Babalar Günü Vesilesiyle…
M.Tevfik Yücesoy / İstanbul
İnsan büyüdüğünü ne zaman anlar?
Saçlarına düşen ilk aka bakınca mı?
Yılların sessizce omuzlarına ve yüreğine bıraktığı yükleri hissedince mi?
Yoksa bir gün dönüp geriye baktığında, ardında duran o büyük çınarın aslında ne kadar kıymetli olduğunu fark edince mi?
Çoğumuz için babalar böyledir.
Varlıkları dağ gibi güven verir; yoklukları ise içimizde kapanmayan bir boşluk bırakır.
Çocukken elimizden tutan o güçlü ellerin, yıllar boyunca bizi düşmekten koruyan görünmez bir rahmet eli olduğunu çoğu zaman geç anlarız.
Oysa baba, yalnızca bir aile reisi değildir.
Baba; evladının geleceği için kendi hayallerini erteleyen bir fedakârlık abidesidir.
Baba; sofradaki son lokmayı evladına uzatan bir merhamet mektebidir.
Baba; gecenin karanlığında herkes uyurken yarının rızkı için yollara düşen sessiz bir kahramandır.
Belki sevgisini çok dile getiremez.
Belki sarılmayı, öpmeyi, güzel sözler söylemeyi beceremez.
Fakat nice babalar vardır ki bütün ömürleri boyunca söyledikleri en uzun sevgi cümlesi, alınlarından süzülen ter damlaları olmuştur.
Çünkü bazı sevgiler konuşulmaz; yaşanır.
Bazı dualar dudaklardan değil, yorgun omuzlardan yükselir.
Bazı fedakârlıklar ise tarihe yazılmaz; çocuklarının kaderine yazılır.
Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi ve anne-babaya iyilik etmenizi emretti…” (İsrâ, 17/23)
Dikkat edelim…
Allah Teâlâ, anne ve babaya iyiliği tevhid emrinin hemen ardından zikrediyor.
Bu bile onların insan hayatındaki yerini anlatmaya yeter.
Çünkü anne rahmetin ilk durağıysa, baba da emniyetin ilk limanıdır.
Anne gönlün sıcaklığıdır.
Baba ise sırtını yasladığın dağdır.
Bugün dünyada Anneler Günü, Babalar Günü gibi özel günler kutlanıyor.
Batı kaynaklı bu günlerin tarihî kökenleri üzerine farklı değerlendirmeler yapılabilir.
Fakat mümin, hayrı nerede bulursa almaya çalışır.
Nitekim hikmet ehlinin dediği gibi:
“Mümin, hikmetin yitiğidir; onu nerede bulursa alır.”
Eğer bir gün; bir babanın gönlünü almaya, bir evladın teşekkür etmesine, bir kırgınlığın onarılmasına vesile oluyorsa, o günün hayra dönüşmesi mümkündür.
Asıl mesele takvimdeki bir gün değildir.
Asıl mesele kalpteki vefadır.
Çünkü nice evlatlar vardır ki babaları hayattayken aramaya vakit bulamaz; mezar taşına sarıldıktan sonra söyleyecek söz ararlar.
Nice insanlar vardır ki bir ömür boyunca babalarının nasihatlerinden kaçarlar; yıllar sonra aynı cümleleri kendi çocuklarına söylerken bulurlar kendilerini.
Zaman geçer.
İnsan değişir.
Ama babanın hatırası, kalbin en mahrem köşesinde yaşamaya devam eder.
Resûlullah Efendimiz (s.a.s.) buyuruyor:
“Allah’ın rızası babanın rızasındadır.”
Ne büyük bir ölçü…
Ne derin bir ikaz…
Bazen bir babanın duası, yıllarca açılmayan kapıları açar.
Bazen de bir babanın kırık kalbi, evladın ömrüne sessiz bir hüzün bırakır.
Bu yüzden vefa, sadece hayattayken gösterilen bir nezaket değildir; imanın ahlâka dönüşmüş hâlidir.
Bugün hâlâ babasının sesini duyabilenler ne kadar zengindir.
Bir telefon kadar yakın olan nimetin farkına varsınlar.
Bir ziyaret kadar kısa olan yolları ihmal etmesinler.
Bir teşekkür kadar kolay olan sözleri geciktirmesinler.
Çünkü bazı pişmanlıkların telafisi yoktur.
Hayatta olmayan babalarımız için ise kapılar kapanmış değildir.
Onlara ulaşan dualar vardır.
Arkalarından yapılan hayırlar vardır.
Okunan Fâtihalar vardır.
Ve rahmet sahibi bir Allah vardır.
Bu Babalar Günü vesilesiyle, sadece öz babalarımızı değil; üzerimizde emeği bulunan bütün büyüklerimizi, öğretmenlerimizi, ustalarımızı ve gönlümüze yön veren rehberlerimizi de hayırla analım.
Çünkü insanı büyüten yalnızca yıllar değildir.
İnsanı büyüten, kendisine emek verenleri unutmamasıdır.
Son söz olarak;
Babalar gökyüzü gibidir.
Her zaman gözümüze görünmezler.
Fakat başımızı kaldırdığımızda hep oradadırlar.
Ve bazen bir insan, gökyüzünün kıymetini ancak altında kaldığı zaman anlar.
Allah hayatta olan bütün babalara sağlık, huzur ve bereket ihsan eylesin.
Ahirete irtihal etmiş bütün babalarımızı da rahmeti, mağfireti ve cemaliyle kuşatsın.
Âmin.
Selam ve dua ile…