Yazan: M.Tevfik Yücesoy
25.06.2026/ İstanbul
Hayatta bazı insanlar vardır; makamlarıyla değil, varlıklarıyla iz bırakırlar. Konuştuklarında sadece bilgi aktarmaz, gönüllere sekinet bırakırlar. Yanlarında bulunduğunuzda ilmin ağırlığını hisseder, tevazunun güzelliğini görür, ihlasın kokusunu duyarsınız. Karadağ’da görev yaptığım yıllarda tanıma bahtiyarlığına eriştiğim Dr. Behlul Kanaqi, işte böyle nadir şahsiyetlerden biridir.
2011-2019 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen Karadağ’da görev yaptım. Bu yıllar, Balkanların zengin tarihini, derin yaralarını ve köklü irfanını daha yakından tanıdığım bereketli yıllardı. Özellikle 2011-2015 yılları arasında, 1912 yılında kapanan Plevlje (Taşlıca) medresesinden yüz yıl sonra yeniden başkent Podgorica’da açılarak ilk mezunlarını 2012 yılında veren “Mehmed Fatih” ismi ile müsemma islami ilimler lisesi (medrese)’de öğretmenlik yapma imkânı buldum. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Podgorica Büyükelçiliği’nin ilk Din Hizmetleri Müşaviri olarak görev yaptım.
Bu süreçte pek çok değerli insanla tanıştım. Ancak bazı isimler vardır ki hafızanızda sadece bir kişi olarak değil, bir mektep olarak yer eder. Dr. Behlul Kanaqi benim için böyle bir isimdir.
Eğer onu tek bir cümleyle ifade etmem gerekseydi şöyle derdim:
“İlmin vakarını, amelin bereketini ve hikmetin derinliğini şahsında birleştirmiş müstesna bir kamet.”
Dr. Behlul Kanaqi, Karadağ İslam Birliği’nin yetiştirdiği en önemli ilim adamlarından biridir. Karadağ Müslümanları arasında İslam ilimleri alanında doktora unvanını alan ilk isimlerden olması, onun ilmî gayretinin bir nişanesidir. Bursa Uludağ Üniversitesi’nde tamamladığı akademik çalışmaları, özellikle merhum Muhammed Tayyib Okiç üzerine yaptığı araştırmalar, Balkan ilim geleneği ile Anadolu irfanı arasında kurulan güçlü bir köprünün sembolü olmuştur.
Ancak onu değerli kılan yalnızca akademik başarıları değildir onun insani erdemli tavrı onu çok değerli kılmaktadır.
Dr. Behlul Kanaqi’de gördüğüm en belirgin özellik, ilmi bir süs değil, bir sorumluluk olarak taşımasıdır. Onun şahsiyetinde bilgi kibir üretmez; aksine tevazuya dönüşür. Makam gurur doğurmaz; hizmet aşkına dönüşür. Başarı övgü beklentisi doğurmaz; şükre dönüşür.
Onunla yapılan her sohbet, Balkanların derin tarihine açılan bir pencere gibidir. Bir yandan hadis ilminin inceliklerinden bahsederken, diğer yandan Karadağ dağlarının arasında unutulmuş bir Osmanlı vakfiyesini anlatır. Bir taraftan yazma eserlerin muhafazasına dair heyecanını paylaşırken, diğer taraftan gençlerin manevi eğitimi için duyduğu endişeyi dile getirir.
Nitekim Memlükler dönemine ait asırlık Mushaf’ın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için gösterdiği gayret de bunun en güzel örneklerinden biridir. O Mushaf’a sadece tarihî bir eser olarak değil, ümmet hafızasının yaşayan bir emaneti olarak bakmıştır.
Fakat kanaatimce Behlul Hocam’ın asıl zenginliği aldığı diplomalarda değil, taşıdığı mirastadır.
Çünkü o, aynı zamanda büyük bir irfan ocağının varisidir.
Dedesi Şeyh Tahir Kanaqi, Karadağ ve Arnavutluk coğrafyasında sadece bir tarikat şeyhi değil, aynı zamanda bir gönül mimarı olarak tanınmıştır. İnsanları ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştiren değil kucaklayan bir hikmet insanı olmuştur. Rufai geleneğinin temsilcilerinden olan Şeyh Tahir Efendi, ilimle tasavvufu, irfanla hizmeti buluşturan müstesna şahsiyetlerden biridir.
Bazen düşünürüm:
Bazı aileler evlatlarına servet bırakır, bazıları makam bırakır. Bazıları ise asırlar boyu tükenmeyen bir dua ve hikmet mirası bırakır.
Dr. Behlul Kanaqi’nin omuzlarında taşıdığı emanet işte böylesi bir emanettir.
Onun yürüyüşünde dedesinin vakarı, konuşmasında Balkan âlimlerinin nezaketi, hizmet anlayışında ise Osmanlı medeniyetinin ince ruhu hissedilir.
Bugün Karadağ’da, Ulcinj’de, Tuzi’de, Podgorica’da, Taşlıca’da ve Balkanların farklı köşelerinde İslamî mirasın korunması için verilen mücadelede onun emeği vardır. Yetişen talebelerde onun izi vardır. Korunan yazma eserlerde onun gayreti vardır. Kurulan gönül köprülerinde onun duası vardır.
Fakat bütün bunlardan daha önemlisi, insanların kalbinde bıraktığı güzel hatıradır.
Zira makamlar unutulur.
Unvanlar zamanla silinir.
Kitaplar raflarda kalabilir.
Fakat güzel insanların gönüllerde bıraktığı izler silinmez.
Dr. Behlul Kanaqi’yi düşündüğümde aklıma Balkan dağlarının sessizliği gelir. Gürültüden uzak ama derin. Gösterişten uzak ama heybetli. Sakin ama tesirli.
Allah Teâlâ böyle ilim ehli, hikmet sahibi ve ihlaslı insanlarımızın sayısını artırsın.
Çünkü ümmetin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey; çok konuşan insanlar değil, hâliyle konuşan insanlardır.
Dr. Behlul Kanaqi de bana daima bunu hatırlatan müstesna şahsiyetlerden biri olarak hafızamda yer alacaktır.
Rabbim kendisine sağlık, afiyet ve bereketli hizmetler nasip eylesin. Geride bıraktığı ilim, yetiştirdiği talebeler ve gönüllere ektiği hikmet tohumları kıyamete kadar sadaka-i câriye olmaya devam etsin.
Âmin.