’de avukat, savcı
ve hâkim olarak görev yapmıştır. Bir süre Kosova Adalet Bakanlığına vekâlet eden Altay Suroy,
Anayasa Mahkemesi kurucu üyesi olarak dokuz yıl hizmet ettikten sonra 2018 yılında emekli
olmuştur. Türk sivil toplum kuruluşlarında da aktif olarak görev almış olan Suroy, halen Priz-
ren’de yaşamaktadır.
Altay Suroy Recepoğlu, üniversite yıllarında Tan gazetesinde gazeteciliğe başladı. “Birçok
ülkeyi gezdi ve yazdığı gezi yazılarıyla dikkati çekti.”1 Gençlik yıllarından itibaren edebiyat ve
kültür hayatına ilgi duyan Suroy şiirleri, yazıları, makaleleri ve araştırmalarıyla Kosova Türk-
lerinin haklarının ve milli değerlerinin korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere ulaştırıl-
ması doğrultusundaki çabalarıyla içinden çıktığı Türk topluluğunun öncü isimleri arasında yer
almıştır. Çalışmalarıyla Kosova Türklerinin kültür envanterini çıkaran ve çok yönlü bir kişiliğe
sahip olan Altay Suroy’un yayımlanmış eserleri kronolojik olarak şöyledir:
Yaya 73, (Şiir), Priştine 1974; Köprü, (Çocuk Şiirleri), Üsküp 1983; Dünden Yarına, (Şiir),
Üsküp 1986; Masal Gibi Bir Hayat, (Şiir), Prizrenli Suzi’nin 500. Yılı, (Araştırma), Prizren 2000;
Kosova’da Türk Kültürü veya Türkçe Düşünmek, Ankara 2001; Prizren Çeşmeleri, (Şiir, bilgi,
belge), Prizren 2003; Canlı Kitabeyiz Kosova’da, (Şiir), Prizren 2004; Belgrat Camileri, (araş-
tırma), Prizren 2004; Kosova’da Türkçe veya Kimlik Mücadelesi, Prizren 2004; Kosova’da Türk
Toplumunun ve Üyelerinin Hakları, Prizren 2005; Kosova’da Türk Olmak, Prizren 2006; Ko-
sova’da Türk Dernekleri ve Kuruluşları, Prizren 2007; Kosova’da Sultan Murat Türbesi, Prizren
2007; Prizren’de Türk Dönemi Kültür Mirası, Prizren 2009; Kosova’mın Gelincik Çiçekleri ve
Zambakları - Şiirler, Prizren 2024; Kosova’da Sarı Saltuk’tan Leyla Saz’a, Prizren 2025.
Yayınlarından da anlaşıldığı gibi Altay Suroy, bir bakıma bütün ömrünü Prizren ve Kosova
Türklerinin kültürel varlıklarına adamış bir şahsiyettir. Şiirleri değerlendirilirken bu arka plan
Dr. Öğr. Üyesi, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
[email protected], ORCID: 0009-0007-4345-0908
1 Hasan Mercan, Balkanlarda Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 2000, s.115.
832
mutlaka dikkate alınmak durumundadır. Şairin Prizren temalı şiirlerinde de şehre ve şehirdeki
Türk varlığına, sahip olduğu kültürel birikimle bütüncül bir bakış sergilediği görülmektedir.
Tarihî ve manevî atmosfer
Altay Suroy, Prizren2 başlıklı uzun şiirinde şehri tarihî, coğrafî, sosyal ve kültürel zengin-
likleriyle etraflı bir şekilde dile getiriyor. Prizren’in “Binlerce yıl önceden” güneşle ve gökyü-
züyle yoldaş olduğunu kaydettikten sonra “Ey dört tarafı uygarlık otağı” mısraıyla şehrin köklü
bir geçmişe sahip olduğu ve uygarlık merkezi konumunda bulunduğunu vurguluyor.
“Seni ilkin yeşillikler keşfetmiş.
Dinlenmiş yeşilliğinde Roma, Selânik, İstanbul yolcusu
Etrafını süslemiş üzüm bağları,
Keltler, Gotlar, İlirler, Hunlar, Avarlar şarap severmiş.” mısralarıyla doğal güzelliğinin ya-
nında antik dönemden itibaren farklı toplulukların ve Osmanlılardan önce Türk kavimlerinin
bu bölgeye yerleştikleri kaydediliyor. Ardından şehrin çevresindeki pınarların bolluğu, “Dağ
suyu”nun serinliği ve “Fındık suyu”nun billur gibi berrak olduğu; gümüş bir tasla buranın su-
yundan içen Çar Duşan’ın ölümsüzlüğe ulaştığı söylencesi üstünde duruluyor.
Şiirin devamında Kukli Bey öncülüğündeki Türk akıncılarının seferlerine yer veriliyor ve
ozanların bağlar arasına otağ kurdukları, mısraların sel gibi aktığı, Âşık Çelebi’nin hacdan gel-
diği için kutsallık derecesinde saygı gördüğü ifade ediliyor. Sücudî’nin şiirlerinin kitabelerde
yer aldığı, Hacı Ömer Lütfi’nin şiirlerinin kılıç gibi keskin olduğu, köprülerle iki yakanın birbi-
rine bağlandığı, Maraş semtinde suya başka bir yön verildiği, Kız Kalesi isminin altın dolu kız
vazosundan geldiği vurgulanıyor. Ardından, Daltulum adlı mevkide ilkbahar mevsiminde yapı-
lan geleneksel etkinliklerden ve ovanın verimliliğinden söz ediliyor.
“Bugün, gülüşler el sallar kat kat balkonlardan” ifadesiyle Prizren’de yaşayan insanların
mutlulukları dile getiriliyor. Bu mutluluğun arkasında ise tabiatın verimliliği, bereketi ve sosyal
hayatın canlılığının yattığı anlaşılıyor:
“Tuzsuz’da bir salkım üzüm en az iki kiloya gelir.
Bir dalında kara kiraz,
Bir dalında vişne”.
Şiirde halk hayatı ve inanışlarının yer aldığı da görülmektedir. Hıdırellez günü yapılanlar
ve ziyaret yerlerinin bazıları da anılmaktadır:
“Tuzsuz’un Fundalık yolunda, sütlü su akar,
Salt Hıdırellez sabahı bir yudum içeriz,
Murada erdiğimi bilmem.
Kurila’da sel su koptu pencereler şan içinde,
Şarkı ara, oyun ara pişman olmazsın.
Bajdarhana, İslahana, Tabakhana, Saraçhana,
Dalgın Baba, Tezcir Baba, Karabaş Baba…
Ama en çok Şadırvan oyalar,
Ey dört yanında binbir çeşme,
Ey dört yanında binbir türbe,
Ey dört yanında, dört yanında yüzlerce ülke
2 Nimetullah Hafız, Yugoslavya’da Çağdaş Türk Edebiyatı Antolojisi, Cilt:1, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1989, s.189,190.
Şiir bazı küçük değişikliklerle daha sonra şirin kendi kitabında da yer almıştır: Altay Suroy Recepoğlu, Canlı
Kitabeyiz Kosova’da - Şiirler, Prizren 2004, ss.3-5.
833
Akarsın parıltıyla,
Kalabalık Kuru Çeşme yine en sessiz,
Erguvanların çağırır baharda,
Yer seçeriz, yer çizeriz sessizliğimize..
Ey beni ben bileli Bülbül Dere,
Nasıl da eşsiz, nasıl da ayrımlı,
Bir aheng gibi susuz akarsın türkünle…
Ninni türkün, bülbül sesiGünaydın dersin, bülbül sesi.”
Bu mısralarda şehirdeki türbeler ve diğer ziyaret yerlerine geniş yer verilmesi; erguvan
ağaçlarının “çağrısının duyulması”, ninnilerin, türkülerin bülbül sesi gibi etki uyandırması; bül-
büllerin seslerinin adeta “günaydın” demeleri gibi hususlar Prizren’deki hayatın ne derece
“ahenkli” olduğunu okuyucuya duyurmaktadır. Şiirin son kısmında şehri çevreleyen yer ve dağ
isimleri sayılmakta, ayrıca ovalarının verimli oluşu vurgulanmaktadı“Bülbüldere kapısı, Uzun
Kavak,
Adsız Kale, şeytansız Kara Potok, kestaneli İpek Dağı
Sönmüş yanardağ, karlı Koretnik, Şar, Paştrik, Dutluk,
Kargalar otağı Karaağaç, ağaçkakan diyarı Renime,
Ey ne kadar güzeldir,
Verimli ovalarınla,
Prizren.”
Şiirde yer ve dağ isimlerinin büyük ölçüde Türkçe oluşları, Prizren ve çevresinde Türk kül-
tür varlığının yaygınlığını göstermesi bakımından ayrıca dikkat çekicidir. Şairin adeta bu zen-
ginliği belgeleme çabası içinde olduğu da gözden kaçmamaktadır.
Altay Suroy Recepoğlu Canlı Kitabeyiz Kosova’da adlı kitabında yer alan “Vatan Nimettir,
Millet Sevgidir” şiirinde3 Kosova genelindeki, özellikle Prizren’deki Türk kültür varlığını çok
ayrıntılı bir biçimde ortaya koymaktadır. Şair önce vatan anlayışını dile getirir. Ona göre vatan,
kendini millî, dinî ve hukukî yönden güvende hissettiği ve bu değerleri başkalarıyla paylaştığı
yerdir:
“Sordular vatanın neresi?
Adımın hatasız söylenip yazıldığı,
Dilimi, dinimi sevenlerin yaşadığı,
Yaşama hakkına sahip olduğum
Nimet dolu yerler vatanım.”
Şair, “Yeni çağı başlatmış milletim / Büyük bir okyanus olmuş ülkem” mısralarıyla İstan-
bul’un fethiyle birlikte Osmanlı ülkesinin adeta bir okyanusa dönüştüğü benzetmesinde bulun-
muştur. Böylece kuşlar, balıklar ve tüm canlılarla birlikte ‘Allah’ın kulları’nın bütünüyle hakka-
niyetli bir yönetime kavuştuklarını vurgulamıştır. Osmanlı döneminin sona ermesi ise Suroy’a
göre ‘okyanusun çekilmesi’dir. Balkanlarda ve Kosova’da kalan Türkler ise bu okyanusun “göl-
cüklerindendir.” Şair böylece burada kalan Türklerin “anavatan” ve “öz vatan” olmak üzere iki
vatanlı olduklarını kaydetmektedir.
Altay Suroy şiirin devamında aile büyüklerinin isimlerini zikrediyor, bunların “İlahi söyle-
yen, karadüzen, santur çalan” kişiler olduğunu belirttikten sonra “Ben Balkanlıyım, Türk illiyim
/ Topraklarını kutsal kıldı Sarı Saltık ve nice Horasanlı” diyerek aidiyet duygusunu dile
3 Altay Suroy Recepoğlu, Canlı Kitabeyiz Kosova’da - Şiirler, Prizren 2004, ss.10-13.
834
getiriyor ve bölgedeki tasavvufi birikimin kökenlerine işaret ediyor. “Hala yaşar ruhları Musa
Kutup, Acizi Süleyman efendilerin” diyerek tasavvuf kültüründeki devamlılığı vurguluyor. “Ve
camiinde beş çağdır namaz kılar efradım” mısraıyla da Prizren’de halkın İslâm esaslarına bağlı
bir hayat yaşadığını ifade ediyor.
Şair daha sonra Prizren’de Osmanlı döneminde yaşamış olan Şem’î, Sücudî, Âşık Çelebi,
Ümmi Sinan, Suzî, Neharî, Mesihî ve Âşık Ferkî gibi ünlü şairlerin isimlerini zikrediyor. Ardın-
dan Horasanlı Ali Baba ve şehitlerden Cafer Baba, Gözcü Mahmut Baba, Tezgir Baba isimlerini
anıyor. Tekke ve türbe bahçelerinde, cami hazirelerinde bulunan ulu çınarların, dut ve ıhlamur
ağaçlarının ve gövdesi ağaç haline gelen üzüm asmalarının bereketli yağmurlarla ömürlerinin
uzadığını vurguluyor.
Suroy, Balkanlardaki Türk varlığının tarihî köklerine atıfta bulunuyor ve Anadolu ile Ru-
meli arasında fark olmadığını da şu mısralarla dile getiriyor:
“Evlad-ı Fahihanım
Avar, Uz, Kuman, Peçenek Türk boylarındanım
Hüdavendigar’ın kanı var ekmeğime un olan
Buğday tarlasının
Hiç farkı olur mu
Anavatanın öz vatandan.”
Altay Suroy, yaşadığı topraklarda kahramanlık duygusunun dinî, millî ve insanî değerlerle
yoğrulmuş olduğunu ve birlik beraberlik içerisinde yaşandığını şu mısralarla anlatıyor:
“Sultan Murat yatar Kosova’da Mazgitte
Fatih camiinde secdeye düşerim Priştine’de
Mihaloğlu Ali Bey’in savaşlarını okurum 500 yıl
Pürzerrinli Suzi’nin mesnevisinden.
Memleketimde ezan okunur 25 camiden bir anda
Çeşit boydan, ırktan, milletten biricik Allah’a inananlarız.
Ben Türkçe’yle yaşayan Müslümanım,
Zikrim sürer semahanelerde.”
Altay Suroy, Prizren’de dinî - tasavvufî hayatın bütün canlılığıyla, “çoklukta birlik” olarak
yaşandığını; farklı tasavvufî ekollere mensup kişilerin aslında aynı yolda olduklarını; etnik
farklılıkların tevhit anlayışı içinde tam bir birlik oluşturduğunu ve bu duygu dünyası içinde
olanların “hep baharı yaşadıklarını” şu mısralarla görünür hale getirmektedir:
“Aynı yolun yolcusudur
Kadiriler, Halvetiler, Rufailer, Sadiler,
Sinaniler, Melamiler.
Sazım var ilahi yakarım, ney ile izler neyzenler
Naat yazarım Allah’ın peygamberi güzel Muhammed’e
Hatim duası yapılır, hafız olur on yaşında çocuklar.
Vaazı bitmez Mustafa, Sinan, Mehmet, Maksut Paşaların,
Hafız Yakup dimdik durur minberde tam bir çağ
Hutbe mutluluk yoluna çıkarır cumalarda.
Erbain karakış değildir
Her bir dervişin kırk bin esma çektiği zikirdir,
Tevhit çeker yüzlerce halife,
835
Hak vurgunu hep baharı yaşar.
Bin bir gül açar duvarında, kubbesinde,
Emin Paşa camii gül bahçesidir,
Cennet yolunu gösterir.
Gün sabah namazından sonra yasin okunarak doğar,
Üç yüz kere salavatı şerif getirilir,
Tevhit çekilir akşam namazına kadar,
Burası birlik yuvasıdır,
Dostlukların yaşatıldığı dergâhtır.
Ayrı milletten ayrı diller konuşan birliğiz,
Kötü ruhlara sığınak vermeyiz,
Amin deriz “El fatiha” sonunda,
Aynı inançlıyız,
Allah’ın kullarıyız.”
Altay Suroy, Sarı Saltık şiirini4 Prizren’in batı yönündeki Paştrik dağının zirvesindeki Sarı
Saltuk makamında yapılan törenlerden etkilenerek yazmıştır. Şiirde Sarı Saltuk’un tesirinin
yüzyıllardır insanlar üzerinde devam ettiği; hafızaların tazelendiği ve geleceğe ümitle bakıldığı
ifade ediliyor:
“Güneşin battığı kızıllık içinde,
Sivri dağın tepesinde,
Günün geceye teslim olduğu yerde.
Vaazına devam eder Sarı Saltık dede.
Yüzyıllardır bıkmadan, usanmadan,
………..
Ahmet Yesevi ilkelerinin ruhu canlanır,
Horasan erenlerinin evlatları ümitlenir,
Tazelenir hafızalar.”
Altay Suroy, İkinci Güneş5 adlı şiirinde Sinan Paşa Camii’de okunan sabah ezanının, kale-
deki cami enkazının üzerinden doğması için güneşi davet ettiğini; güneşin Terzi Memi cami-
inde akşam ezanı okununcaya kadar odasını aydınlattığını; Malkoç Mehmet Baba türbesinin
üzerinden uçan kuşların yuvalarına dönerken çığlık kopardıklarını; odasının batı yönündeki
pencerenin türbeye baktığını; güneşin batış vaktinde kan rengine boyandığını ve Paştrik da-
ğında karanlığa gömüldüğünü ifade ediyor. Günün batışıyla birlikte sekiz asır sonra Sivri
Tepe’de Sarı Saltık Dede’nin yeniden vaaza başladığını dile getiriyor. Böylece şair Prizren’in
tarihî, coğrafî, kültürel ve manevî yönden nirengi noktası konumunda olan başlıca mekânları
kayda geçiriyor. Güneşin batışıyla birlikte Sarı Saltık Dede’nin sohbetiyle güneş gibi muhiti
4 Altay Suroy Recepoğlu, Kosova’mın Gelincik Çiçekleri ve Zambakları - Şiirler, Prizren 2024, s.31.
5 Kosova’mın Gelincik Çiçekleri ve Zambakları - Şiirler, s.41. Şiir daha önce Canlı Kitabeyiz Kosova’da kitabında küçük
farklılıklarla yayımlanmıştır. (s.20)
836
aydınlattığını ima ediyor.
Altay Suroy, Suzi başlıklı şiirinde6 (113) meşhur divan şairi Suzi Çelebi’yi tanıtırken “Priz-
ren’de doğdu, o büyülü topraklarda” ifadesini kullanıyor. Şairin Nakşibendî olduğunu ve Miha-
loğlu’nun izinde akıncı beylerinin akınlarını Gazavatnâme adlı eseriyle destanlaştırdığını kay-
dediyor ve Sûzî Çelebi’nin mesnevisini “tarihin en güzel eseri” olarak niteliyor.
Altay Suroy, Prizren’de 1885-1963 yılları arasında yaşamış olan Rifâî Şeyhi Yusuf Efendi7
için de bir şiir yazmıştır.8 Şiirinde Yusuf Efendi’nin vasıflarından, fikirlerinden söz edilmiş ve
Prizren’deki etkisi vurgulanmıştır:
Gazi Şeyh Yusuf Tokmak Efendi
Balkanların bağrında bir nur yanardı,
Turan’ın incisi, karanlıkları sarardı.
Şeyh Yusuf’tu adı, gönüllerde yer tutan,
Bir gözünü feda edip, Hakk’a doğru koşan.
Rifaî tacıyla gönüllere ışık saçtı,
İlahilerle aşkı, dîvanıyla sırlar açtı.
Nefsini bilen, makamı Hak’tan görürdü,
Bu dünya fanîdir der, bakî gül isterdi.
“Dil verme fanîye” der, “gülzârı bakî ara”
Ağla bülbül gibi, vuslatı Hak’ta ara.
Tasavvufun derinliğinde rehber olur,
Ömrü 1885’te başlar, 1963’te son bulur.
Tekkesinde yankılanır zikr-i Hakk’a çağrısı,
Kalan bir miras değil, ilmin ta kendisi.
Prizren’in göğsünde bir yıldız gibi parlar,
Geleceğe bir ışık, geçmişi bize yırlar.
Ey Gazi Şeyh Yusuf, ruhun şad olsun,
Dîvanlarınla gönüller huzur bulsun.
Bizlere bıraktığın o kutlu izlerle,
Adın yaşasın daim, Hak nuruyla her yerde.
24.11.2024, Prizren
“Cuma” başlıklı şiirde9 de Prizren’in fethi döneminden bir hatıra olan tarihî Namazgah’ın10
Türkiye Cumhuriyeti tarafından restore edildikten sonra burada Cuma namazı kılınması ve ar-
dından mehter marşlarının söylenişi anlatılmaktadır:
Beş çağ sonra sünger taşlarından yankılandı,
Fatih namazgâhında unutulmuş ilk ezan sesi,
Coşkuydu güneş altında namaza duran.
6 Kosova’mın Gelincik Çiçekleri ve Zambakları - Şiirler, s..113.
7 Hakkında geniş bilgi için bkz.: Fahrünnisa Bilecik, Ünal Şenel, Nevnihal Bayar, Gülberk Bilecik, Prizrenli Şeyh Yusuf
Efendi ve Dîvânı, Kriter Yayınevi, İstanbul 2025.
8 Kadem Musiki ve Edebiyat Dergisi, nr.44, İlkbahar-Yaz, 2025, s.23.
9 Kosova’mın Gelincik Çiçekleri ve Zambakları - Şiirler, s.41.
10 Namazgah, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın yönlendirmesiyle Altay Suroy Recepoğlu da-
nışmanlığında restore edilmiştir. Bkz. : http://www.turkalemiyiz.com/asil/resim/przndkinmzgh.jpg
837
Hüzün heyecana dönüşmüştü şehitlikte,
Atmeydanı ve Paşaaltı arasında.
Sonra mehteranlar vurdu davula, zile, nakkareye
Üflenerek zurnalar, kurrenay ve boru
Gökler inledi.
İleri ileri Allah ileri nidaları,
Arşların marşların sonu gelmedi.
Yer inledi,
Canlanan tarih yinelendi.
Prizren, Haziran 2003
Tabiat güzellikleri, suların sesi
Altay Suroy’un, şiirleri ve diğer çalışmalarıyla Prizren’in kültür envanterini tespit edip or-
taya koyduğu görülmektedir. Bu kapsamda şair Prizren’deki çeşmeler hakkında başlı başına
bir kitap yayımlamıştır.11 Bu kitabında çeşmeleri fotoğraflamış, yaptıran kişiler hakkında bilgi
vermiş, kitabelerini okumuş, onlar etrafında oluşan anlatıları kaydetmiş ve her biri hakkında
müstakil bir dörtlük yazmıştır. Bu orijinal eserdeki şiirlerin bazıları şöyledir:
Batko Çeşme
Çağdaş oluyoruz sandık
Şehirciliğe sarıldık,
Çeşmeleri kurutunca
Anladık ki çok yanıldık.12
Begın Çeşmesi
Ölmeden önce çeşmeyi akıttı,
Üzerine “Su temizdir” yazdırttı,
Su günahları temizler mi bilmem
Sökülünceye kadar bir hayrattı. (s.14)
Bektaşi Çatal Çeşmesi
Tevhide gel der beri
Açık ibadet yeri,
Üç gözünden su akar
Yerle bir olmuş yeri. (s.15)
Bunarlık Çeşmesi
Hıdırellezde derin,
Ali gününde serin,
Kasımda suyu uyur
Erbainde buz olur. (s.19)
Gazanalar Çeşmesi
Cepheye gitti babalar,
Silaha sarıldı analar,
Can pahasına dövüşerek
Hep direndi gazi analar. (s.36)
Maraş Kaynağı
En sert kayaları yardım
Fışkırmak için Maraş’ta,
11 Altay Suroy Recepoğlu, Prizren Çeşmeleri - Şiirler, Bilgiler, Belgeler, Prizren 2003
12 Prizren Çeşmeleri - Şiirler, Bilgiler, Belgeler, s.13
838
İnsanlar dost bilir sandım
Kimsesiz kaldım kenarda. (s.68)
Kitapta çok sayıda çeşmeden söz edilmesi, Prizren’de suyun bol olduğunu ve zaman içinde
hayır yapma anlayışından dolayı çeşmelerin yaygınlık kazandığını göstermektedir. Dörtlükler-
den, çeşmelerin Prizren’in kent kimliğinde önemli bir yere sahip olduğu; bunlarla ilgili söylen-
tilerin bulunduğu; çoğunun gürül gürül aktığı; ancak bazılarının sorumsuz kişilerce ve yanlış
şehirleşme anlayışı yüzünden kurutulduğu anlaşılmaktadır. Şair de onları zaman zaman keskin
ifadelerle eleştirmektedir. Dörtlüklerden Prizren’deki tasavvuf kültürünün zenginliği de yan-
sımaktadır. Aynı zamanda Türkçe’nin Prizren ağzı özellikleri de göze çarpmaktadır. Mesela
“Begın çeşmesi” “Bey’in çeşmesi” anlamındadır. “Bunarlık” “Pınarlık”, “Gazanalar” “Gazi analar”
anlamındadır.
Şair, Prizren’deki Bülbüldere muhitini aynı adı taşıyan şiirinde13 “Cennet diyarı” niteleme-
siyle dile getiriyor. Tek, nadir ve nadide olduğunu; mahşerde bile benzerinin bulunmadığını;
derdi tasayı unutturduğunu; aşkları, sevdaları, neşe dolu günleri, bahar bayramı olan Nak-
sallı’yı hatırlattığını ifade ediyor. Bu bayram gününün ise ömrün değerini artırdığını dile geti-
riyor.
Zambağın Beyazı başlıklı şiirde14 Prizren’in doğal güzelliklerinden olan zambakların açma-
sıyla renk cümbüşünün oluştuğu; kentte bir festival coşkusunun yaşandığı; müzikle renklerin
birbirine karıştığı ve ruhların güzelliklerle sarıldığı ifade ediliyor. Şiir “Beyazın masumluğuyla
başlar yeni bir efsane” mısraıyla son buluyor.
Benzer bir yaklaşımın Kuşların Cıvıltıları şiirinde15 de devam ettiğini görüyoruz. Bu şiirde
Prizren’in tabiat güzelliği bütün kuşatıcılığıyla ön planda yer alıyor. Şair, çocukluk yıllarının
anılarıyla başladığı şiirinde “elma ağaçlarının rüzgârla dans ettiğini”; “doğanın şarkısını” ru-
hunda hissettiğini; gönlünün “doğanın büyülü hüznüne” sarıldığını; “toprağın kokusu”,
“rüzgârın esintisi” ve “doğanın büyüsü” ile içinin “her an yeni bir umutla dolup taştığını”; böy-
lece “yaşamın şiirinde kaybolduğunu” ifade ediyor. Şiir “Doğanın kusursuzluğu içinde bulurum
huzuru” mısraıyla sona eriyor.
Şiirde Prizren’deki tabiatın ve hayatın huzur veren, büyüleyici bir güzelliğe sahip olduğu
ve bu şehirde şiir gibi yaşandığı vurgulanıyor.
Şahsî duygulanışlar, Prizren’e içten bakış
Altay Suroy’un Prizren hakkındaki şiirleri daha çok Kosova’mın Gelincik Çiçekleri ve Zam-
bakları adlı şiir kitabında yer almaktadır. Metinde isimleri ve sayfa numaraları belirtilen şiirler
bu kitaptan alınmıştır.
Akşam Olunca başlıklı şiirde (s.4) “Akşamın hüzünlü örtüsü” olan karanlığın “üstüne çök-
tüğünü”, bu nedenle ruhunun derinliklerinde yalnızlık duygusunu yoğun bir şekilde yaşadığını
ifade ettikten sonra “Yalnızlığıma dost oluyor bu şehir” diyerek Prizren’in kuşatıcı, kapsayıcı
yönüne vurgu yapıyor. Böylece şehrin, insanı bireysel endişe, korku ve buhranlardan kurtarıp
bütünlüğe dâhil ettiğini anlıyoruz.
Şair, Otuz Yıl Önce başlıklı şiirinde (s.9) 1992 yılında kendisinin kırk iki, babasının ise yet-
miş iki yaşında olduğunu, “Prizren’de Bülbüldere’nin Saray sokağında” oturduklarını belirte-
rek şehirdeki yer isimlerini kayda geçiriyor. Bunun yanında kırk yaşını geçmiş olsa da babası-
nın gözünde hâlâ çocuk sayıldığını vurgulayarak Prizren’deki örf ve adetlere ait bir hususa da
işaret ediyor.
13 Kosova’mın Gelincik Çiçekleri ve Zambakları - Şiirler, s.38
14 Kosova’mın Gelincik Çiçekleri ve Zambakları - Şiirler, s.77
15 Kosova’mın Gelincik Çiçekleri ve Zambakları - Şiirler,s.115.
839
Altay Suroy Bir Perşembe Günü başlıklı şiirinde (s.11) Prizren’e duyduğu sevgiyi, kendi ru-
huyla şehrin ruhunun bütünleştiğini vurgulayarak dile getiriyor. Şair bir Perşembe akşamı gün
batımına doğru, şehri, kulaklarına yansıyan “dere sesiyle” birlikte “akşam ezanını okuyan mü-
ezzini dinlerken”, “içinden ve dışından” seyrediyor. Şiir şu mısralarla son buluyor:
“Ve açılmış ellerimle sineme basarak tamamını şehrin
Sen özsün, özelsin, özlemsin, özgürsün, örneksin.”
Bu söyleyişte “öz” kavramı üzerinde yoğunlaşılması çok dikkat çekicidir. Böylece şair Priz-
ren’in tarihî zenginliği, doğal güzelliği, kültürel birikimi, insanî tekâmülü gibi birçok vasfını
çağrıştıracak tarzda bir ifadeyle adeta evrensel hakikatin şehirde “öz” halinde yansıdığını vur-
guluyor. Ve kendi ruhunun bu “öz” ile bütünleştiğini dile getiriyor. Böylece Prizren bir şehir
olmanın ötesinde ideal bir kavrama dönüşüyor.
Altay Suroy, Kent başlıklı şiirinde (s.27) Prizren’in karakteristik özelliklerinin hâkim ol-
duğu sokakların, mahallelerin ve şehir merkezinin çeşme, cami, fırın, bakkal, kasap, manav,
berber, okul gibi unsurlarla kendi içinde bütünlük oluşturduğunu ve adeta bir “küçük dünya”
kurduğunu ifade ediyor. Ancak, aşağıdaki mısralarla bu “küçük dünya”nın alışveriş merkezleri
ve konutlar karşısında varlık mücadelesi verdiğini okuyucuya hissettiriyor:
“Nerde o zamanlar
Şimdi hepsi bir mekân
Zamanı yitiren camekan”
Altay Suroy, Prizren’de lisede okuduğu yıllarda Türk kültürü ve edebiyatı hakkındaki bil-
gilere nasıl ulaştıklarını Süzülen duygular adlı şiirinde (48) dile getirmektedir. Şiirde daha çok
Prizren’in yetiştirdiği divan şairleri Âşık Çelebi, Suzî, Neharî, Şemî, Mesihî, Tecellî, Sücudî, Ba-
harî isimleri dikkat çekmektedir. Şiirden, o yıllarda Prizren’de öğrencilerde edebiyat zevkinin
doğmasını sağlayacak bir eğitimin verildiği anlaşılmaktadır.
Altay Suroy’un Prizren’in içinden geçen Akdere için yazdığı şiir (62), belirli bir zaman şe-
hirden ayrı kalan şairin tekrar kavuşmasının verdiği tatlı hüznü anlatıyor:
“İbadethaneler, sokaklar, dağlar değişmemiş mis gibi.
Hem ak, hem pak dere, eski dostum, bak yıllar nasıl geçmiş,
Gözlerimde hüzün, yüreğimde bir serinlik,
Gün doğuşu, gün batımı, sararmış fotoğrafta sessizlik.
………..
Akdere’mde yürürken, izlerim kendi adımı,
Gördüğüm manzara aynı, oysa içimde farklı bir tat var.
Anılarla dolu bu sokaklar, zamanla dönüşmüş izlerim,
Camiler yükselir, dualar eksilmez minarelerinden,
Ancak içimde büyüyen özlem, zamanın hükmüne meydan okur mu hiç?
………….
Gel zaman git zaman yaşlanır bedenim,
Ama unutma, içimde seninle bir çocuk kalır, hep genç ruhumun yanında.”
Şair Akdere’yle eski bir dostuyla sohbet eder gibi dertleşiyor. Şehrin doğal güzellikleri, ma-
nevî yönden zenginliği ruhunu besliyor. Ancak yaşının ilerlemesi ve şehirdeki anıları, onun hü-
zünlenmesine yol açıyor. Bununla birlikte Akdere’nin ve genel olarak şehrin kültürel atmosfe-
rinin etkisiyle ruhunun hep saf, genç ve zinde kalacağını vurguluyor.
Altay Suroy, Aluş Nuş’un Şarkıları Gibi şiirinde (91) Prizren’in yetiştirdiği değerli ses sanat-
çısı, bestekâr ve şair Aluş Nuş’un şarkılarına atıfta bulunarak gönlündeki sevgiyi, sevgiliyi ve
yaşama sevincini dile getiriyor. Şiirde sanatçının Melâmi meşreb bir şahsiyete sahip oluşu ve
şarkılarının güzellik duygusu uyandırdığı gerçeğinden yola çıkılarak kendi ruh hali
840
aksettiriliyor:
“Gökyüzünde yıldızlar parlar,
Sevgilimizle dolu her an.
Rüzgârın esintisiyle dans eder,
Aşkımız sonsuz bir roman.
………
Birlikte yürüdüğümüz bu yolda,
Sevgiyle dolu her bir adım.
Aluş Nuş’un şarkıları gibi,
Hep güzelliklere daldım.”
Altay Suroy Sokaklar Pırıl Pırıl şiirinde de (103) Prizren’in sokaklarının bir zamanlar pırıl
pırıl tertemiz olduğunu; çeşmelerden gürül gürül suların aktığını; insanların ciğerlerine temiz
havayı çektiğini; Suzî Çelebi’nin kabrinin çevresinin temizlikle parladığını; ancak zamanla in-
sanların ve çevrenin olumsuz yönde değiştiğini; sokakların ve havanın kirlendiğini üzülerek
dile getiriyor. Bununla birlikte “Yine de umutsuz değilim, çünkü değişim mümkün” diyerek gele-
ceğe umutla baktığını ifade ediyor.
Şair, Sarayın Bahçesinde başlıklı şiirinde (106) çocukluk yıllarındaki Prizren’i hatırlamakta
ve o yıllara özlem duymaktadır. O yıllarda saraydan kalan bahçenin duvarlarına tırmandıkla-
rını; telgrafhanenin çatısında hayaller kurduklarını; garnizon binası ve itfaiye kulesinin oyun
alanları olduğunu; gizem dolu üzüm bağlarında gezdiklerini anlatırken “dünyalar bizimdi” ifa-
desini kullanıyor. O yılları hatırlarken “Bulmaca oyunlarına daldık, sırlarla dolup taştık / Şimdi
masallarda kaldı o günler, geride bıraktık,” diyerek yaşadığı hüznü dile getiriyor. Günümüz dün-
yasının gerçeklerini ise “Dijital dünyalar, ekranlar, telefonlar hüküm sürdü” mısraıyla eleştiri-
yor. Olumsuz yöndeki bu değişmeyle birlikte “Yine de içimizde bir yerde yaşar o çocuk”, “Anılarla
süslenmiş bir şiir bu, unutulmaz” mısralarıyla teselli buluyor.
Şair, Eski saray şiirinde (114) Prizren’de günün doğuş vaktini “Kuşların şarkısıyla, tarifi zor
hoş kokularla / Tan ağarır memleketimde” mısralarıyla dile getiriyor. Sarayın kesme taşlarının
anılarla dolu olduğunu; yosun tutan duvarların “çocukluğunun rüyalarına ev sahipliği yaptı-
ğını”; bahçesinde oynayıp zıpladığı günleri “Düşlerimin en güzel konusu, en tatlı hüznüdür şimdi”
mısraıyla andığını görüyoruz. Böylece Altay Suroy, “anılarda kaybolmanın” hüzünlü sevincini
yaşayan bir şair olarak dikkati çekiyor.
Altay Suroy, Çarşı Köprüleri başlıklı şiirinde (117) Bursa’daki Gökdere üzerindeki Irgandı
köprüsünden yola çıkarak dünyanın farklı ülkelerindeki köprülerden örnekler veriyor ve bu
köprülerin özlemlere son veren, âşıkları kavuşturan, insanları birbirine kardeş gibi bağlayan
ve “dünyayı bütün kılan” özellikleri bulunduğunu ifade ettikten sonra şiirini şu mısralarla ta-
mamlıyor:
“Prizren’in Akderesi hüzünlü akar
Üzerinde kemerli Arasta (Çarşı) köprüsü yıkılmış
Yadigar kalmış sararmış resmi özlemle bize bakar.”
Bu mısralarda şairin araştırmacı yönünü ve şehrin hafızası olduğunu bir kere daha görü-
yoruz. Yıkılmış ve sadece silik fotoğraflarda kalmış bir köprü böylece tekrar gündeme gelmiş
oluyor.
Altay Suroy, Leyla Saz başlıklı şiirinde (205) Osmanlı döneminde Prizren Hükümet kona-
ğında Mektupçu olarak görev yapan Giritli Sırrı Paşa’nın eşi, Prizren Hatıraları’nın yazarı, şair
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Savaşta Cinsel Şiddetten Kurtulanlar İçin Daha Erişilebilir ve Onurlu Bir Süreç Hedefleniyor
MSK, 185 Sandığın Yeniden Sayımını Tamamladı: Sonuçların Açıklanmasına Hazır
Mitroviça’da Şüpheli Serum Ürünleri: 1.432 Üniteye Blokaj