“Hanefî-Mâtürîdî geleneğe yönelik saldırılar karşısında sessiz kalınmasın”
Bosna-Hersek’te İslami ilimler eğitimi alan öğrenciler, ülkedeki geleneksel İslam anlayışının son yıllarda kamuoyunda daha fazla tartışmaya açılmasından duydukları rahatsızlığı Bosna-Hersek İslam Birliği Riyaseti’ne iletti.
26 Ağustos 2026 tarihli mektupta öğrenciler; Hanefî mezhebinin, Mâtürîdî akaidinin, Bosna-Hersek’teki geleneksel dinî uygulamaların ve bu geleneği temsil eden âlimlerin kamuoyu önünde bid‘at, şirk veya sapkınlıkla itham edilmesine karşı İslam Birliği’nin daha açık, sistematik ve ilmî bir tutum ortaya koymasını istedi.
“Yeni bir din istemiyoruz”
Öğrenciler mektuplarında amaçlarının yeni bir dinî anlayış oluşturmak veya farklı yorumları benimseyen Müslümanlarla çatışmak olmadığını özellikle vurguladı.
Mektuptaki temel ifadelerden biri şöyle:
“Yeni bir din istemiyoruz. İslam Birliği’nin korumakla yükümlü olduğu dinî mirasa saldırılar karşısında artık sessiz kalınmamasını istiyoruz.”
Öğrencilere göre Bosna-Hersek Müslümanlarının dinî mirası yalnızca gelenek veya kültürel alışkanlıklardan ibaret değil. Hanefî fıkhı, Mâtürîdî akaidi, medreseler, vakıflar, camiler, tekkeler, imamlar, müftüler ve âlimler, Bosna Müslümanlarının yüzyıllar boyunca oluşturduğu kurumsal ve ilmî hafızanın parçaları olarak değerlendiriliyor.
Bosna-Hersek İslam Birliği’nin kendi ilmî yayınlarında da Boşnak Müslümanların inanç alanında Mâtürîdî, amelî konularda ise Hanefî geleneğe bağlı olduğu belirtiliyor. Bu yaklaşımın din eğitimi ve mektep kitaplarında da temel alındığı ifade ediliyor.
Tartışmanın merkezinde “vehhabî/selefî” eleştirileri var
Öğrencilerin açıklamasında özellikle Vehhabî ve Selefî yorumları benimseyen çevrelerin, Bosna-Hersek’teki geleneksel dinî uygulamalara yönelik eleştirileri gündeme getiriliyor.
Öğrenciler, farklı bir fıkhî veya akaidî görüşün savunulmasının başlı başına problem olmadığını; asıl sorunun, farklı görüşün “tek doğru İslam” iddiasıyla diğer Müslümanların ibadetlerinin, âlimlerinin ve inançlarının topyekûn sapkınlık olarak gösterilmesi olduğunu savunuyor.
Mektupta bu ayrım özellikle şöyle ortaya konuyor:
“Bu meselede diğer delilin daha güçlü olduğunu düşünüyorum” demek başka; nesiller boyunca Müslümanlara ibadetlerinin bid‘at, âlimlerinin sapmış, akaidlerinin bozuk ve geleneksel uygulamalarının şirk olduğunu söylemek başka.
Bu nedenle öğrenciler, İslam Birliği’nin tartışmalara internet tartışmaları veya münferit hutbelerle değil, akaid, fıkıh, hadis, tefsir ve İslam tarihi alanlarında uzman akademisyenlerin hazırlayacağı ilmî çalışmalarla cevap vermesini talep ediyor.
En hassas konu: Tekfir
Mektubun en dikkat çekici bölümlerinden biri tekfir meselesi.
Öğrenciler, bir Müslümanın kolaylıkla “kâfir”, “müşrik” veya din dışı ilan edilmesinin sıradan bir tartışma üslubu olarak görülemeyeceğini belirtiyor.
“Bir Müslümanı müşrik yapan bir söz hiçbir zaman sadece söz değildir.”
Öğrencilere göre bu tür ifadeler insanların dinî itibarını, aile ilişkilerini, toplum içindeki konumunu ve Müslümanlar arasındaki güveni doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle tekfir konusunda Kur’an ve Sünnet’in yanı sıra klasik İslam kaynakları, mezhep literatürü ve tarihî birikimin dikkate alınmasını istiyorlar.
“Birlik, bir tarafın saldırıp diğer tarafın susması değildir”
Mektubun siyasi ve toplumsal açıdan en dikkat çekici cümlesi ise İslam dünyasında sıkça kullanılan “Müslümanların birliği” söylemine yönelik eleştiri oldu.
Öğrenciler, birlik adına geleneksel Bosna İslam anlayışının eleştirilmesine sessiz kalınmasını doğru bulmadıklarını belirterek:
“Birlik, bir tarafın saldırma hakkına sahip olması, diğer tarafın ise susmak zorunda olması değildir.” ifadelerini kullandı.
Onlara göre bir Müslümandan farklı görüş sahibine karşı edep bekleniyorsa, aynı edebin diğer taraftan da beklenmesi gerekir. Bir görüşün “tekfir edici” veya “aşağılayıcı” dil kullanması kabul edilemezse, bu ilke bütün gruplar için geçerli olmalıdır.
“İnsanlara düşmanlık istemiyoruz”
Öğrenciler dikkat çekici biçimde, eleştirilerinin Selefî veya Vehhabî görüşleri benimseyen bütün Müslümanları düşman ilan etmek anlamına gelmediğini de belirtiyor.
Aksine, farklı yorumlara sahip Müslümanların otomatik olarak düşman kabul edilmemesi gerektiğini ve tekfire tekfirle karşılık verilmemesi gerektiğini vurguluyorlar.
Buradaki temel talepleri, insanlarla mücadeleden ziyade fikirlerin ilmî olarak değerlendirilmesi ve kurumsal bir dinî otoritenin açık bir şekilde ortaya çıkması.
Gençler: “Bizim neslimiz neye ait olduğunu bilmeli”
Öğrencilerin mektubunda genç nesil vurgusu da öne çıkıyor.
Onlara göre Bosna-Hersek’te yetişen genç bir Müslüman;
* Hanefî mezhebinin yalnızca “Boşnak geleneği” olmadığını,
* Mâtürîdî akaidinin sonradan ortaya çıkmış bir anlayış olarak görülemeyeceğini,
* tasavvufun otomatik olarak şirkle özdeşleştirilemeyeceğini,
* sünnet, müstehap, mubah, mekruh, bid‘at, günah, şirk ve küfür arasındaki farkları,
* bir davranışın “yanlış olduğunu düşünmek” ile o davranışı yapan kişiyi “müşrik” ilan etmek arasındaki büyük farkı
bilmesi gerektiğini savunuyor.
Öğrencilere göre sosyal medya çağında yüzeysel dinî bilgilerin çok hızlı biçimde otoriteye dönüşmesi, bu ayrımların gençlere doğru şekilde aktarılmasını daha önemli hale getiriyor.
İslam Birliği’nden ne istiyorlar?
Öğrencilerin talepleri özetle şu başlıklarda toplanıyor:
1. Hanefî mezhebine ve Mâtürîdî akaidine yönelik eleştirilere açık ve ilmî cevap verilmesi.
2. Geleneksel Bosna İslam uygulamalarının bid‘at, şirk veya sapkınlık olarak nitelendirilmesine karşı akademik çalışmalar hazırlanması.
3. Akaid, fıkıh, hadis, tefsir ve İslam tarihi alanlarındaki uzmanların sürece dahil edilmesi.
4. Tekfir ve şirk ithamlarının kolaylaştırılmasına karşı daha net bir ilmî ve kurumsal tutum alınması.
5. Tartışmaların sosyal medya polemiklerinden çıkarılarak belge, kaynak ve akademik yöntem çerçevesine taşınması.
6. Genç Müslümanlara Bosna-Hersek’in Hanefî-Mâtürîdî dinî mirasının doğru biçimde anlatılması.
Bosna İslam geleneği açısından neden önemli?
Bu çıkış, basit bir mezhep tartışmasının ötesinde değerlendirilebilir. Çünkü Bosna-Hersek’te Hanefîlik ve Mâtürîdîlik, yalnızca bireysel dinî tercihler değil, yüzyıllar içerisinde oluşmuş kurumsal İslam anlayışının temel unsurları olarak görülüyor.
Dolayısıyla öğrencilerin çağrısı, bir taraftan farklı İslami yorumların varlığını kabul ederken diğer taraftan Bosna-Hersek Müslümanlarının tarihî ve kurumsal dinî kimliğinin sürekli olarak “bid‘at”, “şirk” veya “sapma” şeklinde tanımlanmasına karşı çıkıyor.
Mektubun ana mesajı ise oldukça net:
“Farklı görüş olabilir; ancak farklı görüş, diğer Müslümanların asırlık dinî mirasını yok sayma ve onları tekfir etme hakkı vermez.”
Öğrenciler bu nedenle İslam Birliği’nden sessizliği değil, ilmî cevap, kurumsal sorumluluk ve adil bir ölçü talep ediyor.
Çok çok önemli bir feryat, uyarı ve talep!
Gönül coğrafyamızda Osmanlı’dan tevarüs eden müstakim İslam anlayışının muhafaza edilmesi; oradaki kardeşlerimizin dinî ve toplumsal huzuru, İslam’ın Batı dünyasına doğru ve güzel bir şekilde anlatılması, İslam’dan insanları uzaklaştıran ve nefret ettiren söylem ve yaklaşımların önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Bunun yanı sıra, Türkiye ile bu coğrafyalar arasındaki tarihî, dinî ve kültürel bağların ve ilişkilerin selameti açısından da bu hassasiyetin korunması son derece önemlidir.
Bu mesele yalnızca bir mezhep veya anlayış farklılığı değildir; İslam’ın doğru temsil edilmesi, kardeşlerimizin birlik ve huzuru ve gönül coğrafyamızla olan bağlarımızın geleceği açısından da dikkatle ele alınması gereken önemli bir meseledir.
Mufassal haber: M.Tevfik Yücesoy