Klix.ba'nın resmi olmayan bilgilerine göre, Elvedin Pezić, Vukomirica'da "Vahhabi ideolojisi" yaydığı gerekçesiyle tutuklandı.
Kosova Polisi Pezić'i gözaltına aldı ve sorgulanmak üzere ipek (Peć)'e sevk etti.
Klix.ba'nın haberine göre, Pezić Kosova güvenlik güçleri tarafından güvenlik açısından önemli bir kişi olarak bildirilmişti.
Pezić ile birlikte, Pezić ile birlikte konferans ve kitap tanıtımı yapması planlanan Mithad Ćeman da tutuklandı.
Pezić'in Kosova'nın Dobruşa kasabasında (Peć ilçesi, İstok belediyesi) bir konferans vermesi planlanıyordu.
Elvedin Pezić, bölgede son derece tanınmış bir isimdir. Bölgedeki en popüler Selefi yorumculardan biri olarak kabul edilir ve özellikle sosyal ağlarda her gün dini konferanslar yayınlamaktadır.
Sosyal ağlardaki etkisi, resmi Facebook sayfasının 372 binden fazla kişi tarafından takip edilmesinden en iyi şekilde gösterilmektedir.
Bazı sosyal ve dini konulardaki tartışmalı görüşleri nedeniyle sık sık tartışmalara konu olmuş ve kamuoyunda farklı görüşlere yol açmıştır.
***
Balkanlar’da Selefilik, Vehhabilik ve Radikalleşme
*Bosna-Hersek – Sancak (Sandžak) – Kosova – Kuzey Makedonya – Karadağ hattında 1990–2026*
Öncelikle kavramsal bir düzeltme önemli: “Vehhabilik”, “Selefilik”, “İslamcılık”, “radikalizm”, “aşırılıkçılık” ve “cihatçı terörizm” aynı şey değildir. Akademik çalışmalar da Bosna örneğinde “Selefî topluluk” kategorisinin kendi içinde oldukça farklı eğilimler barındırdığını ve doğrudan güvenlik tehdidiyle özdeşleştirilmemesi gerektiğini vurguluyor.
Bu ayrım yapılmadığında iki büyük hata ortaya çıkıyor:
Birincisi: Her Selefîyi terörist kabul etmek.
İkincisi: Şiddet yanlısı radikalleşme ihtimalini, “bu sadece dinî farklılıktır” diyerek tamamen görmezden gelmek.
Doğru analiz ikisinin arasındadır.
*1990 öncesi Balkan İslamı*
Yugoslavya’nın Müslüman toplulukları yüzyıllar boyunca büyük ölçüde Osmanlı İslam geleneği içinde şekillendi.
Bosna-Hersek, Sandžak, Kosova, Kuzey Makedonya ve Karadağ Müslümanları arasında:
* Hanefî fıkhı,
* Mâtürîdî akaidi,
* medrese geleneği,
* tasavvuf,
* cami merkezli cemaat hayatı,
* yerleşik dinî otoriteler önemli yer tuttu.
Komünist Yugoslavya döneminde din üzerindeki baskılar ve sekülerleşme nedeniyle İslami hayat zayıflamış olsa da, bugünkü anlamıyla örgütlü Selefî hareketler bölgenin yerli ana akım İslamının parçası değildi.
Araştırmalar, 1990’lardan önce Batı Balkanlar’da bugünkü anlamda radikal İslami hareketlerin bulunmadığını; komünizmin çözülmesiyle dinî alanın yeniden açıldığını belirtiyor.
*1990’lar: Yugoslavya’nın parçalanması*
Her şey burada değişti.
Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte:
Bosna-Hersek savaşı (1992–1995) ve daha sonra Kosova savaşı (1998–1999), bölgeyi uluslararası İslamî hareketlerle daha fazla temas ettirdi.
Bosna savaşı sırasında İslam dünyasının farklı ülkelerinden gönüllüler ve savaşçılar Bosna’ya geldi. Bu kişilerin tamamının aynı ideolojiye sahip olmadığını özellikle belirtmek gerekir.
Ancak aralarında daha katı Selefî anlayışları taşıyan gruplar da bulunuyordu.
Bu nedenle savaş, Balkanlar’daki Selefî ağların oluşumunda önemli bir tarihsel dönüm noktası oldu. Oxford’da yayımlanan araştırma, Suudi esintili Selefî yorumların Bosna’ya girişini özellikle 1992–1995 savaşı bağlamında inceliyor.
*Bosna: savaş sonrasında asıl dönüşüm*
Savaş sona erdiğinde yabancı savaşçıların tamamı bölgeden ayrılmadı.
Bazıları:
* evlendi,
* Bosna’da yaşamaya devam etti,
* yerel cemaatler oluşturdu,
* dinî eğitim faaliyetlerine katıldı,
* yardım kuruluşlarıyla ilişkiler kurdu.
Burada çok önemli bir nokta ortaya çıktı:
“Savaşçı” → “dinî aktivist” → “sosyal çevre” → “yeni nesil”
şeklinde bir aktarım mekanizması oluşabildi.
Araştırmalar savaş sonrası Bosna’daki radikal çevrelerin oluşumunda üç faktöre özellikle dikkat çekiyor:
1. Yabancı mücahitlerin oluşturduğu çevre,
2. bazı İslami yardım kuruluşlarının sosyal/örgütsel merkez haline gelmesi,
3. Arap ülkelerinde eğitim görüp dönen bazı gençlerin Selefî düşünceleri yayması.
Fakat bunun Bosna Müslüman toplumunun tamamını temsil etmediği özellikle vurgulanmalıdır.
*İslam Birliği ile Selefî çevreler arasındaki gerilim*
Burada Bosna’nın kurumsal yapısı çok önemlidir.
BH Riyaseti İslam Birliği (Islamska zajednica u Bosni i Hercegovini), Bosna-Hersek’teki tarihsel İslam geleneğinin kurumsal temsilcisidir.
Neo-Selefî çevrelerin bir kısmı ise bu kurumsal otoriteyi sorguladı.
Dolayısıyla mesele sadece:
“Hangi mezhep?” değildi.
Aynı zamanda:
“Din adına konuşma yetkisi kimde?” sorusuna dönüştü.
Bu, Balkanlar’daki Selefî tartışmasının en önemli boyutlarından biridir.
Akademik araştırmalar Bosna’daki neo-Selefî çevrelerin geleneksel İslamî kurumlarla zaman zaman rekabet ve gerilim yaşadığını, ancak bu çevrelerin kendi içinde de farklılaştığını gösteriyor.
*Gornja Maoča ve paralel cemaatler*
Bosna’da özellikle Gornja Maoča gibi yerleşimler güvenlik tartışmalarında sembolik önem kazandı.
Buradaki mesele yalnızca dinî görüş farklılığı değildi.
Devlet açısından asıl kaygı: resmî dinî yapıların dışında yaşayan kapalı topluluklar + dış bağlantılar + radikal propaganda + devlet otoritesine mesafe kombinasyonuydu.
Fakat burada da bütün Selefî toplulukların aynı kategoride değerlendirilmesi doğru değildir.
*Nusret Imamović ve Suriye dönemi*
Bosna’daki radikalleşme tartışmasında Nusret Imamović ismi önemli bir dönüm noktasıdır.
Imamović çevresindeki radikal yapıların daha sonra Suriye’deki cihatçı örgütlerle bağlantı kurması, Balkanlar’daki Selefî çevreler ile küresel cihatçı hareket arasındaki ilişkinin somut örneklerinden biri olarak incelendi.
Böylece:
yerel Selefî çevre ile küresel cihatçı ideoloji arasındaki sınırın bazı kişiler bakımından aşılabildiği görüldü.
Ama tekrar altını çizelim:
Bu durum Selefî hareketlerin tamamının cihatçı olduğu anlamına gelmez.
*Sandžak: ayrı bir dosya*
Sandžak, Balkanlar’daki bu tartışmanın en hassas bölgelerinden biridir.
Sırbistan ve Karadağ arasında bölünmüş tarihsel Sandžak bölgesinde Boşnak Müslüman nüfus yoğunlaşır.
Başlıca merkezler:
* Novi Pazar,
* Tutin,
* Sjenica,
* Rožaje,
* Plav,
* Bijelo Polje çevresi.
Buradaki mesele Bosna’dan farklıdır.
Çünkü Sandžak’ta:
Boşnak kimliği + Müslüman kimliği + Sırp/Karadağ siyasal sistemi + ekonomik sorunlar + diaspora birlikte değerlendirilmelidir.
Sancak (Sandžak) gençleri üzerine yapılan radikalleşme araştırmaları, 1990’ların savaşları ve sonrasındaki sosyal-ekonomik koşulların yanı sıra kimlik ve dış bağlantıların da önemli olduğunu gösteriyor.
*Kosova: ikinci büyük hat*
Kosova’da tablo daha farklıdır.
Kosova Müslümanlarının önemli kısmı tarihsel olarak:
Arnavut ulusal kimliği + seküler toplum + Hanefî İslam çerçevesinde yaşamıştır.
Dolayısıyla Kosova’daki İslamî radikalleşme, toplumun tarihsel ana akımının doğal devamı olarak görülmemelidir.
Fakat 1999 sonrası dönemde:
* savaşın oluşturduğu boşluk,
* yabancı yardım kuruluşları,
* dış finansman,
* yeni camiler,
* dinî eğitim,
* Arap ülkelerinde eğitim gören kişiler,
* internet gibi kanallar üzerinden farklı dinî yorumlar yayılmaya başladı.
Kosova’daki İslamcı aşırılığın toplumsal ve tarihsel koşullarını inceleyen akademik çalışmalar özellikle yabancı örgütlerin propaganda altyapısına ve savaş sonrası dönüşüme dikkat çekiyor.
*Kosova’nın asıl kırılma noktası: Suriye*
2012 sonrasında Balkanlar’dan Suriye ve Irak’a giden yabancı savaşçılar meselesi ortaya çıktı.
Kosova, Bosna-Hersek, Kuzey Makedonya, Arnavutluk ve Sandžak bağlantılı kişiler arasında DEAŞ ve diğer cihatçı örgütlere katılanlar oldu.
Bu dönemde radikalleşme mekanizması da değişti:
yerel vaiz → küçük cemaat → internet → sosyal medya → Suriye şeklinde yeni bir zincir ortaya çıktı.
Asya Metodieva’nın çalışmaları, Balkanlar’daki “radikal influencer”ların ve yerel radikal çevrelerin yabancı savaşçıların Suriye’ye yönelmesinde önemli rol oynayabildiğini ortaya koyuyor.
*Kuzey Makedonya*
Kuzey Makedonya’da özellikle:
* Üsküp,
* Kalkandelen/Tetovo,
* Gostivar,
* Kumanova çevresi Müslüman nüfusun yoğun olduğu bölgeler.
Buradaki radikalleşme dinî faktörlerden ibaret değildir.
Arnavut-Makedon ilişkileri, etnik kimlik, 2001 çatışması, ekonomik sorunlar ve diaspora birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle Kuzey Makedonya örneği, “radikalleşme = din” denklemine karşı en iyi örneklerden biridir.
2023 tarihli kapsamlı Balkan araştırmalarında Kuzey Makedonya için ayrıca radikalleşmeyi sınırlayan faktörler incelenmiştir.
*Karadağ*
Karadağ’daki durum genel olarak daha düşük yoğunlukludur.
Ancak:
Rožaje – Plav – Gusinje – Bijelo Polje hattı nedeniyle Sandžak bağlantısı önemlidir.
Burada da geleneksel İslamî kurumların radikalleşmeye karşı koruyucu rolü önem taşır.
Karadağ Müslüman toplumu açısından mesele yalnızca güvenlik değildir; aynı zamanda dinî kurumların gençlerle ilişkisi ve sosyal bütünleşme meselesidir.
*Arnavutluk*
Arnavutluk özel bir örnektir.
Komünist Enver Hoca rejimi döneminde din tamamen bastırıldığı için 1990 sonrası dönemde Müslüman toplumun yeniden kurumsallaşması gerekti.
Bu nedenle dışarıdan gelen farklı İslamî hareketler için belli ölçüde alan oluştu.
Ancak Arnavutluk’un ana akım Müslüman yapısı genel olarak radikalizmden uzak kaldı.
Bu nedenle: dinî canlanma ≠ radikalleşme ayrımının en açık görüldüğü ülkelerden biridir.
*2014–2017: DEAŞ dönemi*
Balkanlar için en kritik dönemlerden biri budur.
DEAŞ’ın Suriye ve Irak’ta toprak kazanmasıyla birlikte bölgedeki radikal çevrelerin bir kısmı küresel cihatçı hareketle birleşti.
Artık mesele sadece:
“Selefî bir dinî yorum”
olmaktan çıktı.
Şuna dönüştü: transnasyonel cihatçı ideoloji + internet propagandası + yabancı savaşçı ağı + Suriye/Irak savaş alanı.
Bu dönem Balkan güvenlik kurumlarının yaklaşımını kökten değiştirdi.
*2017 sonrası: DEAŞ çöktü ama problem bitmedi*
DEAŞ’ın toprak kaybetmesi, radikalleşmenin sona ermesi anlamına gelmedi.
Sadece model değişti.
Eskiden: örgüt → eğitim kampı → savaş alanı daha görünürken,
şimdi: internet → propaganda → bireysel radikalleşme → bireysel saldırı modeli daha fazla önem kazandı.
Bu nedenle bugün Balkanlar’da “influencer” kavramı güvenlik araştırmalarında giderek daha fazla önem taşıyor.
İşte Elvedin Pezić olayı da bu nedenle yalnızca bir konferansın iptal edilmesi olarak okunmamalı.
*Pezić olayı neden dikkat çekici?*
Pezić hakkında yayımlanan 13 Ağustos tarihli haberde, Kosova güvenlik makamlarının onu “vehabističke ideologije” yaydığı yönündeki bir ihbar üzerine gözaltına aldığı ve güvenlik açısından “ilginç kişi” olarak değerlendirildiğinin iddia edildiği belirtiliyor.
Aynı etkinlikte konuşması planlanan Mithad Ćeman’ın da gözaltına alındığı aktarılıyor.
Burada resmî soruşturmanın sonucu beklenmeli.
Bu nedenle olayın bundan sonraki aşamasında şu sorular önem kazanacak:
1. Kosova polisi hangi somut suçlamayı yöneltiyor?
2. Savcılık soruşturma açtı mı?
3. Gözaltı süresi uzatıldı mı?
4. Terörizm mi, aşırılıkçılık mı, kamu düzeni mi söz konusu?
5. Somut bir şiddet çağrısı veya terör örgütü bağlantısı var mı?
6. Yoksa mesele sadece ideolojik/dinî propaganda mı?
Bu sorular cevaplanmadan kesin hüküm verilmemeli.
1. Balkanlar’da radikalleşmenin 7 ana taşıyıcısı
Bugünkü tabloyu analiz ederken yedi faktör özellikle önem taşıyor:
1- . Savaş travması
Bosna ve Kosova savaşlarının hafızası.
2- . Kimlik krizi
Özellikle gençlerde dinî ve etnik kimlik arayışı.
3- Sosyoekonomik dışlanma
İşsizlik, yoksulluk ve sosyal hareketliliğin sınırlılığı.
4- . Diaspora
Batı Avrupa’daki Balkan diasporası üzerinden farklı ideolojik ağların taşınması.
5- . Dinî eğitim
Yerel kurumların dışında verilen kontrolsüz dinî eğitim.
6- . Hapishaneler
Radikalleşmenin hızlanabileceği kapalı sosyal ortamlar.
7 . Sosyal medya
Bugün en önemli yeni alan.
1. Daha büyük tehdit: dijital Balkanlar
Burada geleceğin asıl güvenlik sorunu ortaya çıkıyor.
1990’larda radikalleşmek için: bir cami, bir hoca, bir cemaat gerekiyordu.
2026’da:
bir telefon yeterli olabilir.
YouTube, Facebook, TikTok, Telegram ve kapalı mesajlaşma grupları sayesinde kişi fiziksel olarak herhangi bir radikal cemaatin içine girmeden ideolojik içerik tüketebiliyor.
Bu nedenle 372 bin takipçisi olduğu bildirilen bir dinî içerik üreticisi, güvenlik açısından otomatik olarak tehdit değildir; fakat kamu makamlarının neden dijital etkisi yüksek aktörleri daha yakından değerlendirdiğini anlamak açısından önemlidir.
2- En tehlikeli hata: Müslümanları radikalleştirmek
Burada Balkanlar açısından çok önemli bir paradoks var.
Aşırı güvenlikçi ve ayrımcı politikalar bazen radikalleşmeyi azaltmak yerine artırabilir.
Eğer genç bir Boşnak veya Arnavut Müslümana:
“Senin dinin zaten şüpheli.” mesajı verilirse,
radikal propagandacı şu cevabı verebilir:
“Bak, seni onlar kabul etmiyor; seni yalnızca biz kabul ediyoruz.”
Dolayısıyla İslamofobi de radikalleşmenin besleyici ortamlarından biri haline gelebilir.
Bosna-Hersek İslam Birliği de 2025’te yayımladığı bir açıklamada, Boşnakları ve Bosna-Hersek’i hedef alan “İslami tehdit” söylemlerinin sistematik bir İslamofobik kampanyaya dönüşmesine karşı uyarıda bulunmuştu.
3- Aynı şekilde diğer aşırılık biçimleri de görülmeli
Balkan güvenlik analizinin eksik kalmaması için Sırp, Hırvat, Arnavut veya başka etnik milliyetçiliklerin aşırı biçimleri de aynı mercekten incelenmelidir.
Çünkü bölgede:
İslamcı radikaliz kadar, etno-milliyetçi radikalizm de istikrarsızlık üretebilir.
Hatta bazı araştırmalar farklı aşırılık biçimlerinin birbirini besleyebildiğini, yani “karşılıklı radikalleşme” mekanizmasının oluşabileceğini ortaya koyuyor.
Bu özellikle Bosna-Hersek ve Kosova için stratejik önem taşıyor.
4- . 2026 açısından benim stratejik değerlendirmem
Balkanlar’da “yeni bir DEAŞ geliyor” demek için şu anda yeterli veri yok.
Daha doğru teşhis şu:
Birinci aşama
1990’larda dış kaynaklı Selefî ağların ortaya çıkması.
İkinci aşama
2000’lerde bazı yerel cemaatlerin kurumsal İslam’dan kopması.
Üçüncü aşama
2012–2017 arasında Suriye-Irak yabancı savaşçı hareketi.
Dördüncü aşama
2017 sonrası geri dönen savaşçılar ve rehabilitasyon.
Beşinci aşama
2020’lerde dijital radikalleşme.
Altıncı aşama
2026’da ise dijital influencer + yalnız aktör + etno-dinî kutuplaşma + dezenformasyon kombinasyonu.
Bence Balkanlar’ın önümüzdeki dönemde karşılaşacağı esas risk budur.
Neticeikelam:
Balkanlar’daki Müslüman toplumların tarihsel ana damarı Selefî veya cihatçı değil; Osmanlı-Balkan İslam geleneğidir. Selefî hareketlerin bölgede görünür hale gelmesi büyük ölçüde 1990’ların savaşları, savaş sonrası dış bağlantılar ve küreselleşen dinî ağlarla ilişkilidir. Akademik çalışmalar da bu sürecin Bosna savaşındaki yabancı savaşçılar, bazı yardım ağları ve yeni dinî eğitim kanalları üzerinden geliştiğini ortaya koyuyor.
Fakat Selefilik ile cihatçılığı eşitlemek de tarihsel ve sosyolojik açıdan hatalıdır.
Asıl güvenlik eşiği:
farklı dinî yorum → radikal ideoloji → şiddeti meşrulaştırma → örgütsel bağlantı → terör eylemi zincirinin hangi noktada gerçekleştiğidir.
Bu açıdan Elvedin Pezić’in Kosova’da gözaltına alınması, soruşturmanın sonucu ne olursa olsun, Balkanlar’da çok daha büyük bir tartışmayı yeniden açıyor:
Devletler, dinî özgürlük ile radikalleşmeyle mücadele arasındaki sınırı nerede çizecek?
Ve daha da önemlisi:
Balkanların geleneksel, kurumsal ve yerli İslam anlayışı; sosyal medya çağında gençleri hem radikalizmden hem de İslamofobik kutuplaşmadan koruyabilecek mi?
Bence 2026 sonrası Balkan güvenlik mimarisinin en önemli sorularından biri tam olarak budur.
(Mufassal haber tahlil: M.Tevfik Yücesoy)