- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Vuk Drašković'in Gözünden "Saraybosna Safarisi": Öz Oğlu ve Karısı Amra'yı Öldüren Keskin Nişancı
Vuk Drašković'in Gözünden "Saraybosna Safarisi": Öz Oğlu ve Karısı Amra'yı Öldüren Keskin Nişancı
0 dk
Türkçe: M. Tevfik Yücesoy
Ünlü yazar ve eski Sırp siyasetçi Vuk Drašković, Saraybosna kuşatmasının en karanlık dönemlerini ele aldığı için büyük tepkilere yol açan Monah Hokaj adlı romanını iki yıl önce yayınladı.
Roman, UDBA gizli servisi tarafından özel bir birliğe alınan bir keskin nişancının hikâyesini anlatıyor. Kuşatmanın ilk gününden itibaren en ufak bir pişmanlık duymadan erkekleri, kadınları ve çocukları öldürüyor. Bazı Sırp çevrelerinde övgü ve takdir toplayan Drašković, hikâyesinde "Saraybosna safarisi" olarak adlandırdığı şeyi anlatıyor.
Sis İçinde Bir Kurşun ve Korkunç Bir Gerçek
Aralık 1993 başlarında, Saraybosna'nın bombardımanı geçici olarak durdu ve şehrin üzerine yoğun bir pus çöktü. Romandaki keskin nişancı, şehrin Başçarşı civarındaki kesimindeki hedefleri daha iyi görebilmek için pozisyonuna yaklaştı. Sisin içinde, kürk mantolu bir kişinin elinde bir kovayla Sebil'e doğru koştuğunu gördü. Kovalının erkek mi kadın mı olduğunu, yanında hareket eden çocuğun da olup olmadığını bilmiyordu. Romanda anlatıldığı gibi, "onun için bir önemi de yoktu".
İlk atışta bir kişi yere düştü, kova yuvarlandı ve çocuk koşarak cansız bedenin üzerine uzandı. Keskin nişancı tekrar ateş etti. Çocuğu da öldürdü. Ertesi gün, savaş dönemi siyasi ve dini liderlerinin, askeri komutanların ve akademisyenlerin toplandığı Pale'deki av köşkünde keskin nişancılar bir kutlamaya davet edildi.
Transistörlü bir radyodan Radyo Saraybosna haberlerini dinliyorlardı…
Bir önceki gün, şehre bomba atılmamış olmasına rağmen, Sırp keskin nişancıların sekizi çocuk olmak üzere 28 sivili öldürdüğü bildirildi. Kurbanlar arasında arkeolog Amra Fejzović ve altı yaşındaki oğlu Jugoslav da vardı.
Drašković'e göre, keskin nişancı o anda kendi karısını ve oğlunu öldürdüğünü fark etti. Bu anı onu bıçak gibi deldi - Amra, 1986'da oğluna Jugoslav adını vereceğini söylemişti. Ardından bir sinir krizi geçirdi: keskin nişancı çığlık atarak kendine, devlete, orduya ve onu askere alan kişilere küfürler savurdu. Hatta öfke nöbeti ile bir generale saldırdı ve dişleriyle generalin kulağının bir kısmını kopardı. Askerler onu etkisiz hale getirip bodruma, patateslerin saklandığı bir odaya kilitlediler.
Teşhis, bir tımarhane ve sorumluluktan kaçma girişimi
Amcası bir psikiyatriste başvurdu. Teşhis ciddiydi: paranoyak kişilik bozukluğu. Doktor, böyle bir durumdaki bir kişinin yargılanmaya uygun olmadığını yazdı. Keskin nişancı daha sonra Belgrad'daki bir psikiyatri kurumuna nakledildi ve savaşın sonuna kadar gizli servis tarafından sürekli gözetim altında tutuldu.
Başlıca korkusu, iyileştiğinin beyan edilip Kosova'ya gönderilmekti, bu yüzden bir şişe uyku hapı içerek intihar girişiminde bulundu. Romana göre, UDBA'nın onu tecritte tuttuğuna inanıyordu çünkü yargılanırsa, kendisine öldürme emri verenlerin isimlerini ifşa edebilirdi.
Bu arada Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kurulduğunu bilmiyordu. Bir gün, Adalet Bakanlığı'ndan bir temsilci elinde bir belgeyle odasına girdi - Saraybosna'da çocuklar da dahil olmak üzere sivillerin öldürülmesiyle ilgili insanlığa karşı suçlardan bir iddianame.
Drašković'in romanındaki keskin nişancı, Simon Olujić, diğer adıyla Hokaj, resmen suçlandı...
Elçi ona kısaca "çok yakında kurumdan ayrılmak zorunda kalacak" dedi.
Roman, suç, sorumluluk ve genç bir adamı vicdansız bir keskin nişancıya dönüştüren korkunç mekanizmanın karanlık bir alegorisi olarak sona eriyor; ta ki ateşlediği kurşun kendi canına kıyana kadar.
Yorumlar (0)
Anket
Son Haberler
Tüm Haberler
Kosova’ya ABD Büyükelçisinin Atanmaması Ülkenin Washington Nezdindeki Önemini Azaltmıyor
Basha ve Malaj, Kosova–Arnavutluk Altyapı Projelerini Görüştü
KGG, Almanya’daki NATO Konferansına Katılıyor